MUHTERİ' (MUḪTERİʿ)

muhteriʿ, muhteriʿ-i tarz-ı cedîd, mübdiʿ ü muhteriʿ, kasîde-i muhteriʿâne, şâʿir-i muhteriʿ-âyÎn, muhteriʿ-i zamân, kasîde-i muhteriʿân, suhan-güzâr-ı muhteriʿ, muhteriʿ-revîş, muhteriʿ-i mezâmin, muhteriʿ-i sâhir, müteferrid ü muhteriʿ, mevcûd u muhteriʿ


* “Yeni bir tarzın başarılı bir örneğini veren öncü; bir hususta devrinin ileri geleni; özgün mazmunları olan; bir konuda alışılmamış ve/veya benzersiz örnekler sergileyen, emsalleri arasında dikkat çeken; belli bir alanda usta; sanatlı bir söyleyiş sahibi olan” mânâlarına gelen bir terim.



Sözlük Anlamı

“Muhteri‘” (ﻣﺨﺘﺮﻉ) kelimesinin kökü, “daha önce benzeri olmayan bir şey îcât etme; aslı olmayan bir şey uydurup gerçek gibi gösterme; hiç kimse tarafından kullanılmamış yeni bir fikir ve söyleyişler bulma (Kubbealtı Lugatı)” anlamlarına gelen “ihtira‘” (ﺍﺧﺘﺮﺍﻉ)’dan gelmektedir. Bu kelime sözlüklerde “ihtirâ iden” (Lügat-ı Nâcî, 1978, s. 732; Devellioğlu, 2003, s. 675); “misâli görülmemiş, bir şey’i vücûda getiren” (Lügat-ı Nâcî, 1978, s. 732; Nazîmâ ve Reşad, 2009, s. 298); “îcâd eden” (Şemseddin Sâmi, 1992, s. 1307; Parlatır, 2017, s. 1124; Doğan, 1996, s. 790; Kanar, 2016, s. 1284); “mûcid” (Şemseddin Sâmi, 1992, s. 1307; Nazîmâ ve Reşad, 2009, s. 298; Doğan, 1996, s. 790; Kanar, 2016, s. 1284); “yeni bir şey yapan/ meydana getiren” (Parlatır, 2017, s. 1124; Doğan, 1996, s. 790; Devellioğlu, 2003, s. 675) anlamları taşımaktadır. Bunun yanında kelimenin “yalan uyduran/uydurmacı” (Parlatır, 2017, s. 1124; Nazîmâ ve Reşad, 2009, s. 298; Doğan, 1996, s. 790; Kanar, 2016, s. 1284), “birine aslı olmayan şeyler isnâd eden” (Şemseddin Sâmi, 1992, s. 1307) ve “iftira eden/iftiracı” (Kanar, 2016, s. 1284; Doğan, 1996, s. 790; Devellioğlu, 2003, s. 675) karşılıkları da verilmiştir. “Muteri‘âne” kelimesi de “yepyeni bir şey ortaya koyarcasına, îcat edercesine; iftirâ edene yakışacak tarzda, iftirâ edercesine” (Kubbealtı Lugatı) anlamındadır. “Muhteri‘ olmak” ise “sâdır olmak, mütebâdir olmak; muhteric olmak, çıkmak; müştâk olmak, zuhûre gelmek, iktibâs etmek, neseb etmek” (Tulum, 2011, s. 1277) mânâlarındadır. 




Terim Anlamı

“Muhteri‘” “Yeni bir tarzın başarılı bir örneğini veren öncü; bir hususta devrinin ileri geleni; özgün mazmunları olan; bir konuda alışılmamış ve/veya benzersiz örnekler sergileyen, emsalleri arasında dikkat çeken; belli bir alanda usta; sanatlı bir söyleyiş sahibi olan” mânâlarına gelen bir terimdir. Kelime, bazen isim bazen sıfat görevindedir. Kimi biyografilerde kullanılan tamlamalarla kişinin muayyen bir tarzda, nazım şeklinde veya belirli bir şiirde muhteri‘ oluşu ifade edilirken kimi yerlerde şair belli bir gerekçe belirtilmeden muhteri‘ olarak değerlendirilmiştir. Kelimenin “uyduran, iftirâ eden, iftirâcı, müfterî” anlamlarında bir kullanımına rastlanmamıştır. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Faik Reşat, Eslâf’ında bu terimi üç farklı biyografide kullanmıştır. Kınalızâde Ali Efendi için “siyyemâ-yı fünûn-ı edebiyye ve hikmet-i âmeliyyede muhteri‘ (Aydemir ve Özer, 2019, s. 48)” ifadelerini kullanırken; Şeyhî için “şiʿrde Bâkî zamânına kadar devâm eden tarz-ı tanzîmin muhteri‘lerinden pîşvâlarındandır (Aydemir ve Özer, 2019, s. 50).” demektedir. Ahmet Paşa biyografisinde ise “muhteri‘-i tarz-ı cedîd (Aydemir ve Özer, 2019, s. 169)” ifadelerini kullanmıştır. Örneklerden hareketle Faik Reşat’ın muhteri‘ kelimesini yeni bir tarz ortaya koyan, öncü anlamlarında kullandığını söylemek mümkündür.  

Mehmet Tevfik, Kâfile-i Şu’arâ’sında bu terimi yalnızca Hayrî’nin biyografisinde kullanmıştır. Hayrî’nin Abdulazîz Hân’a yazdığı kasîdesi muhteri‘âne kabul edilmiştir: “sekiz beyitten ibaret evsâf-ı Abdü’l-azîz Hânî’de bir kasîde[-i] muhteri’ânesi vardır ki her beyti sekiz kelimeden ibaret olduğu hâlde herhangi bir kelimenin yeri değiştirilirse ne vezne ne de ma’nâya halel gelir (Kutlar, Koncu ve Çakır, 2017, s. 318)”.  İsmi geçen şiire ulaşılamamıştır. Mehmet Tevfik’in ifadelerine binaen muhteri‘âne kelimesi; şekil ve anlamla birlikte bütün bir kompozisyon olarak bir yeniliği, alışılmamış tarzda bir söyleyişi ifade ediyor olmalıdır. 

Künhü’l-Ahbâr’da Âlî; bu terimi Azmî Şânihî ve Atâyî biyografilerinde kullanmıştır. İki biyografide de tersten giderek neyin muhteri‘ olmadığını ifade etmiştir. Şânihî biyografisinde “üstâd-ı mucid, pâkize-gûy ve sihr-âferîn dinilecek muhteri‘ dinmemiştir (İsen, 2017, s. 49)” derken Atâyî biyografisinde ise Ahmet Paşa ve Necâtî’nin şiirini karşılaştırırken Necâtî Bey’in bir şiirinden hareketle onun muhteri‘ şair olmadığını, Ahmet Paşa’nın onun söyleyişini daha önce güneş kasidesinde kullandığını söylemiştir (İsen, 2017, s. 41). Buna göre Âlî, muhteri‘ terimini muhtemelen “yeni  bir tarzın örneğini veren, özgün söyleyişlerde öncü” anlamlarında kullanmıştır.  

Gülşen-i Şu’arâ tezkiresinde terim Tufeylî, Fuzûlî, Yahya, Yetim Ali ve Penâhî biyografilerinde kullanılmıştır. Ahdî’ye göre Tufeylî, “kendü tasnîfinde muhteriʿ-i zamân ve nahl-bende-i mübdiʿ-i cihândur (Solmaz, 2018, s. 209)”; Fuzûlî, “kendi tarzında muhteri‘ ve ve tarîk-i maʿânîde mübtediʿ (Solmaz, 2018, s. 241)”; Yahyâ, “tarz-ı mesnevîde şâʿir-i muhteriʿ (Solmaz, 2018, s. 304)”, Yetim Ali, “tarz-ı gazelde şâʿir-i muhteriʿ-âyîn (Solmaz, 2018, s. 306)”; Penâhî, “tasvîrde mübdiʿ u muhteriʿ (Solmaz, 2018, s. 121)”dir. Bu biyografilerde muhteri‘ kelimesi yakın anlamlar taşıyan “mübdi‘, mübtedi‘” kelimeleriyle sıkça bir arada kullanılmıştır. Bu kelimelerin anlamları dikkate alındığında muhteri‘ “yeni tarz geliştiren, öncü, devrinde dikkat çeken” olmalıdır.

Meşâirü’ş-Şu‘arâ’da Âşık Çelebi, Şâver’i mûsikî ilmindemuhteri‘-reviş (Kılıç, 2018, s. 593)” olarak nitelendirmiştir. Nizâmî’yi ise kendi devrinde “şâir-i mübdi‘ ve suhan-güzâr-ı muhteri‘ (Kılıç, 2018, s. 376)” olarak zikretmiştir. Tezkirelerde birçok kez olduğu gibi bu biyografide de muhteri‘ kelimesi, müteradifi olan mübdi‘ ile beraber kullanılmıştır. Bu çerçevede muhteri‘ muhtemelen burada “yeni ve özgün söyleyişlerde sözü hakkıyla söyleyen, öncü rolünü üstlenen” anlamlarındadır. 

Heşt Bihişt’te Sehî, Anadolu’da Türkî gazelde emsal söyleyen ilk kişinin Atâyî olduğunu ifade ederek onu “bu bâbda muhteri‘ (İpekten, Kut, İsen, Ayan ve Karabey, 2017, s. 75)” saymıştır. Buradan hareketle muhteri‘ kelimesinin; bir tarzı ilk defa ortaya koyması hasebiyle şairin öncülük, özgünlük rolünü karşıladığı düşünülebilir. Sehî, Yetîm Ali Çelebi’nin gemicilere has terimleri nazm eden üstad bir kimse olduğunu söylemiştir. Akabinde şair için “kendüsi hoş-tab‘ eş‘ârı bî-bedel meczûb-sıfat muhteri‘ şâ‘ir (İpekten, Kut, İsen, Ayan ve Karabey, 2017, s. 171)” ifadelerini kullanmıştır. Bir arada zikredilen kelimelerden de yola çıkıldığında muhteri‘nin “yeni tarz geliştiren, bir şeyin öncüsü” anlamlarında kullanılmış olması muhtemeldir. Sehî, bir diğer biyografide Mevlânâ Bahârî için “ve kendinün şi‘rde çok ihtiâ‘atı var muhteri‘ şâ‘irdür (İpekten, Kut, İsen, Ayan ve Karabey, 2017, s. 162).” sözlerine yer vermiştir. Burada müteradifi olan ihtira‘ kelimesiyle zemini oluşturulan muhteri‘ terimi; özgün tarafları olan, daha önce benzeri olmayan şeyleri bulan anlamlarında değerlendirilmiş olmalıdır.  

Muhteri‘ terimi Fatîn Davud’un Hâtimetü’l-Eş‘âr’ında Seyyid Ahmed Kemâl Efendi’nin biyografisinde “muhteri‘-i mezâmin (Çiftçi, 2017, s. 422)” tamlamasıyla geçmiştir. Burada terimin; özgün buluşları olan, mazmunlar mucidi anlamlarında olması muhtemeldir. 

Latîfî ise terimden Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’da dört farklı biyografide yararlanmıştır. Şâhî-i Şakî’yi kendi tarzında “muhteri‘-i sâhir (Canım, 2018, s. 292-293)”, Fuzûlî-i Bağdâdî’yi “tarîk-i hâssında muhteri‘ (Canım, 2018, s. 415-416)” olarak zikrederken terimi “etkileyici/özgün söyleyiş sahibi, kendi tarzında öncü” anlamlarında kullandığı düşünülebilir. Mevlânâ Necâtî biyografisinde de şairi “tarîk-ı durûb-ı emsâlde müteferrid ve muhteri‘ (Canım, 2018, s. 502)” gördüğünü söyleyerek onun atasözlerini kullanmada benzersiz, tek ve öncü oluşunu ifade etmiş olmalıdır. Meliki’l-Vehhâb biyografisinde ise onu “şâʿir-i bi’t tab mevcûd u muhteriʿ (Canım, 2018, s. 569)” olarak zikretmiştir. Burada terimin “özgün şeyler söyleyen, yeni mazmunlar yakalayan şair” anlamlarında kullanılmış olması muhtemeldir. 

Son olarak terim, Ali Şîr Nevâyî’nin Mecâlisü’n-Nefâis’inde Mevlânâ Seyfî biyografisinde şu ifadelerle geçmektedir: “ve san‘at ve hırfet ehli üçün hem köp letâyif nazm kılıpdur ve ol tarîkde muhteri‘ durur (Erarslan, 2001, s. 79)”. Akabinde verilen şiir örneklerinde cinas ve iç kafiye kullanımı dikkat çekmektedir. Tüm bunlardan hareketle bu biyografide şairin, usûlünde başarılı ve bu başarısından ötürü öncü oluşu kastedilmiş olmalıdır. 

Netice itibarıyla yenilik sahibi, mucit, öncü anlamlarını kapsayan muhteri‘ terimi; biçimsel (belli bir tarz, nazım şekli, vezin, kompozisyon vb.) veya anlamsal (mazmun, mânâ, kelime oyunları vb.) düzeyde kendine kullanım alanı bulmuştur. Terim, ilk olarak 15. yüzyılda Nevâyî’nin tezkiresinde tespit edilmiştir. Daha sonra 16. ve 19. yüzyıl tezkirelerinde de yer alan bu terimin, bihassa 16. yüzyıl tezkirecileri tarafından tercih edildiği görülmüştür. Ayrıca belirgin bir anlam değişikliğine uğramadan kullanılmaya devam edilmiştir. 17. ve 18. yüzyıl tezkirelerinde ise bu kelimeye hiç rastanmamıştır. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime terim anlamıyla Faik Reşat’ın Eslâf’ında 3, Mehmet Tevfik’in Kâfile-i Şu‘arâ’sında 1, Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ının tezkire kısmında 2, Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında 5, Âşık Çelebi’nin Meşâirü‘ş-Şu‘arâ’sında 2, Sehî Bey’in Heşt Bihişt’inde 3, Fatîn Davud’un Hâtimetü’l-Eş‘âr’ında 1, Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 4 ve Ali Şîr Nevâyî’nin Mecâlisü’n-Nefâis’inde 1 yerde geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1:

Ulûm-ı ʿakliyye ve nakliyenin kâffesinde hâʾiz nisâb-ı ihtisâs ve siyyemâ-ı fünûn-ı edebiyye ve hikmet-i ʿameliyyede muhteriʿ tarz-ı hâss olmak hasebiyle ʿasrının ʿallâmesi ʿadd olunan bu zât-ı fâzıl, Ebû’l-feth Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî Hazretleri’nin muʿallimleri Mevlânâ Abdü’l-kâdir Efendi’nin veled-i reşîdidir (Aydemir ve Özer, 2019, s. 48). 

Örnek 2:

İşbu dört kıt’a âsâr-ı kalemiyyesinden başka sekiz beytten ibâret evsâf-ı Abdü’l-azîz Hânî’de bir kasîde[-i] muhteri’ânesi vardır ki be-her beyti sekiz kelimeden ibâret olduğu hâlde herhangi kelimenin yeri değişdirilse ne vezne ne de ma’nâya halel gelir (Kutlar, Koncu ve Çakır, 2017, s. 318).

Örnek 3: 

Lâkin ‘asrına göre ‘üstâd-ı mûcid ve ol zamân iktizasınca pâkize gûy u sihr-âferîn dinilecek muhteri‘ dinmemişdür (İsen, 2017, s. 49).

Örnek 4: 

…herkesden öndül almada bî-nazîr ve ʿarsa-i fasâhatde şuʿarâ-yı zamân içre zebân-âver ü bî-bâk ve geregi gibi dilîr ve tarz-ı mesnevîde şâʿir-i muhteriʿ ve sâhir-i mübdiʿ oldugı gün gibi ʿayân u rûşen ve edâ-yı hoş âyende ve güftâr-ı pesendîde ile fusahâ-yı mütekaddimîn ve şuʿarâ-yı müteahhirîn gibi sâhib-hamsedür (Solmaz, 2018, s. 304).

Örnek 5:

Mûcid-i mazmûn ve her mazmûnı dürr-i meknûn mevâlîlerle tevellâ târîkin tutup teberrâ itmedün ve menkabet-i ʿAli ve düvâz-deh imâm diyüp imâmîler semtine gitmedün diyü Şâh-ı bîrâh bî-cürm ü günâh katl itdi diyü rivâyet iderler. El-ʿuhdetü ʿale’r-âvî. Tarzında muhteriʿ-i sâhir ve bikr-i fikr ü hayâl-i hassa kâdirdür. Üslûb-ı nazmı Nevâyî tarzın ohşar vâdî-i muʿteberdür. Kudret-i mahâreti bu şiʿrlerden maʿlûmdur:

Şiʿr:   

Goncayı gül bülbülün kasdıga peykân eylemiş 

Gonca açılgan güli yüziga kalkân eylemiş 

 

Goncanun peykânını tîz itmek içün şâh-ı gül 

Cismüni başdan ayaga şekl-i sûhân eylemiş 

 

Gül ʿarûsın subh-dem bülbül nikâh itmiş meger 

Kim özin yaşıl duvak altında pinhân eylemiş 

 

Dehr-ârâ bir bozuk dîvârı görsen şöyle bil 

Bir Süleymân mülkidür çarh anı vîrân eylemiş 

 

Mihrine aldanma Şâhî bu feleknün kim güni 

Göke yetgürmiş yine hâk ile yeksân eylemiş (Canım, 2018, s. 292-293)




Kaynaklar

Aydemir, E., Özer, F. (hzl.) (2019). Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html 

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eş’âr). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html

Doğan, M. (1996). Büyük Türkçe Sözlük. İz Yayıncılık.

Erarslan, K. (hzl). (2001). Ali Şir Nevâyî, Mecâlisü’n-Nefâis I (Giriş ve Metin). Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 788.

Güneyçal, A. S. (hzl.). (2003). Ferit Devellioğlu-Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Eski ve Yeni Harflerle). Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.

İpekten, H.; Kut, G.; İsen, M.; Ayan, H.; Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html

Kanar, M. (2016). Büyük Farsa-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.

Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimler Sözlüğü Latîfî Tezkiresi Örneği. İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları. 

Kılıç, F. (1998). 17. Yüzyıl Tezkirelerinde Şair ve Eser Üzerine Değerlendirmeler. Ankara: Akçağ Basım Yayım Pazarlama A.Ş.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html   

Muallim Nâci. (1978). Lûgat-ı Nâci. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Nâzimâ, A; Reşad, F. (2009). Mükemmel Osmanlı Lügati. İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları. 

Parlatır, İ. (2017). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.

Sima Dâd (hzl.) (1382-1400). Vâje-nâme-ye Mafâhîm ve Istalâhât-ı Edebî-yi Fârsi ve Oropayî – Tatbîqî ve Tozîhî (واژه نامه مفاهیم و اصطلاحات ادبی فارسی و اروپائی - تطبیقی و توضیحی). Morvârid Yayınları.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şu’arâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Şemseddin Sâmi. (1992). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Tulum, M. (2011). 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.




Yazım Tarihi:
03/09/2026
logo-img