gazel-i âb-dâr, nutk-ı âb-dâr, şi’r-i âb-dâr, eş’âr-ı âb-dâr, nazm-ı âb-dâr
* Sözlüklerde “sulu, ıslak”, “kaliteli su”, “parlak, latîf, tâze, güzel, hoş, taravetli, şâdâb, halâvetli, revnaklı, hayat verici öz, yeşil ve bereketli bitki” gibi ilk anlamları olan; tezkirelerde tarz, üslûp, edâ, kelime hazinesi, hayâl, mânâ ve şiir tekniği açısından “akıcı, selîs” anlamına gelen terim.
Kelime Farsça bir terkip ve sıfattır. Terkip, âb (su) kelimesiyle dâşten (sahip olmak) fiilinin geniş zaman kökünün bir araya gelmesiyle yapılmıştır. Sözlüklerde “sulu, ıslak”, “kaliteli su”, “parlak, latîf, tâze, güzel, hoş, taravetli, şâdâb, halâvetli, revnaklı, hayat verici öz, yeşil ve bereketli bitki”, “akıcı (mısra, şiir), nükteli hoş sohbet, zengin fikirler bilen, nükteli söz söyleyen, güzel, memnuniyet verici” gibi anlamları vardır. Kılıç, meyve, cevâhir ve benzerlerine sıfat olarak kullanıldığı ve “cemiyet ve şeref sahibi”, “hurma lifine benzer bir tür bitki” anlamlarına geldiği de sözlüklerin verdiği bilgiler arasındadır. Lugat-ı Nâcî kelimenin letafetli anlamını “şi’r-i âb-dâr” terimiyle örneklemiştir (Muallim Naci, 1308, s. 1). Kelimenin terim anlamıyla ilgisi olmamakla birlikte, sarayda hükümdarın su ve meşrubat işlerine bakan görevli için de kullanıldığı bilinmektedir (Merçil, 2011, s. 161).
Tarz, üslûp, edâ, kelime hazinesi, hayâl, mânâ ve şiir tekniği açısından “akıcı, selîs” şiir.
Terim anlamı hakkında ilk çalışma Namık Açıkgöz’e aittir (2000). Terim belagat kitaplarında “selâset” bahsinde “selis” kelimesiyle karşılanmıştır. Modern edebiyat biliminde ise “akıcılık” terimi ile karşılanmaktadır. Huyugüzel “akıcılık” terimini şu şekilde tanımlamıştır:
“Belâgatte sık kullanılan “selâset” teriminin karşılığı sayabileceğimiz akıcılık, sözün ses ahengi bakımından güzel, pürüzsüz olması, söylenişin, telâffuzun kolay ve rahat olması demektir. Başka bir deyişle bir sözün dil bakımından kolaylıkla akmasıdır. Bu, eski deyimle tenafürün (kakofoninin) zıddıdır.” (Huyugüzel, 2018, s. 23).
Yusuf Çetindağ, eleştiri terimleri açısından Herat ve Anadolu sahası tezkirelerini mukayese ettiği çalışmasında âb-dâr terimine de yer vermiş ve terimin Herat tezkirelerinde yer almadığını kaydetmiştir (2002, s. 115).
Terim Heşt Behişt’te Sultân Selîm Şah maddesinde 1 kere “eş’âr-ı âbdâr” terkibi içinde geçer ve şâirin aşk ateşini âbdâr şiirlerin bir mikdar teskin etmesi bağlamında verilir.
Latîfî tezkiresinde âbdâr terim olarak 6 yerde geçer. Mukaddimede “âbdâr terimi “pür-sûz” kelimesine atıfla verilmiştir (Örnek 1). Latîfî, Akşemseddin-zâde Hamdî, Sûzî, Şem’î, Saffî, Necâtî ve Vasfî’nin şiirlerinden söz ederken terimi kullanmıştır. Hamdî Çelebi’nin şiiri “bir nazm-ı selis u hem-yâr ve kelâm-ı âteş-te’sîr ü âbdâr” olarak anılmış (Örnek 2), Şem’i’nin “nazm-ı âbdâr-ı revân-bahş” sahibi olduğu söylenmiştir. Latîfî, terimi Saffî’nin şiirinde olmayışı açısından ele almış ve onun şiirlerin nakkaşı ve âbdâr nazımların ressamı “nakş-bend-i eş’ar ve ressâm-ı nazm-ı âbdâr” olmadığını kaydetmiştir. Latifî’de terime şiir örneği verilmemiştir.
Kınalızâde Hasan Çelebi, kelimeyi terim anlamıyla en fazla kullanan tezkirecilerden biridir.
Ahdî, Usûlî (d. ?/? - ö. 945/1538) maddesinde, şaire ait bir beyti garrâ olarak anar (Solmaz, 2018, s. 103) ve beyti nakleder (Örnek 5).
Kelime, terim anlamıyla Sehî Bey tezkiresinde 1, Latîfî tezkiresinde 6, Âşık Çelebi tezkiresinde 5, Kınalızade tezkiresinde 14, Beyânî tezkiresinde 13, Ahdî'nin eserinde 25, Âlî’nin eserinin tezkire kısmında ise 9 defa kullanılmıştır.
Örnek 1:
Matla'-ı mevzûn-ı kelâm-ı kadîm ve mehâmid-i manzûme-i fesâhat-nizâm ve medâyih-i mensûre-i belâgat- intizâm ol müfzî-i feyz ü ilhâm ve mülhim-i hayru'l-kelâma ki lisân-ı insâna elfâz-ı rengîn ile nutk-ı fasîh ve ibârât-ı ibret-karîn ile beyân-ı melîh virüp letâyif-i esmâ-i zâtında ve ma'ârif-i kibriyâ-i sıfâtında nükte-gûy u rumûz-âmûz ve sözlerin âbdâr u pür-sûz idüp tab'-ı letâfet-meşhûnın mevzûn ve kelâm-ı manzûm-ı selâsetnümûnını reşk-i dürr-i meknûn kıldı (Canım, 2000, s. 41).
Örnek 2:
Bir naẓm-ı selîs (1) ü hem-vâr ve kelâm-ı âteş-teʾsîr ü âbdârdur ki reng ü çâşnı ve elfâẓ u maʿânî ḥüsn-i edâ ve ʿazb-i (2) ʿibârât ve luṭf-ı taʿbîr ü ḥüsn-i istiʿârât derece-i ġâyetde ve ḥadd-i nihâyetdedür. Belki ser-ḥadd-i (3) iʿcâza ḳarîb ü ḳarîn bir siḥr-i mübîndür (Canım, 2000, s. 199-200).
Örnek 3:
Evvel def’a hacca teveccüh itmedin bu gazeli diyüp şu’arâdan nazîre iltimâs eylemişdür. Ve nazîre diyen şâ’ire çok va’de itmişdür. Çok kimesne nazîre dimişdür ammâ münâsebeti yokdur. İnsâf budur ki hemvârdur. Gazel:
Nakş iden Hakkı hilâli tâk-ı mînâ üstine
Görmedüm ebrû ben ol ebrû-yı garrâ üstine
Yâ kaşuñ râdur kamer altında ey mâhum benüm
Nûndur yâhud yazılmış nûr-ı zîbâ üstine
Kâtib-i Kudret kitâb-ı hüsnüñ içre kaşuñı
Rây-ı garrâdur ki yazmış ‘ayn-ı ra’nâ üstine
Şol hilal ebrûlaruñ üzre perîşân beñlerüñ
Noktalardur fi’l-mesel sâ-yı süreyyâ üstine
Ey Gubârî ya kaşını zülfi ilüp çekmesün
Kimse toz konduramaz ‘âlemde ol yâ üstine
Bu kadar fakr u felâketle bir altun vireyin
Kim nazire dir ise bu şi’r-i garrâ üstine (Kılıç, 2018, s. 681).
Örnek 4:
Bir gemici cevâna ‘âşık u şeydâ ve bahr-i mahabbet hevâsıyla âşinâ oldukda ol tâ’ifenün ıstılâhı üzre bu kasîde-i garrâyı diyüp meşhûr-ı cihân ve makbûl-i erbâb-ı fazl u ‘irfân olmışdur:
Çekdürüp firkateni oldun alarka benden
Bahr-i firkatde niçe fırtınalar çekdüm ben (Sungurhan, 2017, s. 197-198).
Örnek 5:
Ey Usûlî çün bilürsün bu yalandur o yalan
Bu yalancı dünyede sen de bir (i)ki gün oyalan (Solmaz, 2018, 103).
Açıkgöz, N. (2000). Klasik Türk Şiiri tenkit terminolojisi ve âb-dâr örneği. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, (2), 149-160.
Canım, R. (Ed.). (2000). Tezkiretü'ş-şu'arâ ve tabsıratü'n-nuzamâ: inceleme, metin (Vol. 225). Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı.
Çetindağ, Y. (2002). Eleştiri terimleri açısından Herat Mektebi tezkirelerinin Anadolu tezkirelerine tesiri. Bilig, (22), 109-132.
Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Eski ve Yeni Harflerle). Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Doktor Hüseyin Remzi (1305). Lugat-ı Remzî I-II. İstanbul.
Huyugüzel, Ömer Faruk (2018). Eleştiri Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Dergâh Yayınları,
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Küçük, S. (1994). Baki Divanı. Ankara: TDK Yayını.
Merçil, E. (2011). Taştdâr. İslâm ansiklopedisi (Cilt 40, s. 161-162) içinde. İstanbul: TDV Yayınları. Erişim adresi: https://islamansiklopedisi.org.tr/tastdar
Muallim Naci (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.
Redhouse, J. W. (1987). A Turkish And English Lexicon-Shewing In English-The Significations Of The Turkish Terms. Çağrı Yayınları.
Solmaz, S. (2005). Ahdî ve Gülşen-i şu'arâsı: inceleme, metin (Vol. 330). Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Toven, M. B. (1927). Yeni Türkçe Lugat. 2. Baskı. İstanbul.
Ulus, H. F. (2021). Kur’ân’da ġurūr kelimesi ve “ġ-r-r” kökünün geçtiği ayetler üzerine bir inceleme. Mesned İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 12(2), 407-429.