kâmilü’l-‘ayâr, rûz-ı kâmilü’l-‘ayâr, kâmil-i kâmilü’l-‘ayâr, ʿaḳl-ı kâmilü’l-ʿıyâr, ṭabʿ-ı kâmilü’l-ʿıyâr, nâzım-ı kâmilü’l-ʿıyâr, zer-i kâmil ‘ayâr, zer-i hâlis-i kelâm-ı kâmilü’l-‘ayâr, cevher-i kâmilü’l-‘ayâr
* Sözlüklerde “noksansız, tam, bütün” manalarına gelen “kâmil” sıfatı ve “seviye, derece, değer” anlamlarını karşılayan “ıyâr/ayâr” ismi ile oluşturulan Arapça tamlama; tezkirelerde şairin şiir söyleme yetisini üzerine söylenmiş bir değerlendirme/tenkit ifadesidir.
İfade Arapça kurulmuş bir isim tamlamasıdır. Arapça bir isim olan “kâmil” ve aslı Arapça “ʿayâr” olan “ʿıyâr” isminin birleşiminden oluşur. Bu tamlamayı oluşturan kelimelerden “kâmil” sözlüklerde temel anlamları itibariyle “tam, kusursuz” (Redhouse, 1856, s. 718), “mükemmel” (Şemseddin Sami, 1998, s. 1140), “olgun” (Ayverdi, 2010, s. 644), “noksansız” (Muallim Naci, 1322, s. 533) gibi anlamlara gelirken; “ıyâr” sözcüğü “standart” (Redhouse, 1856, s. 664), “saflık ve hâlislik derecesi” (Şemseddin Sami, 1998, s. 956), “ayar” (Kanar, 2009, s. 290), “seviye, derece, değer” (Ayverdi, 2010, s. 91) gibi anlamlara gelir. Sözlük anlamları çerçevesinde “kâmilü’l-ʿıyâr” ifadesi “ayarı tam, noksanı olmayıp tam ayarında olma” şeklinde anlamlandırılabilir.
Sözlüklerde “kâmilü’l-ʿıyâr” ifadesinin müstakil bir terim anlamına rast gelinememesine karşın ifade tezkirelerde şairin hususi vasıflarını, edebî yeteneğini, şairlik özelliğini ve şiirlerinin başarı durumunu ön plana alan “ayarı tam, noksanı olmayıp tam ayarında olma” gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu yönüyle ifadenin tezkirelerde değerlendirme/tenkit cümlelerine katkı sağladığı söylenebilir.
“Kâmilü’l-ʿıyâr” ifadesi tezkirelerde daha çok gramatikal olarak bağlı bulunduğu cümlede bir duruma veya kişiye sıfat veya isim olma görevli kullanılmıştır. Şairler tarafından serdedilen sözün ne eksik ne fazla, tam ayarında olduğunu veya ilgili şairin hususi vasıflarının tam olması gerektiği gibi itidalli olduğunu belirtmek için kullanılmıştır. Sözlüklerde “kâmilü’l-ʿıyâr”ın müstakil bir terim anlamı olmamasına karşın özellikle 16, 17 ve 18. yüzyıl tezkire ve dîvânlarında çokça kullanılmış olması gösteriyor ki ifade, edebî metinler yoluyla belli yüzyıllarda teselsülen bir ilgiye mazhar olup kullanılmıştır. Tezkirelerde ve dîvânlarda iki sözcüğün tamlanmasıyla bir terim değeri kazanmış olan “kâmilü’l-ʿıyâr” ifadesi, tezkireciler tarafından, bir şairin şiirlerini yazarken tercih ettiği kelimeleri, kullandığı söz varlığını ve güzel şiir söyleme yeteneğini ve şairin hususi kişiliğini değerlendirme amaçlı kullanılan bir terimdir.
Tezkirelerde “kâmilü’l-ʿıyâr” ilk kez 16. yüzyıldaki Anadolu sahası ikinci tezkiresi olarak bilinen ve 1546 tarihinde tamamlanan Latîfî’nin Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ adlı eserinde karşımıza çıkar. Latîfî, eserinde sözcüğü yukarıda değindiğimiz iki farklı yönüyle de kullanmıştır. “…dil-i bîdâr u ʿaḳl-ı kâmilü’l- ʿıyâr ile ḳaṭʿâ ġabn u firîbe ḳâbil degüldi…” (Canım, 2018, s. 105) şeklindeki bu kullanım ilgili kişinin hususi yönünün tavsifi gayretini destekler mahiyettedir. Bir diğer kullanım alanında da “…naẓm-ı pâküñ nâzım-ı kâmilü’l-ʿıyârıdur” (Canım, 2018, s. 346), “… aḳsâm-ı naẓmuñ envaʿ u eṣnâfında ṭabʿ-ı kâmilü’l-ʿıyârı mütenâvil ü şâmil idi.” (Canım, 2018, s. 323) gibi örneklerle şairin edebî kimliği ve şairliği üzerine olan kullanımlara katkı sunar.
1568-69 tarihinde tamamlanmış olan Âşık Çelebi’nin Meşâ‘irü'ş-Şuarâ’sında bu terim, ifade edilen sözün değeri için “…zer-i hâlis-i kelâm-ı kâmilü’l-‘ayâr vefâ itmese yanınca bile…” (Kılıç, 2018, s. 36), “…mihekk-i iltifât-ı şâhîde ma’rız-ı kabȗlde bir cevher-i kâmilü’l-‘ayârdur.” (Kılıç, 2018, s. 384); şairliği ve şairin şiir gücünü ifade etmek içinse “…benüm mi’yârumda kâmilü’l-‘ayâr olanlar hâtır-ı fâtıra hoş gelenler yazıldı.” (Kılıç, 2018, s. 662) gibi örneklerle aktarılmıştır.
1586 tarihinde kaleme alınan Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü'ş-Şuarâ’sında “kâmilü’l-ʿıyâr” ifadesi sadece şairin poetik gayreti ve şiir yaratma gücünün takdiri için kullanılmıştır. Şairlerin vezin konularındaki başarıları “…bahr lâzım ve rûz-ı kâmilü’l-’ayâr u sikke-i pür-revâc u i’tibâr olmagla sâhib-i vezn dâ’imdür.” (Sungurhan, 2017, s. 93), “…nâkıdân-ı kemâlât yanında tâmmü’l-vezn ve kâmilü’l-‘ayâr ve…” (Sungurhan, 2017, s. 897) gibi cümle yapıları içinde takdir edilmiş; “…sarrâfânı fazl u hüner miyânında kâmilü’l-‘ayâr olmaz idi.” (Sungurhan, 2017, s. 340), “…kâmilü’l-‘ayârlarına şi‘âr u disâr olmışdur.” (Sungurhan, 2017, s. 99) gibi kullanımlarda da şiir sanatının hünerine olumlu gönderme yapılmıştır. Bir kullanımda da ilgili şairin bir eserinin “…Mahmûd Paşanun nazar-ı kîmyâ eserleriyle zer vücûd-ı nâmdârı kâmilü’l-‘ayâr olup…” (Sungurhan, 2017, s. 717) övülmesi bağlamında bu ifadeye yer verilmiştir.
16. yüzyılın en son tezkiresi olan Beyânî’nin Tezkiretü'ş-Şuarâ’sında bu terim şairin vezin konusunda tam bir yeterlilik sahibi olduğuna dikkat çekmek için “…belki tâmü’l-vezn ve kâmilü’l-ayârdur.” (Sungurhan, 217, s. 226) kullanılmıştır.
18. yüzyılın sonlarına doğru gelindiğinde Kemikzâde Safvet Mustafa, kaleme aldığı Nuhbetü’l-Âsâr min-Ferâ'idi’l-Eş’âr adlı tezkiresinde şair Güftî’nin şiir sanatı üzerine yaptığı bir değerlendirmeye örnek teşkil etmesi için aynı adlı şairin bir şiirinde “Ne bî-temyîz olurmış nâkıd-ı gerdûn ki fark itmez, Zer-i kâmil ‘ayârı dâimâ nâkıs 'ayârından” (Güzel, 2018, s. 454) bu ifade de geçer.
Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzerine sair tezkirelerde ifade, çoğunlukla şairlerin şiir sanatının “tam olması gerektiği gibi, kıvamında ve ayarında” olduğu savını desteklemek için kullanılmıştır. Bunun yanında az da olsa bahsi geçen şairin hususi özelliklerinin tavsifi gayretine manaca destek olmuştur. Diğer taraftan bu sözcüğün kullanıldığı yüzyılın şiir standartı ve kıymetine de atıfta bulunması ve o yüzyıla ait beğeni ve kıymet ölçüsünü de yansıtması açısından önemli olduğu düşünülebilir.
Tezkirelerde “kâmilü’l-‘ıyâr” terimi ilk kez 16. yüzyıldaki Anadolu sahası ikinci tezkiresi olan ve 1546 tarihinde tamamlanan Latîfî’nin Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ adlı eserinde beş frekans sıklığıyla kullanılmıştır. İlgili terim tek başına değil de araya veya başa “kâmil, ʿaḳl, ṭabʿ, nâzım” gibi isim ve sıfat kimlikli sözcüklerle bir tamlama grubu içinde yer almıştır.
1568-69 tarihinde tamamlanmış olan Âşık Çelebi’nin Meşâ‘irü'ş-Şuarâ’sında bu terim üç kez kullanılmıştır. Latîfî gibi Âşık Çelebi de ifadeyi “zer-i hâlis-i kelâm, cevher” gibi kelimelerle bir tamlama grubu içinde kullanmıştır.
1586 tarihinde kaleme alınan Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü'ş-Şuarâ’sında “kâmilü’l-ʿıyâr” ifadesi beş frekans sıklığıyla kullanılmıştır.
18. yüzyılda yazılan Kemikzâde Safvet Mustafa’nın Nuhbetü’l-Âsâr min-Ferâ'idi’l-Eş’âr adlı tezkiresinde ifadenin bir kez geçtiğini görüyoruz.
“Kâmilü’l-‘ıyâr” terimi, söz konusu tezkirelerde toplam 15 kez tekrar görmüş ve en çok 13 frekans sıklığıyla 16. yüzyıl tezkirelerinde kullanılmıştır. Bunda bu yüzyıl şairlerinin şiir yaratma becerileri yönünden Acem şairleriyle boy ölçüşebilecek seviyeye gelmesinin (Akün, 1994, C. IX, s. 400) “standart, seviye, derece, ayar” gibi kemâl ve olgunluk ifade eden “kâmilü’l-‘ıyâr” teriminin art anlam değerlerine sahip olması düşünülebilir. Ayrıca bu terimdeki “‘ıyâr” bileşeni Latîfî’de 1, Kınalızâde Hasan Çelebi’de 5 ve Kemikzâde Safvet Mustafa’da 1 kez Arapça aslı “‘ayâr” şekliyle kullanılmıştır. Latîfî, her iki kullanıma da eserinde yer vermiştir.
“Kâmilü’l-‘ıyâr” terimi tezkire yazarları dışında divan şair ve nasirleri tarafından da anlam alanları çerçevesinde manzum ve mensur eserler içinde kullanım alanı bulmuştur. 15. yüzyılda Mollâ Aşkî; 16. yüzyılda Bursalı Subhî Mehmed, Bağdatlı Rȗhî, 17. yüzyıldan da Nâilî ve Güftî gibi şair ve nasirler tarafından kullanılmıştır.
Örnek 1:
Fenn-i Fürsde ve ʿilm-i ʿarûzda (15) üstâd-ı kâmil ve aksâm-ı nazmuñ envaʿ u esnâfında tabʿ-ı kâmilü’l-ʿıyârı mütenâvil ü şâmil idi (Canım, 2018, s. 323).
Örnek 2:
Egerçi şi’r ile şi’âr aña ‘ârdur, ammâ çünki mihekk-i iltifât-ı şâhîde ma’rız-ı kabȗlde bir cevher-i kâmilü’l-‘ayârdur (Kılıç, 2018, s. 384).
Örnek 3:
Dürer-i âbdâr u lü’lü’-i şâhvâr oldugıçün ana bahr lâzım ve rûz-ı kâmilü’l-’ayâr u sikke-i pür-revâc u i’tibâr olmagla sâhib-i vezn dâ’imdür (Sungurhan, 2017, s. 93).
Örnek 4:
Lâkin kelimâtı semtden hâric degüldür. Belki tâmü’l-vezn ve kâmilü’l-ayârdur (Sungurhan, 217, s. 226).
Ak, C. (2001). Bağdatlı Rûhî Dîvânı (Karşılaştırmalı Metin). Bursa: Uludağ Üniversitesi Yayınları.
Akün, Ö. F. (1994). Divan Edebiyatı. DİA. C. IX, ss. 389-427. İstanbul: TDV. Yayınları.
Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbu: Kubbealtı Neşriyat.
Canım, R. (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Güzel, B. (2018). Kemikzâde Safvet Mustafa-Nuhbetü’l-Âsâr min-Ferâ'idi’l-Eş’âr. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
İpekten, H. (1990). Nâ’ilî-i Kadîm Dîvânı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247199/naili-i-kadim-divani.html
Kanar, M. (2009). Kanar Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Say Yayınları.
Kılıç, F. (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Koyuncu, F. (2014). Bursalı Subhî Mehmed ve Manzum Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C. 7, S. 31, ss. 175-193.
Redhouse, J. W. (1856). Redhouse’s Turkish Dictionary. London: Wyman and Sons.
Sungurhan, A. (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Sungurhan, A. (2017). Beyânî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html
Şemseddin Sami (1978). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Şentürk, A. A. ve Boşdurmaz, N. (2012). Molla Aşkî Dîvân. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Yılmaz, K. (2001). Güftî ve Teşrîfâtü’ş-Şu‘arâ'sı. Ankara: AKM Yayınları.