KARÎHA (ḲARĪḤA)


* Tezkirelerde şairin kuvvetli zekâsını ve hayal gücünü; başka şairlerin hayallerinin etkisinde kalmadığını, özgünlüğünü ifade eden terim.



Sözlük Anlamı

Tabiat, fikir, zihin, akıl; akıl ve mülahazadan hasıl olan düşünceler (Parlatır vd. 2006, s. 250; Mehmed Salâhî 1313, s. 214; Redhouse, 2016, s. 208) gibi anlamlara karşılık gelen karîha bunlardan başka, kazılmış kuyu, yeni kazılmış bir kuyudan gelen ilk su, doğal buluş hızı ve zihinsel kaynak (Redhouse, 1987, s. 1450) gibi anlamları da karşılar. 




Terim Anlamı

Şairin kuvvetli zekâsı, hayal gücü, bizzat şaire ait fikir. Şairin başkasının hayallerinin tesiri altında kalmamış olması, özgünlüğü.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Biyografi yazarlarının, şairlerin özgünlüğünü, onların zihninin, hayal gücünün kuvvetini ifade ettiği sözcüklerden biri de karîhadır. Anadolu sahası tezkirelerinde ilk olarak Sehî Bey’de rastlanan ifade, orijinal söz söylemeye muktedir, kendine has hayallere, güçlü bir zihne sahip olan şairleri işaret eden niteleyicidir (İpekten vd., 2017, s. 53, 58, 154). Sehî Bey, Serîrî’nin şiirini “Ve bu murabba’ matla’ anun kendü karîhasından sâdır olan eş’ârındandur ki zikr olınur” takdimiyle tezkiresine kaydetmiştir (İpekten vd., 2017, s. 154).  Bu takdim tezkire yazarının, bahsi geçen şairin mısralarını orijinal bulmuş olduğunu düşündürür. Latîfî’de ise karîhanın pek çok kez kullanıldığı görülür. İlk olarak Ahmed Paşa’nın biyografisinde karşılaşılır. Latîfî, Fars şairlerinden tercümeleri konusunda Ahmed Paşa’ya yönelik eleştirileri de göz önüne alır. Bu tercümeleri onun orijinal bir söyleyişle ifade ettiğini bildirir. Tercümenin hakkıyla ve uygun üslupla yapılanının ayıplanmasının aksine takdir edilesi olduğunu söyler. Bununla birlikte Ahmed Paşa’nın tercüme konusunda başarılı olduğunu belirtir. Ardından onun eserlerinde görülen düşüncenin, hayal gücünün özgünlüğünü “hâssa-i karîhası begâyet nâdir” biçiminde ifade eder (Canım, 2018, s. 113). Latîfî, Enverî-i Midâdî’nin şiirinden verdiği örnekleri “anun zâde-i tab’ı ve hâssa-i karîhasıdur” sözleriyle niteleyerek şiirinin orijinalliğine vurgu yapar (Canım, 2018, s. 139). Bu nitelemeyle takdim edilen, Zülfünle hatun ‘ilm-i vefâ bahsin ider hep/Biri kara câhil birisi cehl-i mürekkeb, mısralarındaki “ilm, kara cahil, cehl-i mürekkeb” ile karîha sözcüğü arasındaki anlam ilgisi göze çarpar. Bu ilgi de buradaki şiir örneği ve niteleyici seçiminin tezkire yazarının kasıtlı tasarrufundan kaynaklanmış olabileceğini düşündürür. Tâcizâde Cafer Çelebi’nin Divan’ının ve Hevesnâme’sinin orijinal eserler olduğunu vurgulamak için onları “öz karîhasından sâdır olmış” ifadesiyle nitelediği dikkat çeker (Canım, 2018, s. 170). Latifî, Derûnî’nin kendisine ait olduğunu iddia ettiğini manzum bilmeceyi de “bu lugaz-ı ‘ankebûtı zâde-i karîhasına nisbet ederdi” cümlesiyle aktarır (Canım, 2018, s. 223). Zâtî’den bahsederken, onun üstün zekâsıyla oldukça sıra dışı anlamlar elde ettiğini; olanca çabasıyla şiire odaklanıp sayısız orijinal sanatlar keşfettiğini söyler. Önde gelen kimseler ve halk, Zâtî’nin muallim ve medrese görmeyip belagat eğitimi almadan böylesi yeni ifadeler icat edip söylemesinde hemfikir olmuşlardır. Latîfî de onun sözü edilen bu başarılarını “öz karîhasından icat edip…” şeklinde kendi hayal gücüyle gerçekleştirdiğini belirtir; ondan hasıl olan sözlerin şahsına münhasır, orijinal ve başarılı oluşunu niteler (Canım, 2018, s. 229). Rahmî Çelebi’nin biyografisinde ise onun şöhret bulduğu matla olarak nitelediği “Mânî olmaz müjeler yaşına ben mahzûnun/Hâr u haslar yolun baglaya mı Ceyhûnun” mısralarının, Farsça yazılmış “Müje mâni’ ne şod eşk-i men mahzûn-râ/Netüvân best be-hâşâk râh-ı Ceyhûn-râ” mısralarından tercüme olduğunu ancak bahsi geçen bu matlanın “kendinün hâssa-i karîhası olaydı” ve kendi düşünceleriyle keşfetseydi ancak o zaman övülmeye değer olabileceğini söyleyerek eleştirir (Canım, 2018, s. 238). Latîfî’nin, Ahmed Paşa ve Rahmî Çelebi'yle ilgili tercüme konusundaki bu ifadeleri dikkate alındığında, şairlerin Türkçeye çevirdiği şiirleri kendi kabiliyetleriyle, orijinal hayal ve söyleyişler katarak ifade edip etmediğini belirtirken başvurduğu bir eleştiri ifadesi olarak karîhanın dikkat çektiğini söylemek mümkündür. Latîfî, Rızâyî’nin biyografisinde şair hakkındaki olumlu kanaatlerine “bu matla’-i Fârisî dahı anlarun zâde-i tab’ı ve hâssa-i karîhasıdur” ifadesini de ekleyerek onun tercüme veya intihal olmayan, kendi ürettiği orijinal sözlere vurgu yapar (Canım, 2018, s. 240). Revânî’nin biyografisinde ise İşretnâme eserinin şairin kendi hayal gücüyle ortaya koyduğu orijinal bir metin olduğunu “hâssa-i karîhasından tarz-ı hâss üzre ibdâ’ ü ihtirâ’ıdur” ifadesiyle niteler (Canım, 2018, s. 246). Latîfî, Şemsî-i Kadı’nın şiir ilminde yeni söyleyişler ortaya koyarak bu konuda becerikli olan ve özgün hayallere ulaşabilen; söylediği şiirlerin emsalinin ne kadar çabalansa ne kadar düşünülse de söylenemediğini vurgular. Onu, başka şiir kaynaklarını incelemeden şiir söyleyebilen şair olarak niteler. Şairin bu niteliklerine istinaden de şiirlerinin kendine ait, kendi güçlü hayal dünyasının ürünü olduğunu “Fenn-i şi’rde mûcid ü mâhir ve hayâl-i hâssa kâdir idi ve didügi eş’ârı çendân tekellüf ve tefekkürle dimezlerdi ve şi’r dimekde defter ü dîvân tetebbu’ itmezdi. Her ne ki sâdır olsa zâde-i karîhası idi” satırlarıyla ifade eder (Canım, 2018, s. 299-300). Derviş Şemsî’nin ortaya koyduğu Kitâb-ı Deh-murg adlı eserinin, şairin kendi düşüncesinin orijinal ürünü olduğunu “hâssa-i karîhasından ihtirâ’âtıdur” ifadesiyle belirtir (Canım, 2018, s. 303). Latîfî’de, Sun’î-i Kâtib’in şiirleri, mücevher kutusunda (mec. divan) toplanan sanatlar ve ifadeler, onun kendi varlığından ortaya çıkmış, kendi “hâssa-i karîhası” olarak nitelenir (Canım, 2018, s. 336). Tâlî’, şiirlerinde tercüme, alımlama, tazmin ve iktibas olmayan şair olarak  anlatılır. Onun divanında yer alan beyitlerin, sanatların ve hayallerin tamamen kendi ortaya koyduğu fikirleri, kendi yaratıcılığının şiire aktarımı, zihninde tasarladığı şahsî düşünceleri olduğunu “külliyen zâde-i karîhası ve ihtirâ’-ı sarf u îcâd-ı tasarrufu” sözleriyle anlatır (Canım, 2018, s. 347).  Aşkî-i Saruhânî’ye ayırdığı bölümde Latîfî, örnek verdiği matla beyitleri “bu matla’-ı matbû’ kendinün zâde-i karîhasıdur” diyerek ona ait hayallerin ürünü sözler olduğunu vurgular (Canım, 2018, s. 372). Fânî’nin biyografisinde ise telif eser sahibi olmanın değeriyle ilgili satırların ardından ayrıcalıklı ve şöhretli anılmak davasını benimseyen kimsenin kendine ait olanı söylemesi, kendi düşüncelerini ifade edip başkasının yaratımı olan şiirlere ve ifadelere kayıtsızlığı düstur edinmesi gerektiği “kendü zâde-i tab’ın ve hâssa-i karîhasın îrâd ve ibrâz edüp gayrun san’at ve ma’nâsından müstagnî ola” ifadeleriyle belirtilir (Canım, 2018, s. 399). Lâmi’î Çelebi’nin biyografisinde ise onun hayal ve düşünce kuvvetinin; ortaya koyduklarının oldukça az rastlanan nitelikte olduğu “kendülerün hâssa-i karîhası ve zâde-i tab’ı gâyet de kalîl ü nâdir vâki’ olmışdur” şeklinde söylenir (Canım, 2018, s. 459). Otobiyografisinde ise Latîfî, her ne yazdıysa insanlar tarafından beğenildiğini ve şöhret bulduğunu söyleyip şükreder. Bununla birlikte eserlerinin hükümdarın teveccühüne de ulaştığını belirtir. Söz konusu tezkiresinin ve diğer eserlerinin her birinin kendine ait, özgün olduğunu “her biri hâssa-i karîham ve zâde-i tab’umdur” diyerek ifade eder. Bu kadar yazılmış eserini diğer eserleri inceleyip araştırmadan yazdığını ve tercüme olmadığını; kendi söylediklerinden önce söylenen şiirlerden ve sonrakilerin hayallerinden hiçbir şey almadığını çünkü kişinin düşünüp ortaya koyduğu fikirlerini içeren sözlerinin onun kimliği olduğunu, su ve çamur karışımı olmadığını, şiirde de becerikliliğin ve muteber sayılan yeteneğin böyle olduğunu söyler (Canım, 2018, s. 470). Necâtî’nin matlalarından örnek verecekken de onların özgünlüğünü, şairin “karîha-i latîfi” olarak niteler (Canım, 2018, s. 503). Tezkirenin hatime bölümünde ise yaratılıştan sahip olduğu güzel söz söyleme, ifade yeteneğini; başka şiirlerden etkilenmeden düşünerek ortaya koyulabilecek fikirleri kullanan kimsenin, önceden olmayan bir manayı ilk kez ortaya koyan, duyulmamış olanı söyleyenin sayısının oldukça az bulunduğunu “Lâkin bu cümleden sâhib-i tab’-ı selîka zâde-i karîha kullanur şâ'ir-i bi’t-tab' mevcûd u muhteri’ begâyet kıllet ü nedret üzre bulunur” sözleriyle (Canım, 2018, s. 569) belirtir. Latîfî, bu sözleriyle zihninde idealize ettiği şairin realiteyle örtüşmediğini dile getirirken, hayal gücünün, orijinal fikirlerin ürünü olan özgün şiirleri de “zâde-i karîha” ile niteler. Âşık Çelebi’nin de şair Fazlî’nin zekâsının ve hafızasının gücünü ifade etmek için seçtiği niteleyici karîha olmuştur (Kılıç, 2018, s. 515). Kınalızade Tezkiresi’nde Sultan Murâd Han’ın biyografisinden bahsedilirken hükümdarın düşünce kuvveti, fikirlerinin özgünlüğü “karîha-i melîhaları zâtî olmagla…” biçimindeki ifadeyle belirtilir (Sungurhan, 2017, s. 95). Ahdî ise Feyzî mahlaslı şairin mazmunlarının orijinalliğini “mezâmîn-i karîha” izafetiyle niteler (Solmaz, 2018, s. 97). Mirzâde Mehmed Sâlim, tezkiresinde bu niteleyiciyi “iktirâh-ı karîha” izafetiyle kullanarak Rüşdî-i Sahhâf’ın orijinal söz söyleme kudretine vurgu yapar. Ârif Efendi’nin biyografisinde onun zihinsel açıdan üstünlüğünü “kendi karîha-i ‘âlîsi…” biçiminde ifade eder. Bu üstünlükle de ilmini olgunlaştırmaya sürekli bir çabayla devam ettiği söylenir (İnce, 2018, s. 218). Esad Mehmed Efendi, Hikmet’in biyografisinde onun zihnî kuvvetinin sıra dışı ve eşsiz oluşunu “karîha-i bî-karîha” vasfıyla niteler (Oğraş, 2018, s. 121). Fâik Reşâd Eslâf’ta Râmî Paşa’nın biyografisine başlarken onun şairlik gücünün Nef’î, Nâbî gibi önde gelen şairlerle aynı seviyede olduğu hâlde hak ettiği şöhrete ulaşamayan bir şair olduğunu ifade eder. Ardından meziyetlerinden birinin de kusursuz hayal gücü olmasını “cevdet-i karîha” ifadesiyle niteler (Aydemir ve Özer, 2019, s. 137). Ahmed Paşa’nın biyografisinde de karîhaya, bir şaire mahsus hayal anlamında yer verilmiştir. Bu noktada tıpkı Latîfî’deki gibi orijinal olanı ve alıntı olmayanı nitelemek için kullanıldığı görülür. Eslâf’ta, bir şairin alıntılamaları belirtmeden kendine ait söz olarak göstermesine intihal denir anlamındaki “İktibâsa bir şey dinilemez; fakat bunu ketm edüp de kendi mahsûlü karîhası gibi göstermege elbette intihâl dinilir” ifadesinde dikkat çeker (Aydemir ve Özer, 2019, s. 169). Gülzâr-ı İrfân’daki Eşrefzâde Seyyid Mehmed Fahrüddin Efendi’nin biyografisinde onun şiir konusundaki yeteneği; belagat alametleri taşıyan ilahîlerinin ortaya çıktığı kutlu düşünce kuvveti “karîha-i mübâreke” ile ifade edilir (Güzel, 2023, s. 252). Mevlânâ Molla Zîrek Efendi’nin biyografisinde de onun kuvvetli zekâsıyla ortaya koyduğu yanıt “karîhasından sunûh eden cevâb” nitelemesinde görülür (Güzel, 2023, s. 390). Sultâniye Müderrisi Koca Mustafa Paşazâde Mehmed Efendi’nin de düşünce kuvvetinin nitelikli oluşundan “ceyyidüʾl-karîha” ifadesiyle söz edilir (Güzel, 2023, s. 394). Yegânzâde Şah Mehmed Efendi’nin eşsiz bir zihinsel kabiliyete sahip oluşu “… nakâ-i karîha ile meşhûr …” ifadesiyle nitelenir (Güzel, 2023, s. 397). Hattat Mustafâ Âsım Efendi, şair meşrepli, zevkiselim kimse olarak tarif edilip düşünce ve hayal kuvvetinden, orijinal ifadelerinden doğan pek çok şiirinin belagat dairesinde değerlendirilebileceği “Tabî'at-ı şi'riyyesi dahı olup karîhasından niçe eş’âr-ı âb-dârı gülşen-i belâgata cârî olmuşdur” biçiminde kaydedilmiştir (Güzel, 2023, s. 426). Mehmed Tevfîk, Kâfile-i Şu’arâ’nın mukaddimesinde şairlerin vasıflarından söz ederken onların karakterlerini süsleyen kusursuz düşünce gücüne sahip olduklarını “hasâ’il-ârâ-yı cevdet-karîhaları olan” biçiminde söyler (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 28). Esad Efendi’de ise yeni hayaller içeren şiirlerin bulunduğu mecmua anlamındaki “keşkûl-i karîha” nitelemesine rastlanır (Oğraş, 1995, s. 158). 

Karîha, şair ve şiir niteleyicisi olmaktan başka, şairlerin görev ve atamalarına ilişkin bir ifade aracı olarak da tezkirelerde yer alır. Bu bağlamda, göreve getirilen şairlerin bu atamalarının talep veya tavsiye üzerine değil bizzat padişahın iradesi ve fermanıyla gerçekleştiğini belirtmek için kullanılmıştır. Nitekim Bağçe-i Safâ-endûz’daki Muhlis Paşa’nın; Eslâf’ta Diyarbekirli Saîd Paşa’nın; Gülzâr-ı İrfân’da ise II. Murâd’ın ve Ali Paşa’nın biyografilerinde “karîha-i sabîha-i şahâneden, karîha-i ilhâm-ı sabîha-i hazret-i padişâhîden, karîha-i hümâyûndan olarak, karîha-i ilhâm-ı sarîha-i tâcdârîden, karîha-i ilhâm sarîha-i Hudâvendigârîden” gibi ifadeler bu kullanıma örnek teşkil eder (Oğraş, 2018, s. 159; Aydemir ve Özer, 2019, s. 202; Güzel, 2023, s. 107, 140). 

Ayrıca aşağıdaki örneklerde de tanık olunduğu gibi biyografi yazarları yorumlarında zihin, zekâ, hafıza gücüyle ilgili ifadelerden karîha ile anlam ilgisi kuracak biçimde faydalanmışlardır (Canım, 2018, s. 113; Kılıç, 2018, s. 515; Solmaz, 2018, s. 97).

Karîha, tezkirelerde şair ve şiir değerlendirmesi noktasında birkaç karşılığa işaret eder. Bunlardan ilki şairin zekâsı ve güçlü hayal kabiliyetine yönelik övgü ifadesidir. Diğeri, başka hayallerden etkilenmemiş, başka eserlerden alıntılanmamış tamamen şairin kendisine ait olan eseri işaret eden, intihal ve taklit karşıtı, orijinalliği vurgulayan bir niteleyici olmasıdır. Ayrıca dönemin eleştirmenleri bu niteleyiciyle telif eseri belirtmişlerse de bir eser tercüme olsa bile yeniden yazım olarak görülüyorsa, eserin mütercimin özgün ifadeleriyle başarılı bir biçimde yorumlandığı düşünülüyorsa, karîha bu kabule yönelik bir değerlendirme konumunda da yer alır. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Şair ve şiir niteleyicisi olarak karîhaya Sehî Tezkiresi’nde 3 kez; Latîfî Tezkiresi’nde 19; Meşâ’îrü’ş-Şu’arâ’da 1; Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 1; Gülşen-i Şu’arâ’da 1; Mehmed Sâlim’in Tezkiresi’nde 1; Bâğçe-i Sâfâ-Endûz’da 2; Eslâf’ta 3; Gülzâr-ı İrfân’da 5; Kâfile-i Şu’arâ’da 1 kez rastlanmıştır. 




Örnekler

Örnek 1:

Lâkin netâyic-i tab’-ı şerîflerinden zuhûr bulan eş‘âr ve zâde-i karîhalarından meşhûr olan âsârları teberrüken ve teyemmünen bu tezkireye yazılması lâzım gelüp tesvîd olındı (İpekten vd., 2017, s. 58).

Örnek 2:

Egerçi manzûmât-ı Fürs tetebbu’ iden mezbûrun zâde-i tab’ı ve hâssa-i karîhası begâyet nâdir ü kem-yâb dîvânında mevcûd olan ma’ânînüñ ekseri müdevvenât-ı selefden ifrâz u intihâbdur. Lâkin kelâmınun rüsûh u metânetine tahsîn ü teslîm itmişlerdür. Bâ-vücûd ki kendülerün cevdet-i tab’ı bî-gâye ve tasavvuf-ı zihni bî-nihâyedür (Canım, 2018, s. 113).

Örnek 3:

Zekâ vü kuvvet-i hâfıza ki hükemâ yanında zıddâni lâ yectemi’âni olmagla şâyi’dür Mevlânânun karîha-i eryahiyyesi ol iki haslet-i haseneyi câmi’dür. Zekâ bir mertebededür ki taklîb-i hadekadan ‘âşıkun kalbindeki hayâl-i gamze-i nigâr idügin bilür, dilberün agzı ölçüsinden murâd gonce idügin fehm kılur, kişinün gönlinden zülâl-i visâl geçse mâfî’z-zamîrin su gibi ez-ber okır, ‘âşık miyân-ı kalbinde mîm-i dehân-ı dilber saklasa izhâr-ı muzmar kılurdı (Kılıç, 2018, s. 515).

Örnek 4:

Karîha-i melîhaları zâtî olmagla âsâr-ı tab’-ı pür-iktidârları sahâ’if-i rûzgârda muhalled ü bâkî olup müdâm fikr ü hayâli meclis-i kelâm u makâlde sâkî olmışdur ve ol efâzıl-ı nâmdârları ki bu fende dahı iktidârları vardur cümlesi Pervîn gibi bir yire cem’ idüp le’âlî-i âbdâr gibi rişte-i tertîb ü tedvîne çekem ve ol Hazret-i sütûde-sıfâtı kalemüm ile rakam kılam (Sungurhan, 2017, s. 95).

Örnek 5:

Zât-ı huceste-etvâr ve vücûd-ı pür-cûd-ı mekrümet-şi’ârları fünûn ü ‘ulûm-ı mütedâvileden müstefâd u müvâneset-i lisân-ı Fürs’e mu’tâd tevsen-i zihni vâdî-i mazmûnı neverdleri messâh-ı bedâyî-i ma’ânî-i melîhe ve seyyâh-ı kulzüm-i ‘ibârât-ı fasîha olup imdâd-ı mülhem-i kuvvet-i mütehayyile ile gamâmı te’akkul-ı teferrüsden emtâr-ı bedi’u’n-nevâl mezâmîn-i karîha arz-ı mukaddes-nişânlarına lâ-yezâl rîzân oldugından Feyzî mahlas itmişlerdür (Solmaz, 2018, s. 97).




Kaynaklar

Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd -Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html 

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çapan, P. (hzl.)(2005). Mustafa Safâyî Efendi-Tezkire-i Safâyî. Ankara: AKM Yay.

Güzel, B. (hzl.)(2019). Mehmed Fahreddin Burusevî Gülzâr-ı İrfân.  Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/118690,gulzar-i-irfan-mehmed-fahreddin-bursavipdf.pdf?0 

İbrahim Cûdî Efendi (2006). Lügat-ı Cûdî. (hzl. İ. Parlatır vd.). Ankara: TDK Yay.

İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2017). Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-Şu'arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf?0 

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html 

Mehmed Salâhî (1313). Kâmûs-ı Osmânî. Haz. Ahmed Muzaferrüddin. İstanbul: Mahmud Beg Matbaası.

Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esʿad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html  

Redhouse J. W. (1987). A Turkish and English Lexicon. Beirut: Librairie du Liban. 

Redhouse. J. W. (2016). Müntehebât-ı Lügât-ı Osmaniyye (hzl. Recep Toparlı). Ankara: TDK Yay. 

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 




Yazım Tarihi:
09/12/2025
logo-img