* Şairlerin en güzeli, en melihi anlamında kullanılan terim.
Arapça emlah kelimesi, "m-l-h" kökünden türetilmiş olup melihten gelmektedir. Bu kelime, sıfat olarak "hüsn, güzellik" (İbn Manzûr, 1414, 15. cilt, s. 601-602), "daha, en, pek melih" (Muallim Nâcî, 1322, s. 51) ve "en melahatli, son derece güzel" (Devellioğlu, 2015, s. 248) anlamlarını muhtevidir. Emlahu'ş-şuarâ ise emlah ile Arapça şair kelimesinin çoğulu olan "şuarâ"nın birleşiminden türetilmiş, "şairlerin en güzeli" anlamında kullanılan terkiptir.
Bir şairin dil ve üslup özellikleri itibariyle yetkinliğini, maharetini ve etkileyiciliğini vurgulamak amacıyla kullanılmıştır.
Terkip tezkirelerde şairlerin sanat gücünü vurgulamak, onların diğer şairlerden daha yetenekli olup devrinin temayüz etmiş simalarından biri olduğunu belirtmek için kullanılmıştır. Terkibin kullanıldığı ilk örnek, Latîfî'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ'sında yer almaktadır. Latîfî, Hacı Kirmânî'nin Fars şairleri arasında etkili ve mâhir olduğunu (Canım, 2018, s. 412); Melîhî'nin de şairler arasındaki seçkinliğini (Canım, 2018, s. 490) ifade etmek için ilgili terkibi kullanmıştır. Ahdî, Gülşen-i Şuʿarâ’sında Celâl Efendi'nin ve Yahya'nın etkili ve güzel söz söyleme kabiliyetleriyle şairler arasında saygın bir yer edindiklerini ifade etmektedir (Solmaz, 2018, s. 61, 304). Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü’l-Ahbâr'da Kanuni Sultan Süleyman'ın Farsça şiir yazmadaki kudretini ve maharetini dile getirirken aynı şekilde bu terkibi kullanmıştır (İsen, 2017, s. 104). Ali Emîrî ise Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid'de Ülfetî-i Âmidî ve Nâbî'yi tanıtırken onların şairlerin en mükemmeli ve en seçkini olduğunu vurgulamaktadır (Kadıoğlu, 2018, s. 19, 483).
Kelime Latîfî'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ'sında 2, Ahdî'nin Gülşen-i Şuʿarâ’sında 2, Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Künhü’l-Ahbâr'ında 1 ve Ali Emîrî'nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid'inde 2 defa kullanılmıştır.
Örnek 1:
Gül ü Nevrûz tarzında Gül ü Bülbül ki dimişlerdür üslûb-ı mergûbı tenâsüb-i elfâzda şuʿarâ-yı Fürsden emlahu’ş-şuʿarâ Hâci-i Kirmânînün Ravzatü’l-Envârın ve Hazret-i Hocendînün Bedâyiʿu’l-Eshârına tetebbuʿ u taklîd itmişdür (Canım, 2018, s. 412).
Örnek 2:
Efsahü’l-fusahâ ve emlehü’ş-şuʿarâ aʿnî Hazret-i Yahyâ: İstanbul’da neşv ü nemâ bulmagla şehr-i mezbûrdan taʿdâd olınur (Solmaz, 2018, s. 304).
Örnek 3:
Zikr olınan şehriyâr-ı zî-şân bir pâdişâh-ı Sikender-tüvân ü Süleymân-nişân idi ki vâlid-i büzürgvârı zebân-ı Fârisîde emlehu’ş-şuʻarâ oldugı gibi kendüler lisân-ı Türkîde âbâ vü ecdâdına tefavvuk idüp efsahü’l-bulegâ olmış idi (İsen, 2017, s. 104).
Örnek4:
1234/1819 senesinde emlahü’ş-şuʻarâ Nâbî merhumun naʻt-ı meşhûrunu fahrü’l-muhakkıkîn Şeyh Mustafâ Safiyy-i Âmidî hazretlerinin:
Makarr-ı nûr-ı aʻzâm dil-güşâ-yı bî-bahâdır bu
Menâm-ı server-i ʻâlem der-i ehl-i recâdır bu
Edeble ilticâ kıl melce-i şâh u gedâdır bu
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dır bu
Nazargâh-ı ilâhîdir makâm-ı Mustafâ’dır bu (Kadıoğlu, 2018, s. 483).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu, F. (2015). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları, 31. Baskı.
İbn Manzûr, Ebü’l-Fazl Cemâlüddîn Muhammed (1414). Lisânü’l-‘Arab. Beyrût: Dâru Sâdır. 15. cilt.
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Muallim Nâcî (1322). Lugat-ı Nâcî, İstanbul: Asır Matbaası.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html