SİHR-EFSÛN (SİHR-EFSŪN)

sihr-efsûn, sihr-füsûn


* Arapça, latif ve ince olan, dahiyane ifade edilen, gerçeğinden farklılaşan, büyü, hile yapmak anlamlarına gelen sihr mastarına, Farsçada mekr, hile, tılsım, gözbağcılık karşılığında kullanılan efsûn kelimesinin eklenmesiyle yapılan ve tezkirelerde orijinal, benzeri olmayan anlamına gelen terim.



Sözlük Anlamı

Sihr-efsûn terimini meydana getiren ilk kelime olan sihrin karşılığı, Arapça sözlüklerde, şeytanî ve şeytan yardımıyla olan şeyler, göz aldatması, kaynağı ince ve latif olan şeyler, zekice ve etkili bir şekilde ifade ediş, bir şeyi aslından farklı bir hâle çevirmedir (Halil b. Ahmed, t.y., s. 135; es-Sâbûnî, 1911, s. 47; İsfehânî, 1997, s. 400; İbn Manzur, 2003, s. 136; Koç ve Tanrıverdi, 2013, s. 2004). Osmanlı dönemi sözlüklerinde ise kelimenin ince ve latif olan şeyler, zeki ve etkili şekilde ifade etme anlamından ziyade büyü, gözbağcılık, cadılık etmek (Şemseddin Sâmî, 2007, s. 711; Muallim Nâcî, 1322, s. 429; Kırkkılıç ve Sancak, 2017, s. 462) manalarının öne çıktığı görülür. Ancak kelimeyi, Şemseddin Sâmî (2007), “şiir ve fesahat gibi insanı meftun eden hüner ki buna sihr-i helal dahi derler” (s. 711) şeklinde tanımlayarak sihrin, bir edebiyat terimi olduğunu belirtir. Terimin ikinci kelimesi olan efsûn da sözlüklerde genellikle sihirle aynı anlama gelmekle birlikte, belli bir amaç için yapılan tılsımları da ifade etmektedir. Kelimenin karşılığı olarak sözlüklerde şunlar gösterilir; yalan dolan, hile, tılsım, hiddetli söz söyleyip azarlama, rukye, büyücülerin ve bazı ehl-i havâssın okuduğu kelimât (Öztürk ve Örs, 2000, s. 201; Kurnaz, 2009, s. 163, Kanar, 2011, s. 240; “efsûn”, 2025).




Terim Anlamı

Sihr-efsûn, tezkirelerde bir eserin benzersiz olduğunu, aynı tarzda yazılmış önceki eserlerden ayrılıp orijinal olduğunu belirtmek için kullanılmıştır. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkirelerde, sihr-efsûn ifadesinin, sihir kelimesinin daha çok Arapça sözlüklerde öne çıkan; ince ve zekice söylenmiş söz, kaynağı ince ve latif olan anlamı ile ilişkili bir şekilde kullanıldığı görülür. Bu latif ve ince manalarla söylenmiş sözün ya da eserin, okuyucu üzerindeki tesirini belirtmek üzere sihr kelimesine, onunla aynı anlamlara gelen efsûn kelimesi eklenerek bir sıfat oluşturulmuş ve benzersiz olan, muhatabına tesir eden eserleri ya da sözleri niteleyen bir terim teşekkül etmiştir. Sihr-efsûn, ilk olarak Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratu’n-Nuzamâ’sında geçmektedir. Ali Çelebi’nin, Hüseyin el-Vaiz el-Kâşifî’nin Farsça kaleme aldığı Envâr-ı Süheyl’ini, Hümâyûn-nâme adıyla Türkçeye çevirdiği kaydeden Latîfî, bu tercümenin süslü nesir tarzında yazılan eserler arasındaki orijinalliğini ve yetkinliğini belirtmek üzere sihr-efsûnu kullanır (Canım, 2000, s. 402). Tezkire yazarı, Vahdî’nin kadınlar hakkında güzel tabirlerinin, benzersiz ve dinleyenin dikkatini çekecek bir anlatışının olduğunu belirtmek için ise terimin sihr-füsûn şekline yer verir (Canım, 2000, s. 560). Terim, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin tezkiresinde de Füsûnî’nin şiirlerinin orijinalliğini ve güzelliğini (Kutluk, 2014, s. 750) belirten ve aynı zamanda şairin adıyla da ilgi kurulan bir sıfattır. On altıncı asırda yazılan tezkirelerde, eserlerin orijinalliğini belirten bir değerlendirme ifadesi olan sihr-efsûn yerini, daha geniş bir kavram dünyasına bırakmış; sonraki yüzyıllarda kaleme alınan tezkirelerde “hass, nev, tâze, nâdir, i'câz gibi kelimeler şiir ve şairin orijinalliğini belirtmek üzere kullanılmıştır (Aydın, 2019, s. 33). Tabir, Tezkire-i Rızâ’da tezkire yazarının bir ifadesi olarak değil; Meylî’nin şiirlerinde, sevgilinin kirpiğinin âşığa olan tesirini ifade eden bir sıfat olarak geçmektedir (Zavotçu, 2020, s. 208).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Terim, Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’ara ve Tabsıratu’n-Nuzama’sında iki, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin tezkiresinde ise bir yerde geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1:

Elhâsıl bir inşâ-i celîlü’ş-şân ve cemîlü’l-beyândur ki aksâm-ı inşâda kısm-ı sihr-efsûn ve Münşeʿat-ı Vassâfdan vasfı efzûndur (Canım, 2000, s. 402).

Örnek 2:

Hakkâ budur ki evsâf-ı sıfat-ı zende hûb taʿbîrleri zebân-ı pîre-zen ü sihr-füsûn mesâbesinde latîf takrirleri vardur (Canım, 2000, s. 560).

Örnek 3:

Ebyât-ı sihr-efsûnı ve eşʿâr-ı belâgat-nümûnı maʿnâr makbûl-ı ashâb-ı ʿukûl ve manzûr-ı erbâb-ı enzârdur (Kutluk, 2014, s. 750).




Kaynaklar

Aydın, G. (2019). Sâlim Tezkiresi ışığında tezkire terminolojisinde orijinallik. Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 3(1), 31-46.

Canım, R. (hzl.) (2000). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları. 

Efsûn. (2025, 28 Şubat) Erişim adresi https://vajehyab.com/?q=%D8%A7%D9%81%D8%B3%D9%88%D9%86&d=

Halil b. Ahmed. (t.y.). Kitabü’l-Ayn, thk. Mehdi Mahzumî, İbrahim Sâmirâi, Beyrut.

İbn Manzûr. (2003). Lisânü’l-Arab, C.7, Kahire: Dârü’l-Hadis.

el-İsfehânî Râgıb. (1997). el-Müfredât. thk. Safvân Adnan Dâvûdî, Şam: Dâru’l-Kalem.   

Kanar, M. (2011). Farsça dil bilgisi, konuşma, çeviri tekniği, sözlük Farsça-Türkçe, Türkçe-Farsça. İstanbul: Say Yayınları.

Kırkkılıç, A. ve Sancak, Y. (hzl.) (2017). Ahterî-yi Kebir. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Koç, M. ve Tanrıverdi, M. (2013). Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi, C.2, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları. 

Kurnaz, C. (hzl.) (2009). Açıklamalı Divan Şiiri Sözlüğü, İstanbul: H Yayınları.

Kutluk, İ. (hzl.) (2014). Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Muallim Nâcî. (1322). Lugat-ı Nâcî, İstanbul: Asır Matbaası.

Öztürk, M. ve Örs, D.  (hzl.) (2009). Burhân-ı Katı, İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları. 

es-Sâbûnî Muhammet Ali. (1911). Tefsîru âyâti’l-ahkâm. C.1, Mısır: Dâru’l-hayr.

Şemseddin Sâmî. (2007). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Zavotçu, G. (hzl.) (2020). Tezkire-i Rızâ (İnceleme-Metin-Dizin). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.




Yazım Tarihi:
22/10/2025
logo-img