* Kişiye ya da esere özgü ifade biçimi; belirli bir edebî biçimin ya da türün söyleyiş özellikleri; belirli bir dil, lehçe ya da edebî dilin söyleyişte ayırt edici özellikleri; belirli bir devre has söyleyiş özellikleri; içeriğe bağlı söyleyiş özellikleri.
1. isim Anlatma, oluş, deyiş veya yapış biçimi; minval, usul (II), üslup, vetire, stil, janr, ambiyans; 2. isim Bir kimsenin kendine özgü anlatım biçimi; 3. isim Güzel sanatlarda kendine özgü teknik, renk ve biçimlendirme biçimi; üslup, stil, konsept. 4. isim biçim.
Tarz kavramı, üslûb ile birlikte, şairin kendine has söyleyiş biçimini ifade etmenin yanı sıra şiir terimi olarak tezkirelerde dil, devir, saha gibi kapsayıcı üslup özelliklerini ifade için; biçim ve tür özelliklerini tanımlamak için; belirli içerik ve söyleyiş özellikleri için; ünlü bir eser ile benzer biçim ve içerik özelliklerini paylaşan eserleri tanımlamak için; ünlü bir şair ile benzeşen şairlerin tarzını tarif için ve özgünlüğü vurgulamak için kullanılmıştır.
Dil ve saha özelliklerini tarifte, Rûmî yani Anadolu ve Rumeli sahasında Batı Türkçesi ile yazılmış şiirle kıyaslanmak üzere Acem, Arap ve Nevâyî üslupları öne çıkmaktadır. Örneğin, Âşık Çelebi, Farsçaya Türkçeden daha çok meyli olduğu için I. Selim'in, “üslûb-ı Acem”i tetebbu ettiğini kaydetmektedir (Kılıç, 2010, s. 198). Sehî, Acem Molla Hafızoğlu Niyâzî'nin şiirlerini “Nevâyî üslûbunda Çağatay dilincedir," şeklinde tarif ederken Âşık Çelebi, onun çoğunlukla Nevâyî şiirlerini tettebbu ettiğini söylemektedir (İpekten vd., 2017, s. 168; Kılıç, 2010, s. 926). Hasan Çelebi ise Fuzûlî'nin tarzını “Nevâyî tarzına yakın” görmektedir (Kutluk, 1989, s. 758). Nevâyî tarzının tezkirecilerce hem ünlü şairin üslubunu hem de Çağatay Türkçesi ile yazılmış şiirleri nitelemek için kullandıkları anlaşılmaktadır. Beyânî'nin, İstanbullu Azmî'nin hâl tercümesinde, bu şairin “Arabî, Farsî, Türkî ve Nevâyî nazma kâdir," olduğunu vurgulamakta (Kutluk, 1997, s. 171); tezkireci Ahdî ise Çağatay Türkçesi ile yazılmış şiirleri belirtmek için “lisân-ı Nevâyî", “zebân-ı Nevâyî", “Nevâyî dili” terkiplerini kullanmaktadır (Solmaz, 2018, s. 128, 179, 368, 271, 344, 346, 388, 395, 457, 510). Devirler bağlamında da “Kudemâ tarzı” ve “zamâne tarzı” olmak üzere sırasıyla Ahmedî, Şeyhî gibi klasik öncesi devrin şairlerinin üslubu ile Necâtî ile başlayan mesel ağırlıklı, sosyal hayat ve yerel kültür unsurlarının doğal söyleyişle işlendiği devrin üslup özellikleri kıyaslanmaktadır (Canım, 2000, s. 342; Kutluk, 1997, s. 181, 277, 134, 204; İsen, 1994, s. 136).
Belirli bir nazım biçimiyle öne çıkan şairler, “üslûb-ı kasîde"de, “tarz-ı gazel”de ya da “üslûb-ı mesnevî”deki maharetleriyle övülmüşlerdir (İpekten vd., 2017, s. 16, 39, 76, 79, 86, 89, 91, 99, 103, 139, 163, 164, 169; Canım, 2000, s. 165, 192, 235, 266, 271, 339, 340, 371, 493, 532 ; 155; Kılıç, 2010, s. 134, 665, 928, 1154, 1633; Kutluk, 1997, s. 285; İsen, 1994, s. 131; Solmaz, 2018, s. 128, 140, 160, 188, 224, 225, 250, 264, 278, 282, 287, 289, 295, 311, 344, 364, 416, 464, 466, 475, 477, 478, 484, 509, 513, 513, 534, 539, 547, 549, 593, 578, 596 ); bu üç biçim çoğunlukta olmak üzere bunların dışındaki biçimlerle anılan şairler de bulunmaktadır. Nazım türlerinin birer tarz olarak ifade edilişinde, “hiciv üslûbu”, “hezl tarzı”, “şehrengiz tavrında ta'rîfat üslûbu” gibi ibareleri görmek mümkündür (Canım, 2000, s. 292; Kutluk, 1989, s. 1014, 261; Kılıç, 2010, s. 1213). Tezkirelerde, şiirlerin içerik özellikleri de tarz bağlamında değerlendirilebilmektedir. Örneğin “mesel tarzı”, irsâl-i meseli çok kullanan şairlerin şiirlerinin bir üslup özelliğidir (İpekten vd., 2017, s. 9, 33, 96; Canım, 2000, s. 489). Nasihat içerikli şiirin, “mev'ıze-gûne tarz” (Canım, 2000, s. 164, 337; Kutluk, 1989, s. 527); tasavvufî unsurlar taşıyan şiirin ise “tasavvuf tarzı” şeklinde nitelendirildiği görülmektedir (Kılıç, 2010, s. 637). “Âşıkâne”, “şûhâne” “levendâne”, “mollâyâne”, “ekâbirâne” gibi sık rastlanılan söyleyiş özelliklerinin yanı sıra tezkirelerde kapalı anlatımlı, gizli manalarla örülmüş şiirlerin “mu'ammâ üslûbunda”, “lugâz tarzında”, “Şebistân-ı Hayâl tarzında” gibi ibarelerle sunulduğuna rastlanmaktadır (Canım, 2000, s. 179, 265, 267; Kılıç, 2010, s. 1435, 1465; Solmaz, 2018, s. 155, 194, 291, 341, 378, 460).
Tezkirecilerin tarz ve üslûb bağlamında bir başka değerlendirme usulü de görece daha az bilinen bir eseri, ortak biçim ve içerik özelliklerini taşıyan ünlü bir eserin tarzındadır/üslubundadır gibi ifadelerle tanıtmaktır. Sehî’ye göre, Ahî’nin Gül ü Hüsrev’i, Husrev ü Şîrîn üslubundadır; Sadrî’nin de Husrev ü Şîrîn tarzında mesnevileri vardır. Mevlânâ Kutbî’nin Heves-nâme’si, Enîsü’l-Uşşâk , Gazâlî’nin Dâfiü’l-Gumûm Râfi‘ü’l-Humûm'u ise Elfiyye ve Şelfiyye üslubundadır (İpekten vd. 2017: 140, 111, 56, 109). Latîfî, Cafer Çelebi’nin Heves-nâme’sini “nazm-ı Mihr ü Müşterî tarzında pür-‘ibârât u isti‘ârâtdur,” cümlesiyle tanıtır (Canım, 2000, s. 210). Tezkireciye göre, Kara Fazlî'nin, Gül ü Bülbül'ü ise Gül ü Nevrûz ; Zâtî'nin Ferrûhnâme'si ile Kara Fazlî'nin Hümây u Hümâyûn'u ise Husrev ü Şîrîn tarzındadır (Canım, 2000, s. 262, 433, 434). Âşık Çelebiye göre, Üsküplü Atâ'nın Tuhfetü'l-Uşşâk'ı “tecnîsat-ı Kâtibî tarzında"dır (Kılıç, 2010, s. 1093). Kara Fazlî’nin Nahlistân’ı Gülistân tarzında; Senâyî’nin Neyistân-ı Zülâl’i, Şebistân-ı Hayâl tarzındadır (Kılıç, 2010, s. 1196, 1489). Hasan Çelebi’ye göre, Âzerî’nin, Nakş-ı Hayâl’i, Mahzenü’l-Esrâr , Şâhidî’nin Gülşen-i Tevhîd’i, Mesnevî-i Mevlevî, Fazlî’nin Nahlistân'ı, Gülistân tarzındadır (Kutluk 1989: 154, 510, 756). Beyânî'ye göre, Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-süedâ’sı, Hüseyin Vâ‘iz’in Ravzatü’ş-şühedâ’sı tarzındadır (Kutluk, 1997, s. 209). Ahdî'ye göre, Gelibolulu Mustafâ Âlî’nin Enîsü’l-Kulûb’u Hümâyunnâme tarzındadır (Solmaz, 2018, s. 185).
Tezkirelerde bir şairin tarzını, bir başka meşhur şairin tarzına benzeterek tarif etme usulü yaygındır. Arap ve Fars edebiyatının öne çıkan isimlerinin yanı sıra bir devir, saha ya da söyleyiş özelliğinin temsilcisi olan Türk şairleri de bu usulde anılırlar. Nevâyî tarzı ile Çağatay Türkçesi ve bu sahanın şiir özellikleri (Canım, 2000, s. 220, 322, 378, 435; Kutluk, 1989, s. 262, 758; Kutluk, 1997, s. 209); Şeyhî, Ahmedî tarzı ile kudemânın tarzı yani klasikleşme öncesi devrenin şiir özellikleri (Canım, 2000, s. 121, 313, 351); Nesîmî tarzı ile hurûfî içerikli tasavvufî şiir (Canım, 2000, s. 134); Hasanoğlu, Kanberoğlu tarzı ile halk edebiyatına yakın şiir kastedilmiştir (Canım, 2000, s. 376). Necâtî tarzı ile mesel kullanımı, yerli kültür unsurları ve sosyal hayattan yansımaların şiirde doğal söyleyiş içinde işlenmesi kastedilmiştir (Canım, 2000, s. 295, 314, 318, 330; Kutluk, 1989, s. 429; Solmaz, 2018, s. 429). Âhî şiirindeki “sûz”, Hayâlî “edâ”, Emrî de “mazmunculuk” gibi söyleyiş özellikleri ile anılan şairlerdendir (Canım, 2000, s. 572; Solmaz, 2018, s. 259). Tezkirelerde hâl tercümesi verilen şairlerin tarzlarının özgünlüğü de sıkça vurgulanmaktadır; Sehî, Sâfî Cezerî Kâsım Paşa, Vasfî, Nihâlî, Kâdirî ve Hayâlî tarz-ı has ile yazan şairlerdir. (İpekten vd., 2017, s. 31, 98, 108, 116, 164, 181). Latîfî, Necâtî'nin tarzını, “…ve bi’l-cümle bir tarz-ı mahsûs tarh itdi ki kendüye ehass u muhtassdur.” sözlerindeki özgünlük vurgusu ile açıklamaktadır (Canım, 2000, s. 516). Âhî’nin Hüsn ü Dil’ini ise, “üslûb-ı inşâda tarz-ı hâs" olarak görmektedir (Canım, 2000, s. 184). Şâhî-i Şarkî’nin buluşlarını ve sihr-i helâl ile yazdığı şiirlerini tarif için, “Tarzında muhteri‘-i sâhir ve bikr-i fikr ü hayâl-i hassa kâdirdür” ifadesini kullanır (Canım, 2000, s. 322). Âşık Çelebi'ye göre Kadrî Çelebi'nın “tarîka-i şi'rde tarz-ı hassı, elfâz u edâda muhâlifü’l- gayr üslûb-ı mâ-bihi’l-ihtisâsı vardır” (Kılıç, 2010, s. 1315).
Tarz kelimesi Anadolu sahası tezkirelerinde ilk kez Heşt Bihişt’te geçmiştir. Eserin mukaddimesinde Kanûnî devri şiirinden bahsederken Sehî, bu devir şairlerinin gazel türünde ve şiirde mesel söyleme üslubunda gösterdikleri mahareti övmektedir: “... işbu ferhunde zamân ve mübârek devrânda zuhûr bulan zevk-i selîm ve zihn-i müstakîm hoş- tab‘ u nev-niyâz şu‘arâ ve ‘urefâ yigitler ki hazret-i pâdişâh-ı sâhib- kırân zıllu’llâh-ı cihân-gîr-i zamân yümn-i himmetleri ile neşv ü nemâ vü imtiyâz bulup tarz-ı gazel ve tarîka-i meselde kemâl derecede kesb-i selâset ü letâfet idüp ve nihâyet mertebede mahâret ü mümâreset bulmışlardur” (İpekten vd., 2017, s. 9). Bu ilk örnekten itibaren tarz kelimesinin sıklıkla nazım biçimi, türü anlamıyla şiir terimi olarak ele alındığı görülmektedir. Üslûb kelimesi de yine ilk kez Heşt Bihişt’te Avnî mahlası ile Fatih Sultân Mehmed’in hâl tercümesindeki “...üslûb-ı gazelde mümtâz.” ifadesinde nazım biçimi, türü anlamıyla terim olarak geçmektedir (İpekten vd., 2017, s. 16). XVII. yüzyıl ve sonrasında tarz/üslûb kavramıyla kastedilen anlamların çeşitliliği azalmış ve bugünkü kullanıma yakın şekilde daralarak daha çok bir şairin kendine has söyleyişini, öncü bir eserin biçim, tür ve içerik özelliklerini tarifte ve sebk-i Hindî, hikemî tarz, âşık tarzı gibi kapsayıcı tanımlarda görülmeye başlanmıştır.
Osmanlı sahasında tezkirecilik geleneğinin başlangıcından itibaren tarz, üslûb ile birlikte terim anlamıyla ele alınmıştır. Şiir, söyleyiş ya da metinleri tarif dışında “belirli bir şekilde, -e benzer şekilde” anlamıyla şiir dışındaki meselelerde kullanımının son devre kadar istisna düzeyinde kaldığını, tarz ve üslûbun tezkirelerde esasen şiir terimi işlevinde kullanıldığını söylemek mümkündür. Tarz ve üslûbun yer aldığı ifadeler incelendiğinde bu iki kelimenin aynı anlamlarda kullanıldığı görülmektedir. Bunun yanında tarz ve üslûbun aynı cümlede aynı görevde kullanıldığı örnekler de bulunmaktadır. Sehî, Şeyhoğlu Mustafâ'nın hâl tercümesinde onun mev'ize üslûbunda birçok kasidesi bulunduğunu söyleyerek bu tarzdaki bir kasidesinden örnek vermek üzere şu ifadeyi kullanır: "Çok eş‘ârı ve mev‘ize üslûbında vâfir kasîdeleri var. Ve bu ebyât anun mev‘ize tarzında vâki‘ olan râ‘iyye kasîdesindendür (İpekten vd., 2017, s. 72). Bursalı Nihâlî'nin özgünlüğünü vurguladığı ifadesinde tarz ve üslûb yine bir aradadır: “Tarîk-i şi‘rde başka tarz-ı hâssı ve bu üslûba kendinüñ ihtisâsı var” (İpekten vd., 2017, s. 108). İstanbullu Fikrî'yi tanıtırken onun mesnevi biçiminde hayli nazmı olduğunu ifade ettiği cümlede tarz ve üslubu aynı anlamda kullanmaktadır: "Mesnevî üslûbına kûşiş itmiş tarz-ı mesnevîde onbeş bin beyt mikdarı nazmı var “ (İpekten vd., 2017, s. 163). Latîfî'nin, Şeyhî’nin şiirleri arasında mesnevi üslubunun ve kaside tarzının öne çıktığını söylediği şu cümle de benzer bir örnektir: “İttifâk-ı suhan-verân oldur ki üslûb-ı mesnevîde ve tarz-ı kasîde-i ma‘nevîde semt-i revîşi memdûh u mashûbdur ve üslûb-ı eş‘ârından sad-mertebe mergûbdur” (Canım 2000: 339). Ahdî, tezkiresinde Mu'îdî'nin makbul bulunduğu nazım biçimleri için yine benzer yapıda bir yorum yapmıştır: “…tarz-ı muʿaşşer ü tesdîsde hûb ve üslûb-ı murabba‘ u tahmîsde mergûbdur” (Solmaz, 2018, s. 539). Latîfî, kudema üslubuna yakın gördüğü Göynüklü Zarîfî’nin tarzını tarif ederken üslup ve tarzı aynı görevde kullanmıştır: “Şi‘ri şu‘arâ-yı kudemâ-yı Rûmdan Ahmedî ve Atâyî üslûbında ve Halîlî ve Hümâmî tarzındadur “ (Canım, 2000, s. 176). Âşık Çelebi, Hayâtî'nin şiirini, ”…gazellerin dahı tasavvuf tarzına ve ehl-i hadâîk üslûb-ı nagzına söylerdi “ şeklinde tarz ve üslûbu bir arada anarak değerlendirmektedir (Kılıç, 2010, s. 637). 18. yüzyıl tezkirecilerinden Esrâr Dede de şairin hâl tercümesinde aynı ifadeyi tekrarlamaktadır: ”…gazellerini dahi tasavvuf tarzına ve ehl-i hakâyık üslûbına söylerdi.” (Genç, 2018, s. 82).
Tarz teriminin kullanıldığı ilk hâl tercümesi Sehî Bey’in Heşt Bihişt’indeki Ahmed Paşa (ö. 902/1496-97) bahsidir. Şairin mesnevi biçiminde bir Leylâ vü Mecnûn yazmaya gayret ettiğini ancak bu eserin henüz ortaya çıkmadığı şöyle bildirilmektedir: “Ve mesnevî tarzında dahı Leylî vü Mecnûn nazmına çok kûşiş idüp nazmı dürr-i meknûn misâl idi. Lakin nâ-peydâ vü nâ-yâbdur” (İpekten vd., 2017, s. 27).
Geç dönem hâl tercümesi örneklerine bakıldığında Kemâlü’ş-Şuarâ - Son Asır Türk Şairleri’nde, edebiyat araştırmalarıyla tanınan Ahmet Talat Onay’ın (ö. 1956) şiirle de ilgilendiği şu sözlerle ifade edilmiştir: “Eski ve yeni tarzda şiir söylemekde de kudret gösterenlerdendir”(İnal, 1969, s. 1858). Üslûb ve tarzın tezkirelerde edebî terim işleviyle kullanımının son örneklerinden biri olmak üzere Alaaddin Gövsa’nın (ö. 1949) söyleyişindeki çeşitliliği vurgulayan İbnülemin’in şu sözleri alınabilir: “Süleyman Nazif Beyin üslubunu takliden yazdığı bir makale, her istediği tarzda yazı yazabileceğini ispat etmiştir” (İnal, 1969, s. 86). Bu eserde tarz kelimesinin, Osmanlı sahasının ilk tezkirelerindeki gibi eserler ve söyleyiş özellikleri arasındaki benzerlikleri vurgulamak amacıyla kullanıldığı, üslubun ise çoğunlukla şairin kendine has söyleyişini kastetmek için tercih edildiği görülmektedir.
Tamamlayıcı bir terim olarak tarz, çoğunlukla tarifi yapılacak olan dil, söyleyiş, biçim özelliğini niteleyecek unsurlarla terkipler yapar. Bunların tamamı söze ve şiire dair terimler ve özel isimler, eser isimleri olup sözlük anlamıyla kullanım istisna derecesindedir: tarz-ı mesel, mev‘ıze-gûne tarz, tasavvuf tarzı, tarz-ı mu‘ammâ-misâl, tarz-ı lugaz, tarz-ı has, tarz-ı mahsûs, tarz-ı garîb, tarz-ı cedîd, tarz-ı kasîde, tarz-ı mesnevî, tarz-ı gazel, tarz-ı tahmîs-i gazel, tarz-ı mu‘aşşer, tarz-ı tesdîs, hezl ü mücûn tarzı, tarz-ı hezl, tarz-ı lâg, tarz-ı belâgat-efşâ, tarz-ı inşâ, inşâ tarzı, ‘acemâne tarz, tarz-ı Nevâyî, tarz-ı şu‘arâ-yı rûm, tarz-ı selef, Necâtî tarzı, nevâyî tarzı, şeyhî tarzı, tarz-ı bâkî, Mihr ü Müşterî tarzı, tarz-ı Şebistân-ı Hayâl, Gül ü Nevrûz tarzı, Husrev ü Şîrîn tarzı, Şehnâme tarzı, Silk-i Cevâhir tarzı, Tecnîsât-ı Kâtibî tarzı, Gülistân tarzı, Mahzenü’l-Esrâr tarzı, Mesnevî-i Mevlevî tarzı, Ravzatü’ş-Şuhedâ tarzı, Hümâyunnâme tarzı bu kalemde sayılabilecek örneklerdir.
Tarz kelimesi ile “sâz”, “perdâz” gibi Farsça eklerle oluşturulmuş yapılar, secili biçimde kullanılmıştır, “...egerçi ol nazm-ı füsûn-sâz ve sihr-intizâm u sihr-perdâz tarzında makbûl ü mümtâzdur” (Canım, 2000, s. 142). Farsçada, iyi, güzel, hoş görünen anlamındaki nagz kelimesi tarz ile terkipler içerisinde ve cümlelerde seci ile en çok kullanılan kelimedir: “Tarz-ı nagzı zamânemüzde makbûl…” (Canım, 2000, s. 177). Bunların yanında, “Hakkâ budur Kitâb-ı Hüsn ü Dili dahi üslûb-ı inşâda tarz-ı hâs ve makbûl-i efâzıl u havâssdur” örneğinde görülen “hâs” kelimesi de tarz ile ses ahengi oluşturması yönüyle sıklıkla tercih edilmiştir.
Belagat ile retorik arasında, Batı edebiyatındaki usulün de tesiriyle Recâizâde Mahmud Ekrem, Tâlim-i Edebiyât’ında üslûbu edebî bir hususiyet olarak ele alana kadar tarz ve üslûb kavramı Türkçe belagat kitaplarında müstakil bir başlık hâlinde kapsamlıca incelenmemişti. Dolayısıyla tezkirelerde bu terim çevresinde görülen uygulamaların, belagat eserlerinde teorik karşılığı yoktur demek mümkündür. Bunun yanında sahadaki belagat kitaplarına kaynaklık eden Arapça-Farsça eserlerde tezkirelerde gördüğümüz uygulamaların bir kısmının tanımı olabilecek tasnifler bulunmaktadır. Tehânevî, Keşşâfü Istılâhâti’l-Fünûn ve’l-Ulûm’unun “Üslûb” maddesinde “Belagat ıstılahatında şiirin söyleyiş itibarıyla niteliğini ayırt edici hâle getiren özelliğe tarz, aynı zamanda tarîk derler” tanımıyla Câmi‘ü’s-Sınâî’den dokuz farklı üslup türünü kısaca açıklayan bir bölüm aktarmıştır. Buna göre üsluplar sırasıyla tarzü’l-hikmet, tarzü’t-tab‘î, tarzü’l-fazlî, tarzü’t-teressülî, tarzü’t-tahkîkî, tarzü’l-münâdemet, tarzü’l-garâmî, tarzü’l-mülûkî, tarzü’l-havşî (bâhafsî)’dir. Dihhudâ, Lugatnâme’sinde bu tarzları sırasıyla, Tarz-ı hakîmâne, tab‘âne, fâzılâne, müteressilâne, muhakkikâne, nedîmâne, âşıkâne, husrevâne, bâhafsâne şeklinde tercüme etmiştir. Son madde dışında her bir tarz, o tarzın temsilcisi olan bir şair ile anılmıştır. Hikmet tarzı, Hakîm Senâî’nin tarzıdır. Tab‘î tarz, Hâkânî’nin; fazlî tarz, Enverî; teressülî tarz, Zahîr; tahkîkî tarz, Abdülvâsî Cebelî; münâdemet tarzı, Firdevsî ve Nizâmî; garâmî tarz, Sadî; mülûkî tarz, Emîr Husrev Dihlevî’nin tarzlarıdır. Hakîmâne tarz, nasihatlerle, mesellerle teşbihlerle, işlenmiş, tasavvufi konuları içeren derin ve şümullü bir tarzdır. Tab‘âne tarz, gulüv ağırlıklıdır, iglâk, iğrâk, kinaye, görülmemiş teşbihler, garip tasvirler, latif mecazlar ve hoş ifadeler içerir. Fâzılâne tarzda da istiğrâkın yeri vardır, belîğ ve muteber kelimelerle örülmüş olup yüksek derecede yaratıcılık (ibdâ‘) içerir. İki anlamı ifade edecek îhamlarla yapılan tasvirler, yeni teşbihler ve belîğ iğrâklar, müteressilâne tarzın özellikleridir. Muhakkikâne tarz, söyleyişte yumuşaklık ve akıcılığın, söz diziminde uygunluk ve benzerliğin, gerekli yerlerde bölümlendirmelerin ve açıklamaların öne çıktığı bir tarzdır. Nedîmâne tarzda, kıssalar, hikâyeler, tarihî bilgiler fesâhata, me‘ânîye, bedî‘e uygun şekilde acayip teşbihlerle işlenir. Yumuşak, haz ve lezzet veren söyleyiş tarzı ise âşıkane olarak nitelendirilir. Şiirin bütün incelikleri ile sözün olgunluğa ulaştığı söyleyiş ise husrevâne tarzdır. Bâhafsâne tarz, dilde kullanımdan düşmüş, garayipten sayılacak sözlerle kurulmuş tarzdır. Bu minvalde, Arapçadan geçen bir kelime Fars diline lezzet katıyorsa müteressilâne, hiçbir tat vermiyorsa bâhafsânedir, derlermiş. Emîr Husrev Dihlevî’ye göre, ilim beş hazineyse bunlar hakîmâne, fâzılâne, âşıkâne, muhakkikâne ve nedîmâne tarzdadır. Hoş-tab‘âne ve şâirâne tarz, aynı ağacın meyvesidir; Şairâne söz müdekkikâne ve muhakkikâne olur. Nedîmâne şiir ise güzel tabiattan gelir (Tehânevî, 1996, C.I, s. 1131-1132).
Osmanlı sahası tezkirelerinde Tehânevî'nin eserindekine benzer şekilde tarz açıklamaları ve bu tarzları temsil eden şairlerin etraflı bir tasnifi yoktur. Hem tarz isminin hem şair isminin bir arada kullanımı bile nadirattan olup bu ikisiyle birlikte tarzın tarifinin de yapılması istisna düzeyindedir. Üslup değerlendirmelerinde temayül, yukarıdaki gibi tarzın ıstılahlaşmış adını ya da o tarzda öne çıkan şairi anıp meramı kısaca anlatmak yönündedir. “Necâtî tarzı” ya da “mesel tarzı” diyerek mesellerle örülmüş, konuşma diline yakın, akıcı söyleyiş, “Nevâyî tarzı” ile ilmî derinlik ve kompozisyona dikkat edilerek yazılmış şiir, “Nâbî tarzı” ya da “hikemî tarz” nasihat ağırlıklı içerik ve söyleyişe dayanan şiir, “Nedîm tarzı”, “şûhâne tarz” ile teklifsiz söyleyiş, şehrin cari kültürünü şiire aktarma yönündeki içerik tercihi kastedilerek tafsilata girmeden hâl tercümesi aktarılan şairin üslubu hakkında fikir verilmektedir. Osmanlı sahasındaki ilk tezkireden itibaren terim anlamıyla takip edilen tarz/üslûbun birlikte terkip oluşturduğu niteleyicilerle birlikte şiirin ve şairin bütün ayırt edici özelliklerini tarif için kullanıldığı görülmektedir. Dil, devir, saha, biçim, vezin-kafiye, tür, konu, içerik bağlamında değerlendirilen özellikler üslûb/tarzın kıyas odaklı belirleyicileridir. Bunların yanında özgünlük, tarz-ı has, tarz-ı nev gibi terkiplerle vurgulanmış; öncü eser, öncü şairin adıyla anılan tarzlara, daha az bilinen eseri, şairi tariftte sıkça başvurulmuştur. “Gülistân tarzında bir eserdir,” “Necâtî tarzına gitmiştir,” gibi tanımlamalar tezkireciyi uzun açıklamalara girişmekten kurtararak meramını kısa yoldan anlatmak yönünden yardımcı olmuştur. “Çağatay Türkçesi ile şiir söyler,” manasında “Nevâyî tarzında şiirleri vardır,” diyerek meşhur örnek üzerinden somutlaştırmak da bu minvaldedir. Kudemânın tarzı, belirli bir devrin, Acem tarzı, Rum tarzı, Rumili üslûbu belirli sahaların dil, kültür özelliklerini kastetmek üzere kullanılmaktadır. Bugünkü biçim/şekil ve tür terimleri yerine tezkirelerde tarz/üslûb terimi, “gazel tarzı,” “hiciv üslubu” örneklerindeki gibi kullanılmıştır. Tarz/üslûb teriminin, işlevselliği sebebiyle tezkirelerde farklı bağlamlarda sıklıkla kullanımına rağmen sahanın belagat literatüründe kapsamlıca işlenmiş bir konu olmadığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla tezkirelerdeki kullanımlarla poetika niteliğindeki dibacelerde yer alan tarz tarifleri ve şiir içindeki söyleyiş özellikleri karşılaştırılmadan bazı tarz/üslup tanımlarını açıklamak güçtür. Tezkirecilik geleneğinde şiirle alakalı bütün değişkenler tarz/üslûb ekseninde değerlendirmeye tabi tutulurken zaman içinde terimin, kullanım sıklığı azalarak bağlamsal çeşitliliği daralıp sözlük anlamı dairesine gerilediği görülmektedir; ancak “tiyatro tarzında”, “jurnal tarzında”, “hikâye tarzında” gibi yeni türlerle, “Âkif tarzı”, “Eşref tarzı” gibi devrin isimleriyle, “tarz-ı atîk”, “tarz-ı cedîd” gibi devrin moda sıfatlarıyla canlandırılarak kullanılmaya devam etmiştir. Tarz/üslûb, bugünün edebî değerlendirme, eleştiri literatüründe de benzer işlevlerle kullanımdadır.
Tarz kelimesi, Heşt Behişt'te 26, Latîfî tezkiresinde 98, Meşâirü’ş-Şuarâ'da 21, Kınalı-zâde Tezkiresi'nde 39, Künhü’l-Ahbâr'da 6, Gülşen-i Şuarâ'da 75, Beyânî Tezkiresi'nde 7, Rıza Tezkiresi'nde 9, Riyâzü’ş-Şuarâ'da 9, Teşrîfâtü’ş-Şuarâ'da 11, Sâlim Tezkiresi'nde 2│Silahdarzâde tezkiresinde 0, Tezkire-yi Şuarâ-yı Mevleviyye'de 15, Şefkat tezkiresinde 0, Bâğçe-i Safâ-endûz'da 3, Ârif Hikmet tezkiresinde 3, Hâtimetü’l-Eş’âr'da 1, Kâfile-i Şuarâ'da 10, Eslâf'ta 2, Mecma’-ı Şu’arâ ve Tezkire-i Üdebâ'da 1, Tezkiretü’ş-Şua’râ-yı Âmid'de 8 yerde geçmektedir.
Örnek 1:
Ammâ hiçbir nazîrede tavr-ı Rûma tarzı muttariz olup sûret virmedi ve şi‘r-i Türkîyi Rûm şâirleri gibi dimedi illâ ki Rûmîler didügi Fârisî şi‘re döndürdi. Lâkin kendü zebânında ve tarz-ı Nevâyîde hûb dirdi (Canım, 2000, s. 378).
Örnek 2:
Merhûmun tarz-ı gazeli levendâne vü küşâde ekseri tasannu‘ u tekellüfden sâde hûb u latîf edâda vâkı‘ olmışdur (Kılıç, 2010, s. 335).
Örnek 3:
Ammâ bu kemîne-i kemter tarîk-ı inşâda bir tarz-ı belâgat-efşâ îcâd u ihdâs itdüm ki şuʿarâ-yı Rûmdan Necâtî durûb-ı emsâle teşebbüs itdügi gibi ben dahi lisân-ı Türkîde vâkıʿ olan mesel-i zîbâ-misâl ile letâyif ü maʿârif derc ü harc idüp bu bâbda bir tarz-ı nev peydâ itdüm ki vilâyet-i Rûmda kimse ihdâs itmedi (Canım, 2000, s. 487).
Örnek 4:
Nazma meyl eylese bir ânda bir kasîde dir, inşâya heves itse bir ânda niçe cerîde dir. Her nev‘ şi‘re kâdirdür, husûsan Şebistân-ı Hayâl tarzında nazmda nazîri nâdirdür (Kılıç, 2010, s. 1465).
Örnek 5:
Şîve-i eş‘ârda ve işve-i güftârda Necâtî tarzına gitmişdür…Tarz-ı mezbûra taklîd-i tâmı oldugı bâ‘isden halk teşhîs ü temyîz idemeyüp agleb-i ebyâtın Necâtîye isnâd iderler. Ale’l-husûs ki bu şi‘r-i meşhûrun tarz-ı Necâtî ile meyânların degme suhandân temyîz idemez: Ehl-i dikkât bilüne mû didiler/Agzun anıldı yokdur o didiler (Canım, 2000, s. 295).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Arslan, M. (hzl.) (2018). Mehmed Sirâceddin- Mecmâ’-ı Şu’arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-208568/mehmed-siraceddin-mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba.html
Arslan, Ö. (2022). XVI. Yüzyıl Klasik Türk Şiirinin Eleştirel Kaynaklarında Üslup/Tarz Kavramının Değerlendirilme Biçimleri. Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 29, 178-215.
Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd -Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html
Canım, R. (hzl.) (2000). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: AKM Yayınları.
Çınarcı, M. N. (hzl.) (2019). Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey- Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-240610/seyhulislam-arif-hikmet-bey-tezkiresi.html
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Dihhudâ, M. A. E. (1998). Lugatnâme, ed. Muîn, Muhammed ve Şâhidî, Cafer. Tahran: Tahran Üniversitesi Yayınları.
El-Tehânevî (1996). Keşşâfü Istılâhâti’l-Fünûn ve’l-Ulûm, ed. Refik el-Acem vd. Beyrut: Lübnan Kütüphanesi Yayınları.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
İnal, M. K. (1969). Son Asır Türk Şairleri. İstanbul: Millî Eğitim Basımevi.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
İsen, M. (hzl.) (1994). Gelibolulu Mustafâ Âlî, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yayınları.
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kılıç, F. (hzl.) (2010). Âşık Çelebi - Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları.
Kılıç, F. (hzl.) (2017). Şefkat Tezkiresi (Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194367/sefkat-tezkiresi-tezkire-i-suara-yi-sefkat-i-bagdadi.html
Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html
Kutluk, İ. (hzl.) (1997). Beyânî Mustafa Bin Carullah, Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. Ankara: TTK Yayınları.
Kutluk, İ. (hzl). (1989). Kınalızâde Hasan Çelebi - Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. Ankara: TTK Yayınları.
Mütercim Âsım Efendi (2013). Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi, hzl. Koç, Mustafa ve Tanrıverdi, Eyyüp. İstanbul: YEK Yayınları.
Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esʿad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html
Öztürk, F. (hzl.) (2018). Silâhdâr-zâde Mehmed Emîn Tezkire-i Silâhdâr-zâde. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-209345/tezkire-i-silahdar-zade.html
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Yılmaz, K. (hzl.) (2019). Güftî Teşrîfâtü'ş-Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html