kem-gûy u kem-mikdâr
* Farsça “kem” ve “gû” sözcükleriyle Arapça “mikdâr” sözcüğünün Farsça “u” bağlacıyla bir araya gelmesi ile oluşan tezkirelerde “güzel ve orijinal söz söyleme yeteneğine sahip olmayan ve kıymetli olmayan” anlamlarında kullanılan ikileme şeklindeki terim.
Farsça bir sıfat olan “kem” sözlüklerde “kötü, fena, değersiz, âdi, hakir, ayarı bozuk; eksik, noksan, az” anlamlarında kullanılan bir sıfattır (Devellioğlu, 1999, s. 505; Kanar, 2008, s. 251; Nâci, 1318, s. 545; Parlatır, 2006, s. 878; Redhouse, 2011, s. 634; Steingass, 2005, s. 1046; Yeğin, s. 331). Farsça “güften” mastarıyla ilişkili bir sıfat olan “gû/gûy” ise “söyleyen, diyen” anlamına gelmektedir (Devellioğlu, 1999, s. 223; Redhouse, 2011, s. 415; Sâmi, 1989; s. 1187). Bu iki kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan ve birleşik bir sıfat olan “kem-gû(y)” sözlüklerde “az konuşan, ölçülü söz eden, çekingen; acı söz söyleyen” kişileri betimleyen bir ifade olarak tanımlanmıştır (Devellioğlu, 1999, s. 506; Nâci,1318, s. 536; Redhouse, 2011, s. 636; Remzi, 1305, s. 230; Parlatır, 2006, s. 878). “Kem” sözcüğü Arapçada “kaç, ne kadar” anlamına gelmektedir (Devellioğlu, 1999, s. 505) ancak bu kullanımın “kem-gûy” ile anlamsal yönden bir ilişkisi tespit edilmemiştir. Arapça “kadr” kökünden türeyen bir isim olan “mikdâr” ise “parça, kısım, bölük; derece, seviye, doz; kıymet, değer” anlamına gelmektedir. Farsça “kem” ve Arapça “mikdâr” kelimesinin bir araya getirilmesi ile oluşan “kem-mikdâr” sıfatına ise pek çok sözlük yer vermezken Lügat-ı Nâcî'de “kem-mikdâr” karşılığı olarak “bende-i kem-terîn, fuzûlî zâd” (değersiz, önemsiz, hakir görülen kişi) anlamı verilmiştir (Nâcî, 1318, s. 637). “Kem-gûy” ve “kem-mikdâr” sıfatlarının Farsça bir bağlaç olan, “ve” anlamına gelen “u” ile bir araya gelmesiyle oluşan “kem-gûy u kem-mikdâr” ikilemesinin ise sözlüklerde doğrudan bir karşılığı bulunmamaktadır.
“Kem-gûy u kem-mikdâr” ifadesi sözlük anlamı olan “az konuşan ve değersiz” anlamından farklı olarak tezkirelerde “edebî değeri olan güzel ve orijinal sözler söyleyemeyen ve kıymete değer şiirleri olmayan” şairlik yönü zayıf kişiler için kullanılmış bir terimdir.
“Kem-gûy u kem-mikdâr” ifadesi sadece Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ adlı tezkiresinin “Sehâyî” maddesinde geçmektedir. İfadenin kullanıldığı tek bir örneğin bulunması her ne kadar ibareye kesin bir anlam vermeyi güçleştirse de söz konusu ikilemenin öncesinde ve sonrasında yer alan cümlelerin de yardımıyla “kem-gûy u kem-mikdâr”ın “edebî değeri olan güzel ve orijinal sözler söyleyemeyen, kıymetli ve velûd olmayan” şairleri ifade etmek için kullanılmış olabileceğini söylemek mümkündür. Nitekim Lâtifî; Sehâyî’nin şiirlerinin sanattan uzak oluşunu ve onun başarılı, üretken ve söz hünerlerine vakıf şairler içinde anılamayacağını “Amma eş’ârı sanâyiden ‘ârî ve şu’ârânun kem-gûy u kem-mikdârı idi.” ifadesiyle dile getirmiştir. Latîfî, bu cümlenin devamında Sehâyî’nin şiirlerinin çoğunu tercüme veya tazmin yoluyla ya da eski usta şairlerin sözlerinden derlemeler yaparak oluşturduğunu belirtmiş ve şairin şiirlerinden kabul gören ve beğenilen birkaçını örnek olarak göstermiştir.
“Kem gûy u kem-mikdâr” ibaresine sadece Latîfî’nin 16. yüzyılda kaleme aldığı Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ'sının 1 yerinde tesadüf edilmiştir. Onun dışında başka bir tezkirede bu ibareye rastlanılmamıştır.
Örnek 1:
Mahrûsa-i Burûsa kurbinden ümenâ tâyifesindendür. Bir civân-ı civân-merd ve Kâf-ı tecerrüdde ‘Ankâ gibi yektâ ve ferd idi. Merhûm Sultân Selîm-i selîmü’l-kalb feth-i Şâm u Haleb itdügi târihlerde libâs-ı hayâtı siyâb-ı memâta mübeddel kıldı. Sehâyî mahlası zât-ı kerîmü’s-sıfâtına muvâfık ve bu ism müsemmâsına her vechle mutâbık idi. Ammâ eş’ârı sanâyi’den ‘ârî ve şu’ârânun kem-gûy u kem-mikdârı idi. Ekser-i ebyâtı terceme ve tazmîn ve tedvînât-ı selefden suhan-çîn idi. Bu matla’ eş’ârınun makbûli ve sencîde-i mîzân kabûlidür (Canım, 2018, s. 267).
Canım, R. (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu, F. (1999). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Kanar, M. (2008). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Say Yayınları.
Muallim Nâcî (1318). Lügat-ı Nâcî İstanbul: Asr Matbaası.
Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.
Redhouse, S.J. (2011). Redhouse Sözlüğü Türkçe/Osmanlıca-İngilizce. İstanbul: Sev Matbaacılık ve Yayıncılık.
Remzî H. (1305). Lügat-ı Remzî. C. 2. İstanbul: Hüseyin Remzî Matbaası.
Sâmi, Ş. (1989). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Enderun Kitabevi.
Steingass, F. (2005). A Comprehensive Persian-English Dictionary. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Yeğin, A. (1992). İslamî-İlmî-Edebî-Felsefî Yeni Lûgat. İstanbul: Hizmet Vakfı Yayınları.