YEGÂNE (YEGĀNE)

yegâne-gûy, üstâd-ı yegâne, yegânegî, yegâne-i cihân, yegâne-i akrân, yegâne-i zamân, yegâne-i devrân


* Sözlüklerde “tek, biricik, eşsiz, müstesnâ” anlamlarına gelen; tezkirelerde şahısların ve eserlerin benzersizliğini ifade etmek üzere kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

“Yegâne”; Farsça “yek” (bir) kelimesine “-âne” son eki getirilerek oluşmuş bir sıfattır. Farsça-Türkçe Lugât'ta  “bir tane, biricik, dengi ve benzeri olmayan” anlamlarına geldiği gibi “muvâfık” anlamı da bulunmaktadır (Şükûn, 1984, s. 2032). Bunun dışında Kâmûs-ı Türkî'de “tek, münferid, mücerred, yektâ” (Şemseddin Sâmî, 2009, s. 1550); Lugat-ı Nâcî''de “eşsiz, tek, bî-nazîr, bî-misl” (Muallim Nâcî, 1899, s. 957) anlamları bulunmaktadır. 




Terim Anlamı

“Yegâne”, terim anlamı olarak da sözlük anlamına müsavî bir biçimde kullanılmıştır. Bir şairin veya eserin benzersizliği, eşsizliği ve üstünlüğü vurgulamak amacıyla başvurulan bir ifade olmuştur. Bu kullanımda kelime, yalnızca “tek” veya “biricik” anlamıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda mümtaz, müstesnâ, benzeri olmayan nitelikleri öne çıkarır. Ayrıca “yegâne-gûy” şeklinde kullanımı ile Allah'ın birliğine inanan mümin kimseleri ifade etmektedir (Mehmed Salâhî, 2019, s. 664; İbrahim Cûdî, 2006, s. 1098).




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Mecâlisü’n-Nefâyis’te “yegâne” kelimesi farklı bağlamlarda eşsizlik ve üstünlük bildiren bir niteleme olarak karşımıza çıkar. Mesela bir âlim için “öz ‘asrınıng yegânesi irdi” denilerek onun, çağının en seçkin bilgini olduğu vurgulanmıştır (Eraslan, 2001, s. 32). Kahraman bir yiğit tasvirinde ise “yay küçide yegâne ve ok atarda zemâne ehlide nişâne” ifadesi ile askerî maharetlerde benzersizlik “yegâne” kelimesi vasıtasıyla dile getirilmiştir (Eraslan, 2001, s. 200). Şairin matla‘ı hakkında “bu matla‘ yegâne ve be-gâyet ‘âşıkâne vâki’ bolupdur” denilerek şiirde özgün ve üstün ifade gücü öne çıkarılmıştır (Eraslan, 2001, s. 213). 

Terim, tezkirelerde çeşitli şekillerde tamlamalar içerisinde de sıklıkla kullanılmıştır. Örneğin Mirzâzâde, “Fażîlet-i bâhirelerinden mâ-‘adâ şi’r ü inşâda dahı tab’-ı ‘âlem-ârâları bî-hem-tâ mâkbûl-i cihân bir zât-ı yegâne-i devrândır.” (İnce, 2018, s. 165) cümlesinde tarif ettiği kişinin şairliğini överken onun bu yönüyle kendi döneminde rakipsiz ve eşsiz biri olduğunu vurgulamaktadır. Diğer yandan Râmiz ise bu terim ile “Mûmâ-ileyh hazretleri ‘ulûm-ı ‘arabiyye vü fârisiyyede yegâne-i deverân oldukları gibi” ifadesinde kişinin özellikle Arap ve Fars ilimlerindeki üstün bilgisini ve söz konusu şahsın, çağında bu iki ilim dalında rakipsiz bir otorite olduğunu vurgulamaktadır. Buna benzer bir şekilde Safâyî Tezkiresi’nde “Fenn-i târîhde yegâne-i devrândır.” (Erdem, 2005, s. 354) ifadesi ile kişinin tarih bilgisinin çok yüksek seviyede oluğu vurgulanmıştır. 

Kelime tezkirelerde “yegâne-i akrân” terkibi içinde de sıklıkla yer almakta ve bu şekliyle sosyal bir mukayese olarak karşımıza çıkmaktadır. Rızâ Tezkiresi’nde yer alan “Mütercem-i nâdire-gû ‘ulûm-ı 'arabiyyede yegâne-i akrân oldukları gibi fünûn-ı sâ’irede dahi müşârün bi’l-benân ve el-hakk şi’r ü inşâda yek-tâ-süvâr-ı pehnâ-yı ‘irfân bir şâ'ir-i pâkîze-ta'bîr-i sühan-cûdur…” (Zavotcu, 2017, s. 65) cümlesinde görüldüğü üzere kişi ilmî seviyesi ile kendi emsalleri ve yaşıtları arasında çok yüksek bir seviyede yer almaktadır. Âşık Çelebi’de ise “yegâne-i akrân-ı zemâne” terkibi, kişinin yaratılışı ve tabiatı itibarıyla kendi çağındaki yaşıtları arasında eşsiz olduğunu ifade etmektedir (Kılıç, 2018, s. 277).

Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de terim, tasavvufta en yüksek mertebede olmayı tarif ederken kullanılmıştır. Esrar Dede “…ve el’ân makâm-ı refî‘alarında pîşvâ-yı erbâb-ı tarîkat ve cedd-i büzürgvâr-ı hakîkat kutb-ı yegâne-i dâ’ire-i ‘uzmâ” (Genç, 2018, s. 216) terkibi içerisinde Muhammed Emîn Efendi’yi hem tarikatın önderi (pîşvâ) hem de hakikatin atası (cedd-i büzürgvâr) olarak tanıtmıştır. Fakat tarifin asıl doruk noktası “kutb-ı yegâne-i dâ’ire-i ‘uzmâ” ifadesindedir; Esrar Dede bu tabir ile “kutb” kelimesini daha da vurgulamak adına “yegâne” sıfatını eklemiştir.  

 Ali Emîrî Efendi’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid’inde geçen “…her müfred-i yegânesi dür-dâne-i şehvâr gibi dürretü’t- tâc-ı şuʻarâ olmakla sezâvâr görünmüş idi” (Kadıoğlu, 2018, s. 62) ifadesinde ise “yegâne”nin bir kişiyi değil şairin her beytinin tek tek eşsiz olduğu vurgulanmıştır. Her bir mücevher tanesi nasıl biricik ve eşsiz ise şairin her bir beyti/mısraı da aynı şekilde eşsiz ve biriciktir. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Tezkirelerde “yegâne” kelimesi en fazla Gülşen-i Şuarâ’da (40 kere) geçmektedir. Ardından kullanım sıklığına göre Âdâb-ı Zurefâ’da 32, Kınalızâde Hasan Çelebi’de 29, Mirzazâde Mehmed Sâlim’de 25, Meşâ’irü’ş-Şu’ârâ’da 23, Safâyî Tezkiresi’nde 16, Fatîn Tezkiresi ve İşkodra Vilayeti ʿOsmanlı Şaʿirleri’nde 12, Mecmû’atü’t-Terâcim’de 11, Tezkire-i Şu’ârâ-yı Âmid’de 9, Kâfile-i Şu’ârâ’da 8, Rızâ Tezkiresi’nde 6, Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye, Şefkat Tezkiresi ve Latîfî Tezkiresi’de 5; Eslaf, Tezkire-i Silahdârzâde, Mecmâ’-i Şu’ârâ ve Mecâlisü’n-Nefâ’is’de 4; Riyâzü’ş-Şu’ârâ’da 3; Bâğçe-i Safâ-Endûz, Beyânî, Enderunlu Mehmed Âkif, Tezkire-i Mucîb ve Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey’de 2; Garîbî, Kafzâde Fâizî ve Seyrekzâde’de ise 1’er defa geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1: 

Ol 'ârif-i yegâne ve fâzıl-ı zamâne ‘asrın şu’arâsından olmağla eş'ârı muhayyel ve güftârı katı bî-bedeldir (Çapan, 2005, s. 186).

Örnek 2: 

Hulâsa ʻaşk-ı hakîkî ve muhabbet-i mecâzîye âb u âteş gibi imtizâc vermiş ve her kıtʻası kıtʻa-i dil-ârâ-yı yâkût gibi revâc bulmuş ve her müfred-i yegânesi dür-dâne-i şehvâr gibi dürretü’t- tâc-ı şuʻarâ olmakla sezâvâr görünmüş idi. (Kadıoğlu, 2018, s. 56).

Örnek 3: 

Ba’dehu fenn-i Farsi ve inşâ vü inşâdı ehlinden tekmîl itmişdür. Akrânınuñ yegânesi ve nat’-ı ma’rifetüñ ferzânesidür. Hâlâ dîvân-ı Süleymânî kâtiblerindendür ve ol zümrede ‘ilm ü ma’rifet sâhiblerindendür. Sanmañ yaluñuz hâme aña dest-yârdur her fende hâme gibi eli vardur (Kılıç, 2018, s. 144).




Kaynaklar

Cûdî, İ. E. (2006). Lügat-ı Cûdî (İ. Parlatır, B. Tezcan Aksu, & N. Tufar, Ed.). Türk Dil Kurumu.

Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: AKM Yayınları. 

Eraslan, K. (2001). Alî Şîr Nevâyî Mecâlisü’n-Nefâyis II. Ankara: TDK Yayınları.

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html

İnce, A. (hzl.) (2018). Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi Tezkiretü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi-Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Mehmed Salâhî. (2019). Kâmûs-ı Osmânî İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.

Muallim Nâcî. (1899). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.

Şemseddin Sâmî. (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Şükûn, Z. (1984). Farsça-Türkçe Lügat Gencinei Güftâr III. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi. 

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. 




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
03/11/2025
logo-img