NÂMÜNÂSİB (NĀ-MÜNĀSİB)

nâ-münâsib ü nâ-mülâyim


* Sözlüklerde “uygun ve münasip olmayan” gibi anlamlarla yer bulan, tezkirelerde ise muktezâ-yı hâle aykırı, makama münasip söylenmemiş şiirler için kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Kelime Farsça Arapça birleşik bir sıfattır. Arapça kökenli bir sözcük olan “münâsib” kelimesinin önüne Farsça “nâ-” olumsuzluk ekinin getirilmesiyle oluşturulmuştur. Münâsib, sözlüklerde “şebîh, misl ü karîb ü nazîr olan”; “yakışır, yaraşır ve uygun olan” gibi anlamlarla yer almaktadır (Mehmed Salâhî, 2019, cilt 2, s.534; Hüseyin Remzî, 2018,  s.2/708). Ahmed Vefik Paşa ise kelime için “adamcılayın” ve “biçilmiş haftân” tanımlamalarını kullanmıştır (2000, s. 749). Münâsib kelimesinin olumsuzu olan nâ-münâsib, “münâsebetsiz, uygunsuz, yakışıksız” ma’nâlarıyla sözlüklerde yer bulmuştur (Muallim Nâcî, 2021, s.556; Redhouse, 2022, s. 866; Şemseddin Sâmî, 1899, s. 1452).




Terim Anlamı

Söylenen bir mısra, beyit ya da şiirin muktezâ-yı hâle, makama, bağlama uygun olmaması anlamında kullanılan bir terimdir. Bu durum, belâgat kitaplarında ilm-i me’ânî başlığı altında ele alınmıştır. Sözün bağlama münasip söylenmesi, mütekellimin belâgatini gösteren en önemli hususlardan biridir (Ahmed Cevdet Paşa, 2000, s. 15; Muallim Nâcî, 2017, s. 143). Sözün muktezâ-yı hâle aykırı olmaması durumunu, Türk belâgatçiler tarafından örnek alınan Kazvînî (d. 666/1268 – ö. 739/1338), “itibâr-ı münâsib” olarak ele almaktadır (Bk. 2003). 

Ahmed Hamdî (d. ?/? – ö. 1308/1890), beliğ şiir söyleyememenin en önemli nedenlerinden birisinin murat edilen ma’nânın hâl ve makama münasip irat edilmemesi olduğunu belirtmektedir (Yılmaz, 2009, s. 39). 

Türk belâgatçilerin çoğu, her fasihin beliğ olamayacağını belirtmiş ve bu noktada makama münasip söz bulma kabiliyetini ön plana çıkarmıştır (Aksoy, 1991, s.62-63; Ahmed Cevdet Paşa, 2000, s. 16). Tüm bunlara ek olarak Molla Lütfî (d. 850/1446 ? – ö. 900/1495 ?), sözlerin yerli yerinde söylenmesi ile şiirlerin meşhur olması arasında bağlantı kurmaktadır. Ona göre makamına uygun sözden her taife haz alır ve bu mütekellime söz ehli denir (Aksoy, 1991, s. 61). Kişinin beliğ olması için yalnız makama uygun söz söylemesi yetmez. Aynı zamanda bağlama da uygun söz söylemelidir. Ancak o zaman kişi beliğ olarak nitelenebilir (Aksoy, 1991, s. 62-63). Molla Lütfi, makama uygun şiir söyleyemeyenler hakkında “’abesiyyât söyler” demektedir (Aksoy, 1991, s. 66). Dolayısıyla nâ-münâsib terimi, muktezâ-yı hâle uygun söylenmemiş, beliğ olmayan sözler için kullanılan bir terimdir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Nâ-münâsib ifadesinin kullanıldığı ilk tezkire, Latîfî Tezkiresi’dir. Latîfî, Hâkî’nin (d. ?/? – ö. ?/?) devrin vezirlerinden birine sunduğu kasidesiyle caize alamayınca nazmettiği “Kerem ehli makâmıdur bu sadr / Bu ululuk ya bî-sehâ nic’olur / Gel begüm sen vezâreti baña vir / Beni medh eyle gör ‘atâ nic’olur” kıtasınınâ-münâsib ü nâ-mülâyim” olarak nitelemektedir (Canım, 2018, s. 208). Şairin karşısındaki vezirden mevkiini isteyip cömertliğin nasıl bir şey olduğunu göstereceğini söylemesi, makama münasip olmayan bir durumdur (Örnek 1). 

Şiiri bağlama uygun söylememe noktasında nâ-münâsip ifadesini kullananlardan biri de Faik Reşad’dır. Müellif, Haylî Beg’in (ö. 1040/1630) Bedî’ vü Kâsım kıssasını anlatırken Bedî’ hakkında abartılı övgüde bulunan meddaha karşı çıkma amacıyla irticalen söylediği kıtayı “nâ-münâsib bir hayli söz” olarak nitelendirmiştir (Aydemir ve Özer, 2019, s. 114). Meddahı kıssanın bir kahramanını fazla methetmekle suçlayan şair, nazmettiği kıtada Kâsım hakkında abartılı övgüde bulunmuştur. Dolayısıyla Faik Reşad, şairin eleştirdiğini kendisi de yaparak hâle münasip söz söylememesi nedeniyle onun şiirini “nâ-münâsib” bulmuştur (Örnek 2).

Gelibolulu Âlî ise tezkiresinde Emrî’nin ( ö. 983/1575) biyografisi içerisinde yer verdiği latife bölümünde bu terime değinmektedir. Âlî, mecliste şiirinin eleştirildiğini, kendisinin bu tenkitlere cevap vererek eleştirileri boşa çıkardığını ifade ettikten sonra Emrî’nin bir şiir söylediğini ve bu şiirdeki “sânemâ” ve “müşgîn” lafızlarının kullanılmasının anlamı tekrara düşürdüğünü belirterek nâ-münâsib olarak nitelemiştir (İsen, 2017, s. 516). Çünkü Âlî’ye göre kâkülden bahsedilince müşgîn kelimesi; büt ve deyr anılınca sanem sözcüğü beyitteki anlamı gerektiğinden fazla açığa vurmakta ve benzer anlamlarda birden fazla kelime kullanılması muktezâ-yı hâle zeval vermektedir (Örnek 3).

Nâ-münâsib kelimesi, tezkirelerde gerçek ma’nâsında da kullanılmıştır. Örneğin Latîfî, Celâl-zâde Nişancı Mustafa Çelebi’nin (d. 896(?)/1491(?) – ö. 975/1567) devrinde kendisine eşdeğer birisi olduğunu söylemenin uygun olmayacağını “nâ-münâsib” ifadesiyle belirtmiştir (Canım, 2018, s. 517) (Örnek 4). Benzer şekilde Safvet de Nuhbetü’l-âsâr’ında kelimeyi “uygun olmama” anlamında kullanmıştır (Güzel, 2012, s. 516) (Örnek 5).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime terim anlamıyla Latîfî Tezkiresi’nde, Faik Reşad’ın Eslâf’ında ve Gelibolulu Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ında birer kez kullanılmıştır. 




Örnekler

Örnek 1:

Mezbûr ol zamânuñ vüzerâsından birine câ’ize ümidi ile kasîde sunar. Bu tarz-ı tırâz ile ol nâ-tırâşdan tîşe yonar. Âhir ol müdbir ü mümsik câ’ize virmek katında câ’iz olmayıcak ol kadar kadr-i bülend ve rütbet-i ercümend ile makâm-ı keremde olan kirâma kerem lâzım ve sadr-nişîn-i suffe-i riyâset olanlara bî-mürüvvet ü bî-kerem olmak nâ-münâsib ü nâ-mülâyim idügin kıt’a ile iş’âr u işrâb itmişdür.

Kıt’a:  Kerem ehli makâmıdur bu sadr

            Bu ululuk ya bî-sehâ nic’olur

            Gel begüm sen vezâreti baña vir

            Beni medh eyle gör ‘atâ nic’olur (Canım, 2018, s. 208).

Örnek 2:

1025 târîhinde bir gün Burusa kahve-hânelerinden birinde “Saçaklıoglu” isminde bir meddâh “Bedî’ vü Kâsım” kıssasını nakl eyledigi sırada (Bedî’)iñ senâsını mertebe-i ıttırâya vardırmış. Müstemi’în ‘idâdında dâhil bulunan Haylî, ber-muktezâ-yı meşreb ve mezheb:

Zikr etmese bir bedî’-i hüsnüñ nâmın

Elbette olur ehl-i mahabbet âsim

Ammâ ki benim rûz-ı ezelden etmiş

Kassâm-ı kazâ zikrimi Kâsım Kâsım

Zümresiyle ortaya atlayup Kâsım’ı iltizâm sadedinde nâ-münâsib bir hayli sözlerle izhâr-ı sü-i edeb eyledikden başka meddâhıñ-‘illet-i ‘ayniyyesinden kinâyeten- “hangi gözüñüzle gördünüz?” yolunda söyledigi söz üzerine pür-gazab olarak hemân sell-i seyf ile bî-çâre kıssa-h*ânıñ şeh-nâme-i hayâtını resîde-i encâm eder (Aydemir & Özer, 2019, s. 114).

Örnek 3:

Zurefâdan merhûm Kilârî Mehemmed Çelebi ber-tarîk-ı nezâket bir gün hakîr ile mezbûrı ziyâfet eylediler. Feammâ ne anı baña hikâyet ider ne fakîr kim oldugını aña bildürür. İttifâk evâ’il-i musâhabetde hakîre teklif eylediler. Ve nev-güfte eş’ârıñuz ile müşerref olsak diyü söylediler. Pes ol eyyâmda dinilen eş’âr-ı âbdâr u nazm-ı bahâriyye-i tarâvet disârdan

Li münşiihi

Bîmâr olup hârâret-i rûz-i bahârdan

Her bir dıraht şerbet içer cûybârdan

Matla’ını okıdugumda harâret bahârda degül tâbistândadur. Ol takdîrce bâ’is-i şerbet-i devâ bî-'illet olan zamândadur diyü i’tirâz itdükde hakîr vücûh-ı kesîre ile ilzâm idüp zamân-ı şerbet-i devâ bahâr idügini ve ‘illet-i dırahtân geçen tâbistândan olmak mümkin oldugını beyân itdükden soñra ehl-i nazm idügini bilüp nihâyet Emrîligini bilmeyüp siz dahi bizi müşerref idüñ didükde ittifâk bir gazel okıdılar ki makta’ında sânemâ hitâbı ve matla’ında müşgîn lafzınuñ cevâbı mestûr. Feammâ vasf-ı kâkülde müşgîn okınmak lâzım iken müşgîn okıdugı ve sânemâ hitâbı mahallinde büt ü deyr ma’nâsına anlaruñ emsâli edâlar mestûr iken ol hitâb nâ-münâsib idügi ‘ınde’l-ezkiyâ müttefakun’-aleyh-i cumhûrdur (İsen, 2017, s. 516).

Örnek 4:

Ve bi’l-cümle bu ‘ahd ü ‘asrda sehâ ve cûd anuñ vücûd-ı pür-cûdıyle kâyim ve fî-zamânina kerem-i zâtda ve mekârim-i sıfâtda ‘adîl ü nazîri var dimek nâ-münâsib ü nâ-mülâyimdür (Canım, 2018, s. 517).

Örnek 5:

Pâdişâh su’al ider ki “’acaba bir zevk dünyâda var var mıdır ki pâdişâhlar ol zevki itmek mümkin olmaya” didikde cevâbında “Şevketlu Pâdişâhım cins-i zevkiyyâtda ve elezz-i lezîz-i eşyâdan bir zevk vardır ki pâdişâhlar müyesser degildir. “yâ ne olmak gerek” dediklerinde “Pâdişâhım evvelâ bir âdemin dört nâ-münâsib menkûhası olup yek tahtadan dördünü talâk-ı selâse ile tatlîk eyleye ‘ârif nazarında bundan lezîz zevk olmaz (Güzel, 2012, s. 516).




Kaynaklar

Ahmed Cevdet Paşa (2000). Belâgat-ı Osmâniyye. Turgut Karabey & Mehmet Atalay (Yay, haz.). Ankara: Akçağ Yayınları.

Ahmet Vefik Paşa (2000). Lehce-i Osmânî. Recep Toparlı (Yay. haz.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Aksoy, M. (1991). Molla Lütfî’nin Risâle-i Mevlânâ Lütfî’si (Yüksek Lisans Tezi). Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir. Erişim adresi: https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/

Aydemir, E. & Özer, F. (2019). Faik Reşâd Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html 

Canım, R. (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratu’n-Nuzemâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html   

Ebü’l-Meâlî Celâlüddîn el-Hatîb el-Kazvînî (2003). El-îzâh fî ulûmi’l-belâğa. İbrahim Şemseddin (Yay. haz.). Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye.

Güzel, B. (2012). Kemiksiz-zâde Safvet Mustafa ve “Nuhbetü’l-Âsâr Min Ferâidi’l-Eş’âr” isimli şair tezkiresi (Yüksek Lisans Tezi). Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Erişim adresi: https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/

Hüseyin Remzî (2018). Lügat-i Remzî (inceleme-tıpkıbasım). Ali Birinci (Yay. haz.). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

İsen, M. (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın tezkire kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html

Mehmed Salâhî (2019). Kâmûs-ı Osmânî (İnceleme-Tıpkıbasım. Ali Birinci (Yay. haz.). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Muallim Nâcî (2017). Istılâhât-ı Edebiyye. Yekta Saraç (Yay. haz.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Muallim Nâcî (2021). Lügât-ı Nâcî. Ahmet Kartal (Yay. haz.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Redhouse, J. W. (2022). Redhouse sözlüğü Türkçe/Osmanlıca – İngilizce. U. Bahadır Alkım vd. (Yay. haz.). İstanbul: Ayhan Matbaası.

Şemseddin Sâmî (1899). Kamûs-ı Türkî. İstanbul: Der-Sa’adet İkdam Matbaası.

Yıldız, S. (2019). Vehbe ez-Zuhaylî’nin et-Tefsîrü’l-Münîr adlı tefsirinde belâğat ilmi uygulamaları (Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. Erişim adresi: Erişim adresi: https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/

Yılmaz, K. (2009). Ahmed Hamdî’nin Belâgat-i Lisân-ı Osmânî’sindeki terimlerin tanımları ve tasnifi üzerinde bir araştırma (Doktora Tezi). Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir. Erişim adresi: https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/




Yazım Tarihi:
11/09/2024
logo-img