mülemma', gazel-i mülemma', ebyât-ı mülemma', kasîde-i mülemma'
* Kaynaklardaki renk renk, alaca bulaca ve rengarenk şeklindeki sözlük anlamlarından hareketle edebiyatta bir sanatçıya ait bir edebî üretimin içerisinde farklı diller (Türkçe, Arapça, Farsça) kullanıldığını gösteren terim.
Arapça “lem’” kökünden türeyen ve sıfat olan “mülemma” sözlüklerde “alaca, renk renk, rengarenk, bulaşmış, bulaşık, bulanmış, sıvanmış, sıvama, sıvaşık” (Ayverdi, 2010, s. 874; Devellioğlu, 2012, s. 841; Parlatır, 2006, s. 1174; Remzi, 2018, s. 695; Sami, 1317, s. 1403); “parlak, parıltı” (Ayverdi, 2010, s. 874; Devellioğlu, 2012, s. 841) ve “yaldızlanmış, ışıklandırılmış” (Parlatır, 2006, s. 1174) anlamlarına gelir. Ayrıca ilgili kaynaklarda “mülemma” ifadesinin “mısraları ve beyitleri farklı dillerde yazılmış manzumeler” (Ayverdi, 2010, s. 874; Devellioğlu, 2012, s. 841; Parlatır, 2006, s. 1174; Remzi, 2018, s. 695; Sami, 1317, s. 1403) şeklindeki terim anlamına da yer verilmiştir.
Özellikle bir şiire ait beyit ve mısraların ya da bir şiirden bağımsız beyitlere ait mısraların farklı dillerde (Türkçe, Arapça, Farsça) yazıldığını anlatan terim. Ayrıca söz konusu terim kendi içerisinde farklı diller (Türkçe, Arapça, Farsça) kullanılarak oluşturulan mensur parçalar ve bazı eserleri de nitelemiştir.
“Mülemma” ifadesi terim anlamıyla Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında, Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ'sında, Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş- Şu’arâ'sında, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında, Gelibolulu Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr'ının tezkire kısmında, Rızâ Tezkiresi’nde, Safâyî’nin Tezkire-i Şu’arâ'sında, Şefkat Tezkiresi’nde, Mehmed Tevfîk’in Mecmu’atü’t-Terâcîm''inde, Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid''inde, Faik Reşâd’ın Eslâf'ında, Mecdî Mehmed Efendi’nin Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik''inde, Nev’îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli’nde, İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın Son Asır Türk Şairleri’nde kullanılmıştır. İgili tabir bu kaynaklarda kimi zaman tek başına yani herhangi bir sözcükle tamlama oluşturmadan kullanılmış ya manzume ve bir manzumeden bağımsız beyitleri ya mensur bir parçayı ya da bazı eserleri nitelemiştir, kimi zamansa tek başına kullanılmayarak “ebyât, kaside, gazel” sözcükleriyle tamlama oluşturmuş ve manzumeler ile bir manzumeden bağımsız beyitleri nitelemiştir. Ayrıca söz konusu kaynaklarda ilgili ifadenin sözlük anlamıyla kullanıldığı yerlerle de karşılaşılmıştır.
“Mülemma” tabirinin herhangi bir sözcükle tamlama ilişkisine girmeden tek başına terim anlamıyla kullanıldığı ve manzumeleri, manzumelerden bağımsız beyitleri, mensur bir parçayı ve bazı eserleri nitelediği kullanımlar şunlardır:
Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında “Sabâyî” maddesinde geçen “mülemma kıtalar ve rubâiler demişlerdir” ifadesiyle şairin bir kıtasına ve bir rubaisine ait mısralarda farklı diller kullandığı anlatılmak istenmiştir (Canım, 2018, s. 323).
Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ'sında “Sultân Süleymân Hân” maddesindeki “mülemma bir kasîde-i musanna sebt kılmıştır” ifadesindeki mülemma, tezkire yazarı Ahdî’nin babası olan Mevlânâ Şemsî’nin Sultân Süleymân’ın vasfında üç farklı dil kullanarak yazdığı kasîde-i musannayı nitelemiş (Solmaz, 2018, s. 43), “Ebu’l-Fazl Efendi” maddesinde geçen “musanna’ ve mülemma gazelleri lâ-yuaddır” ifadesi şairin gazellerinin sayıca fazla ve sanatlı olduğunu ve aynı gazelinin içerisinde farklı diller kullandığını anlatmış (Solmaz, 2018, s. 57), “Gınâî” maddesindeki “eşârı mülemma” ile şairin bir şiiri içerisinde farklı diller kullandığı belirtilmiş (Solmaz, 2018, s. 239), “Mevlânâ Fuzûlî-i Bağdâdî” maddesinde ise Fuzûlî’nin fesahatli kasidelerinin fayda dolu kuralları ile Hâce-i Selmân’ın mülemma kasideleri arasında benzerlik kurulmuş ve böylece Hâce-i Selmân’ın aynı kasidesine ait mısra ve beyitlerde farklı dilleri kullandığı vurgulanmıştır (Solmaz, 2018, s. 240).
Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş- Şu’arâ'sında “Emîrek” maddesinde Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler söyleyen şair için “ekser-i kasâidin mülemma derdi” ifadesi kullanılmış ve şairin kasidelerinin birçoğunun mülemma olduğu yani şairin bir kasidesinin içerisinde farklı diller kullanıldığı dile getirilmiştir (Kılıç, 2018, s. 156).
Gelibolulu Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr'ının tezkire kısmında “Mevlânâ Ali Çelebi” maddesinde şairin eserlerinden bahsedilirken “Arabî ve Fârisî’de mülemma lâmiyye kasidesi” olduğu yani hem Arapça hem de Farsça kullanarak yazdığı bir lâmiyye kasidesi olduğu söylenir (İsen, 2017, s. 175). Yine söz konusu tezkirenin “Monlâ Hükmî” maddesinde ise “ekseriyâ sözleri mülemma olmak vadilerine mâildir” ifadesiyle şairin sözlerinin/şiirlerinin pek çoğunda mülemmaya yani kendi içerisinde farklı dil kullanarak yazmaya meylettiği dile getirilmiştir (İsen, 2017, s. 239).
Rızâ Tezkiresi’nde “Fütûhî” maddesindeki “mülemma beyt-i latîf” kullanımıyla şairin bir şiirden bağımsız olan ve latîf olarak nitelendirilen beytinin aynı zamanda birinci mısraının Farsça ikinci mısraının ise Arapça olması sebebiyle mülemma olduğu vurgulanmıştır (Zavotçu, 2017, s. 184).
Şefkat Tezkiresi’nde Şefkat-i Dîger” maddesinde “bu mülemma gazel dahı anındır” ifadesinden sonra şairin beyitlerinin bir kısmı Türkçe bir kısmı Arapça bir kısmı da Farsça olan gazeline yer verilmiştir (Kılıç, 2017, s. 168).
Mehmed Tevfîk’in Mecmu’atü’t-Terâcîm''inde “Kafzâde Feyzullâh Efendi” maddesinde Feyzî mahlasıyla üç dilde şiirleri olduğu söylenen şairin bu özelliğini örneklendirebilmek için mülemma bir na’tının yani mısralarında farklı dillerin kullanıldığı na’tının son bendine yer verilmiştir. (Zübeyiroğlu, 1989, s. 60).
Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid''inde “Hilmî” maddesine göre Ali Emîrî tezkiresinde yer vermek üzere şairden bir şiir istemiş ve Hilmî de Ali Emîrî ‘ye mülemma bir terci-bend vermiştir. Mülemma olarak nitelendirilen söz konusu terci-bendin bazı mısraları Türkçe bazıları Farsça ve bazıları Arapça yazılmıştır (Kadıoğlu, 2018, s. 317). Aynı tezkirenin “Halîlî” maddesinde Ali Emîrî, Hasan Çelebi’nin hem “Halîlî’nin gazellerinde güzellik yoktur” diyerek şairin bir beytine bile tezkiresinde yer vermemesini hem de Ali Emîrî’nin kendi tezkiresinde yer verdiği Halîlî’nin mülemma na’tını bile Hasan Çelebi’nin tezkiresi için seçmemesini eleştirir. Ali Emîrî’nin tezkiresinde yer verdiği ve mülemma olarak nitelediği na’t ile anlatılmak istenen bazı beyitleri Türkçe bazı beyitleri Farsça bazı beyitleri Arapça olarak yazılmış na’ttır (Kadıoğlu, 2018, s. 368). Bu tezkirede “Râgıb” maddesinde geçen “mülemma” ifadesi diğer kaynaklardan ve söz konusu tezkirede bu ifadenin geçtiği diğer maddelerden farklı olarak şair “Râgıb”ın torunu Hacı Muhammed Mesûd Efendi’nin doğumu için kaleme aldığı, içerisinde hem Türkçe hem de Arapça ifadelerin bulunduğu mensur bir kaydı nitelemiştir (Kadıoğlu, 2018, s. 496).
Faik Reşâd’ın Eslâf'ında “Kâtib Çelebi” maddesinde geçen “mülemma” ifadesi söz konusu tezkirede bu ifadenin geçtiği diğer maddelerden ve diğer kaynaklardan farklı olarak bir eseri nitelemek üzere kullanılmıştır. Tezkire yazarı, Kâtib Çelebi’nin Mizânü’l-Hakk fi’l-ihtiyârü’l-ehak adlı risalesindeki Kâtib Çelebi’nin kendisiyle ilgili olan kısımdan alıntı yapmıştır. Bu alıntıya göre Kâtib Çelebi Fezleke’nin fihristi olan Takvîmü’t-Tevârîh adlı eserinde hem Türkçe hem de Farsçayı kullanması sebebiyle söz konusu eseri mülemma olarak nitelemiştir (Aydemir, Özer, 2019, s. 109).
Mecdî Mehmed Efendi’nin Hadâ’iku’ş-Şakâ’iki’nde “Mevlânâ Şeyhî Rahimehu’llâhu’l-Bârî (Şeyhî) maddesinde şairin bir gazelinden iki mülemma beyit örnek olarak verilmiştir. Mülemma olarak nitelenen her iki beyit de kendi içerisinde farklı diller kullanılarak oluşturulmuş ve beyitlerin birinci mısraları Farsça ikinci mısraları ise Türkçe olarak yazılmıştır (Alpaydın, Odunkıran, 2022, s. 380). Ayrıca söz konusu kaynakta “mülemma” ifadesi Mevlânâ Pîr Muhammed bin Mevlânâ Alâüddîn Alî Fenârî (Pîrî Çelebi) maddesinde Faik Reşâd’ın Eslâfı’ndaki Kâtib Çelebi maddesinde olduğu gibi bir eseri nitelemek üzere kullanılmıştır. Pîrî Çelebi, Lisânü’l-Hikmet adındaki lügatini Arapça ve Farsçayı birlikte kullanarak oluşturduğu için söz konusu eser mülemma olarak nitelenmiştir (Alpaydın, Odunkıran, 2022, s. 1279).
İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın Son Asır Türk Şairleri’nde “Hıfzı, Hüsni ve Nigâr” maddelerine bakıldığında “Hıfzı”nın lisanı Rum ile mülemma şiirleri olduğu, “Hüsni”nin yazdığı risalelerden biri olan “Kaside-i Tevhid Şerhi”nin Feyzî Hindî’nin mülemma kasidesinin Türkçe şerhi olduğu söylenmiş ve “Nigâr” maddesinde ise Fuzuli’nin “vaslın bana hayat verir, firkatin memat” mısraıyla başlayan mülemma gazeline gönderme yapılmıştır. Söz konusu üç maddede “mülemma” ile anlatılmak istenen manzumelerin kendi içerisinde farklı diller kullanılarak yazılmış olmasıdır (İnal, 1969, s. 631, 686, 1197).
“Mülemma” ifadesinin “ebyât, gazel ve kaside” sözcükleriyle tamlama oluşturarak terim anlamıyla kullanıldığı ve bir manzumelerden bağımsız beyitler ile manzumeleri nitelediği kullanımlar şunlardır:
Söz konusu tabire Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında “Niyâzî-i Burûsevî” maddesinde “ebyât” sözcüğü ile tamlama oluşturarak “ebyât-ı mülemma” şeklinde yer verilmiş ve bu ifade şair tarafından Yıldırım Hân hakkında birisi Arapça diğeri ise Farsça olarak yazılmış bir şiirden bağımsız olan iki beyit için kullanılmıştır (Canım, 2018, s. 539).
İlgili terimin “gazel” sözcüğü ile tamlama oluşturduğu kaynaklar ve bu kaynaklardaki kullanımı şu şekildedir: Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında “Fuzûlî-i Bağdâdî” maddesinde geçen “gazel-i mülemma”, şairin bazı mısralarını Türkçe bazı mısralarını ise Arapça yazdığı gazeli için kullanılmıştır (Canım, 2018, s. 415). Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ'sında “Sultân Murâd Hân” maddesindeki “gazel-i mülemma” ise sultanın son derece sanatlı bir şekilde meydana getirdiği bazı mısraları Türkçe bazı mısraları ise Arapça olan gazelini nitelemiştir (Solmaz, 2018, s. 47). Faik Reşâd’ın Eslâf'ında “Hubbî” maddesinde yer alan ve” gazel” sözcüğünün yanı sıra “Sultânîyye” sözcüğüyle de tamlama oluşturarak “gazel-i mülemma-ı Sultânîyye” şeklinde kullanılan ifadeyle şahın; içerisinde farklı diller kullandığı bir gazeline gönderme yapılmış, Hubbî, söz konusu gazele nazire yazmış ve şiirin mülemma olması sebebiyle de gazelinin kimi mısralarında Türkçeden kimi mısralarındaysa Arapçadan faydalanmıştır (Aydemir, Özer, 2019, s. 99).
“Mülemma”nın “kaside” sözcüğü ile tamlama oluşturduğu kaynaklar ve bu kaynaklardaki kullanımı ise şu şekildedir: Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında “Alî Çelebi” maddesinde şair hakkında Mevlânâ Gubârî’ye ait bir alıntıya yer verilmiştir. Bu alıntı Alî Çelebi’nin kendisiyle ilgili sözleri de içermekte ve şair bu sözlerinde henüz sözlük kitaplarından bir kitaba bile sahip olmadan, Arapça kitapların çoğunun yüzünü bile görmeden bir “kaside-i mülemma” yazdığını söyler. Buradaki kaside ile kastedilen beyitlerinin bir kısmı Türkçe bir kısmı Arapça ve bir kısmı da Farsça olan kasidedir (Sungurhan, 2017, s. 587). Nev’îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli’nde “el-Mevlâ Feyzullâh (Kâfzâde Feyzi Efendi) (Feyzî)” maddesinde ise söz konusu ifade aynı zamanda “lâmiyye” sözcüğüyle de birleşmiş ve “kaside-i lâmiyye-i mülemma” olarak kullanılmıştır. Üç dilde (Arapça, Farsça, Türkçe) şiirler söyleyen Feyzî’nin Kınalızâde Ali Efendi’nin mülemma lâmiyye kasidesine naziresi vardır ve şairin nazire söylediği kasidenin mülemma olması sebebiyle o da kendi kasidesindeki beyitlerde Türkçe, Arapça ve Farsçayı bir arada kullanmıştır (Donuk, 2017, s. 1402).
“Mülemma” ifadesi terim anlamıyla son olarak Safâyî’nin Tezkire-i Şu’arâ'sında “Osmânzâde Tâib Ahmed Efendi”nin yazdığı “takrîz-i latîf” kısmında geçmektedir. Söz konusu takrizde yer alan “târ-endâzân-ı nesic-i mülemma-târ-ı hayâl” tamlamasında şairler “hayalin rengarenk ipli dokumasına ip atan” kimseler olarak görülürken şiirler ise “hayalin rengarenk ipli dokuması” olarak görülmüş ve burada rengarenk ip ile şairlerin kendi içerisinde farklı diller kullanarak oluşturduğu mülemma şiirlerine gönderme yapılmıştır (Çapan, 2005, s. 49).
Ayrıca Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ'sında “Celâl Efendi” maddesinde, Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş- Şu’arâ'sında “Ârif” maddesinde, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında “mukaddime kısmı ile Alî Çelebi” maddesinde, Silâhdârzâde Mehmed Emîn’in Tezkire-i Silâhdârzâde'sinde “Hâkim Seyyid Mehmed Efendi” maddesinde, Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid''inde “Bekrî, Hâmî ile Hâlid” maddelerinde ve Nev’îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli’nde “mukaddime kısmı ile eş-Şeyh Mehemmed (Buhârâlı Mehemmed Efendi) maddesinde “mülemma” ifadesi sözlük anlamıyla kullanılmıştır.
“Mülemma” ifadesi terim anlamıyla Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş- Şu’arâ'sında, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâsı’nda, Rızâ Tezkiresi’nde, Safâyî’nin Tezkire-i Şu’arâ'sında, Şefkat Tezkiresi’nde, Mehmed Tevfîk’in Mecmu’atü’t-Terâcîmi’nde, Nev’îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli’nde birer kez kullanılmışken Gelibolulu Âlî’nin Künhü’l-Ahbârı’nın tezkire kısmında, Faik Reşâd’ın Eslâfı’nda, Mecdî Mehmed Efendi’nin Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik''inde 2; Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında, Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid'inde, İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın Son Asır Türk Şairleri’nde 3 ve Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ'sında ise 5 farklı yerde kullanılmıştır.
Ayrıca ilgili ifade sözlük anlamıyla Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş- Şu’arâ'sında, Silâhdârzâde Mehmed Emîn’in Tezkire-i Silâhdârzâde'sinde birer kez kullanılmışken Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ'sında, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında, Nev’îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli’nde 2 ve Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid''inde ise 3 farklı yerde kullanılmıştır.
Örnek 1:
…Ve ekseriyâ sözleri mülemma olmak vâdîlerine mâ’ildür (İsen, 2017, s. 239).
Örnek 2:
Bu mülemma beyt-i latîf dahı tasarruf-ı zihn-i nazîfidür (Zavotçu, 2017, s. 184).
Örnek 3:
…1254/1838 senesinde Nakşıbend-i mansıba-ı şühûd oldukları esnâda cedd-i âlîleri meşârun-ileyh Hâcı Râgıb Beyefendi hazretleri vilâdet-i masûmânelerini şu mülemma ibâre ile kayd buyurmuşlar idi (Kadıoğlu, 2018, s. 496).
Örnek 4:
Uzlet u inkıta zamânı intihâya karîb olup sâbıka yazılan (Fezleke)nin fihristi makâmında olan (Takvîmü’t-Tevârîh) Türkî ve Fârisî mülemma ve mücedvel bir tarz-ı mergûbda yazılup iki ayda itmâma iricek 1058 evâhirinde Şeyhü’l-islâm Abdurrahim Efendi vezîr-i azam Koca Mehemmed Paşa’ya gönderüp “Bunun çok mertebeye istihkâkı vardır. Nihâyet dünyâ husûsunda dûn-himmetdir. Mansıbu câh istemez. Tarîkında maslahatı ne ise aslâ tereddüt olunmayıb görile” diye tenbîh etmişdi… (Aydemir, Özer, 2019, s. 109).
Örnek 5:
…Ve dahi Arab-zâde Efendi’nün hattından menkûldür ki Arabî vü Fârisî biri biriyle mülemma Lisânü’l-Hikmet adlu bir lügat telîf eyledi… (Alpaydın, Odunkıran, 2022, s. 1279).
Örnek 6:
… Bu birkaç ebyât-ı mülemma ol şâh-ı mihr-matla hakkındadur. (Canım, 2018, s. 539).
Örnek 7:
…Bu gazel-i mülemmâ ki fenn-i şi’rde gayetle musanna vâkı olmışdur sebt olundı (Solmaz, 2018, s. 47).
Örnek 8:
…Cenâb-ı aliyyü’ş-şânları bu gûne gevher-efşân olurlar idi ki tarîk-i ilmde mülâzım oldukda merhûm vâlid kâdî-i kayyûm iken hidmet ile saâdet-i hüccetü’l-islâm ve rûy-mâl-i südde-i Sidre-ihtimâm rüsûl-i enâma fâiz olup yolda Risâle-i Kalemiyye ve bu kasîde-i mülemmayı dimiş idüm… (Sungurhan, 2017, s. 587).
Alpaydın, B., Odunkıran, F. (hzl.) (2022). Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik (Mecdî’nin Şakâ’ik Tercümesi). 2 c. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd -Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html
Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Neşriyat.
Birinci, A. (hzl.) (2018). Doktor Hüseyin Remzi. Lügat-i Remzi. 2 cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-âsâr min Fevâ’idi’l-eş’âr) İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM Yayınları.
Devellioğlu, F. (2012). Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Donuk, S. (hzl.) (2017). Hadâiku’l-Hakâik Fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik. 2 c. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
İnal, İ. M. K. (1969). Son Asır Türk Şairleri. 4 c. İstanbul: MEB Yayınları.
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kılıç, F. (hzl.) (2017). Şefkat Tezkiresi (Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194367/sefkat-tezkiresi-tezkire-i-suara-yi-sefkat-i-bagdadi.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sami (1317). Kamus-ı Türki. İstanbul: İkdâm Matbaası.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html
Zübeyiroğlu, R. (1989). Mecmu’atü’t-Terâcîm Mehmed Tevfîk Efendi (Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi.