TÂBDÂR (TĀB-DĀR)

elfâz-ı tâbdâr, eşʽâr-ı tâb-dâr, güftâr-ı tâb-dâr, nazar-ı tâb-dâr, nazm-ı tâb-dâr, şemʽ-i tâb-dâr, zihn-i tâb-dâr


* Tek başına parlak ve ışıltı saçan anlamı taşıyor olmasıyla birlikte daha çok terkip oluşturduğu kelimelerle tezkireci tarafından hakkında bilgi verilen şairin şiirinin etkileyici oluşunu niteleyen kelime.



Sözlük Anlamı

“Tâb” Farsçada “1.güç, kudret. 2. tahammül, dayanıklılık. 3.sabır. 4.büklüm, kıvrım, kırışık. 5.öfke, kızgınlık. 6.ızdırap. 7.eğiklik. 8.şaşılık. 9.hararet, sıcaklık, ısı, yanma. 10.parlama, parlaklık. 11.ışık vurması. 12.salıkcak, 13.salıncak ipi. 14.telâş” (Kanar, 2010, s. 442) gibi pek çok anlama gelen bir kelimedir. İkinci olarak “tâb” “1.parlayan, ışık veren, aydınlatan. 2.büken, eğen” (Kanar, 2010, s. 442) anlamına gelen “tâbîden” fiilinden gelmektedir. “–dâr” ise “sahip anlamına gelen sözcükler türeten fiil kökü” (Kanar, 2010, s. 678) olup “dâşten” fiiliyle ilişkilidir. Bu iki kelimenin birleşmesiyle oluşan “tâb-dâr” ise “ziyadar, münevver, parlak, hararetli, sıcak, kızgın” (Hayber, 2023, s. 634) anlamındadır. “tâb-dâr” kelimesinin kazandığı ikinci ve üçüncü anlamlar ise bükülme ile alakalı olup “kıvrımlı, bükümlü, örgülü” anlamı için kullanılmaktadır. “Tâb-dâr” daha çok ışıkla alakalı anlamı öne çıkartılarak kullanılan bir kelimedir. Bununla birlikte kelimenin mecazen “kederli, üzüntülü, huzursuz” (Çağbayır, 2017, s.5469) anlamı da sözlüklerde geçmektedir.




Terim Anlamı

“Tâb-dâr”, tezkirelerde müstakil olarak kullanıldığında “parlak, ışıltılı, parlayan” anlamına gelmektedir. Bu tarz kullanımların sayısı az sayıdadır. Kelime daha çok güneş, ay, yıldız, ışık, mum, cevher anlamındaki kelimelerle şairin yüz güzelliği ve karakteriyle ilgili tavsifler için terkip oluşturarak övmek amacı öne çıkartılmak için kullanılmıştır. Bu kullanımların terimleşmeden sözlük anlamına bağlı kaldığı görülür. Bunlar “âftâb-ı tâb-dâr”, parlak güneş; “bedr-i tâb-dâr”, parlak dolunay; “encüm-i tâb-dâr”, parlak yıldızlar; “fer-i tâb-dâr”, göz parlaklığı; “gevher-i tâb-dâr”, cevher gibi parlayan; “hurşîd-i tâb-dâr”, güneş gibi parlayan; “ʽizâr-ı tâb-dâr”, parlak yüzlü; “lâle-i tâb-dâr”, parlak lâle; “mihr-i tâb-dâr”, güneş gibi parlak; “necm-i tâb-dâr”, yıldız gibi parlayan; “pûte-i tabʽ-ı tâb-dâr”, parlak ve güzel yaratılışlı; “rûy-ı tâb-dâr”, parlak yüzlü anlamına gelen terkiplerdir.

“Tâb-dâr” kelimesinin terim kazanması şiire dair kelimelerle oluşan terkiplerde öne çıkmaktadır. Bunlar elfâz kelimesiyle “elfâz-ı tâb-dâr”, etkileyici sözler; eşʽâr kelimesiyle “eşʽâr-ı tâb-dâr”, etkileyici şiirler; güftâr kelimesiyle “güftâr-ı tâb-dâr”, etkileyici sözler; nazar kelimesiyle “nazar-ı tâb-dâr”, etkileyici bakış; nazm kelimesiyle “nazm-ı tâb-dâr”, etkileyici şiir; şemʽ kelimesiyle “şemʽ-i tâb-dâr”, mum gibi parlayan ve şems-i zihn terkibiyle “şems-i zihn-i tâb-dâr”, güneş gibi parlaklığıyla etkileyici keskinlikte bir zihin gibi terim anlamlarına katkı sağlamıştır.

"Tâb-dâr" kelimesinin şiire dair çeşitli kelimelerle girdiği terkiplerde parlaklık anlamı etkileyicilik anlamına dönüşmüştür. Bu bakımdan tâb-dâr kelimesi ile âb-dâr kelimesinin kazandığı etkileyici ve selîs anlamı arasında benzeşen bir terim anlamı öne çıkmaktadır (Bk. âb-dâr maddesi Açıkgöz, 2025).




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkirelerdeki tâb-dâr kullanımına ait ilk örnek Latîfî Tezkiresi’ndedir ve tâb-dâr kelimesinin bir çiçek parlaklığını tasvir için kullanıldığı tek tezkiredir. Latîfî, hüsn ü cemâliyle şöhret bulmuş, asıl adı Yûsuf olan ancak güzelliği dolayısı ile Yûsuf-ı Sânî olarak anılan uzun boylu ve yakışıklı Sânî mahlaslı şairin genç yaşta ölümünden bahsederken Sânî’nin boyu ile lâle arasında bir bağ kurmuş ve şairin ölümünü “ancak ne fayda, o güzellik ve gençlik bahçesinin ömür fidanı, gölge salan bir servi gibi büyüyüp gelişip meyve vermedi ve gençlik ağacının meyvesinden mahrum ve nasipsiz kaldı. Ölüm rüzgârı, yüksek boyunun gölgesini toprağa serdi; sulu sümbül ve parlak laleyi toprakla bir araya getirdi” mealinde parlak lâlenin solup toprağa düşmesiyle tasvir etmiştir (Canım, 2018, s. 164). Ancak burada tâb-dâr kelimesi sözlük anlamı dışında bir terim anlamı kazanmadığı görülmektedir. 

Tezkire yazarları tarafından tâb-dâr kelimesi bir terkipte yer almadığı cümlelerde de parıltılı, etrafına ışık saçan anlamıyla olumlu bir tanımlama olarak “kemend-i fazileti şule-i âfitâb gibi tâb-dâr” (Zavotçu, 2017, s.71) yani “fazilet kemendi güneşin ışığı gibi parlaktır” gibi cümlelerde parlak anlamıyla pek çok yerde kullanılmıştır. Tâb-dâr, her ne kadar ışıkla alakalı kelimelerin içinde olduğu terkiplerle birlikte hakkında bilgi verilen şairin özellikle zihni bir meleke olan şiir ve onun etrafında şekillenen şair kimliğinin etrafına yaydığı etkiyi tasvir için kullanılmış olsa da bu tasvirler şairin şöhretini ifade etmek üzere kelimenin sözlük anlamı içinde değerlendirilebilir.

Tezkirelerdeki tâb-dâr kullanımlarının terim anlamı kazandığı yerlerde ise tâb-dâr kelimesi şiir, söz, lafız gibi edebiyata dair kelimelerle yapılan tamlamalarda ortaya çıkmaktadır. Esrar Dede, Dervîş Sûzî’nin açık ve etkileyici dilinden dökülen şiirlerini ateş parlaklığı ile tanımlamaktadır (Örnek 1). Benzer şekilde Riyâzî’nin Bâkî hakkında kurduğu “Öyle bir mucizeli ifadeli şair ki, onun akıcı şiirlerinin su serpen güzelliği, rağbet ve itibarın damgasıyla dolu; parlak sözlerinden, peri gibi anlamlar gizlenmiş ve onun cevher dolu tabiatının denizinden çıkan inciler gibi değerli sözler, misk kokulu ipliklerle dizilerek cennet ırmaklarına lâyık bir süs hâline gelmiştir” cümlesinde Bâkî’nin sözlerini parlaklıkla ilişkilendirerek etkileyiciliğine vurgu yapmaktadır (Örnek 2).

Kullanımlardan bir diğeri ise hakkında bilgi verilen müellifin zihninin parlaklığı ile ilgilidir. Âşık Çelebî, kendisinin ders arkadaşı olan Fevrî Efendi hakkında verdiği bilgilerde onun Arapçaya olan vukufiyeti ve yaşadığı dönemde daha çok âlim olarak şöhret bulmasını meşhur isimlerle kıyaslamakta ve Fevrî’nin parlak zihin güneşinin yanında Ahfeş’in yarasa gibi karanlık gözlü ve donuk bir rüzgâr olarak kaldığını ifade etmektedir (Örnek 3). Buradaki “zihn-i tâb-dâr” ile Fevrî’nin etkileyici bir ifade gücüne sahip olduğu kastedilmektedir.

Azîz-zâde Hüseyin Râmiz, Âdâb-ı Zurefâ’da Sultan III. Ahmed dönemi şairlerinden Zarîf hakkında bilgi verirken onun hem şiir hem de nesir alanında başarılı olduğu, üslubunun temiz ve etkileyici olduğu vurgulamaktadır. Râmiz burada Zarîf’inin sözlerinin etkileyiciliğini “güftâr-ı tâb-dâr” terkibiyle ifade etmektedir (Örnek 4) 

 “Tâb-dâr” kelimesinin sözlük anlamı dışında bir terim olarak selîs yani etkileyici üslup anlamıyla tezkirelerde yer aldığı en belirgin örnek ise Seyyid Mehmed Rızâ’nın Rızâ Tezkiresi’nde Hâfız Ahmed Paşa bahsindedir. Burada “eşʽâr-ı tâb-dâr” terkibi selîs kelimesiyle de desteklenmiştir (Örnek 5).

“Tâb-dâr”’ın tezkire metinlerindeki bu kullanımından ayrı olarak yine aynı olumlu anlamıyla tezkirelerdeki örnek şiir metinlerinde de sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Bununla birlikte “eğimli, bükümlü” ya da mecâzen “kederli, üzüntülü, huzursuz” anlamına da gelen “tâb-dâr”ın bu anlamlarıyla tezkirelerde kullanıldığına müşahede edilmemiştir.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

“Tâb-dâr” kelimesi tezkire metinlerinde 33 geçmektedir ancak bu kullanımlar arasında terim olarak dikkate alındığında Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-şuʽarâ’sında 2; Riyâzî Muhammed Efendi’nin Riyâzü'ş-şuʽarâ’sında 4; Seyyid Mehmed Rızâ’nın Rızâ Tezkiresi’nde 1; Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim’in Tezkiretü’ş-şuʽarâ’sında 2; Azîz-zâde Hüseyin Râmiz’in Âdâb-ı Zurefâ’sında 1 ve Esrar Dede’nin Tezkire-i Şuʽarâ-yı Mevleviyye’sinde 1 olmak üzere toplam 11 yerde geçmektedir.

Bu kullanımlar arasında “eşʽâr-ı tâb-dâr” 3 kez, “güftâr-ı tâb-dâr” ve “nazm-ı tâb-dâr” 2 kez kullanım sıklığıyla öne çıkmaktadır.




Örnekler

Örnek 1:

Sûzî mahlasıyla nice nice eşʽâr-ı tâb-dâr-ı âteşîn ser-zede-i zebâne-i zebân-ı rûşen-beyânıdur. (Genç, 2018, s. 150)

Örnek 2:

Habbezâ nâzım-ı muʽciz-beyân ki âb-rîz-i nazm-ı revânı nâm u nişân-ı ragbet ü iʽtibâr ile meskûk, rûşenâyî elfâz-ı tâb-dârından perî-sıfatân-ı me‘ânî nâ-mastûr ve netâyic-i lücce-i tabʽ-ı gevher-bârı olan le’âlî-i âb-dâr rişte-i müşgîn sütûra çekilmekle şâyeste-i nühûr-ı hûrdur. (Açıkgöz, 2017, s. 82)

Örnek 3:

Mâzinî’nün anun elinden burnı uvalmış belki mârini kesilmiş idi. Kelimâtına göre Müberrid’ün kelâmı ebradu mine’s-seler idi. Ahfeş hod şems-i zihn-i tâb-dârı yanında huffâş gibi tîre –çeşm ve hîre- rûzgâr diyü hikâyet iderlerdi. Yanında Câhız’un iʽrâbdan hazzı yoğdı. (Kılıç, 2018, s. 532).

Örnek 4:

Şiʽr ü inşâya âşinâ bir şâʽir-i pâkize-edâ olmagla tahrîr ü âsârlarından bu güftâr-ı tâb-dârları teberrüken tastîr olundı (Erdem, 2019, s. 199)

Örnek 5:

Vüzerâ-i ʽizâmdan Hâfız Ahmed Pâşâ’dur. Selâtîn-i kirâmla celîs ve eşʽâr-ı tâb-dârı selîsdür. (Zavotçu, 2017, s. 91)




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html 

Açıkgöz, N. (2025). Âb-dâr. Klasik Edebiyat Tezkire Terimleri Sözlüğü. Erişim adresi: https://tetes.klasikedebiyat.com/madde/65e835637cc78 

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Çağbayır, Y. (2017). Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Ötüken Yayınları.

Erdem, S. (hzl.) (2019). Azîz-zâde Hüseyin Râmiz, Âdâb-ı Zurafâ İnceleme-Tıpkıbasım-İndeks. Ankara: AKM Yayınları. 

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html

Hayber, A. (hzl.) (2023). Yeni Türkçe Lügât / Mehmet Bahaettin Toven. Ankara: Türk Dil Kurumu.

İnce, A. (hzl.) (2018). Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi Tezkiretü'ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

İsen, M. (1999). Latîfî Tezkiresi. Ankara: Akçay Yayınları.

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html 

Kanar, M. (2010). Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.

Kılcı, M. (2001). Enderunlu Mehmet Âkif Mir’ât-ı Şiʽr (Yüksek Lisans Tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. 

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâʽirü'ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü'ş-şu‘arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html 




Yazım Tarihi:
18/06/2025
logo-img