şâir-i bî-müdânî, mürşîd-i bî-müdânî, fâzıl-ı bî-müdânî, hattât-ı bî-müdânî, münşi-i bî-müdânî, irfân-ı bî-müdânî, sultân-ı celîlü’ş-şân-ı bî-müdânî, zât-ı bî-müdânî, şeyh-i bî-müdânî, sultânü’bni’s-sultân-ı bî-müdânî, ayn’ül-kuzat-ı bî-müdânî, üstâz-ı bî-müdânî
* Sözlüklerde “eşsiz, emsalsiz, benzersiz” anlamlarına gelen; tezkirelerde ise kişinin ilim, sanat, hüner, fazilet veya makam bakımından üstünlüğünü belirten mübalağalı bir övgü sıfatı olan terim.
Bî-müdânî, Farsça olumsuzluk ön eki “bî” ile Arapça “yaklaşmak, yakın olmak” anlamına gelen dünüvv mastarının faili olan müdânî kelimesinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Müdâni kelimesi yakın, eş anlamlarına gelmekte olup Lügat-i Nâcî’de bu kelimenin daima bî edatıyla kullanıldığı ifade edilmiştir. (Muallim Nâcî, 1899, s. 739) Bu bağlamda, bî-müdânî Lügat-i Nâcî’de “bî-nazîr” (Muallim Nâcî, 1899, s. 739), Kâmûs-ı Türkî’de “bî-nazîr, emsalsiz” (Şemseddin Sâmî, 1899, s.1312), Kâmûs-ı Osmânî’de “nazîrsiz, eşi yok” (Mehmed Salahi, 2019, 2. Cilt, s. 463), Yeni Türkçe Lügat’te “eşsiz” (Toven, 1927 s. 666) olarak tanımlanmıştır.
Tezkirelerde bu ifade, şairlerin kişilik, edebî yetenek ve meslekî yetkinlik bakımından diğerlerinden ayrılarak eşsiz ve üstün bir konuma sahip olduklarını belirtmek için kullanılır. Bunun yanı sıra, tezkirelerde adı geçen kişilerin üstünlüklerini vurgulamak ve onlara duyulan saygıyı ifade etmek amacıyla da tercih edilir.
“Bî-müdânî” kavramı, şahısların belirli bir ilim, sanat veya hüner sahasındaki üstünlüklerini ifade eden övgü unsurlarından biri olarak kullanılmaktadır. Kelimenin geçtiği örnekler birlikte değerlendirildiğinde, çoğunlukla kişinin belirli bir alandaki yetkinliğini benzerlerinden üstün veya eşsiz göstermek amacı taşıdığı görülmektedir. Aynı zamanda makam bakımından üstünlüğü ifade eden bir medih sıfatı olarak da kullanıldığı söylenebilir.
Ali Emîrî, Hicâzî’den bahsederken, şairin çeşitli meziyetleri sıralanırken onun mûsikîde “Fisagores-i Sânî” ve tarihte “bî-müdânî” olduğunu belirtilmektedir. (Kadıoğlu, 2018, s.256) Burada tabir doğrudan bir ilim veya ihtisas alanına bağlanmış ve Hicâzî’nin tarih sahasındaki üstünlüğünü ifade etmek üzere kullanılmıştır. Aynı cümlede mûsikî sahasındaki maharetinin “Fisagores-i Sânî” benzetmesiyle, tarih bilgisinin ise “bî-müdânî” sıfatıyla övülmesi, tabirin kişinin ilmî ve entelektüel yetkinliğini derecelendiren güçlü bir medih unsuru olduğunu göstermektedir. (Örnek 1)
Mehmed Tevfik Mecmûatü’t-Terâcim’inde Feyzî-i Hindî’nin tercüme ettiği bir esere değinirken, eserin müellifi Bâsker-i Biyderî’yi, “fünûn-ı riyâziyyâtda bî-müdânî” şeklinde nitelendirmektedir. (Zübeyiroğlu, 1989, s. 23). Bu kullanımda “bî-müdânî”, şahsın matematik ilimlerindeki yetkinliğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla tabir, yalnızca edebî veya sanatsal kabiliyetler için değil, ilmî ihtisas ve otoriteyi belirtmek amacıyla da kullanılabilmektedir. (Örnek 2)
Yine Mecmûatü’t-Terâcim’de Çalkandızâde Mustafa Ârif Efendi’nin biyografisinde “hatt-ı ta‘lîkde üstâz-ı bî-müdânî olmuş idi” ifadesine yer verilmiştir. (Zübeyiroğlu, 1989, s. 343). Burada kelime “üstâz” sözüyle bir terkip oluşturarak kişinin ta‘lik hattındaki ustalığını kuvvetlendirmektedir. Böylece “bî-müdânî”, hüsn-i hat gibi sanatsal maharet gerektiren bir alanda emsalsizliği bildiren bir sıfat olarak karşımıza çıkmaktadır. (Örnek 3)
Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim’in Itrî’den bahsettiği bölümde ise IV. Mehmed, “sultân-ı celîlü’ş-şân-ı bî-müdânî” şeklinde tavsif edilmektedir. (İnce, 2018, s. 327) Önceki örneklerden farklı olarak burada tabir belirli bir ilim veya sanat dalındaki yetkinliğe değil, doğrudan hükümdarın şahsına ve yüceliğine yöneltilmiştir. “Celîlü’ş-şân” ifadesini pekiştiren “bî-müdânî”, hükümdarın benzersizliğini ve üstün mertebesini vurgulayan bir sıfat işlevi görmektedir. Bu örnek, tabirin kullanım alanının meslekî veya ilmî üstünlükle sınırlı olmadığını, yüksek makam sahibi kişilerin övgüsünde de kullanılabildiğini göstermesi bakımından önemlidir. (Örnek 4)
Râmiz’in Âdâb-ı Zurafâ’sında Tâhir’in tahsil hayatı anlatılırken Mehmed Akkirmânî Efendi “fâzıl-ı bî-müdânî” olarak nitelendirilmektedir. (Erdem, 1994, s. 194) Burada “bî-müdânî”, “fâzıl” kelimesinin ifade ettiği ilmî üstünlüğü pekiştirmekte ve Akkirmânî Efendi’yi ilim ve fazilet bakımından benzerleri arasında seçkin bir konuma yerleştirmektedir. Aynı bağlamda Hoca-zâde Efendi için kullanılan “‘ulemânın fazl-ı bî-mânendi” ifadesi de dikkat çekicidir. “Bî-mânend” ile “bî-müdânî”nin aynı pasajda birbirine yakın övgü kalıpları içerisinde bulunması, “bî-müdânî”nin emsalsizlik ve benzersizlik bildiren söz varlığı içerisindeki yerini açık biçimde ortaya koymaktadır. (Örnek 5)
Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Âmid’inde 1, Mehmed Tevfik Efendi’nin Mecmûatü’t-t-Terâcim’inde 31, Mehmed Tevfik’in Kâfile-i Şu’arâ’sında 2, Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim’in Tezkiretü’ş-Şuarâ’sında 12, Râmiz’in Âdâb-ı Zurafâ’sında 2 kez kullanılmıştır.
Örnek 1:
Nâmı Ahmed, mevlidi şehr-i şehîr-i Âmid’dir. Tabʻı zarîf ve musâhabeti latîf, meclis-ârâ ve mülâʻabe ve mülâtafede husûsan nerd ü şatrancda sâhib-i yed-i tûlâ olduğundan başka, mûsikîde Fisagorese-i Sânî ve târîhde bî-müdânî imişler (Kadıoğlu, 2018, s.256).
Örnek 2:
Kitâb-ı mezbûr 'ulemâ-i Hind’den fünûn-ı riyâziyyâtda, bî-müdânî Bâsker-i Biyderî nâm fâzılın te'lîf-kerdesidir (Zübeyiroğlu, 1989, s. 23).
Örnek 3:
Rûm Kâtib-zâde Mehmed Refî' Efendi merhûmdan temeşşuk edüp hatt-ı ta’lîkde üstâz-ı bî-müdânî olmuş-idi (Zübeyiroğlu, 1989, s. 343).
Örnek 4:
Merhûm cennet-mekân, firdevs-âşiyân pâdişâhân-ı cihânın dürr-i yektâ-yı gencîne-i irfânı, sultân-ı celîlü’ş-şân-ı bî-müdânî, nûr-ı sâtı‘ Sultân Mehmed-i Râbi‘ hazretlerinin meclis-i hümâyûnlarına kerreten ba‘de merretin dâhil ve kirâren ve mirâren atâyâ-yı husrevânîlerine nâ’il olduğundan… (İnce, 2018, s. 327)
Örnek 5:
…sinn-i bülûğı tamâmında ‘ulemânın fazl-ı bî-mânendi Hoca-zâde Efendi ve fâzıl-ı bî-müdânî Mehmed Akkirmânî Efendi’nin dâ’ire-i derslerine dâhil ve ser-halka-i emâsil olarak ‘ulûm-ı nâfi‘ayı tekmîl ile nukūd-ı cevâhir-i ‘irfânı tahsîl itmeğin… (Erdem, 1994, s. 194)
Mehmed Salâhî. (2019). Kâmûs-ı Osmânî (A. Birinci, Haz.; C. 2). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları. https://ekitap.yek.gov.tr/urun/kamûs-i-osmani--takim-2-cilt-_686.aspx
Muallim Nâcî. (1899). Lugat-ı Nâcî. https://archive.org/details/lugat-i-naci-1317
Şemseddin Sâmî. (1899). Kâmûs-ı Türkî. İkdâm Matbaası. https://archive.org/details/kamusitrki00emse/page/n3/mode/2up
Toven, M. B. (1927). Yeni Türkçe lugat. Evkaf-ı İslamiye Matbaası. https://www.scribd.com/doc/102933702/Yeni-Turkce-Lugat#page=2
Ali Emîrî. (2018). Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid (İ. Kadıoğlu, Haz.). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Erdem, S. (Haz.). (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ’sı: İnceleme-tenkidli metin-indeks-sözlük. Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi. (2018). Tezkiretü’ş-şuarâ (A. İnce, Haz.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
Zübeyiroğlu, R. (1989). Mecmû‘atü’t-Terâcîm, Mehmed Tevfîk Efendi [Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi]. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=SoPvdn4PkcbrVKsPkWb76g&no=SoPvdn4PkcbrVKsPkWb76g