dânâ
* Farsça kökenli olup sözlükte “bilen, âlim” gibi anlamlara gelirken tezkirelerde bilimsel yetkinlikten manevi bilgeliğe kadar birçok olumlu niteliği kapsayan çok katmanlı bir terim.
Dânâ, Farsça dānisten “bilmek” fiilinden bir sıfat ve isimdir. Sözlükler kelimenin anlamını “bilen, bilici, bilgiç, âlim, malûmâtlı” şeklinde vermiştir (Redhouse, 1880, s. 560, Şemseddin Sâmî, 1318, s. 599; Mehmed Salâhî, 2019, III, s. 354). Sözlüklerde bu anlamlarına ilaveten “ârif” (Ahmed Vefik Paşa, 1306, II, s. 1108), “âkil” (Hüseyin Remzî, 2018, I, s. 529), “alîm” (Muallim Nâcî, 1308, s. 404), “fâzıl” (Râif Necdet, 1928, s. 337) anlamları da zikredilmiştir.
Dânâ, tezkirelerde bir şair, âlim veya şeyhin bilimsel yetkinlik, manevi bilgelik, akıl, idrak ve edebî incelik gibi birçok olumlu niteliğini ifade eden çok katmanlı bir sıfattır. Sözlükteki karşılığının ötesinde, kullanıldığı bağlama göre bir alandaki uzmanlığı, pratik akıl ve kavrayış gücünü ve tasavvufi bilgeliği kapsayan terimsel bir anlam kazanır. Dânâ-dil gibi bir terkipte kullanıldığında ise “gönlü uyanık, ârif” olma anlamıyla manevi ve tasavvufi bilgeliğe vurgu yapar. Bu bağlam zenginliği, kelimeyi ideal bir şahsiyetin vasıflarını nitelemek için kullanılan çok katmanlı bir terim hâline getirmiştir.
Tezkirelerde bir şairin niteliklerini belirtmek için kullanılan sıfatlar, kelimenin sözlük anlamından daha derin, bağlamla zenginleşen terimsel anlamlar taşıyabilir. “Dânâ” kelimesi de bu terimlerden biridir. Tezkireler içinde ilk defa Ali Şir Nevâî’nin Mecâlisü’n-Nefâ’is adlı tezkiresinde tespit edilen “dânâ”, yüzyıllar boyunca anlamını koruyarak farklı tezkirelerde kendine yer bulmuştur. Bu kelimenin kullanımı, kişinin sahip olduğu çeşitli özelliklere atıfta bulunur.
Mecâlisü’n-Nefâ’is’te Mevlânâ Muhammed Nâmenî için “fen dânâları” ifadesi kullanılmıştır. Bu kullanımda “fen” (ilim) kelimesiyle ilişkilendirilen dânâ, bir alandaki uzmanlığı ve derin bilgiyi ifade eder (Örnek 1). Bu bağlamda “ilim bilginleri” anlamı öne çıkmaktadır.
Sehî Tezkiresi’nde Karamanî Mehmed Paşa’dan bahsedilirken kullanılan “âkil ü dânâ ve sâhib-idrâk” ifadesi, “dânâ” kelimesinin “akıllı” ve “idrak sahibi” olma nitelikleriyle ilişkilendirildiğini gösterir. Bu, kelimenin sadece teorik bilgiye değil, aynı zamanda pratik akla ve kavrayışa da işaret ettiğini ortaya koyar. “Dânâ” burada, bir molla ve vezirde bulunması gereken siyasi ve idari yetenekleri de nitelemektedir (Örnek 2).
Latîfî, tezkiresinde Haffî-i Edirnevî için “bilgili kişilerin ağızlarından ve dillerinden o kadar çok kelime, ifade, akli ve nakli mesele edinmiş, bunları aklına yerleştirmiş” derken “efvâh u elsine-i dânâdan” ifadesindeki “dânâ”yı, akli ve nakli meseleleri bilen, entelektüel birikime sahip kişiler için kullanmıştır (Örnek 3).
Esrâr Dede Tezkiresi’nde Fedâyî Dede’nin memleketinde bir Mevlevihane inşa ettiği ve arifler, salikler için bilgili bir şeyh olduğu belirtilirken “ârifân u sâlikâna şeyh-i dânâ” ifadesiyle “dânâ” kelimesinin “ârif” ve “sâlik” gibi tasavvufi terimlerle birlikte kullanılması, bu kelimenin manevi bilgeliği de kapsadığını gösterir. “Dânâ” bu bağlamda irfan sahibi bir şeyhin yol gösterici ve bilge kişiliğine vurgu yapar (Örnek 4).
Şeyhülislam Ârif Hikmet Tezkiresi’nde ise “dânâ-dil” terkibi, “bilgili” olma vasfının bir kişinin gönül dünyasıyla bütünleştiğini ifade eder. Bu kullanım, Surûrî'nin mısraının hem dil bilgisi kurallarına uygun hem de derin bir inceliğe sahip olduğunu belirterek “dânâ”nın edebî bir terim olarak şiirin estetik kalitesini nitelediğini gösterir (Örnek 5).
Tezkirelerde “dânâ” kelimesi, yalnızca “bilgili” anlamına gelen sözlük karşılığının ötesinde kullanıldığı bağlam ve yanındaki sıfatlarla zenginleşen bir terimdir. Bu terim, bir kişinin bilimsel yetkinliğinden manevi bilgeliğine, akıl ve idrak gücünden edebî inceliklere kadar birçok olumlu niteliğini özetler. Bu yönüyle “dânâ”, tezkirelerde ideal bir şair, âlim veya şeyhin sahip olması gereken tüm vasıfları ifade eden çok katmanlı bir terim hâline gelmiştir.
Dânâ kelimesi Mecâlisü’n-Nefâ’is’te 2; Sehî Tezkiresi’nde 1, Latîfî Tezkiresi’nde 12, Âşık Çelebi Tezkiresi’nde 10, Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 1, Ahdî Tezkiresi’nde 8, Beyânî Tezkiresi’nde 1, Gelibolulu Âlî’de 9, Garîbî Tezkiresi’nde 2, Kâfzâde Fâizî Tezkiresi’nde 1, Safâyî Tezkiresi’nde 16, Sâlim Tezkiresi’nde 7, Râmiz Tezkiresi’nde 3, Silâhdâr-zâde Tezkiresi’nde 2, Esrâr Dede Tezkiresi’nde 8, Enderunlu M.Âkif Tezkiresi’nde 3, Şefkat Tezkiresi’nde 4, Esad Mehmed Tezkiresi’nde 2, Şeyhülislam Ârif Hikmet Tezkiresi’nde 1, Fatîn Tezkiresi’nde 9, Kâfile-i Şu’arâ’da 1, Eslâf’da 1, Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’da 1, Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’de 11 defa kullanılmıştır. Dânâ kelimesinin bu tezkirelerde 116 defa geçtiği tespit edilmiştir. Rıza Tezkiresi’nde Dânâ mahlaslı bir de şair bulunmaktadır.
Olumsuzluk bildiren nā- ile birlikte oluşturulmuş kelimeler (nâ-dân) ve sonuna geldiği kelimelere “bilen, bilici” anlamı katan -dân ile oluşturulmuş kelimeler (nükte-dân, sühan-dân gibi) istatistiklere dâhil edilmemiştir.
Örnek 1:
… ammâ fen dânâları bu tahayyülin hayâlâtına haml kıldılar (Türk, 1990, s. 82).
Örnek 2:
Gâyet âkil ü dânâ ve sâhib-idrâk monlâ olup sonradan vezâret sadrına geçüp... (İpekten vd., 2017, s. 30).
Örnek 3:
…efvâh u elsine-i dânâdan ol kadar lügât u ‘ibârât ve mesâ‘il-i ‘akliyyât u nakliyyât hâtır-nişân u iz‘ân idinmişdi (Canım, 2018, s. 215).
Örnek 4:
…vatanlarında Mevlevîhâne binâ ettiler ve ârifân u sâlikâna şeyh-i dânâ oldular (Genç, 2018, s. 241).
Örnek 5:
Zurefâ-yı ‘asrdan bir dânâ-dil Surûrî’nin mısrâ‘ı tamâm kâ‘ide-i nahv üzre belîgânedir (Çınarcı, 2019, s. 63).
Ahmed Vefik Paşa (1306). Lehce-i Osmânî. C. 2. İstanbul: Mahmud Bey Matbaası.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çelik, R. (2024). Klasik Türk Şiirinin Seçkin Tiplerinden Dânâ. Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Dergisi, 9(2), 992-1015. https://doi.org/10.32321/cutad.1540679
Çınarcı, M. N. (hzl.) (2019). Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey- Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-240610/seyhulislam-arif-hikmet-bey-tezkiresi.html
Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
Hüseyin Remzî (2018). Lügat-i Remzî. hzl. Ali Birinci. C. 1. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
Mehmed Salâhî (2019). Kâmûs-ı Osmânî. hzl. Ali Birinci. C. 3. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.
Râif Necdet ve Hasan Bedreddin (1928). Resimli Türkçe Kâmûs. İstanbul: Ahmed Kâmil Matbaası.
Redhouse, J. W. (1880). Redhouse’s Turkish Dictionary. Londra: Bernard Quaritch.
Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.
Türk, V. (1990). Neva’î Mecalisü’n-Nefa’is (metin-inceleme). (Yayımlanmamış Doktora Tezi). Fırat Üniversitesi, SBE.