elfâz-ı sakîle ve sakîme, sakîm-i ma‘nâ, sakîl ‘ibârât
* Arapça “sakîle” ve “sakîme” kelimelerinin “ve” bağlacıyla bir araya gelmesiyle oluşan “dinleyene/okuyana sıkıntı veren, ağır gelen, güzel ve hoş olmayan, çirkin, kaba, yakışıksız olduğu kadar aynı zamanda yanlış, kusurlu, bozuk, eksik, keyif vermeyen lafız/ibare/mana” anlamında kullanılan terim.
Arapça “sıklet” kelimesinden türeyen “sakîl”, bir sıfattır ve sözlüklerde “tartıda ağır gelen, ağır; sıkıntı veren, bunaltan, bunaltıcı; güzel ve hoş olmayan, çirkin, kaba, yakışıksız” (Ayverdi, 2010, s. 1051); “ağır, ağır olan; iç sıkan, sıkıntı veren, sıkıcı; çirkin, uygunsuz, kaba; (hece için) kalın ve ağır okunan; (müz.) klasik Türk müziğinde 48 zamanlı, 34 vuruşlu büyük bir usul” (Çağbayır, 2007, s. 4031); “ağırlığı çok, ağır; sıkıntı veren, can sıkan, sıkıntılı; çirkin, kaba, yakışıksız; (dil) telaffuzu ağır ve kalın (harf, kelime); Türk musikisinde büyük bir usul” (Doğan, 1994, s. 947); “ağır, girân ve vezni ziyadece olan ve sıkıntıyı mûcib olan ve bed-manzar u kerîhü’l-hey’et olan” (Doktor Hüseyin Remzî, 2018, s. 365); “ağır; sıkıntılı, can sıkan; çirkin; Türk müziğinde ağır karakterli, 48 zamanlı ve 34 vuruşlu bir usul” (Devellioğlu, 2013, s. 1069); “ağır, girân; kerîh, galîz, çirkin” (Mehmed Salâhî, 2019, s. 188); “ağır, girân, vezni çok; sıkıntılı, can sıkan; çirkin; telaffuzu ağır ve kalın olan, hafif mukabili” (Şemseddin Sâmî, 1998, s. 461); “ağır; sıkıntı ve bezginlik verici, iğrenç, çirkin” (Tulum, 2013, s. 220); “ağır olan nesne” (Vankulu Mehmed Efendi, 2015, s. 1789) karşılıklarında kullanılır. “Sakîle” ise bu kelimenin müennesi olup “sakîl” ile aynı anlamdadır. Arapça “sakâmet” isminden türeyen “sakîm” kelimesi de sıfat olup sözlüklerde “yanlış, hatalı, bozuk, sakat; sağlığı yerinde olmayan, hasta, hastalıklı” (Ayverdi, 2010, s. 1051); “bozuk, eksik, yanlış, hatalı; hastalıklı, hasta; (hadis için) rivayeti doğru ve sağlıklı olmayan” (Çağbayır, 2007, s. 4031); “hasta, hastalıklı; yanlış; rivayeti sağlam, doğru olmayan (hadis)” (Devellioğlu, 2013, s. 1069); “hasta, hastalıklı, alîl; doğru olmayan, yanlış, hatalı; eksik, noksan” (Doğan, 1994, s. 947); “hasta, bîmâr, marîz ve keyifsiz olan ve yanlış olan ve hatası olan ve gayr-ı savâb olan” (Doktor Hüseyin Remzî, 2018, s. 672); “hasta, marîz, alîl; doğru olmayan, yanlış, hatalı; rivayeti sahih ve sağlam olmayan” (Şemseddin Sâmî, 1998, s. 727); “bozuk (düşünce, görüş); hasta (kimse)” (Tulum, 2013, s. 339); “marîz olan kimse” (Vankulu Mehmed Efendi, 2015, s. 2077) anlamlarıyla yer alır. “Sakîme” kelimesi, “sakîm”in müennesi olup bu kelimeyle aynı anlamdadır. Sözlüklerde kelimelerin bağlaçla bağlanmış “sakîle ve sakîme” şekline rastlanmamıştır.
“Sakîle ve sakîme” terkibinin, tezkirelerdeki kullanımlarına bakılarak “dinleyene/okuyana zevk vermeyen, sıkıntı veren, ağır gelen, güzel ve hoş olmayan, çirkin, kaba, yakışıksız olduğu kadar aynı zamanda yanlış, kusurlu, bozuk, eksik, illetli lafız/ibare/mana” anlamlarıyla terimleştiği söylenebilir.
Tezkirelerde “sakîle ve sakîme” terkibine ilk ve tek olarak Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında yer verilmiştir. Latîfî, Mevlânâ Âhî’nin inşada eski münşilerin tarzına uyduğunu, onun ibare ve istiarelerinde zevksiz, sıkıntı veren, ağır gelen, güzel ve hoş olmayan, çirkin, kaba, yakışıksız, yanlış, kusurlu, bozuk, eksik hiçbir lafzın bulunmadığını; terkiplerinin kapalı, verimsiz ve anlaşılması güç terkipler olmadığını bilakis onun söz ve ifadelerinin açık, düzgün ve akıcı olduğunu, lafızlarının ve üslubunun ise çok beğenilen, hoşa giden ve güzel olduğunu belirtirken “sakîle ve sakîme” terkibine yer vermiştir:
“Tarîk-ı inşâda tarz-ı münşiyân-ı kudemâya gitmişdür. Ve ‘ibârât u isti‘arâtda elfâz-ı sakîle ve sakîme ve terâkib-i mu‘akkad u ‘akîme ihtiyâr itmemişdür. Ve tahrîr ü ta‘bîri rûşen ü selîs ve elfâz u edâsı lezîz ü nefîsdür…” (Canım, 2018, s. 143).
Terkibi oluşturan kelimeler, tezkirelerde müstakil şekliyle de kullanılmıştır. Bu kullanımlarda kelimeler kimi zaman sözlük anlamlarına kimi zaman da terim anlamlarına uygun olarak kullanılmıştır. Örneğin Gelibolulu Âlî, Künhü’l-Ahbâr’ın tezkire kısmında Mevlânâ Şeyhî’nin, edebî sanatlarla ve güzel bir üslupla bezenmiş, özgün manalarla yüklü şiirlerinin devrin şairleri tarafından ağır bulunduğunu belirtirken ve Hâkî’nin şiirlerinin ne incelikli ne de ağır ve manasız olduğunu ifade ederken “sakîl” kelimesini terim anlamıyla kullanmıştır:
(Mevlânâ Şeyhî) “Egerçi ki şi‘re evvel-i mertebede lâzım olan bikr-i ma‘nâ ba‘d ez ân libâs-ı edâ andan sonra tevriye ve isti‘âre ve îhâm muhassenâtı idügi zâhir ü hüveydâ iken ol ‘asruñ şu‘arâsına yâ budur ki ol ‘ibârât sakîl gelürdi veya hüsn-i edâya kâdir olmaduklarına binâ’en gûyâ ki kubh-ı ‘ibârât kendülere cemîl görinürdi.” (İsen, 2017, s. 36).
(Hâkî) “Eş‘ârı mikdârıncadur. Ne sakîl ü bî-ma‘nâ ne inceden incedür.” (İsen, 2017, s. 73)
Mîrzâ-zâde Sâlim de tezkiresinde sakîl kelimesini “Fasîhî-i Dîger” maddesinde “…haml-i sakîl-i derd ü belâ..”; Rif‘atî maddesinde “…haml-i sakîl-i danişmendî…” ve “…haml-i sakîl-i igtirâb…” şeklinde kullanarak “dert ve belanın, danişment olmanın ve gurbete gitmenin ağırlığını taşımak” anlamlarını vermek istemiş ve kelimeyi sözlük anlamına uygun olacak şekilde kullanmıştır (İnce, 2018, s. 226, 363).
Âşık Çelebi, tezkiresinin “Hayâlî-i Ma‘lûm” maddesinde Hayâlî’nin şiiriyle ilgili “yanlış bir anlam, nâ-hoş bir üslup, hatalı bir ifade, yazımda kusur” şeklinde uyarılar geldiğinde şairin bunları anlayışla karşıladığını belirtirken “sakîm” kelimesini terim anlamıyla kullanmıştır:
(Hayâlî-i Ma‘lûm) “Kendünüñ ‘adem-iltifâtından yâ kelimât-ı ‘Arabiyyede kusûr-ı sınâ‘atından vâkı‘ olan eger sakîm-i ma‘nâ ve eger bârid edâdur ve eger galat ta‘bîr ve eger imlâda taksîrdür tenbîh olınsa kabul kılurdı.” (Kılıç, 2018, s. 654).
Hasan Çelebi ise tezkiresinin “Atâ” maddesinde “… hevâ-yı dil-güşâsı safâ-bahş-ı her marîz ü sakîm olan şehr-i Edirnedendür.” sözleriyle Edirne’nin havasının hastalara iyi geldiğini söylerken ve “Alî Çelebi” maddesinde “… ve ‘uyûn-ı mellâh gibi sakîm olan nüshaları…” sözleriyle bir nüshanın durumunun iyi olmadığını belirtirken “sakîm”i sözlük anlamına uygun olacak şekilde kullanmıştır (Sungurhan, 2017, s. 570, 601).
“Sakîle ve sakîme” terkibi Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 1 kere geçmektedir. Bununla birlikte terkibi oluşturan kelimelerden “sakîl”, Latîfî’de 2, Âlî’de 2, Sâlim’de 3 kere; “sakîm” ise Latîfî’de 3, Âşık Çelebi’de 1, Hasan Çelebi’de 2 kere geçmektedir.
Örnek 1:
Tarîk-ı inşâda tarz-ı münşiyân-ı kudemâya gitmişdür. Ve ‘ibârât u isti‘arâtda elfâz-ı sakîle ve sakîme ve terâkib-i mu‘akkad u ‘akîme ihtiyâr itmemişdür. Ve tahrîr ü ta‘bîri rûşen ü selîs ve elfâz u edâsı lezîz ü nefîsdür… (Canım, 2018: s. 143).
Ayverdi, İ. (2010). Kubbealtı Lügatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latifî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çağbayır, Y. (2007). Ötüken Türkçe Sözlük. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Devellioğlu, F. (2013). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Doktor Hüseyin Remzî (2018). Lügat-i Remzî. (hzl. Ali Birinci). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Doğan, M. (1994). Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Ülke Yayın Haber.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mîrzâ-Zâde Mehmed Sâlim Efendi Tezkiretü’ş-Şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/57124,mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39arapdf.pdf?0
İsen, M. (hzl.) (2017). Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Mehmed Salâhî (2019). Kâmûs-ı Osmânî İnceleme-Tıpkıbasım. (hzl. Ali Birinci). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. e-kitap. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmî (1998). Kâmûs-ı Türkî. (Ed: Ebru Özel, Nuri Kaymakçı). İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım.
Tulum, M. (2013). Osmanlı Türkçesi Büyük El Sözlüğü. İstanbul: Kapı Yayınları.
Vankulu Mehmed Efendi (2014). Vankulu Lügati. (hzl. Mustafa Koç ve Eyyüp Tanrıverdi). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.