nâdîde mazmûn, nâdîde ma’nâ, nâdîde tab'/nâdîde hilkat, nâdîde beyt/nâdîde gazel, nâdîde üslûb/ nâdîde inşâ
* Sözlüklerde “az görülür, görülmedik, seyrek görülen, çok değerli, gözde, seçkin” manasında olan, tezkirelerde ise genellikle şairin şiirindeki orijinallik anlamında övgü sıfatı olarak kullanılan terim.
Farsça “nā” olumsuzluk bildiren ek ile görülmüş anlamındaki “dīde” sözcüğünün birleşiminden oluşan (نادىده) “nā- dīde” Farsça sıfat olup Kamus-ı Türkî’de kelime için “görülmemiş, görülmedik, emsâlsiz misli nâ-mesbûk; pek seyrek ve kıymetli” tanımı yapılmıştır (Şemseddin Sâmi, 1318, s. 1448). Mükemmel Osmanlı Lugatı’nda “görülmemiş: nâdîde bir kitâb” (Ali Nazîmâ ve Reşâd, 1319, s. 910), Lugat-i Remzi’ye göre “görülmemiş olan ve görülmez olan” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, cilt 2, s. 796), Resimli Türkçe Kamus’ta “görülmemiş, emsâlsiz” (Raif Necdet Kestelli, 1937, s. 782), Hazine-i Lugat’ta ise “görülmemiş, bakılmamış; nadir, nadirlik, ender şeyler” (Artin Hindioğlu, 1838, s. 474) şeklinde geçmektedir.
Tezkirelerde, şairin şiirindeki orijinallik, mazmundaki incelik, yaratılışındaki seçkinlik, eserindeki değer ve üslûbundaki letâfet için kullanılan terim.
“Nâdîde” terimine ilk olarak XVII. yüzyıl tezkirelerinden Riyâzî'de rastlanmaktadır. Riyâzî, tezkiresinde şair Nâzükî’nin (d. ?/? - ö. Ramazan 1078/Şubat-Mart 1668) yazdığı şiirlerin eşsiz ve tıpkı sevgilinin beli gibi ince manaları olduğunu söyler (Açıkgöz, 2017, s. 307). XVIII. asır tezkirecilerinden Safâyî, şair Abdülbâkî Vecdî (d. ?/? - ö. 4 Ramazân 1071/3 Mayıs 1661) için onun çağının en iyilerinden olduğunu, benzeri bulunmadığını ve emsali olmayan bir anlatım gücüne ve güzelliğine sahip olduğunu söyler (Çapan, 2005, s. 684). Esrar Dede ise Semâhat Ömer Dede (d. ?/? - ö. 1789/1790) hakkında ise onun emsalsiz ve çok değerli üç ciltlik Siyer-i Nebi yazdığını söyler (Genç, 2018, s. 146). 19. asırda ise terim sadece Fatin'de geçer. Fatin, Abdülhâmid Ziyâ Beg’in (d. ?/? - ö. 1269-1276 arası/1853-1861 yılları arası) örnek bir gazelini vererek, o gazelin eşsiz ve benzersiz olduğundan ve gazetede yayımlandığından bahsetmiştir (Çiftçi, 2017, s. 307).
Kavram, Riyâzî’de 1, Safâyî’de 1, Esrâr Dede’de 1 ve Fâtin’de 1 yerde geçmektedir.
Örnek 1:
Tab‘-ı nâzüki fehm-i dakâyık-ı ma‘nîde nâ-dîde ve mûy-ı miyân-ı dilberân gibi kenâr-ı kabûle keşîdedür (Açıkgöz, 2017, s. 307)
Örnek 2:
Şu‘arâ-yı ‘asrın güzîdesinden vâdîsinde emsâli nâdîde-i rûzgâr bir şâ‘ir-i rûzgâr-ı fesâhat-şi‘ârdır (Çapan, 2005, s. 684).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Ali Nazîmâ ve Reşâd. (1319). Mükemmel Osmanlı Lugatı. Dersaâdet: Şirket-i Mürettibiye Matbaası.
Artin Hindioğlu. (1838). Hazine-i Lügat. Viyana
Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: AKM Yayınları.
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
Râif Necdet Kestelli. (1937). Resimli Türkçe Kamus. İstanbul: Ahmed Kamil Matba‘ası.
Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.