muhtera‘, muhtere‘, teşebbusât ü muhtere‘ât, muhtera‘ gazel, hatt-ı muhtera‘, muhteri‘ inşâdur, muhayyel ü muhtera‘ u murassa‘ u musanna‘ mu‘ammâ
* Muhtera‘/muhtere‘ kelimesi; tezkirelerde farklı tamlamalarla birlikte hem şiirin hem inşanın özgün, benzersiz, ustalıklı, dikkat çekici, sanatlı, yeni oluşunu ifade etmek için kullanılan bir terimdir.
Muhtera‘/Muhtere‘ kelimesinin kökü, “daha önce benzeri olmayan bir şey îcât etme; aslı olmayan bir şey uydurup gerçek gibi gösterme; hiç kimse tarafından kullanılmamış yeni bir fikir ve söyleyişler bulma" (Kubbealtı Lugatı) anlamlarına gelen ihtira‘ (ﺍﺧﺘﺮﺍﻉ)’dan gelmektedir. Bu kelime sözlüklerde ihtira‘ olunmuş/edilmiş (Nazîmâ ve Reşad, 2009, s. 298; Doğan, 1996, s. 790; Devellioğlu, 2003, s. 675); îcâd olunmuş/edilmiş (Parlatır, 2017, s. 1124; Doğan, 1996, s. 790; Devellioğlu, 2003, s. 675; Kanar, 2016, s. 1284); îcâd olunan şey’ (Şemseddin Sâmi, 1992, s. 1307); yapılmış (Parlatır, 2017, s. 1124); mebda‘, icat, buluş, vücûd (Tulum, 2011, s. 1209, 1127) anlamları taşımaktadır. Bunun yanında kelimenin uydurma yapımlı/uydurulmuş/uydurma[söz,şey] (Parlatır, 2017, s. 1124; Doğan, 1996, s. 790; Devellioğlu, 2003, s. 675; Kanar, 2016, s. 1284) ve taklit edilmiş (Parlatır, 2017, s. 1124) karşılıkları da verilmektedir. Kelimenin, tezkirelerde de rastladığımız çoğul şekli ise muhtere‘ât ve muhteri‘âttır. Muhtere‘âtın sözlüklerde yeni yapılanlar, icâd edilenler; uydurmalar (Parlatır, 2017, s. 1124); yalan, düzme [sözler]; yeni çıkarılmış, yoktan meydana getirilmiş [şeyler] (Devellioğlu, 2003, s. 675); îcat edilen şeyler, buluşlar; uydurulmuş şeyler, yalanlar (Kubbealtı Lugatı) anlamları verilirken muhteri‘âta ise sadece ekâzib (Nazîmâ ve Reşad, 2009, s. 298) anlamı verilmiştir.
Kelime, bazen isim bazen sıfat görevinde kullanılmıştır. Bu terim genel itibariyle bir nazmın/nesrin/ifade biçiminin özgün, benzersiz, ustalıklı, dikkat çekici, sanatlı, yeni oluşunu ifade etmek için kullanılmıştır. Terimi tezkirecilerin hangi anlamda kullandıkları, metinlerde net değildir. Umumiyetle “şiirin/sözün/şairin has ve başarılı oluşu” gibi olumlu bir anlamda kullandıkları görülmüştür. Kimi sözlüklerde yer alan “yalan, iftira, uydurma, taklit edilen (sözler)” gibi olumsuz anlamların tezkirelerde kullanımına rastlanmamıştır.
Künhü’l-Ahbâr’da Monla Ahmed-i Dâ‘î’nin bir gazeli için “gayr-i mükerrer bir muhtera‘ garîb gazel (İsen, 2017, s. 34-35)” olduğu ifade edilmiştir. “Gayr-i mükerrer” ifadesinde gazelin daha önce söylenmemiş muhteva ve söyleyişe sahip özgün bir gazel oluşu anlaşılabileceği gibi örneğine rastlanmayan, alışılmadık, tuhaf bir gazel gibi de düşünülebilir. Şiirin garip olarak nitelendirilişi, her beytin ikinci mısraında kullanılan cinas ve tekrarlardan kaynaklanmış olabilir.
Âlî, Emrî Çelebi’nin muammaları hakkında “muhayyel ü muhtera‘ ve murassa‘ u musanna‘ (İsen, 2017, s. 113)” ifadelerini kullanmıştır. Vasıfları sıralanan muamma örneği, tezkirede verilmediği için neyi karşıladığı hemen anlaşılamamaktadır. Ancak birlikte kullanıldığı kelimelerden hareketle bir anlam verilebilir. Muhayyel şiir; “şiirde değişik hayallerle dolu manasında kullanılmış olmalıdır” (Kılıç, 1998, s. 281). Musanna‘ şiir; “şiir sanatına ve estetiğine uygun tarzda söylenmiş; sanat ürünü, yani şairin üstatlığıyla ortaya koyduğu eserdir” (Kaplan, 2021, s. 284). Murassa‘; i"nci, elmas, yâkut vb. kıymetli taşlarla süslenmiş, mücevherle bezenmiş; iki mısrâı, kâfiye, iki paragrafı seci bakımından kelime kelime birbirine uyan [beyit veya söz]" (Kubbealtı Lugatı) anlamlarına gelmektedir. Murassa‘ yukarıda verilen iki anlamı da kapsayacak şekilde kullanılıyor olmalıdır. Bu lafızların hepsi muamma kelimesinde sıfat görevinde verilmiştir. Muamma yazmanın “bir zeka ve kabiliyet işi ”(Bilkan, 2000, s. 12) olması hasebiyle de burada muhtera‘nın “ilk defa ortaya konmuş, icat edilmiş, özgün” ifade/söz/şiir anlamlarının kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Âşık Çelebi, Gazâlî biyografisinde bir hattatı yazdığı hat dolayısıyla itham ederken “Ubeydu’llâh Çelebi’ye bir alay suver-i bî-ma‘nâyı ve nukûş-ı lugavîyi hatt-ı muhtera‘ diyü halkı aldarsın; hünerün varsa yanumuzda bu beyti ol hatla yaz andan sonra sana bizden inkâr u mükâbere olmaz dir (Kılıç, 2018, s. 694)” ifadesini kullanmıştır. O hâlde buradan muhtera‘ terimi için “irticalen söylenebilen, üstün, benzersiz, etkileyici, söylenmesi marifete muhtaç olan” gibi anlamlar çıkarılabilir.
Kınalızâde Hasan Çelebi, Âlî’nin Heft Meclis adlı eserinin “muhtera‘ inşâ”; Enisü‘l-Kulûb’unun “muhtera‘ (Sungurhan, 2017, s. 533)” olduğunu söylemiştir. Buradan hareketle muhtera‘ kelimesinin yalnızca manzum metinler için kullanılmadığı anlaşılmaktadır.
Muhtera‘/muhtere‘ kelimesi; terim anlamıyla Mehmet Tevfik’in Kâfile-i Şu‘arâ’sında 1, Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ının tezkire ksımında 2, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 3, Âşık Çelebi’nin Meşâirü‘ş-Şu‘arâ’sında 1 yerde geçmektedir.
Örnek 1:
Ammâ Sehî Beg merhûm gayr-i mükerrer bir muhtera‘ garîb gazelini îrâd eylemişdür. Tarzı haylice makbûldür.
Gazel
Eyâ hurşîd-i meh-peyker cemâlün müşterî manzar
Ne manzar manzar-ı tâli‘ ne tâli‘ tâli‘-i enver
Yüzündür âyet-i rahmet özündür mazhar-ı kudret
Ne kudret kudret-i Sâni‘ ne sâni‘ Sâni‘-i ekber
Süleymân sîreti sende Sikender sûreti sende
Ne sûret sûret-i Yûsuf ne Yûsuf Yûsuf-ı server
Felek satrancını utdus sa‘âdet mülkini tutdun
Ne milket milket-i devlet ne devlet devlet-i Kayser
Kapunda kullarun bî-had velî kemter kulun Ahmed
Ne Ahmed Ahmed-i Dâ'î ne dâ'î dâ'î-i çâker (İsen, 2017, s. 34-35).
Örnek 2:
Ve muhayyel ü muhteri‘ ü murassa‘ u musanna‘ mu‘ammâları bî-şümâr ve zurefâ miyânında şöhre-i dâr u diyâr olmagın anlardan îrâd olınmayup bu şi‘r-i dürer-bâr ve metâli‘-i bedâyi‘-şi‘ârla ihtisâr olundı (İsen, 2017, s. 113).
Örnek 3:
‘Ubeydu’llâh Çelebi’ye bir alay suver-i bî-ma‘nâyı ve nukûş-ı lugavîyi hatt-ı muhtera‘ diyü halkı aldarsın; hünerün varsa yanumuzda bu beyti ol hatt ile yaz andan sonra sana bizden inkâr u mükâbere olmaz dir (Kılıç, 2018, s. 693).
Örnek 4:
Bunlardan mâ-’adâ inşâya müte’allik olan mü’ellefâtımuz bunlardur ki zikr olınur: Enîsü’l-kulûb Sad-kıssa vü Sad-hisse Hümâyûn-nâme mukabelesindedür muhteri‘dür. Râhatü’n-nüfûs bâha müte’allikdür mütercemdür. Nâdirü’l-muhârib Konyadaki şehzâdeler cengidür ki Sultân Selîm cülûsına dek yazılmışdur. Bin beyt mikdârı san’at-ı cengde Şeh-nâme bahrında dinilmişdür. Heft Meclis Sigetvar fethidür muhteri‘ inşâdur (Sungurhan, 2017, s. 533).
Bilkan, A. F. (2000). Türk Edebiyatında Mu’amma. Ankara. Akçağ Yayınevi.
Doğan, M. (1996). Büyük Türkçe Sözlük. İz Yayıncılık.
Güneyçal, A. S. (hzl.). (2003). Ferit Devellioğlu-Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Eski ve Yeni Harflerle). Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kanar, M. (2016). Büyük Farsa-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Kılıç, F. (1998). 17. Yüzyıl Tezkirelerinde Şair ve Eser Üzerine Değerlendirmeler. Ankara: Akçağ Basım Yayım Pazarlama A.Ş.
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html
Muallim Nâci. (1978). Lûgat-ı Nâci. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Nâzimâ, A; Reşad, F. (2009). Mükemmel Osmanlı Lügati. İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Parlatır, İ. (2017). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.
Sima Dâd (hzl.) (1382-1400). Vâje-nâme-ye Mafâhîm ve Istalâhât-ı Edebî-yi Fârsi ve Oropayî – Tatbîqî ve Tozîhî (واژه نامه مفاهیم و اصطلاحات ادبی فارسی و اروپائی - تطبیقی و توضیحی). Morvârid Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmi. (1992). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Tulum, M. (2011). 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.