CİGERSÛZ (CİGER-SŪZ)

âh-ı ciger-sûz, derd-i ciger-sûz, dâg-ı ciger-sûz, tîr-i ciger-sûz , âvâz-ı ciger-sûz, âşık-ı ciger-sûz, ʿuşşâk-ı ciger-sûz, gazel-i ciger-sûz, , eyyâm-ı temmûz-ı ciger-sûz, ciger-sûz gazeliyyât u güftâr


* Ciger-sûz, tezkirelerde sözlük anlamındaki ‘ciğeri yakan’ anlamını koruyarak aşk ve ayrılıkla ilgili kişi, hâl ve kavramlar ile şiir, söz ve mûsikîyi yakıcılık vasfı bakımından nitelemede kullanılan bir sıfat.



Sözlük Anlamı

Farsça bir kelime olan ciger hakkında ayrıntılı açıklamalardan biri Lugatnâme-i Dehhudâ’da yer almaktadır. Burada “karaciğer” karşılığında kullanılan ciger, “insan ve hayvan bedeninin parçalarından biri olup karın boşluğu içinde bulunan, kalp ve akciğere bitişik bir organ” şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca tabiî kuvvetin (kuvve-i tabîiyye) merkezi olduğu, organların beslenmesi ve bedenin gelişmesinin ona bağlı bulunduğu; çünkü gerçek gıdanın kan olduğu ifade edilmektedir. İlgili maddenin devamında ise karaciğerin fizyolojik görevleri ve anatomik özelliklerine dair klasik ve modern tıp kaynaklarına dayalı ayrıntılı bilgiler verilmiştir (Lügatnâme-i Dihhodâ). 

Lugatnâme-i Dehhudâ’da ciger-sûz kelimesinin ikinci ögesini oluşturan -sûz’un dayandığı sûhten mastarının tarihî gelişimi Eski İran dillerine kadar takip edilmiştir: “Avesta dilinde kökü savç, seûkâyâhi (aydınlatmak), sâvkâ “atar” (ateş alevi), sâukent (yanmış); Pehlevî’de sûhten, sûçîşen; Eski Hintçe’de kök sûk, sûkâtî; Kürtçe’de sûtîn (yanmak); Afganca’da sezâl, secâl, sevâcâval; Osetçe’de sucon, sucin (yanmak); Beluçça’da sûkg, sûşeḳ (yanmak), sûkg, sûşeḳ (yakmak); Vahi dilinde (hem ödünçleme yoluyla hem de öz kelime olarak) sûz; Sarikoli dilinde sez (yanmak/yakmak/yakıcı); Gilekçe’de sûhten bir şeyin ateş alması, tutuşması (lâzım/geçişsiz), bir şeye ateş vermek, tutuşturmak (müteaddi/geçişli).” (Lügatnâme-i Dihhodâ). 

Farsçada ciger ve sûhten kelimeleriyle kurulan bazı deyimler de bulunmaktadır. Bunlardan “ciger sûhten ber-kesî” “birine acımak, merhamet etmek, “ciger sûhten” veyâ sûzânîden isebir işin gerçekleşmesi için çok büyük meşakkat ve sıkıntıya katlanmak” anlamında kullanılmaktadır. 

Ciger-sûz, Farsça ciger kelimesi ile sûhten mastarının şimdiki zaman kökünden türetilen ve “yakan, yakıcı” anlamına gelen -sûz ekinin birleşmesiyle oluşmuş birleşik bir sıfattır. Sözlüklerde “ciğeri yakan, inciten, rahatsız eden, yürek dağlayan”(Lügatnâme-i Dihhodâ); “pek acıklı, dil-sûz” (Şemseddin Sâmî, 2004, s. 478); “keder verici olan” (Hüseyin Remzi, C. 1, s. 390) anlamlarıyla açıklanmaktadır.




Terim Anlamı

Tezkirelerde, sözlük anlamındaki “ciğeri yakan” anlamını korumakla birlikte aşk ve ayrılığın doğurduğu elem ile şiir, söz ve mûsikînin yakıcı ve derin tesirini ifade eden niteleyici sıfat.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Ciger-sûz terkibi Anadolu sahası şairleri hakkında yazılan ilk tezkire Garîbî Tezkiresi’nde Ahmed Paşa bahsinde hamamda geçen bir hâdise anlatılırken kullanılmıştır: “Gulâm-beççe ol sûziş-i âh ile tîgi elinden salup bir zamân medhûş oldukdan sonra: ‘Bu âh-ı ciger-sûz ü eşk-i çeşm-efrûza sebeb nedür?’ diyü su’âl eylemiş.” ( Babacan, 2010, s. 74) Bu metin, “âh-ı ciger-sûz” terkibinin Anadolu sahası tezkire geleneğinde tespit edilebilen ilk örneğini ihtiva etmesi bakımından önem taşımaktadır. Daha sonra Ahdî, Fâizî, Safâyî, Esrâr Dede, Şefkat, Mehmed Tevfik, Ali Emirî ve Tuhfe-i Nâilî’de görülen bu kullanımın ilk tanığı olması, örneği ayrıca dikkat çekici kılmaktadır (bk. Kayabaşı, 1997, s. 443; Kurnaz, Tatcı, 2001, s. s. 373; Çapan, 2005, s. 459; Kılıç, 2017, s. 99; Kutlar Oğuz, Koncu, Çakır, 2017, s. 85; Genç, 2018 s. 213; Kadıoğlu, 2018, s. 90, 453; Solmaz, 2018, s. 171).

Latîfî’de söz konusu kelime, “yakıcı” anlamını korumakla birlikte bu yakıcılık, ruhî elemden ziyade yaz mevsiminin hararetine yüklenmiştir. Dürrî maddesinde geçen “Şuʽarâdan Cüllâbî tahallus ider bir fukâʿiden eyyâm-ı temmûz-ı ciger-sûzda bu beyt ile berf istidʽâ itmişdür.” (Canım, 2018, s. 224)  ifadesinde ciger-sûz, yaz mevsiminin yakıcı hararetini niteleyen bir sıfat olarak kullanılmıştır. Latîfî, Sücûdî bahsinde Revânî'nin Mısır seferi sırasında Sultan Selim'e sunduğu “berf” redifli kaside münasebetiyle aynı terkibe ikinci defa yer vermiştir (Canım, 2018, s. 264). Bu durum, “eyyâm-ı temmûz-ı ciger-sûz” terkibinin Latîfî’de tekrarlanan bir kullanım olduğunu göstermektedir.

Âşık Çelebi, Figânî maddesinde şairin şiirinde görülen yakıcı tesiri ifade etmek üzere “ciger-sûzlık” kelimesini kullanmıştır: “Tabʽı bülend ve edâları şâhmânend, sözleri ‘âşıkâne ve sûz-ı çâşnî-i ‘ışkdan behremenddür. Sûziş-i şiʽrle ciger-sūzlıkda sipendmânenddür” (Kılıç, 2018, s. 523).

Bu tesir sipend (üzerlik) benzetmesiyle kuvvetlendirilmiştir. Nasıl ki üzerlik ateşe atıldığında yanarak etkisini gösterirse, şairin şiirindeki yakıcılık da bu benzetmeyle vurgulanmaktadır. Burada ciger-sûz, bir isim tamlamasını niteleyen sıfat olarak değil, -lık ekiyle türetilmiş ciger-sûzlık biçiminde isim olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle, tezkirelerde yaygın olan sıfat kullanımından ayrılmaktadır.

Şemʽî maddesinde ise “ciger-sûz”, şâirin şiirlerinin muhatap üzerinde bıraktığı yakıcı ve derin tesiri ifade eden sıfat olarak kullanılmıştır: “Hakkâ ki şiʽri dahı rûşen u dil-nevâz, ciger-sûz u cân-güdâzdur.” (Kılıç, 2018, s. 608)

Ahdî’de Ülfetî’nin sesine ilişkin yorum yapılırken “ciger-sûz” “dil-küşâ” tamlamasıyla birlikte zikredilerek ciger-sûz, bağlam içerisinde yalnızca elem ve ıstırabı ifade eden bir sıfat olmaktan çıkarak sesin dinleyici üzerindeki güçlü ruhî tesirini belirten estetik bir niteleme sıfatı olarak kullanılmıştır: “El-kıssa ol merd-i lâubâli âvâz-ı ciger-sûz-ı dil-küşâ ile mecâlis-i efrûz-ı ʿuşşâk-ı bî-nevâ ve
nagme-âmûz-ı büzürg ü kûçek vâdî-i musâhabetde muhâveresi aʽlâ ve gökçek ve terennüm-i
sihr-sâz-ı gayret-efzâsı hâfızân-ı ʽIrak u Hicâz ve güftâr-ı revânı safâ-bahş-ı kulûb-ı
nüdemâ ve eşʽâr-ı belîg-ı pâki makbûl-i şuʽarâdur.” (Solmaz, 2018, s. 106)

Hasan Çelebi, Seydî (Kara Seydî) maddesinde yıldırımın sebep olduğu yangınla harap olan medreseyi “âşık-ı ciger-sûz ve dil kebâb” teşbihiyle tasvir etmiştir. Böylece ciger-sûz, yangının meydana getirdiği ağır tahribatı, ciğeri yanmış bir âşığın hâliyle ilişkilendirerek kuvvetlendiren bir benzetme unsuru olarak kullanılmıştır: “Hikâyet olınur ki merhûm-ı merkûm Burusada Kapluca müderrisi iken Zeyrekzâde ki nâmı Rüknü’d-dîndür Yıldırım müderrisi imiş ittifâk kazâ-yı kâdir-i hallâk ile bir berk-i cihân-sûz ve ‘âlem-efrûzdan zuhûr u bürûz iden sâ’ika-i âteş-bâr medreseyi ‘âşık-ı ciger-sûz ve dil kebâb gibi harâb u yebâb itdükde monlâ-yı mezbûr dimişdür.” (Sungurhan, 2017, s. 456).

Gelibolulu Âlî Ulvî maddesinde “ciger-sûz”u şairin gazellerini ve sözlerini tavsif eden bir sıfat olarak kullanmıştır: “El-hak mü’essir eşʽârı ve ciger-sûz gazeliyyât u güftârı vardur.” (İsen, 2017, s. 258) Bu kullanımla ciger-sûz, yalnızca aşk acısını ifade eden bir sıfat olmaktan çıkarak şiir, gazel, söz ve nağme gibi edebî mahsullerin yakıcı tesirini niteleyen bir tavsif unsuru olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Garîmî Tezkiresi’nden Tuhfe-i Nâilî’ye kadar incelenen tezkirelerde ciger-sûz; şair, şiir, gazel, söz ve nağmeyi tavsif etmek üzere kullanılmış, ancak kelimenin terimleştiğini açıkça ortaya koyan bir tanım veya açıklamaya rastlanmamıştır.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Anadolu sahası tezkirelerinde sırasıyla Garîbî’de 1; Lâtîfî’de 2; Âşık Çelebi’de 3; Ahdî’de 2; Hasan Çelebi’de 1; Gelibolulu Âlî’de 1; Fâ’izî’de 2; Âsım’da 2; Safâyî’de 4; Belîğ’de 1; Râmîz’de 1; Esrâr Dede’de 2; Şefkat’te 2; Fatîn’de 1; Mehmed Tevfik’de 1; Ali Emîrî’de 2 defa kullanılmaktadır. Tuhfe-i Nâilî'de kelimenin kullanıldığı beş örnek tespit edilmiştir.




Örnekler

Örnek 1:

....agız tüfengleri neyâsâ ciger-sûz u cân-güdâz nagmeler idüp seng-i felâhan ana âheng eylese istimâʽ iden tuyûr Mevlevîveş döne döne semâʽ idüp kemâl-i şevkınden nakd-i cân nisâr eyleyüp âşyâne-i cihândan firâr ve nişîmen-i bekâda karâr ider (Kılıç, 2018, s. 86).

Örnek 2:

Mevlânâ-yı mezbûr, asrın şuʿarâsından eşʿârı bî-nazîr ve güftârı dil-pezîr olup müretteb Dîvân-ı belâgat-‘unvânı vardır. Hattâ şehâdetinden bir hafta mukaddem bu gazel-i ciğer-sûzu nazm etmiştir (Çapan, 2005, s. 203).

Örnek 3:

Yakdı derûnı tîr-i ciger-sûz muhabbeti

Dûd-ı dili sipihre çıkardı duman duman (Kılıç, 2017, s. 147).




Kaynaklar

Abdulkadiroğu, A. (hzl.) (1999). İsmail Beliğ, Nuhbetü’l âsâr li Zeyli Zübdeti’l eş’âr. Ankara: AKM Yayınları.

Babacan, İ. (hzl.) (2010). Tezkire-i Mecâlis-i Şu’arâ-yı Rum-Garîbî Tezkiresi. Ankara: Vizyon Yayınları.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: AKM Yayınları

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html

Lügatnâme-i Dihhodâ. https://dehkhoda.ut.ac.ir/fa/dictionary (Erişim tarihi: 28.07.2026). 

Hüseyin Remzi. (1305). Lügat-i Remzî. İstanbul: Matbaa-i Hüseyin Remzi.

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html

Kayabaşı, B. (hzl) (1997). Kâf-zâde Fâ’izî’nin Zübdetü’l-Eş’âr’ı. Malatya: İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalı, Doktora Tezi.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Kılıç, F. (hzl.) (2017). Şefkat Tezkiresi (Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194367/sefkat-tezkiresi-tezkire-i-suara-yi-sefkat-i-bagdadi.html

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html

Şemseddin Sâmî. (2004). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.




Yazım Tarihi:
07/08/2026
logo-img