makâle, makâlât, terkîb-i makâle
* Sözlüklerde “söz, söyleyiş, kelâm; bir konu hakkında söylenen veya yazılan şey” anlamlarına gelen ve tezkirelerde belirli bir konuya dair kaleme alınmış müstakil telifi, kitap ve risale mahiyetindeki eseri veya bir bölümünü ifade eden terim.
Şemseddin Sami, Arapça kökenli olan “makâl” kelimesinin “kavil”den masdar-ı mîmî olduğunu belirterek kelimeye “söyleme, söyleyiş, söz, kelâm” anlamlarını vermiştir (2017, s. 1389). Mehmed Bahaeddin Toven ise “söz, kavil, kelâm, lakırdı” karşılıklarının ardından kelimeyi “efkâr ve hissiyyâtı ifâde eden kelime silsilesi, ibâre, makâle” şeklinde açıklamıştır (ty., s. 705). Lügat-ı Remzî’de de “kelâm, söz, lakırdı, güft ü güftâr” anlamlarına ek olarak “nısf-ı nehâr vaktinde uyumak” şeklinde farklı bir anlam da kaydedilmiştir (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, s. 638).
“Makâle” kelimesi ise Kâmûs-ı Türkî’de “Bir mâdde hakkında söylenen veya yazılan şey, söz, nutuk, bend, bahs, mebhas.” şeklinde tanımlanır (2017, s. 1389). Lügat-ı Nâcî’de “İlmî, edebî, siyâsî bir mes’eleye dâ’ir kaleme alınan şey.” açıklamasına yer verilir (Muallim Nâcî, 2009, s. 372). Benzer biçimde Kâmûs-ı Osmânî’de kelime, “Yazılmış kelâm, bend, ilmî yâhud edebî ve bir mes’eleye dâ’ir kaleme alınan şey.” şeklinde açıklanmıştır (Mehmed Salâhî, 1322, s. 369). Lügat-ı Remzî’de makâl için verilen anlamlara gönderme yapıldıktan sonra “makâle”, “kitâb ve emsalinin bâb u faslı ve bir hususa dâ’ir yazılan bahs ve kıt’a-i neşr” şeklinde tanımlanmıştır (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, s. 238). “Makâle” kelimesinin çoğulu “makâlât”tır.
Tezkirelerde, belirli bir konu veya ilim üzerine manzum yahut mensur olarak kaleme alınmış müstakil telif veya risâle mahiyetindeki eser; daha kapsamlı bir eseri meydana getiren konu bütünlüğüne sahip ana bölüm, bahis, fasıl anlamında kullanılan bir terimdir.
Makâle kelimesi tezkirelerde, sözlüklerde yer alan “söz, söyleyiş, bir konu hakkında söylenen veya yazılan şey” anlamlarının yanı sıra telif ve eser tertibiyle ilgili daha özel anlamlar kazanmıştır. Kullanım örnekleri, kelimenin bir taraftan belirli bir ilim, fen veya mesele üzerine kaleme alınan müstakil bir telifi, diğer taraftan daha kapsamlı bir eserin ana bölümlerinden birini karşılayabildiğini göstermektedir. “Makâle”nin özellikle “risâle” ile yakın bir anlam ve kullanım ilişkisi içinde bulunduğu da dikkati çekmektedir.
Latîfî’nin bir müellifin ilmî birikimini ve telif faaliyetlerini anlatırken kullandığı “... fikr-i mû-şikâf-ı müşkil-güşây ile ıslâh u îzâh idüp ger meşhûr ve ger gayr-ı meşhûr her fende bir risâle ve her nev ‘ilmde bir makâle yazmışdur.” (Canım, 2018, s. 116) ifadeleri bu kullanımın belirgin örneklerinden biridir (Örnek 1). Burada “risâle” ile “makâle” paralel bir yapı içerisinde kullanılmış; her ikisi de çeşitli ilim ve fenlerde meydana getirilen telifleri ifade etmiştir. Dolayısıyla makâle, bu bağlamda günümüzdeki süreli yayın yazısından daha geniş bir anlam taşıyarak belirli bir ilim veya mesele üzerine kaleme alınmış ilmî eser, inceleme veya risale mahiyetindeki telif anlamına yaklaşmaktadır.
Kelimenin risâle ile yakınlığı Latîfî’nin başka bir ifadesinde de görülmektedir: “... Arabî ve Türkî müfîd risâleler ve manzûm u mensûr nefîs makâleler tahrîr ü telîf itmişdür.” (Canım, 2018, s. 240) (Örnek 2). Burada “risâleler” ile “makâleler” aynı telif faaliyeti içerisinde yan yana zikredilmiştir. Daha önemlisi makâlelerin “manzûm u mensûr” şeklinde nitelenmesi, kelimenin yalnızca mensur bir yazı türünü karşılamadığını göstermektedir. Tezkire bağlamında makâle, şekilden ziyade kaleme alınmış bir söz veya telif bütünü olma niteliğiyle öne çıkmakta; manzum yahut mensur olarak meydana getirilebilmektedir. Aynı zamanda Gelibolulu Âlî’nin “Sene selâse ve hamsîn ve tis'a miede ki ol eserini inşâ itmişdür kitâb u risâle ve münşeât ü makâle on iki musannefâtı oldugını tezkire dîbâcesinde tezekkür eylemişdür.” (İsen, 2017, s. 203) sözleri, makâlenin kimi zaman müstakil bir telif kategorisi olarak değerlendirildiğini göstermektedir (Örnek 3). Burada “kitâb”, “risâle”, “münşeât” ve “makâle” ayrı ayrı zikredilerek bunların tamamı “musannefât” üst başlığı altında toplanmıştır.
Makâlenin bir başka terim anlamı, daha geniş bir eseri meydana getiren ana bölüm veya fasıldır. Kınalızâde Hasan Çelebi’nin “Usturlâb ve rub‘-ı mucîb ü mukantarât ve mu‘addel ü zâtü’l-kürsî a‘mâlinde Türkî beş makâle üzre Mir’ât-ı Kâinât adlu bir risâlesi vardur.” (Sungurhan, 2017, s. 707) ifadesi bu anlamı açık biçimde ortaya koymaktadır (Örnek 4). Burada Mir’ât-ı Kâinât bütünüyle bir “risâle” olarak adlandırılmış, bu risâlenin ise beş “makâle”den meydana geldiği belirtilmiştir. Böylece iki terim arasındaki ilişki de görünür hâle gelmektedir. Bu örnekte risâle eserin tamamını, makâle ise eseri oluşturan ana bölümleri karşılamaktadır. Dolayısıyla makâle, bağımsız bir telif olmanın yanında bir kitabın veya risâlenin müstakil konu bütünlüğüne sahip bölümü anlamında da kullanılmaktadır.
Kelimenin “bölüm” anlamının sonraki dönemlerde de sürdüğü Faik Reşad’ın şu ifadelerinde açıkça görülmektedir: “Usûl-i İstihkâmâtdır ki bu kitâbı İshak Efendi esâsen Fransalı Belvan ismindeki mühendis-i şehîrin eserinden terceme ve tehkîh edüp ma‘lûmât-ı zâtiyesini dahi ‘ilâve ederek üç makâle üzerine vücûda getirmişdir. Makâle-i evveli mukaddimesiyle malûmât-ı harbiyeyi hâvî, makâle-i sâniye istihkâmât-ı hafîfe, makâle-i sâlise istihkâmât-ı cesîme mesâilini muhtevîdir.” (Aydemir ve Özer, 2019, s. 226) (Örnek 5). Eserin üç makâleden meydana geldiğinin belirtilmesi ve her makâlenin ayrı bir konuya tahsis edilmesi, burada kelimenin doğrudan kitabın ana bölümü, bahis veya fasıl anlamında kullanıldığını göstermektedir.
Bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde makâle kelimesinin tezkirelerde başlıca üç kullanım alanı kazandığı söylenebilir. İlki, belirli bir ilim, fen veya mesele üzerine kaleme alınan müstakil telif, inceleme veya risâle mahiyetindeki eser; ikincisi, manzum veya mensur olarak oluşturulabilen telif edilmiş söz/metin bütünü; üçüncüsü ise daha kapsamlı bir kitap veya risâleyi oluşturan ana bölüm, bahis yahut fasıl anlamıdır. Ayrıca kelimenin özellikle risâle ile sıkça birlikte kullanılması, iki terimin tarihî kullanımda birbirine yaklaşabildiğini göstermektedir. Bununla birlikte bazı örneklerde makâle ile risâle ayrı telif türleri olarak sıralanırken bazı örneklerde risâlenin makâle adı verilen bölümlerden meydana gelmesi, iki kavram arasında kesin ve değişmez bir tür ayrımının bulunmadığını, anlamın metnin kuruluşuna ve müellifin terminoloji tercihine göre şekillendiğini göstermektedir.
Makâle kelimesi tespit edildiği kadarıyla Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 11, Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında 2, Âşık Çelebi’nin Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ’sında 5, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 3, Beyânî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 1, Gelibolu Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ının tezkire kısmında 1, Mehmed Esad Efendi’nin Bâğçe-i Safâ-endûz’unda 2, Tevfîk’in Mecmû‘atü’t-Terâcim’inde 1, Mehmed Tevfik’in Kâfile-i Şu‘arâ’sında 1, Fâik Reşâd’ın Eslâf’ında 12, Alî Emîrî’nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’inde 6 defa kullanılmıştır.
Örnek 1:
Erbâb-ı akl ve ashâb-ı nakl külliyetine teslim itmesünler mi ki bunca ulûm u fünûnun ve şürûh u mütûnun müşkilât u mu’dilâtın fikr-i mû-şikâf-ı müşkil-güşâyile ıslâh u îzâh idüp ger meşhûr ve ger gayr-ı meşhûr her fende bir risâle ve her nev ilmde bir makâle yazmışdur (Canım, 2018, s. 116).
Örnek 2:
Ekser-i evkât mütâlaa-i muteberât itmegi sırr-ı hâl idinüp Arabî ve Türkî müfîd risâleler ve manzûm u mensûr nefîs makâleler tahrîr ü telîf itmişdür (Canım, 2018, s. 240).
Örnek 3:
Sene selâse ve hamsîn ve tisa miede ki ol eserini inşâ itmişdür kitâb u risâle ve münşeât ü makâle on iki musannefâtı oldugını tezkire dîbâcesinde tezekkür eylemişdür (İsen, 2017, s. 203)
Örnek 4:
Usturlâb ve rub‘-ı mucîb ü mukantarât ve mu‘addel ü zâtü’l-kürsî a‘mâlinde Türkî beş makâle üzre Mir’ât-ı Kâinât adlu bir risâlesi vardur (Sungurhan, 2017, s. 707).
Örnek 5:
Usûl-i İstihkâmâtdır ki bu kitâbı İshak Efendi esâsen Fransalı Belvan ismindeki mühendis-i şehîrin eserinden terceme ve tehkîh edüp ma‘lûmât-ı zâtiyesini dahi ‘ilâve ederek üç makâle üzerine vücûda getirmişdir. Makâle-i evveli mukaddimesiyle malûmât-ı harbiyeyi hâvî, makâle-i sâniye istihkâmât-ı hafîfe, makâle-i sâlise istihkâmât-ı cesîme mesâilini muhtevîdir (Aydemir ve Özer, 2019, s. 226).
Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd-Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latifi Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html.
Doktor Hüseyin Remzi (1305). Lugat-ı Remzî. C. I-II. İstanbul.
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html.
Mehmed Salâhî (1322). Kâmûs-ı Osmânî (A. Birinci, Hzl.). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Muallim Nâcî (2009). Lügat-i Nâcî. (haz. A. Kartal). Ankara: TDK Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html.
Şemseddîn Sâmî (2017). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
[Toven], M. B. (ty.). Yeni Türkçe Lügat. İkinci Tab, Evkâf-ı İslâmiyye Matbaası.