mümtâz-ı akrân u emâsil, mümtâz u ser-efrâz, rütbede mümtâz, beyne’l-emâsil mümtâz, mûcid ü mümtâz, beyânı/nazmı mümtazdır, mümtâz-ı hulk, yârân mâbeyninde mümtâz
* Sözlüklerde “ayrı durmak, seçilmiş, ayrıcalıklı, üstün” manasında olan, tezkirelerde ise bu anlamıyla birlikte şairin sanattaki üstünlüğü için kullanılan bir terim.
Arapça “me(y)z-imtiyâz” isminden gelen “mümtâz” ﻣﻤﺘﺎﺯ sıfatı, Kamus-ı Türkî’de “diğerlerinden ayrılmış, emsâlinden farlı tutulan” şeklinde tanımlanmıştır (Şemseddin Sâmi, 1318, s. 1406). Mümtâz, Mükemmel Osmanlı Lugatı’nda “imtiyâz kesb etmiş, imtiyâzlı, münteḫib, seçme” (Ali Nazîmâ ve Reşâd, 1319, s. 860), Lugat-i Remzi’ye göre “İmtiyâz kazanmış ve ihtiyâr ve intihâb olunmuş olan” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, 2/700), Resimli Türkçe Kamus’ta “imtiyâzlı, akrânına fa’ik, kibar, gözde” (Raif Necdet Kestelli, 1937, s. 755), Lugat-ı Cûdî’de “kesb-i imtiyâz etmiş olan, imtiyâzlı” (İbrahim Cûdî, 1332, s. 985), Hazine-i Lugat’ta ise “seçkin, seçilmiş, üstün/yüce” (Artin Hindioğlu, 1838, s. 460) şeklinde geçmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de dört yerde (Âl-i İmran 3/179; el-Enfâl 8/37; Yâsîn 36/59; el-Mülk 67/8) ve bazı hadislerde “meyz” kökünden türeyen kelimeler sözlük manalarıyla geçer. (Dönmez, 2011, 40/437-439).
Tezkire yazarları “mümtâz” kelimesini çoğunlukla bir şahsı diğerlerinden ayıran üstünlük, seçkinlik ve liyakat vurgusu için kullanır. Mümtâz’ın tezkirelerdeki anlam sahası dört ana eksende yoğunlaşır: akran üstünlüğü bağlamı, üslûp ve şiir kudreti bağlamı, fazilet-ahlâk ve meclis âdâbı bağlamı, devlet rütbesi ve resmî itibar bağlamı.
Latîfî, tezkiresinde Revânî’yi tanıtırken onun önde gelen şairlerden biri olduğunu, adeta şairlerin direği sayıldığını, gazel tarzında yenilikçi ve seçkin biri olduğunu ve kendine has tarzda benzersiz ve eşsiz biri olduğunu dile getirir (Örnek 1). Ahdî, Tab‘î Efendi’den bahsederken onun akranları arasında seçkin ve yüce tabiatlılar arasında baş olduğunu ve gönüller denizinin incisi olduğunu söyler (Solmaz, 2018, s. 90). Îlâhî (d. ?/? - ö. ?/1480’den sonra) hakkında ise vaktini Arapça ilimlerine harcayıp ilim sahipleri arasında kemâl (olgunluk, fazilet) ile ilim erbaplarının başı olduğunu ve Fars diline olan hakimiyetinde kendi akranları içinde mümtâz yani o sahada eşi benzeri bulunmayan biri olduğunu dile getirir (Örnek 2). Sehî Bey, Mevlânâ Vasfî (d. ?/? - ö. ?/?) için onun âlim ve faziletli; şair ve kâmil aynı zamanda da nazm yani şiir üslûbunda ise üstün biri olduğunu söyler (Örnek 3).
Riyâzî, İshâk Çelebi'nin dert çekmeyi, kavga etmeyi seven; fazilet ve mükemmeliyetçi, seçkin, herkesçe kabul edilmiş, doğal, yapmacıksız bir kişiliği olduğunu kaydeder (Açıkgöz, 2017, s. 57).
Safâyî, Sâbit hakkında onun şiirlerinde kullandığı mazmunların yeni ve orijinal olduğunu, bu konuda tekrara düşmediğini, yapmacıklıktan uzak olduğunu yani söylediği şiirlerin doğal, akıcı ve zorlama olmadığını, dolayısıyla nazmındaki anlam derinliği ile ifadenin güzelliği birleşiminden kaynaklı “mümtâz” olan şiirinin yalnızca iyi olmadığını, aynı zamanda diğer eserler arasında sıyrılmış, üstünlüğünü ispatlamış ve benzersiz kabul edildiğini dile getirir (Örnek 4). Esrâr Dede, Dervîş Pervâne için “mümtâz bir dervîş-i bî-niyâz” ifadesiyle onun hem dinî/ tasavvufî yönden hem de ilim yönünden üstün olduğunu, yani seçkin ve üstün bir müstağni derviş olduğunu ifade eder (Genç, 2018, s. 54).
Fâtin, Kalkandelenli Nâlî Nu'mân Efendi için onun akranları ve benzerleri arasında seçkin/üstün olduğunu ve medrese eğitimini tamamlayıp müderrisliğe adım attıktan sonra da diğer meslektaşları arasında ilmî yetkinliği ve başarısından kaynaklı öne çıkan bir kişilik olduğunu kaydeder (Çiftçi, 2017, 467).
Kavram, Sehî’de 6, Lâtîfî’de 16, Ahdî’de 19, Riyâzî’de 3, Râmiz’de 67, Safâyî’de 18, Esrâr Dede’de 7, Fâtin’de 39 ve Silâhdâr-zâde’de 1 kez geçmektedir.
Örnek 1:
Aʿni erbâb-ı nazmun aʿyânından ve ashâb-ı şiʿrün erkânındandur. Tarz-ı gazelde mûcid ü mümtâz ve tarîk-ı hâsda bî-nazîr ü bî-enbâzdur (Canım, 2018, s. 245).
Örnek 2:
...‘ulûm-ı ‘Arabî’ye sarf idüp ehl-i ma’ârif içre kemâlle ser-efrâz ve zebân-ı Fürs’de kendü akranı içre mümtâz olmış (Solmaz, 2018, s. 115).
Örnek 3:
‘Âlim ü fâzıl şâ’ir ü kâmil üslûb-ı nazmda mümtâz ve vâdî-i suhanda nükte-perdâz tarîka-i eş’ârda tarz-ı hâss ve buhûr-ı evzânda gavvâs gazelleri ‘ışk-âmîz ve ebyâtı hayâl-engîz kâdılık ider ehl-i hükm idi (İpekten vd., 2017, s. 98).
Örnek 4:
Eş‘ârı tâze ve güftârı tekellüfden âzâde şâ‘ir-i mümtâzdır (Çapan, 2005, s. 125).
Ali Nazîmâ ve Reşâd. (1319). Mükemmel Osmanlı Lugatı. Dersaâdet: Şirket-i Mürettibiye Matbaası.
Artin Hindioğlu. (1838). Hazine-i Lügat. Viyana.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: AKM Yayınları.
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Doktor Hüseyin Remzî. (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.
Dönmez, İ. K. (2011). “Temyîz”. İslam Ansiklopedisi. İstanbul: TDV Yayınları. Erişim Adresi: https://islamansiklopedisi.org.tr/temyiz
Genç, İ. (hzl.) (2018). Esrâr DedeTezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
İbrahim Cudi. (1335). Lugat-ı Cudi. İstanbul.
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
Râif Necdet Kestelli. (1937). Resimli Türkçe Kamus. İstanbul: Ahmed Kamil Matba‘ası.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Şemseddin Sâmî. (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.