MÛCİD (MŪCİD)

mûcid-i makâl, mûcid-i nükât, mûcid-i mazmûn, mûcid-i şi'r ü inşâ, mûcid-i hayâl, gayr-ı mûcid


* Sözlüklerde "icat eden, vücuda getiren, bir şeyi yok iken var eden" şeklinde tanımlanıp Latîfî tarafından "fikir ve manada yeni bir şey icat edebilen yetenekli şair/yazar" anlamıyla kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Arapça kökenli bir sözcük olup “vücûd” kelimesinden türemiştir. Kâmûs-ı Türkî’de hem temel hem de terim anlamı tanımlanmaktadır: “1. Yeni bir şey’ îcâd u ihtirâ‘ iden adam. (…) 2. Kendiliğinden efkâr u ma‘ânî îcâd u ihtirâ‘ına muktedir: Mûcid bir şâ ‘irdir” (Şemseddin Sâmî, 2009, s. 1427). Şemseddin Sâmî’nin tanımından anlaşılacağı gibi mucit kelimesi bir edebiyat terimi olup “fikir ve manada yeni bir şey icat etme konusunda yetenekli” kişiler için kullanılmaktadır. Mucit kelimesi Lugat-i Nâcî’de “Îcâd iden, vücûda getiren, (…) yeni bir şey çıkaran” (Muallim Nâcî, 1308, s. 858); Lugat-i Remzî’de “Bir nesneyi vücûda getirici, îcâd u ihtirâ‘ ve ihdâs idici olan ve kuvvet ü istihkâm virici olan ve kavî ve muhkem olan şey’e dinilür” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, 2/753); Lugat-ı Cûdî’de “Îcâd idici, iden” (İbrahim Cûdî Efendi, 1332, s. 1011); Mükemmel Osmanlı Lugatı’nda “Îcâd iden. Vücûda getiren (…). Yeni bir şey çıkaran. Îcâd ve ihdâs iden” (Ali Nazîmâ ve Reşâd, 1319, s. 887); Kamus-ı Osmânî’de “Îcâd iden, vücûda getiren; bir şey’i yok iken yapan” (Mehmed Salâhî, 1322,  4/547) ve Resimli Türkçe Kamus’ta “Îcâd iden. Vücûda getiren” (Raif Necdet ve Hasan Bedreddin, 1928, s. 767) şeklinde açıklanmaktadır.




Terim Anlamı

Mucit terimi fikir ve manada yeni bir şey icat edebilen yetenekli şair ve yazarlar için kullanılmaktadır.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Latîfî mucit ve müellif olan kimselerin çıkarcılık ve geçinme bağından uzak olduğunu belirtir (Canım, 2018, s. 55). Ona göre anlayışı kıt ve çabası eksik olanların mucit ve yaratıcı olması mümkün değildir (Canım, 2018, s. 66). Asıl şairler söz konusunda mucit olanlardır, diğerleri ise ancak söz hırsızıdırlar (Örnek 1). Yazar Derûnî’den bahsederken onun söz mucidi olduğunu belirtir (Canım, 2018, s. 222). Latîfî, Zâtî’den bahsedilen bölümün başlığında şairi “mûcid-i nükât (ince mânâlı sözlerin mucidi)” şeklinde zikreder (Canım, 2018, s. 228). Revânî’nin gazelde mucit ve seçkin olduğunu söyler (Örnek 2). Şâhî-i Şarkî’nin ise gizli inciler gibi mazmunlar yaratan bir mazmun mucidi olduğunu ifade eder (Örnek 3). Ona göre Kadı Şemsî özgün hayaller kurmaya gücü yeten, şiir ilminde yetenekli ve mucit olan bir şairdir. Bu sayede o hiçbir çaba harcamadan ve derin tefekküre dalmadan, kolayca şiir yazabilmektedir. Şiir söylerken asla başka şairlerin şiirlerini görmeye ihtiyaç duymayan Kadı Şemsî’nin şiirleri, Latîfî’ye göre, onun doğumunu tek başına üstlendiği çocuklarıdır  (Örnek 4). Sâfî mahlaslı Kasım Paşa ise yalnızca şiirde değil, inşada da mucittir (Canım, 2018, s. 321). Latîfî, Necâtî’yi üslûp konusunda mucit olarak görür (Canım, 2018, s. 502). Müderris Nihânî’nin şiir ve kasidede hayal ve mana mucidi olduğunu belirtir (Canım, 2018, s. 529). Latîfî’ye göre Vahyî “Bursalı Hoca Abdurrauf” hikâyesinin mucidi ve yazarıdır (Canım, 2018, s. 548).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Yalnızca Latîfî tarafından kullanılan bu terim Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da 14 kez geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

Düzme koşma söz ugrısı çok olur

Şâ‘ir oldur suhanda mûcid ola (Canım, 2018, s. 67).

Örnek 2:

Tarz-ı gazelde mûcid ü mümtâz ve tarîk-ı hâsda bî-nazîr ü bî-enbâzdur (Canım, 2018, s. 245).

Örnek 3:

Mûcid-i mazmûn ve her mazmûnı dürr-i meknûn (…) (Canım, 2018, s. 292).

Örnek 4:

Fenn-i şi ‘rde mûcid ü mâhir ve hayâl-i hassa kâdir idi ve didügi eş‘ârı çendân tekellüf ü tefekkürle dimezlerdi ve şi‘r dimekle defter ü dîvân tetebbu ‘ itmezdi. Her ne ki sâdır olsa zâde-i karîhası idi (Canım, 2018, s. 299-300).




Kaynaklar

Ali Nazîmâ ve Reşâd. (1319). Mükemmel Osmanlı Lugatı. Dersaâdet: Şirket-i Mürettibiye Matbaası.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Doktor Hüseyin Remzi. (1305). Lugat-i Remzî. İstanbul.

İbrâhim Cûdî Efendi. (1332). Lugat-ı Cûdî. Trabzon.

Mehmed Salâhî. (1322). Kamus-ı Osmânî. İstanbul: Mahmûd Beğ Matba‘ası.

Muallim Nâcî. (1308). Lugat-i Nâcî. İstanbul.

Raif Necdet ve Hasan Bedreddin (1928). Yeni Resimli Türkçe Kâmûs. İstanbul: Ahmed Kâmil Matbaası.

Şemseddin Sâmî. (2009). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Kapı Yayınları.




Yazım Tarihi:
07/08/2026
logo-img