BÜLEGÂ (BÜLEĠĀ)

bülegâ-yı şu‘arâ, bülegâ-yı devrân, bülegâ-yı ehl-i nazm, bülegâ-yı ârifân


* Sözlüklerde “belîğ kimse, düzgün söz söyleyen, belâgat ehli, söz ustaları” gibi anlamları olan, tezkirelerde de aynı anlamda kullanılan bir terim.



Sözlük Anlamı

Bülegâ (ﺑﻠﻐﺎﺀ) Arapça bir sıfattır. Kâmûs-ı Türkî’de kelime için, belîğ (ﺑﻠﻴﻎ) sözcüğünün çoğulu olduğu söylenmektedir (Şemseddin Sâmî, 2009, s. 301). Bülegâ, Mükemmel Osmanlı Lugatı’na göre “beliğler, meleke-i belâgatı hâiz olanlar” (Ali Nazîmâ ve Reşâd, 1319, s. 152), Müntehâbât-ı Lugat-i Osmâniyye’ye göre “belîğ olanlar, belâgat sahipleri” (Redhouse, 1289, cilt 1, s. 118), Lugat-ı Naci’de ise “hâiz-i meleke-i belâgat” (Muallim Naci, 1308, s. 170) şeklinde geçmektedir.

Tietze’de aynı şekilde “belâgat sahipleri, güzel konuşanlar” tanımından sonra Gelibolulu Âlî’den kelimenin yer aldığı bir örnek cümle verilmiştir (Tietze, 2016, cilt 1, s. 829).

Kur’an’a göre belâgat, insanın doğuştan sahip olduğu bir melekedir. Nitekim Kur’an’ın elli beşinci suresi olan Rahman Suresinde “O insanı yarattı ve insana beyânı (düşündüğünü açıklamayı) öğretti (Rahman, 55/3-4) diye buyurulmaktadır. Kısacası belâgat ilmi, henüz ilim olmadan önce de insanların sahip olduğu bir meziyetti (Kılıç, 1992, cilt 5, s. 380-383).




Terim Anlamı

Klâsik sahada “bülegâ”, yüksek derecede belâgat kudretine sahip şair ve edipleri ifade eden bir terimdir. Tezkireciler bu kavramı sözün hünerini övmek, şairi diğerlerinden ayıran sanat kudretini belirtmek ve fasih ve belîğ söyleyişin temsilcilerini işaretlemek için kullanmışlardır. “Bülegâ-yı şuʿarâ”, “bülegâ-yı devrân”, “bülegâ-yı ehl-i nazm” gibi terkiplerle döneminin seçkin şairleri kastedilmiştir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

XVI.  yüzyılda Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi tezkirelerinde “bülegâ”, özellikle dönemin seçkin şairleri için kullanılan sınıflayıcı bir övgü terimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Latîfî, tezkiresinde meşhur şair Hayâlî Bey’i (d. 903-905 ?/1497-1499 ? - ö. 964/1557) tanıtırken onun etkili konuştuğunu ve yazdığını, fesahat konusunda dönemin en usta şiir söyleyenlerinden bile daha usta olduğunu ve böylelikle şiir sahasında diğer usta şairlerden farklı ve hüner sahibi olduğunu dile getirmiştir (Canım, 2018, s. 219). Latîfî, “bülegâ-yı devrândan idi” diyerek onu dönemin söz ustaları arasına yerleştirmiştir (Örnek 1). Âşık Çelebi de ise bu kavram hem söyleyiş kudreti hem de edebî otorite anlamında bir kullanım olarak yerini almıştır (Örnek 2). Şair Sâ’ilî (d. ?/? - ö. 960/1553) tanıtılırken Âşık Çelebi onun yazarlar zümresinde şerefli, yüksek kişilerle arkadaş ve beliğlerle sırdaş olduğunu söylemiştir (Kılıç, 2018, s. 406).

XVII.  yüzyılda Kınalızâde, Riyâzî tezkirelerinde  “bülegâ”nın, teknik bir terim olarak kullanıldığı görülür. Kınalızâde, tezkiresinde Siyâbî’yi (d. ?/? - ö. ?/?) tanıtırken onun söz kaftanının uyum ve ahenk boyuna göre kesip biçen ve belâgat ile nezâket iğnesini kullanarak fesahatin o ipek kumaşını diken zamanın söz ustalarından biri olduğunu ifade eder (Sungurhan, 2017, s. 257). “Bülegâ-yı zamandandır” gibi ifadeyle şairin fesahati, yani doğru ve etkili söyleyiş kudreti tasdik edilmiştir (Örnek 3). Riyâzî ise tezkiresinde şair Nev‘î (d. 940/1533-34 - ö. 1007/1599) için onun yalnızca yüksek sınıfa mensup beliğler fertlerinden biri olsa da, aynı zamanda kendi kategorisinde benzersiz ve taklit edilemez bir deha olduğunu söyler (Açıkgöz, 2017, s. 322). Riyâzî’de yalnızca iki yerde geçen bu kavram, nazmı güçlü, sözü ölçülü manasında kullanılmıştır (Örnek 4).

XVIII. yüzyılda "bülegâ"  Mucib’de üç, Safâyî’de üç, Esrar Dede’de bir kez geçer. Ddaha önceki dönemlerde kullanılan manasıyla kullanılmıştır. Yalnızca Mucib bir yerde, şair Nâ’ilî (d. ?/? - ö. ?/?) için (ki hangi Nâ’ilî olduğunu tespit edemedik, Nâ’ilî-î Kadîm değil) “bülegâ-yı erbâb-ı irfân”dan olduğunu söyleyerek onun yalnızca söz ustası olmadığını aynı zamanda hâl sahibi olduğunu da ifade eder. Bu kavramın bu dönemde tasavvufi manası yalnızca Mucib’de görülür (Altun, 1997, s. 58). (Örnek 5)

XIX. Asır – (Fâtin, Ârif Hikmet, Silâhdârzâde) tezkirelerinde geçen terim  “yüksek sanat kudreti olan şair” anlamında standart bir övgü terimine dönüşmüştür. Ârif Hikmet tezkiresinde şair Şâkir (d. ?/? - ö. ?/?) için onun edip ve akıllı biri olduğunu söyler ve edebiyat alanında özel bir eğitim görmediği halde, beliğlerin ince sırlarını ve nüktelerini öğrendiğini kaydeder (Çınarcı, 2019, s. 65). Şair Pertev (d. 1159/1746 - ö. 1222/1807-8) için de, onun örnek alınması gereken bir nesre sahip olduğu ve şiirlerinin de dönemin beliğleri tarafından beğenildiği söylenmiştir (Çınarcı, 2019, s. 29) (Örnek 6).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

"Bülegâ hemen hemen tüm dönem tezkirelerinde yer almaktadır. Fakat en yoğun kullanımı XVI., XVII., XIX. asırlardadır. Terim, Âşık Çelebi’de 16, Latîfî’de 10, Sehî Beg’de 5, Hasan Çelebi’de 42, Riyâzî’de 2, Mucib’de 3, Esrâr Dede’de 1, Safâyî’de 3, Ârif Hikmet’te 3, Fatîn’de ise 4 yerde geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

Şân-ı bülend ve tabʿ-ı bî-mânend ile zuhûr idip devrânun ferzâne ve ferîdi ve zamânun yegâne ve vahîdi olmışdur ve çevgân-zebân-ı belâgat ü beyân ile gûy-ı fesâhati meyân-ı meydân-ı mütegazzilân ve bülegâ-yı devrândan rubûde kılmagla ʿarsa-i nazmun çâbük-suvârları arasında meydânı almış (Canım, 2018, s. 219).

Örnek 2:

Şirâzî dimekle maʿrûf yâr-ı vefâdâr ki küttâb tâ‘ifesinden zürefâ ile hem-dem ve bülegâ ile mahrem rind-i cihânsûz ve Hânkâh-ı sohbet-i yârânda cârû-keş ü çerâg-efrûzdur (Kılıç, 2018, s. 406).

Örnek 3:

Lâkin hil’at-ı kelâmı kâmet-i insicâma biçüp sûzen-i belâgat u nezâketle dîbâ-yı zîbâ-yı fesâhatı diken bülegâ-yı zemândandur (Sungurhan, 2017, s. 257).

Örnek 4:

Hakkâ ki, ol sâhib-külliyet-i ‘irfânî cins-i ‘âlî-bülegâ efrâdından ‘add idüp nev‘i şahsına münhasırdur dinilse erzânîdür (Açıkgöz, 2017, s. 322).

Örnek 5:

Zümre-i tâze-gûyân ve büleğâ-yı erbâb-ı ‘irfândandır (Altun, 1997, s. 58).

Örnek 6:

İnşâsı ser-meşk-i üdebâ ve eş'ârı pesendîde-i büleğâdır (Çınarcı, 2019, s. 29).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html

Ali Nazîmâ ve Reşâd. (1319). Mükemmel Osmanlı Lugatı. Dersaâdet: Şirket-i Mürettibiye Matbaası.

Altun, K. (hzl.)(1997). Tezkire-i Mucîb. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çınarcı, M. N. (hzl.) (2019). Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey- Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-240610/seyhulislam-arif-hikmet-bey-tezkiresi.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Kılıç, H. (1992). Belgâgat. TDV İslâm Ansiklopedisi içinde. Erişim Adresi: https://islamansiklopedisi.org.tr/belagat

Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.

Redhouse, S. J. W. (1289). İlaveli Kitâb-ı Müntehâbât-ı Lugat-ı Osmaniyye. İstanbul.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Şemseddin Sâmî. (2009). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Kapı Yayınları.

Tietze, A. (2016). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati. C. III. Ankara: TÜBA.




Yazım Tarihi:
26/11/2025
logo-img