KESBÎ - VEHBÎ (KESBĪ - VEHBĪ)

kesbî vü vehbî, fezâ’il-i vehbî, kemâlât-ı kesbî, hasâ’il-i vehbî


* Şairlerin ilim, fazilet, sanat ve kabiliyetlerinin doğuştan (Allah vergisi) veya sonradan kazanılmış yönlerini ifade etmek amacıyla tezkirelerde kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Vehbî; Hakk’ın bağışı olarak kazanılmış, Tanrı katından verilmiş (bilgi, yetenek vb.) (Tulum, 2023, s. 762), Allah vergisi (Devellioğlu, 2012, s. 1332), Allah’ın hibe ve ihsanı neticesinde bahşedilen (Şemseddin Sâmî, 2012, s. 1161) anlamlarına gelen Arapça kökenli bir sıfattır. Kesbî ise çalışmak ve emek vermekle elde edilen, sonradan kazanılmış (Tulum, 2023, s. 514), tahsil ve gayretle edinilmiş (Devellioğlu, 2012, s. 587), kazanılmış, tahsîlî, ârızî (Şemseddin Sâmî, 2012, s. 900) anlamlarında kullanılmaktadır. Kesbî ve vehbî kelimeleri, tezkirelerde kimi zaman tek başlarına, kimi zaman da bir arada kullanılır. Bu kullanım, şairdeki yetenek ve özelliklerin hem sonradan kazanılan hem de Allah tarafından bahşedilen yönlerini ifade eder.




Terim Anlamı

Kesbî-vehbî, tezkirelerde şairlerin ilim, fazilet, irfan, sanat ve kabiliyetlerinin kaynağını açıklamak amacıyla kullanılan bir değerlendirme terimidir. Terim, şahsın sahip olduğu üstün vasıfların Allah vergisi (vehbî), eğitim ve gayret sonucu kazanılmış (kesbî) yahut her iki unsurun birleşmesiyle meydana geldiğini belirtmek için kullanılmıştır. Bu yönüyle yalnızca şiir kudretini değil, şairin ilmî ve ahlâkî şahsiyetini de değerlendiren biyografik bir nitelik taşımaktadır.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkirelerde kesbî ve vehbî kelimeleri çoğunlukla birlikte kullanılarak şairlerin sahip oldukları meziyetlerin mahiyetini açıklayan bir değerlendirme ölçütü hâline gelmiştir. Özellikle kemâlât, fezâ’il, hasâ’il, fazl ve irfân gibi olumlu nitelikleri ifade eden kelimelerle birlikte kullanılması, bu terimin şairlerin yalnızca edebî kudretlerini değil ilmî ve ahlâkî üstünlüklerini de kapsadığını göstermektedir. Nitekim Azmî Efendi için kullanılan “Câmi'-i kemâlât-ı kesbî ve hâvî-i fezâ'il-i vehbîdür” ifadesi, onun hem çalışarak elde ettiği hem de Allah vergisi olarak sahip bulunduğu meziyetleri bir arada taşıdığını vurgulamaktadır (Sungurhan, 2017, s. 557). Benzer şekilde “Hâvî-i fezâ'il-i fıtrî vü kesbî ve müstecmi'-i kemâlât u hasâ'il-i vehbî” ifadesinde doğuştan gelen özelliklerle sonradan kazanılan faziletlerin birlikte değerlendirilmesi dikkat çekmektedir.

Terim bazı örneklerde ise iki kavram arasında açık bir değer karşılaştırması yapmak amacıyla kullanılmıştır. Latîfî'nin tezkiresindeki “Bir kısmı vehbîdür ve bir kısmı kesbîdür. Vehbî ile kesbînüñ zer-i tunc ile zer ve billûrla güher kadar tefâvüt-i fâhişi vardur” ifadesi, Allah vergisi kabiliyetin sonradan kazanılan meziyetlerden çok daha üstün görüldüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla kesbî-vehbî terimi, tezkirelerde yalnızca bir niteleme değil; şairlerin kabiliyet kaynaklarını açıklayan ve onları değerlendiren önemli bir edebî eleştiri ölçütü olarak kullanılmaktadır.

Kaplan, Latîfî’nin tezkiresi üzerine yaptığı çalışmada şu tespitlerde bulunmuştur: Latîfî, eserinin kendisinden bahsettiği maddesinde yer alan “Tafsîl-i aksâm-ı şu‘arâ” bölümünde şairleri vehbî ve kesbî olmak üzere ikiye ayırır. Ona göre vehbî şairler, Allah vergisi bir kabiliyete sahiptir; sözleri ilahi feyiz ile ilhamın neticesidir ve bu duruma genellikle Allah dostlarında rastlanır. Buna karşın kesbî şairlerin şiiri ise tamamen inceleme ve taklide dayalıdır. Şiir sanatında üstat olan vehbî şairlerin özgün tarz sahibi olduklarını ve orijinal manalar bulduklarını belirten Latîfî; onların sözlerinde renk, ruh ve ilahi tecelliler, fetih ve feyizler bulunduğunu savunur. Kesbî şairlerde ise bu niteliklerin hiçbiri yer almaz ve onların şiirinde inceleme ile taklit ürünü olmayan hiçbir unsur görülmez (Kaplan, 2018, s. 41).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Terimin birlikte kullanımı, Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şuʿarâ'sında 4, Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi'nde 1 ve Beyânî Tezkiresi'nde ise 2 örnekte tespit edilmiştir.




Örnekler

Örnek 1:

Câmi’-i kemâlât-ı kesbî ve hâvî-i fezâ’il-i vehbîdür (Sungurhan, 2017, s. 124). 

Örnek 2:

Fazl u irfân gayrlara kesbî ana ba’zı âbâ vü ecdâdından mevrûs ba’zı vehbîdür (Sungurhan, 2017, s. 176). 

Örnek 3:

Hâvî-i fezâ’il-i fıtrî vü kesbî ve müstecmi’-i kemâlât u hasâ’il-i vehbî (Sungurhan, 2017, s. 557). 

Örnek 4:

Bir kısmı vehbîdür ve bir kısmı kesbîdür. Vehbî ile kesbînüñ zer-i tunc ile zer ve billûrla güher kadar tefâvüt-i fâhişi ve sihr ü iʿcâz kadar nümâyişi vardur (Canım, 2018, s. 469).




Kaynaklar

Canım, R. (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf?0 

Devellioğlu, F. (2013). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat.  Ankara: Aydın Kitabevi.

Kaplan, F. (2018). Latîfî Tezkiresi'nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştisi, Muğla: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi.

Sungurhan, A. (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Sungurhan, A. (2017). Beyâni, Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf?0

Şemseddin Sâmî. (2012). Kâmûs-ı Türkî, (haz. Raşit Gündoğdu, Niyazi Adıgüzel, Ebul Faruk Önal), İdeal Kültür Yayıncılık. 

Tulum, M. (2023). Arapça ve Farsça’dan Osmanlı Türkçesi’ne Alıntılar Sözlüğü II, Ketebe Yayınları.




Yazım Tarihi:
03/09/2026
logo-img