* Sözlüklerde “en güzel, daha güzel, yakışıklı ve erkek/kadın adı” anlamları olan, tezkirelerde “daha güzel, en güzel” anlamıyla karşılık bulan bir terim.
Sözlüklerde cemâl’den türediği söylenen kelime, Arapça bir sıfat ve isimdir. Sözlükler kelimenin sıfat anlamı olarak “en güzel, yakışıklı” anlamını verirken isim anlamı olarak “erkek ve kadın adı” (Devellioğlu, 2010, s. 229; Salâhî, 2019, s. 66, Sami, 2018, s. 66; Johnson, 1852, s. 28) tanımını yapmıştır.
Terkibe girdiği kelimenin diğerlerinden daha güzel, daha iyi olduğunu ifade eden, aynı zamanda şairin olumlu kişilik özelliğini niteleyen tabir.
İlk kez Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında kullanılan ecmel sıfatı, tezkirelerde şairin diğerlerinden üstünlüğünü ve kıyaslanana göre daha güzel olduğunu ifade etmek için kullanılmıştır.
Ecmel; Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında 1, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş - Şu’arâ’sında 2, Râmiz’in Âdâb-ı Zurafâ’sında 1, Son Asır Türk Şairleri’nde 2 defa kullanılmıştır.
Örnek 1:
Şâʿir-i bî-maʿrifet bidâ atsuz hâceye benzer. İttifâk-ı suhanverân oldur ki degme bir şâʿirden (5) şiʿr-şinâs evlâ ve efdaldür. Ve şâʿir-i sâde-gûy-ı bî-mezeden suhan fehm ü hoş-tabʿ olanlar (6) ahsen ü ecmeldür (Canım, 2018, s. 396).
Örnek 2:
… ekberuhüm aklen ve ekseruhüm fadlen ve esdakuhum makâlen ve erfakuhum hisâlen ve evferühüm ilmen ve evkarahüm hilmen â’deluhüm hulkan ecmeluhüm hılkan es-Sultânu ibnü’s- Sultân Mûrâd Hân (Sungurhan, 2017, s. 85).
Örnek 3:
Muhyî Efendi: Zât-ı büzürgvârı evlâd u emcâd-ı Monlâ Fenârîden olan Muhyi’ddîn Efendidür ki muhyî-i dîn-i mübîndür. Âl-i Fenârî ilâ-hezâ elân hânedân-ı fazl u irfân olup cümlesi kerîmü’l-etrâf şerîfü’l-evsâf her biri câmi’-i avârif ü ma’ârif olmagla mümtâz ve ‘ilm ü kemâlden ecmel-i zarâ’if ü matârif ile ser-firâz olmışlar ve her birinün vücûd-ı me’âlî-mevfûrı leyâlî-i zemânda mânend-i büdûr olup cenâb-ı feleknisâblarını şeyh ü şâbba ravz-ı memtûr kılmışlardur (Sungurhan, 2017, s. 762).
Örnek 4:
Ol mahdûm-ı bâhirü’l-ihtirâmıñ nâm-ı nâmîleri Abdü’l-kerîm’dir. Sadâret-i Rûmdan maʿzûlen karîben âzim-i râḥat-hâne-i cinân olan İmâd-ı zamân Kâtib-zâde Meḥmed Refîʿ Efendinin nev-nihâl-i emeli ve mahdûm-ı güzîn-i ecmeli olmagla fi’l-cümle maʿârif ü kemâlden behre-dâr bir mahdûm-ı celîlü’l-miḳdâr olup ikrâm-ı mehâdîm-i kirâm olan mülâzemetle bekâm ve taḥṣil-i ṭarîḳ-ı tedrîse miyân-beste-i ihtimam iken bin yüz elli iki senesi hilâlinde serv-âsâ nihâl-istân-ı cinâna hırâm ve peder-i şefkat-eserin esîr-i gussa-i firâk-ı hicr ü âlâm idüp Edirneḳapusı hâricinde reh-güzârda medfûn u makbûr ve seng-i mezârlarında vâlidinin hattı mesturdur (Erdem, 1994, s. 31).
Örnek 5:
Yerde gökde ne var ise ebcel / Yerde gökde ne var ise ekmel
Yerde gökde ne var ise ecmel / Ey benim tapdığım ilahi güzel
Sana nisbetle hiç kalır yine hiç (İnal, 1969, s. 1014).
Örnek 6:
Fer verub de nigâhı dikkatine / O kemalin bakan hakikatine
Bir melâhat görür ki ekmeldir / O da hüsni Habibi ecmeldir (İnal, 1969, s. 1046).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (26. b.). Ankara: Aydın Kitabevi.
Erdem, S. (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ'sı. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
İnal, M. K. (1969). Son Asır Türk Şairleri (Cilt 2.). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Johnson, F. (1852). Dictionary, Persian, Arabic and English. London: Honourable East-India Company.
Salâhî, M. (2019). Kamûs-ı Osmânî. (A. Birinci, Dü.) İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Sami, Ş. (2018). Kâmûs-ı Türkî (6. b.). (R. Gündoğdu, N. Adıgüzel, & E. F. Önal, Dü) İstanbul: İdeal Kültür Yayıncılık.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html