* Arapça bir özel ad olan “Hâtem” ile sıfat görevindeki “sânî” sözcüklerinden oluşan cömertliği, eli açıklığı taltif etme bağlamında kullanılan terkip.
Arapça bir özel bir isim olan Hâtem, Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük’e göre “[Eski bir Arap kabîlesinin reisi olan Hâtem-i Tâî’nin dillere destan cömertliğinden teşmil yoluyle] Çok cömert kimse.” (Ayverdi, 2011, s. 1222) demektir. Redhouse, “Özel bir erkek ismi.”, “Tayy kabilesinden sınırsız cömertliğiyle meşhur olan Hatim.” (2001, s. 748); Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, “Arap kabîleleri arasında tanınmış ‘Tayyi’ kabîlesine mensup ve cömertliğiyle meşhur olan ‘İbnü Abdillâh bin Sa’d’ın lakâbı.”, “Çok cömert [adam].” (Devellioğlu, 2013, s. 390); Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Hâtem-i Tâyyî maddesinde Tay kabilesinden, cömertliğiyle meşhur İbn Abdullah b. Sa’d’ın lakabından darbımesel hâline dönüşmüştür (Pala, 2004, s. 198) şeklinde nakleder. Açıklamalı Divan Şiiri Sözlüğü, “Arapların Tay kabilesinden sehâvetiyle meşhur Abdullah bin Mes‘ûd’un oğlunun unvânıdır. Edebiyatımızda kerem, sehâvet timsâlidir. Doğrusu Hâtim imiş. Bizde Hâtem olarak kullanılır.” (Kurnaz, 2021, s. 182); Klasik Türk Edebiyatı Sözlüğü ise “Tay kabilesinin reisidir. Çocukluk çağından başlayarak eliaçıklığı (cömertliği) ve konukseverliğiyle tanınıp Cevâd lakabıyla anılır. Hikâyelerde İslâmiyet’ten önceki mert ve cömert Arap tipinin ideal örneğini oluşturur. Hâtem, dîvân şiir ve nesrinde cömertliği ile ilişkilendirilerek işlenir. Bazen cömertliği örnek olarak gösterilir, çoğunlukla da kasîdelerde cömertliği şâirin memdûhunun cömertliği ile kıyaslanır. Hâtem’in cömertliği memdûhun cömertliği yanında değersiz ve önemsiz kalır.” (Zavotçu, 2018, s. 311) der.
“İkinci” anlamındaki sânî, Hâtem ile tezkirelerde terkip olarak kullanılan Arapça bir sıfattır.
Divan şiiri ve nesrinde şairin övdüğü kimse için kullandığı Hâtem-i sânî ifadesi, “Çok cömert, son derece eliaçık ve ihsanda sınırsız kerem sahibi.” anlamıyla terimleşmiştir.
Sosyal bir değer ve meziyetlilik açısından tezkirelerde işlenen “cömertlik/eliaçıklık”, çeşitli şekil ve dereceleriyle üzerinde en çok durulan mevzulardan biridir. Cömertlik/eliaçıklık, iki bağlamda ele alınmaktadır. Bunlardan ilki; lütuf ve ihsanda bulunarak herkesi evine davet etmek, sıklıkla ziyafet vermek şartıyla her kesimden insanı doyurmak veya herkesin yardımına koşmaktır. Diğeri; bir ilim, sanat ve kültür hamisi olarak zevk ve alışkanlıkların devamını sağlamaktır (Tolasa, 1983, s. 155). Hâtem-i sânî terimine de tezkirelerde bu bağlamda başvurulmuştur.
Terim, ilk olarak Bağdatlı Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında (Solmaz, 2018) tanıklanmıştır. Mezkûr tezkirede “El açıklığı alanında İkinci Hatem (son derece cömert), cesarette Rüstem’e eş ve iyi ve hayırlı işlerde sonsuz bir konumdadır.” (bkz. Örnek 1) cümlesinde geçer ve “son derece cömert” anlamındadır. Sonra Rızâ Tezkiresi’nde (Zavotçu, 2017) rastlanır ve “Şiir ve nesir sanatının o güllerin gülü, cömertlik ve ihsanda kendi döneminin İkinci Hatem’i denilse (bu) yerindedir.” (bkz. Örnek 3). En son Seyyid Azim Şirvânî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında (Bayram, 2005) tanıklanan Hâtem-sânî terimiyle “Hatem kadar cömert bir insan da olsa tamah sebebiyle cömert insanların kapısına gitmesin.” ifadesinde de (bkz. Örnek 4) “Hatem kadar cömert.” anlamıyla karşılaşılmaktadır.
Bağdatlı Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında 5, Rızâ Tezkiresi’nde 1, Seyyid Azim Şirvânî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 2 olmak üzere toplam 8 defa tanıklanmıştır.
Örnek 1:
Dürr-i sadef-i yegâne-i devrân ve halef-i ferzâne-i âl-i ‘Osmân zât-ı kerîmleri ve hulk-ı ‘azîmleri ve tab‘-ı selîmleri dîn ü diyânetle ma‘rûf ve ‘adl ü ‘adâletle mevsûf dâ’imâ kemâl-i lutf ile ri‘âyet-i erbâb-ı dil ve hemîşe ihsân-ı bî-dirîg ile iltifât-ı merdüm-i efâzıl kılup vâdî-i sehâvetde sânî-i Hâtem ve meydân-ı şecâ‘atde mânend-i Rüstem ve hasenât-ı bilâ-nihâyeti bir mertebededür (Solmaz, 2018, s. 44).
Örnek 2:
… hadd-ı zâtında vücûd-ı şerîfi ve tab‘-ı latîfi tahsîl-i envâ‘-ı fazîlet itmeden bir ân ve bir sâ‘at hâlî olmayup dâ’imâ dest-i cûdı ile sânî-i Hâtem ve hulk-ı ‘azîmiyle makbûl-i ehl-i ‘âlem leylen ve nehâren tûtî-i şîrîn-makâl olup iki lisân ile eş‘ârı zebân-ı hâl dimege tâlib ü râgıb ve her birinde fâzıl ü kâmil (Solmaz, 2018, s. 85).
Örnek 3:
Ol gül-i gül-bün-i şi‘r ü inşâ sehâ vü keremle fî-zemâninâ Hâtem-i Sânî dinilse revâdur (Zavotçu, 2017, s. 61).
Örnek 4:
Ne-reved ber-der-i erbâb-ı kerem behr-i tama‘
Gerçi meşhûr çü Hâtem be-sehâvet bâşed (Bayram, 2005, s. 82).
Örnek 5:
Hâtem-i sânî diyerler bezlde ‘âlem seni
Yohdurur ammâ sana bir şahs-ı sânî merhabâ (Bayram, 2005, s. 211).
Ayverdi, İ. (2011). Kubbealtı lugatı misalli büyük Türkçe sözlük. C. II (H-N). İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Bayram, Ö. (hzl.) (2005). Seyyid Azim Şirvânî-tezkiretü’ş-şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
Devellioğlu, F. (2013). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Kurnaz, C. (hzl.) (2021). Açıklamalı divan şiiri sözlüğü eski Türk edebiyatında mazmunlar ve izahı-Ahmet Talât Onay. İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları.
Pala, İ. (2004). Ansiklopedik divan şiiri sözlüğü. İstanbul: Kapı Yayınları.
Redhouse, J. W. (2001). A Turkish and English lexicon: shewing in English the significations of the Turkish terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve gülşen-i şu‘arâsı (inceleme-metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Tolasa, H. (1983). Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi tezkirelerine göre 16. yy.’da edebiyat araştırma ve eleştirisi I. İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html
Zavotçu, G. (2018). Klasik Türk edebiyatı sözlüğü (kişiler-hayvanlar-bitkiler-tabîat güçleri-kişileştirilmiş varlık ve kavramlar). Kocaeli: Umuttepe Yayınları.