KABÂHAT (ḲABĀḤAT)

kabâhat ü cehl, kabâhat ü vekâhat


* Sözlüklerde çirkinlik, yakışıksız hareket yahut iş, suç ve kusur gibi anlamlara gelen; tezkirelerde de benzer manalarda kullanılan kelime.



Sözlük Anlamı

Kabahat, Arapça kökenli bir isimdir. Sözlükler kabahat kelimesinin “çirkinlik”, “çirkin olmak” (Kırkkılıç, 2009, s. 452; Tulum, 2011, s. 1069; Hüseyin Remzî, 1305, cilt 2, s. 94 ) manasına geldiğini ancak “lisanımızda çirkin iş, kötü hâl, suç” (Mehmed Salâhî, 1322, cilt 4, s. 210) “çirkin fiil ve hareket, yakışıksız muamele” (Şemseddin Sâmî, 1318, s. 1047) gibi anlamlarda kullanıldığını aktarır. Kelimenin bahsi geçen anlamlarının yanı sıra “hafif cürm, kusur, müstelzim-i mücâzât-ı tekdîriyye olan cürm, cünha” (Şemseddin Sâmî, 1318, s. 1047), “cürme göre daha hafif sayılan ve daha hafif cezâyı gerektiren suç” (Topaloğlu, 2011, s. 595) gibi hukuk terimi anlamı da bulunur.




Terim Anlamı

Kabahat, tezkirelerde hukuki bir suç kategorisini ifade eden bu ikinci anlamıyla değil; suç, kusur, yakışıksız hareket yahut iş gibi genel anlamlarıyla kullanılmıştır. Kelimenin terimleşmediği görülmektedir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Kabahat tezkirelerde suç, kusur, çirkinlik ve uygunsuzluk anlamlarıyla kullanılan olumsuz değerlendirme kelimelerinden biridir. Kelime, kimi örneklerde kişinin dış görünüşünü ve mizacını birlikte niteleyen bir tahkir unsuru olarak karşımıza çıkar. Örneğin, Lâtîfî’nin Şükrî (d. ?/?- ö. ?/1552) maddesinde geçen “kıyâfet-i pür-kabâhat” terkibi, hâl tercümesinde bahsedilen rakibin yalnızca sureti değil, “dîv-sûret” ve “bed-sîret” oluşuyla tabiatını da hedef alır (Canım, 2000, s. 324). Bu yönüyle kabahat, hiciv dilinde fiziksel ve ahlaki çirkinliği birlikte ifade eden bir niteleme unsuruna dönüşür.

Kelime bazı kullanımlarda şahıs, mekân ve davranışların sosyal-ahlaki bakımdan uygunsuzluğunu da belirtir. Âşık Çelebi’nin Me’âlî (d. 895/1490- ö. 943/1535/36) maddesinde geçen “mekânun kabâhatinden ve vekâhatinden” ifadesi, misafir ağırlama için hazırlanan bir yerin mahcup edici elverişsizliğini anlatır (Kılıç, 2010, cilt 2, s. 773). Kınalızâde ve Gelibolulu Âlî’deki örneklerde ise kabahat; cehalet, kibir, liyakatsizlik, nimeti takdir edememe, haksızlık ve idari sorumluluk gibi daha geniş ahlaki ve sosyal kusurlarla ilişkilendirilir (Sungurhan, 2017, s. 160, 213, 319, 482, 500, 549, 600; İsen, 1994, s. 134, 139). Böylece kelime, basit bir hatadan ziyade edep, liyakat ve sosyal düzen fikriyle bağlantılı bir olumsuzluk bildirir.

Yine kabahat kelimesi şiir ve söz değerlendirmesi bağlamında da kullanılmıştır. Kelime, Âşık Çelebi’nin Selîkî (d. ?/?- ö. ?/?) maddesinde, bahsi geçen şairin mahlası etrafında lafız ve mana bakımından ortaya çıkan kusura işaret edilirken kullanılmıştır (Kılıç, 2010, c. 2, s. 1005). Gelibolulu Âlî’nin Şehdî (d. ?/?- ö. ?/?) maddesinde ise kabahat, tezkirecinin değerlendirmeye konu ettiği beyitteki mazmun kullanımına ilişkin uygunsuzluğu ifade eder (İsen, 1994, s. 139). Kelime bu örneklerle sözün yahut şiirin kuruluşundaki aksaklıklara gönderme yapar.

Bütün bu kullanımlar bir arada değerlendirildiğinde kabahatin tezkirelerde müstakil ve sabit bir edebî terim hâline geldiğini söylemek güçtür. Ancak kelime, şahıs, davranış, mekân, söz ve şiir hakkında kusur, uygunsuzluk ve yakışıksızlık bildiren niteleyici bir değerlendirme unsuru olarak belirgin bir işlev kazanmıştır.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime Mecâlisü’n-Nefâis’te 1; Anadolu sahası tezkirelerinde Latîfî’de 2, Âşık Çelebi’de 4, Kınalızâde’de 8, Gelibolulu Âlî’de 2, Sâlim’de 1 defa kullanılmaktadır.




Örnekler

Örnek 1:

Şâ‘ir-i mezbûruñ bir birâder-i mihteri var idi. ‘İlm ü ma‘rifetden ‘ârî vü berî iken târîh ü ebyât diyüp ekâbir ü sikâta virüp kendünüñ kabâhat ü cehlini hâh u nâ-hâh isbât iderdi. ‘Acâ'ib kelimâtı ve garâ’ib türrehâtı vardur (Sungurhan, 2017, s. 500).

Örnek 2:

Ol te’lîf-i cedîdiñ bâg-ı riyâz-ı câvîdinde ol hod-fürûş bulunmaması ol gülşene noksân-ı zînet ve yâ hod ol za‘îm-i kabâhat-i nâ-fehmin tahrîr olunması […] (İnce, 2005, s. 152).




Kaynaklar

Canım, R. (hzl.) (2000). Latîfî Tezkiretü'ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: AKM Yayınları.

Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.

İnce, A. (hzl.) (2005). Tezkiretü'ş-Şu‘arâ Sâlim Efendi. Ankara: AKM Yayınları.

İsen, M. (hzl.) (1994). Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yayınları.

Kırkkılıç, A. (hzl.) (2009). Ahterî-i Kebîr Ahterî Mustafa Efendi. Ankara: TDK Yayınları.

Kılıç, F. (hzl.) (2010). Âşık Çelebi Meşâ‘irü'ş-​Şu‘arâ 1-2-3 (İnceleme-metin). İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları.

Koç, M. (hzl.) (2013). Kâmûsu'l-Muhît Tercümesi Mütercim Âsım Efendi 1-2-3-4-5-6. İstanbul: T.C. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları. 

Mehmed Salâhî (1322). Kâmûs-ı Osmânî 1-2-3-4. İstanbul.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü'ş-​Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: Erişim adresi: https:​/​/​ekitap.​ktb.​gov.​tr/​TR-​194494/​kinalizade-​hasan-​celebi-​tezkiretus-​s-​uara.​html.

Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.

Topaloğlu, A. (hzl.) (2011). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Bilnet Matbaacılık.

Tulum, M. (hzl.) (2011). 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı. Ankara: TDK Yayınları.




Yazım Tarihi:
11/05/2026
logo-img