vasat makûlesi, vasatü'l-hâl
* Orta sınıf, orta halli anlamlarına gelen; hayal, mana ve sanat yönüyle üst düzeye ulaşamamış şair ve şiirler için kullanılan terim.
Vasatü'l-hâl, Arapça isim olan ve sözlüklerde iki şeyin arası, orta, bir şeyin merkezi, miyân (Muallim Naci, 1308, s. 927; Şemseddin Sâmî, 2004, s. 1493; Toven, 2004, s. 783) olarak tanımlanan vasat kelimesi ile yine Arapça isim olan ve sözlüklerde şimdiki zaman, oluş, bulunuş sûret, keyfiyet (Mehmed Salâhî, 1313, s. 244; Toven, 2004, s. 250) olarak tanımlanan hâl kelimesinin terkibidir ve orta halli anlamına gelir. Makûle, Arapça bir isim olup takım, çeşit soy anlamlarına gelir (Devellioğlu, 2006, s. 576). Vasat makûlesi, orta sınıf, orta çeşit olarak tanımlanır.
Hayal, mânâ ve sanat yönüyle üst düzey söyleyişe ulaşamamış, başka şairlere ilham olamamış, sade, sıradan şiirler ve şairler için kullanılan terim.
Terimin ilk kez karşımıza çıktığı Latîfî tezkiresinde müellif, Ezherî mahlaslı bir şairin şiir ilminde çağdaşlarına göre orta halli olduğunu, sözde renk ve aşırı sanat kullandığı halde manada sade (Örnek 1) olduğunu ifade eder. Orta halli değerlendirmesi için Latîfî'nin burada sunduğu gerekçe aşırı sanatlı ve renkli bir söyleyişi olmasına rağmen şairin mana bakımından yüzeysel kalışıdır. Celîlî mahlaslı başka bir şair için de Latîfî, şairler arasında orta hallidir. Sözde ve bilgide o kadar sermayesi yoktur ve şiir söylemekte o kadar da muktedir değildir (Canım, 2018, s. 174) değerlerlendirmesinde bulunur. Burada şairin üst düzey şiir söylemeye yetecek bilgisinin ve yeteneğinin olmadığı anlaşılmaktadır. Refîkî mahlaslı başka bir şair için de Latîfî, şiirleri miktar ve mertebe bakımından orta hallidir, sözleri o kadar renkli ve güzel değildir (Canım, 2018, s. 241) diyerek şiirlerini hem nitelik hem de nicelik bakımından orta düzeyde bulur. Latîfî Fânî mahlaslı bir şairden bahsederken onun şairlikle alakalı görüşlerini yansıtan vasiyetine de yer verir. Buna göre: Şair, söz mertebesinde yüksek şiirler söyleyebiliyor ise devamlı suretle bununla meşgul olup söz söyleme hevesini arttırmalıdır. Orta düzey bir şair olmak o kadar da hüner değildir. Yüksek mertebede olmamak şairlik için itibarlı değildir. Makbul şiirin alameti bin itibar ve rağbetle dillerde dolaşması ve taliplerinin bu tatlı helvaya sinek gibi üşüşmesidir (Canım, 2018, s. 398). Fânî'den aktarılan bu sözlerden anlaşıldığı kadarıyla yüksek mertebeli bir şair olmak dillerde dolaşan, başka şairlere ilham veren itibarlı şiirler yazmaktan geçer. Bunun için de devamlı suretle şiirle meşgul olunmalıdır. Orta düzey bir şair için bu hususlar geçerli değildir. Latîfî'nin Riyâzî ve Çâkerî Bey mahlaslı şairler için yaptığı değerlendirmeler de terim anlamıyla paraleldir ancak yukarıda açıklanan örnekler kadar malumat içermemektedir. Beyânî, Kınalızâde Hasan Çelebi ve Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'in tezkirelerinde yaptıkları vasatü'l-hâl değerlendirmeleri de terim anlamıyla paralel olmakla birlikte Latîfî'deki kadar ayrıntılı değildir (Örnek 3, Örnek 4, Örnek 5).
Terim ilk olarak Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ Tabsıratü'n-Nuzamâ'sında geçer. İlgili eserde vasatü'l-hâl olarak 5 kez, vasat ma'kûlesi olarak 2 kez; Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi'nde yine vasatü'l-hâl olarak 1 kez; Beyânî Tezkiresi'nde vasatü'l-hâl olarak 1 kez; Şeyhülislam Arif Hikmet Bey Tezkiresi'nde vasat olarak 1 kez kullanılmıştır.
Örnek 1:
Fenn-i şiʿrde muʿâsırlarına nisbet vasatüʿl-hâldür. Gerçi sözde reng ü tasannu sûretin gösterür ammâ maʿnîde sâde-makâldür (Canım, 2018, s. 128).
Örnek 2:
Siyemmâ ki zebân-ı Türkîde dahî garrâ gazelleri ve zîbâ kıtʿaları ve latîf târîhleri vardur. Ammâ külliyâtı zâyî olup şâyiʿ olmadı. Bu bâʿisden şiʿri beyne’l-enâm çendân şüyûʿ u şöhret bulmadı. Tabaka-i şuʿarâda vasat makûlesiydi (Canım, 2018, s. 332).
Örnek 3:
Fârisidânlıkla meşhûrdur. Ammâ şi’ri vasatü’l- hâldür (Sungurhan, 2017a, s. 170).
Örnek 4:
Bu cümle ile şi’ri inşâsından bihter idügi muhakkak u mukarrerdür. Eş’ârı dahı vasatü’l-hâl oldugı ma’lûm-ı erbâb-ı makâldür (Sungurhan, 2017b, s. 728).
Örnek 5:
Halvetiyye’den Şa'baniyye şu'besinden İslâmbol’a Ümmî Sinân tekyesi şeyhi Kestelli Hasan Efendi’nin halifesidir. Vasat eşcârları vardır. 1227 senesi intikâl buyurmuşlardır (Çınarcı, 2019, s. 46).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html [Erişim Tarihi: 18 Şubat 2025].
Çınarcı, M. N. (hzl.) (2019). Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey- Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-240610/seyhulislam-arif-hikmet-bey-tezkiresi.html [Erişim Tarihi: 19 Şubat 2025].
Devellioğlu, F. (2006). Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü Latîfî Tezkiresi Örneği. İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları.
Mehmet Salâhî (1313). Kâmus-ı Osmânî. İstanbul: Mahmud Bey Matbaası. Erişim adresi: https://osmani.cagdassozluk.com/tafsil-91477-kt9.html#google_vignette [Erişim Tarihi: 19 Şubat 2025].
Muallim Naci (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul. Erişim adresi: https://naci.cagdassozluk.com/tafsil-77162-p45.html [Erişim Tarihi: 19 Şubat 2025].
Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html [Erişim Tarihi: 19 Şubat 2025].
Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Kınalı-zâde Hasan Çelebi-Tezkiretü’ş-Şuarâ 1-2. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html [Erişim Tarihi: 18 Şubat 2025].
Şemseddin Sâmî (2004). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Toven, M. B. (2004). Yeni Türkçe Lügat. Hzl. A. Hayber. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.