LÂFZEN (LĀF-ZEN)

lâf-zen ü yâve-gûy, lâf-zenlik, lâf-zenlik it-


* Tezkirelerde şairler hakkında “geveze, çok ama boş konuşan, atıp tutan, çok söz söyleyen ancak söylediklerinin değeri olmayan; övünen” anlamlarında kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Farsça’dan dilimize girmiş bir isim olan “lâf” kelimesi sözlüklere göre “lâkırdı, söz; konuşma; hükümsüz, boş, yararı olmayan söz, güzâf; konu, mevzu, bahis; dedikodu, palavra, iddia; övünmek, fahr, tefâhur, iftihâr, keb, kesb” anlamlarında kullanılır. (Devellioğlu, 2002, s. 539; Kırkkılıç, 1999, s. 470; Birinci vd., 2009, s. 221; Kanar, 1998, s. 533; Redhouse, 1897, s. 1619; Türkçe Sözlük, 1998, s. 1446). 

Lâf-zen ise “lâf” sözcüğü ile yine Farsça “vurmak, atmak” anlamındaki “zeden” fiilinin emir gövdesi  “-zen” şekli ile birleşerek oluşmuş Farsça birleşik sıfattır. Buna göre “lâf-zeden” “palavra atmak, şişinmek” (Kanar, 1998, s. 533);  lâf-zen ise “çan çan, palavracı, lafazan, geveze, zebanzedî, çok söyler, kavval, atıp tutan, manasız dava (iddia) eden, lakırdı kavafı, övünen, övüngen, tefâhur eden, neffâc, tırmâz, bezlâl, kebzen” demektir. (Dehkhodâ, 1377, s. 19544; Devellioğlu, 2002, s. 539; Kırkkılıç, 1999, s. 470; Kanar, 1998, s. 533; Nâcî, 1995, s. 650; Birinci vd., 2009, s. 221; Redhouse, 1897, s. 1619; Sâmî, 1998, s. 1234).

Kelimenin günümüzde, “övünen” anlamının kaybolduğu ve daha çok “lâfazan, lâfazanlık” şeklinde yani “geveze, gevezelik” olarak kullanıldığı görülmektedir (Türkçe Sözlük, 1998, s. 1448).




Terim Anlamı

Şairlik yeteneği olmayıp boş konuşan, atıp tutan, geveze ve palavracı, boş yere övünen kimse.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

“Lâf-zen” kelimesi anlam bakımından olumsuz bir değerlendirme içerir. Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şuʿarâ’sı ve Âşık Çelebi’nin Meşâʿirü’ş-Şuʿarâ’sı olmak üzere sadece 2 tezkirede ve toplam dört yerde kullanılmıştır. Bu iki tezkirede de kelime boş konuşan ve boş  yere övünen anlamlarındadır. 

Âşık Çelebi’de üç kez geçen “lâf-zen” kelimesinden biri şair Ferruhî hakkındadır ve “gevezelik edip boş yere övünen” anlamında kullanılır. Tezkirede geçen ikinci yer ise Âşık Çelebi’nin kendisi hakkında yazdığı beyittedir. Şair kendisine “lafı bırak, çok konuşma, gevezelik etme ve haddini bil/kendini üstün görme, övünme, lâf-zenlik sana layık değil” diyerek kelimenin her iki anlamına da işaret etmiştir. 

Kelime son olarak Âşık Çelebi’nin Deli Birâder Gazâlî’den bahsettiği kısımda “konuya dair çok konuşan, konuyla ilgili övünen” anlamında görülür.

Lâf-zen kelimesi, Latîfî Tezkiresi'nde geçtiği yerde ise genel bir şair değerlendirmesinin içerisinde yer alır. Tezkirenin “Der-Beyân-ı Merâtib-i Aksâm-ı Şuʿarâ” şeklinde şairlerin gruplandırıldığı bölümünde Latîfî, devrinde şair ve şair geçinenlerinin ayrımını yapmanın zorlaştığından, söz meydanının lâf-zen, boş sözler söyleyen ve söz hırsızlarıyla dolduğundan dert yanar; “Egerçi zamânede şâʿir ü müteşâʿir fark olınmayup ve ehl olanlar nâehlden imtiyâz u rüchân bulmayup fenn-i şiʿr ü ʿarûzun ʿırzı bozulmışdur ve meydân-ı suhan lâf-zen ü yâve-gûy ve düzd-i bî-müzdle tolmışdur. Niceleri daʿvâ-yı şiʿrle nice defter ü dîvân karalamış ammâ bir maʿnâ-yı hâssa mâlik olamamışdur ve hâyîde ve tırâşîde nice söz nazm itmiş lâkin silk-i nazmda bir ipe uracak bir dürr-i nâ-sifte bulamamışdur.” (Canım, 2018, s. 65) Fahri Kaplan da bu ifadelerde lâf-zenin “çok söz söylemekle birlikte söylediğinin bir değeri olmayan, çok ama boş konuşan, geveze” anlamında kullanıldığına işaret eder. (Kaplan, 2018, s. 495-496)

Kelimenin ayrıca olumsuz bir ifade olarak hak etmediği halde övünmek ve gevezelik etmek, boş konuşmak anlamında 16. yüzyıldan itibaren dîvân ve mesnevîlerde yer aldığını görüyoruz. LEHÇEDİZ kayıtlarına göre kelime, 16. yüzyılda Behiştî, Edirneli Nazmî, Şihâbî, Gelibolulu Âlî; 17. yüzyılda Bosnalı Sâbit, Dânişî; 18. yüzyılda Haşmet, Zîver Paşa; 19. yüzyılda Hasîrîzâde Mehmed Elif Efendi’nin şiirlerinde geçer. Ayrıca 16. yüzyılda Firâsetnâme ve Deh-Murg; 18. yüzyılda Nahîfî’nin Mesnevî Tercümesi ve 19. Yüzyılda Rûhu’l-edeb mesnevisinde “lâf-zen” kelimesi yer alır. 

Baña ögretmesün her lâf-zen Ferhâd u Mecnûn
Ben anlara cünûn bâzîçesinde baş eri oldum           (Behiştî, G 363/4).

Lâf-zenlik kendini görmekdür imdi kişiye 

Kim dem-â-dem öginür var yok yire kendin öger    (Edirneli Nazmî, G 1855).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

“Lâf-zen” kelimesine Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şuʿarâ’sında 1 kez ve Âşık Çelebi’nin Meşâʿirü’ş-Şuʿarâ’sında da 3 kez olmak üzere sadece 2 tezkirede ve toplam dört yerde rastlanılmıştır. Bu iki tezkire dışında diğer tezkirelerde terime tesadüf edilmemiştir.

 




Örnekler

Örnek 1:

Merhûmuñ (Tâliʿî) egerçi şiʿrle şöhreti zâtına gâlibdür. Hatta Ferruhî lâf-zenlik itdüginde bu resme suhan-güzâr olmışdur. Beyt:

Ferruhî Zâtî Revânî Tâliʿî vardur meger

Nazm ile şimdi gazel dimekde akrânuñ mı var (Kılıç, 2018, s. 277).

Örnek 2:

Lâfı ko haddüñi bil ey ʿÂşık

Lâf-zenlik degül saña lâyık (Kılıç, 2018, s. 540).

Örnek 3:

Birâder Efendi terk-i tecerrüd ve lâf-zenlikde ne merd-i emred ve ne zenle tekayyüdden dem ururken Âteşî-zâde Memi Şâh’la ʿâlemde belki mâ vü meni mertebesi ber-taraf oldugı demde gördük diyü şâyiʿ ü ifşâ itdiler (Kılıç, 2018, s. 698). 

Örnek 4:

Der Beyân-ı Merâtib-i Aksâm-ı Şuʿarâ

Egerçi zamânede şâʿir ü müteşâʿir fark olınmayup ve ehl olanlar nâ-ehlden imtiyâz u rüchân bulmayup fenn-i şiʿr ü ʿarûzuñ ʿırzı bozulmışdur ve meydân-ı suhan lâf-zen ü yâve-gûy u düzd-i bî-müzdle tolmışdur (Canım, 2018, s. 65).




Kaynaklar

Aydemir, Y. (2018). Ramazan Behiştî Dîvânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s. 307. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56445,ramazan-behisti-divanipdf.pdf?0 

Birinci N., Yetiş Y., Andı F., Ülgen E., Sağlam N., Çoruk A. (hzl.) (2009) Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd Mükemmel Osmanlı Lügati. İstanbul: TDK Yayınları.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Dehkhodâ, A. E. (1377). Loghatnâme-yi Dehkhodâ. Tahran: Müessese-yi İntişârât ve Çâp-i Dânişgâh-i Tahrân, Loghatnâme-yi Dehkhodâ, s. 19544.

Devellioğlu, F. (2002). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi.

Kanar, M. (1998), Büyük Sözlük Farsça-Türkçe. İstanbul: Birim Yayınları.

Kaplan, F. (2018). Latîfî Tezkiresi’nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştirisi (Doktora Tezi). Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Muğla.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâʿirü’ş-Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Kırkkılıç, A. (hzl.) (1999). Şeyhülislam Mehmed Esad Efendi Lehcetü’l-lügat. Ankara: TDK Yayınları.

Muallim Nâcî. (1995). Lûgât-ı Nâcî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Redhouse, J. W. (1897). A Turkish and English Lexicon-Shewing in English the Significations of the Turkish Terms. Beirut: Lıbraırıe Du Lıban.

Şemseddin Sâmî. (1998). Kâmûs-ı Türkî, İstanbul: Alfa Kitabevi.

Türkçe Sözlük. (1998). 2. Cilt (K-Z), Ankara: TDK Yayınları.

Üst, S. (2018). Edirneli Nazmî Dîvânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/57766,edirneli-nazmi-divanipdf.pdf?0 




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
08/01/2025
logo-img