KASABÜSSEBK (ḲAṢABÜ'S-SEBḲ)


* Sözlüklerde yarışta öne geçen kimsenin elde ettiği ödül anlamına gelen kasabü’s-sebk; tezkirelerde şair, münşi, âlim veya fazilet sahibi kişilerin şiir, belâgat, fesâhat, ilim, irfan ve kemal gibi alanlarda akranlarını geride bıraktığını belirten bir övgü ve edebî değerlendirme ifadesidir.



Sözlük Anlamı

Arapça kasab “kamış, kamış sapı, boğumlu bitki” ve sebk “öne geçme, geride bırakma” kelimelerinden oluşan kasabü’s-sebk, asıl anlamıyla yarışta öne geçen kimsenin elde ettiği kamış, nişan veya ödül anlamındaki birleşik bir isimdir. Tabirin tarihî arka planı eski Arap yarış geleneğine dayanır. Bu geleneğe göre koşu meydanının sonuna bir kamış, kargı veya direk dikilir; süvariler bu hedefe doğru at sürer ve onu ilk alan kişi yarışı kazanarak hem ödülü elde eder hem de diğerleri arasında seçkin bir konuma yükselirdi (Dehhuda, 1377, s. 17604). Somut bir yarış ödülünü karşılayan bu tabir, zamanla mecazlaşarak “herhangi bir hususta benzerlerine üstün olma” ve “bir alanda üstünlüğü ele geçirip emsallerini geride bırakma” anlamlarını kazanmış ve edebî dile geçmiştir (Ayverdi, 2010, s. 634; Steingass, 2018, s. 649). Nitekim sözlüklerde de çoğunlukla “koşu ödülü” (Toparlı, 2000, s. 247) ve “benzerlerine üstün gelen kimsenin kazandığı ödül” (Çağbayır, 2007, s. 2453) şeklindeki bu genişlemiş anlamıyla karşılanmıştır. Lügat-i Nâcî’de de yarış nişanı anlamından hareketle, fazilet ve kemal bakımından akranlarına üstün gelen kişiler için kullanıldığı kaydedilmiştir (Kartal, 2009, s. 316).

Arapça sözlüklerde bu ifadenin erken dönemlerden itibaren bedensel yarışlardan sıyrılarak mecazlaştığı görülmektedir. Râgıb el-İsfahânî (ö. V./XI. yüzyılın ilk çeyreği) el-Müfredât’ta sebk kökünün “fazileti elde etme ve temayüz etme” anlamına istiare edildiğini belirtirken (Güneş ve Yolcu, 2012, s. 478); Zemahşerî (ö. 538/1144)'nin Arapça mecazlar sözlüğü olan Esâsü’l-Belâga’sında kavramın şairler arası edebî rekabet için de kullanıldığı kaydedilmiştir (Zemahşerî, 1998, s. 435).

Sözlükler ve metin neşirlerinde terkip çoğunlukla kasabü’s-sabak/sebak biçiminde okunmuştur. Ancak bu kelime, “yarışta ortaya konan bahis/ödül” anlamındaki sebak isminden değil; “öne geçmek, geride bırakmak, yarışta birinci olmak” anlamındaki sebk masdarından gelmektedir. Nitekim Ahmet Atilla Şentürk de bu duruma dikkat çekerek, bazı lügatlerde tabirin zuhul eseri kasabü’s-sabak/sebak şeklinde okunmasının doğru olmadığını belirtmiştir (Şentürk, 2025, s. 437). Dolayısıyla kelimenin aslı eylem bildiren sebk köküne dayanmaktadır.




Terim Anlamı

Tezkirelerde kasabü’s-sebk; bir şair veya münşinin şiir, belagat, fesahat, ilim veya fazilet bakımından çağdaşlarını geride bırakarak öncülük kazandığını belirten kalıplaşmış bir üstünlük ve temayüz ifadesidir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Kasabü’s-sebk tabiri, Osmanlı biyografi metinlerinde şair, âlim veya devlet adamlarının kendi sahalarında emsallerini geride bırakarak üstünlük ve öncülük kazanmalarını ifade eden kalıplaşmış bir övgü ifadesi olarak kullanılmıştır. Sözlüklerdeki “yarışta öne geçene verilen ödül” anlamı, Osmanlı nesrinde edebî, ilmî ve meslekî üstünlüğü belirtmeye yarayan bir değerlendirme ölçütüne dönüşmüştür.

Bu terkibin metinlerdeki kullanımı genel olarak üç temel bağlamda ele alınabilir. Bunlardan ilki ve en yaygını, şiir söyleme kudreti ile belagat ve fesahat gibi alanlardaki yetkinliği vurgulayan kullanımdır. Müellifin belâgat ve inşâ sahasındaki üstünlüğü, edebî bir değer ölçütü olarak bu kalıpla vurgulanır. İkinci bağlamda ilim, irfan, hüner ve meslekî ehliyet ön plandadır. Biyografisi verilen kişinin sadece şairliği/münşiliği değil, ahlâkî veya meslekî yetkinliği de övülür. Üçüncü bağlam ise kelimenin kökenindeki yarış imgesini hatırlatan kullanımdır. Şair veya âlim, söz ve ilim meydanında at süren usta bir binici gibi tasvir edilir. Ayrıca, özellikle kadıların anlatıldığı biyografilerde mekân belirten kasaba/kasabât kelimesiyle kasabü’s-sebk arasında cinaslı kullanımlara da başvurulmuştur.

Tezkirelerde terkip çoğunlukla hâ’iz-i kasabü’s-sebk, ihrâz-ı kasabü’s-sebk, fâyiz-i kasabü’s-sebk, kasabü’s-sebkı ahz etmek, kasabü’s-sebkı almak ve kasabü’s-sebkı kapmak gibi kalıplarla görülür. Bu kalıplar “üstünlük payesine sahip olmak”, “üstünlüğü kazanmak”, “rakiplerini geride bırakmak” anlamlarında kullanılır.

16. yüzyıl tezkirelerinde tabirin kökenindeki yarış anlamının korunduğu görülür. Bu yüzyıldaki kullanımlarda şairler yetenekli birer binici, edebiyat sahası ise bir müsabaka alanı gibi kurgulanır. Türkçe biyografi geleneğinde kasabü's-sebk tabirini ilk kullanan Kınalızâde Hasan Çelebi, Günâhî’nin şairlik yeteneğini süratli bir ata benzeterek onun belâgat meydanında usta şairlerle yarışabilecek seviyede olduğunu vurgular (Sungurhan, 2017a, s. 719) (Örnek 1). Beyânî, Rahmî’nin özellikle müseddes ve müsemmen gibi nazım şekillerindeki kudretine değinerek, rakiplerini geride bırakıp bu payeyi kazandığını aktarır (Sungurhan, 2017b, s. 75) (Örnek 2).

17. yüzyılda somut yarış tasvirleri yerini daha soyut ve kalıplaşmış tamlamalara bırakır. Terkip çoğunlukla mucizevi söz söyleme (i’câz) ve yetkinlik (kemâl) gibi kavramlarla iç içe geçer. Riyâzî, Bâkî’nin kaside vadisindeki ustalığını anlatırken onun i’câz birinciliğine ulaştığını belirtir (Açıkgöz, 2017, s. 83) (Örnek 3). Rızâ ise Cevrî’nin edebî kudretini anlatırken şairin kalemini belâgat meydanında sivri bir mızrak gibi kurgular ve onun emsalsiz bir payeye eriştiğini kaydeder (Zavotçu, 2017, s. 81) (Örnek 4).

Bu tabir en fazla 18. yüzyıl tezkirelerinde kullanılmıştır. Bu dönemde kasabü’s-sebk, şairin çağdaşları arasındaki hiyerarşik konumunu belirleyen bir ölçüt hâlini alır. Mîrzâ-zâde Sâlim, Câzim’in irfan meydanında yetkinlik ödülünü elde ettiğini ifade etmiştir (İnce, 2018, s. 159; Örnek 5). Râmiz, Râşid Efendi’nin aklıyla akranlarını (Erdem, 1994, s. 108) (Örnek 6), Kâmî'nin ise şiir ve inşâ sahasında emsallerini geride bırakarak devrinin yegâne ismi olduğunu yine bu tabirle aktarır (Erdem, 1994, s. 257)(Örnek 7).

Klasik tezkire geleneğinin son evreleri olan 19. ve 20. yüzyıllarda kasabü’s-sebk tabiri eski kullanımını muhafaza etmiş ancak nadir kullanılmıştır. Fatin ve Hatîbî müelliflerin belâgat ve irfan sahasındaki benzersizliğini, yarış pistindeki “tek atlı süvari” mecazıyla ifade ederek kasabü’s-sebki asli bağlamında kullanır (Çiftçi, 2017, s. 11; Akkuş, 2008, s. 135). Ali Emîrî ise eserinde, Hâsim’in irfan sahasındaki usta biniciliğini ve i’câz derecesindeki söz gücünü bu övgü kalıbıyla aktarır (Kadıoğlu, 2018, s. 217).

Kasabü’s-sebk, Türkçe şair tezkirelerinde daha çok biyografik övgü ve edebî değerlendirme kalıbı olarak kullanılmıştır. Bu terkip, bir şairin/münşinin yalnızca eser üretimini veya belli bir sahada başarılı olduğunu değil, o alanda akranlarına üstün geldiğini, onları geçtiğini ve üstünlük payesini elde ettiğini ifade eder. Bu bakımdan tabir, şairin veya münşinin niteliğini ve mevkiini belirleyen değerlendirme sözvarlığı içinde yer alır.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kasabü’s-sebk tabiri, Türkçe şair tezkirelerinde 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Şair tezkireleriyle sınırlı tutulduğunda terimin belirtilen yüzyıllar arasında toplam 40 defa geçtiği tespit edilmiştir. İlk kez Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkiresiyle 16. yüzyılda kullanılan bu terim, tezkire yazma geleneğinin devam ettiği 20. yüzyıla kadar kullanılmıştır. 

Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 3; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı’nda 1; Beyânî Tezkiresi’nde 3;  Güftî’nin Teşrîfâtü’ş-Şu’arâ’sında 1; Rızâ Tezkiresi’nde 2; Riyâzî’nin Riyâzü’ş-Şu’arâ’sında 4; Enderunlu Mehmed Âkif’in Mir’ât-ı Şi‘r’inde 2; Sâlim Tezkiresi’nde 10; Râmiz’in Âdâb-ı Zurafâ’sında 4; Tezkire-i Mucîb’de 1; Safâyî Tezkiresi’nde 3; Esad Mehmed Efendi’nin Bağçe-i Safâ-endûz’unda 1; Fatîn’in Hâtimetü’l-Eş‘âr’ında 1; Hatîbî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdâd’ında 2; Mehmed Sirâceddîn’in Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’sında 1; Ali Emîrî Efendi’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid’inde 1 defa yer almıştır.

Şair tezkireleri dışında, Şakâ’ik tercüme ve zeyilleri gibi biyografik kaynaklar da dâhil edildiğinde kullanım sayısı artmaktadır. Mecdî’nin Şakâ’ik Tercümesi’nde 10, Nev‘îzâde Atâyî’nin Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik’inde 16 ve Uşşâkîzâde İbrâhîm Hasîb Efendi’nin Şakâ’ik Zeyli’nde 7 örnek bulunmaktadır. 




Örnekler

Örnek 1:

… egerçi şâ’ir-i mezbûruñ semend-i tab’-ı bülendi mizmâr-ı belâgatda hâ’iz-i kasabü’s-sebk olup meydân almışdur ve ‘arsagâh-ı fesâhatda kümât-ı şu’arâ-yı berâ’at-simâta at salmışdur (Sungurhan, 2017a, s. 719). 

Örnek 2:

Hakkâ ki, vâdî-i kasîde-perdâzide fâ’iz-i kasabü’s-sebk-ı i‘câz olup gâlib-i kelimât-ı makbûlü’l-insicâmı ahsen-i sanâyi‘-i bedî‘iyye olan tevriye ve îhâm üzere mebnî olmagla hâme-i sihr-sâzı ol latîfe-i bedî‘aya revnâk-ı tâze virmişdür (Açıkgöz, 2017, s. 83).

Örnek 3:

Bir şâ’ir-i sihr-sâzdur ki elindeki kasab-ı kilk-i nâdire-perdâzı nîze-i meydân-ı belâgat olup kasabü’s-sebk-ı i’câzdur. Bu eş’âr-ı latîf zâde-i tab’-ı nâzifleridür (Zavotçu, 2017, s. 81).

Örnek 4:

Semend-i tab’-ı bülendleri meydân-ı ‘irfânda kasabü’s-sebk-ı kemâli hâyiz ve ticâretgâh-ı ma’rifetde nakdîne-i zihn-i vâlâları sebebi ile sûd-ı zekâyı fâyiz olan erbâb-ı ‘irfândan olduğu cezm-kerde-i gürûh-ı dânişverândır (İnce, 2018, s. 159)

Örnek 5: 

… ‘ilm-i fıkh ve edebiyyâtda dibâçe-i zîbâçe-i fazl u edeb olan gencîne-i kenzîne-i tab’-ı ra’nâları kasabü’s-sebk-ı emsâl olduklarından mâ’adâ şi’r ü inşâda yegâne-i devrân olduklarına… (Erdem, 1994, s. 257).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html [Erişim tarihi: 21.09.2025].

Akkuş, M. (hzl.) (2008). Hatîbî, Tezkire-i Şu’arâ-yı Bağdat. Ankara: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay.

Alpaydın, B. ve Odunkıran, F. (hzl.) (2022a). Mecdî’nin Şakâ’ik Tercümesi, Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik. 1. Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yay.

Alpaydın, B. ve Odunkıran, F. (hzl.) (2022b). Mecdî’nin Şakâ’ik Tercümesi, Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik. 2. Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yay.

Altun, K. (hzl.) (1997). Tezkire-i Mucîb (İnceleme - Tenkidli Metin-Dizin-Sözlük). Ankara: AKM Yay.

Arslan, M. (hzl.) (2018). Mehmed Sirâceddîn, Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. [Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58597,mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba-pdf.pdf?0 [Erişim tarihi: 14.03.2026].

Ayverdi, İ. (2010). Asırlar Boyu Tarihi Seyri İçinde: Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı Neşriyatı.

Çağbayır, Y. (2007). Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı: Ötüken Türkçe Sözlük (5 Cilt). İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi, Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-Âsâr min Fevâ’idi’l-Eş’âr), İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM. Yay.

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eş’âr). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.  https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55976,fatin-tezkiresi-pdf.pdf?0 [Erişim tarihi: 17.03.2026].

Dehhuda, A. E. (1377). Lugatnâme-i Dehhudâ. Dânişgâh-ı Tahran Müessese-i Lügatnâme-i Dehhudâ.

Donuk, S. (hzl.) (2017a). Nev‘îzâde Atâyî Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik, Nev‘îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli. 1. Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yay.

Donuk, S. (hzl.) (2017b). Nev‘îzâde Atâyî Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik, Nev‘îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli. 2. Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yay.

Ekinci, R. (hzl.) (2017). Uşşâkîzâde İbrâhîm Hasîb Efendi Zeyl-i Şakâ’ik, Uşşâkîzâde’nin Şakâ’ik Zeyli. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yay.

Erdem, S. (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâsı (İnceleme-Tenkitli Metin-İndeks-Sözlük). Ankara: AKM Yay.

Güneş, A. ve Yolcu, M. (2012). Râgıb el-İsfahânî. el-Müfredât: Kur’an Kavramları Sözlüğü. İstanbul: Çıra Yayınları.

İnce, A. (hzl.)(2018). Tezkiretü’ş-Şu’arâ Sâlim Efendihttps://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/57124,mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39arapdf.pdf?0 [Erişim tarihi: 17.03.2026].

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html [Erişim tarihi: 13.03.2026].

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Ali Emîrî Efendi, Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/125212,ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amidpdf.pdf?0 [Erişim tarihi: 13.03.2026].

Kartal, A. (hzl.) (2009). Lügat-i Nâcî. Ankara. TDK Yay.

Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûzhttps://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59393,esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduzpdf.pdf?0 [Erişim tarihi: 13.03.2026].

Steingass, F. J. (2018). A Comprehensive Persian-English Dictionary. Forgotten Books.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf?0 [Erişim tarihi: 13.03.2026].

Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf?0 [Erişim tarihi: 13.03.2026].

Şentürk, A. A. (2024). Osmanlı Şiiri Kılavuzu 8 (Ka’b - Kasr). İstanbul: OSEDAM.

Toparlı, R. (hzl.) (2000). Ahmet Vefik Paşa, Lehçe-i Osmânî. Ankara. TDK Yay.

Yılmaz, K. (hzl.) (hzl.) (2019). Güftî Teşrîfâtü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html [Erişim tarihi: 21.09.2025].

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresihttps://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html [Erişim Tarihi: 17. 03. 2026].

Zemahşerî, Ebü’l-Kāsım Cârullah. (1998). Esâsü’l-belâġa, Cilt 1. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye.

Zenker, J. T. (1866). Dictionnaire Turc-Arabe-Persan / Türkisch-Arabisch-Persisches Handwörterbuch. Wilhelm Engelmann.




Yazım Tarihi:
03/09/2026
logo-img