GÜŞÂDE/GÜŞÂYENDE/GÜŞÂYİŞ (GÜŞĀDE/GÜŞĀYENDE/GÜŞĀYİŞ)

güşâde-dil, güşâde-zihn, güşâde gazel, beyt-i güşâyende, güşâyiş-i zebân


* Sözlüklerde “açık, açılmış, ferah, açan, açıcı, açılma, ferahlama” gibi manaları olan, tezkirelerde şairin zihni ve tabiatındaki açıklığı, şiirin sade ve anlaşılır oluşunu, ayrıca manayı açan ifade ile idrak ve istidadın gelişmesini karşılayan terimler.



Sözlük Anlamı

Farsça güşâden “açmak” fiilinden türeyen bu üç kelimeden güşâde “açılmış, açık, ferah” anlamlarının yanında bazı sözlüklerde “cömert, eli açık” karşılığıyla da kullanılır (Muallim Nâcî, 1308, s. 628; Şemseddin Sâmî, 1317, s. 274; Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd, 1901, s. 601); güşâyende “açan, açıcı, kapalıyı çözen” anlamındadır (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 275; Resimli Türkçe Kâmûs, s. 632); güşâyiş ise “açılma, açıklık, ferahlama” anlamlarıyla birlikte “rahatlama, genişleme” karşılıklarını muhtevîdir. (Muallim Nâcî, 1308, s. 628; Resimli Türkçe Kâmûs, s. 632).




Terim Anlamı

Tezkire dilinde “güşâde”, “güşâyende” ve “güşâyiş”, müşterek bir anlam alanı içinde “açılma” fikrini karşılayan ve şairin şahsiyeti ile şiirin mahiyetine dair hükümleri ifade eden terimler olarak kullanılmıştır. Bu kelimelerle, şairin zihninde ve tabiatında kapalılıktan uzak, rahat ve tekellüfsüz bir yapı bulunduğu, sözünün girift olmayıp doğrudan anlaşılır bir söyleyişe dayandığı, mananın kapalı kalmayarak açıklık kazandığı ve ifade gücünün gelişerek meramın açık biçimde ortaya konabildiği anlatılmaktadır. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkire ve biyografik eserlerde “güşâde”, “güşâyende” ve “güşâyiş”, aynı kökten türemiş üç kelime olarak “açılma” fikri çevresinde toplanmaktadır. Ancak bu kelimelerin her biri bu fikrin başka bir cephesini karşılamıştır. Lügat manalarıyla birlikte, tezkire dilinde şahsiyet tasviri, şiir hükmü, nazmın kolay anlaşılır oluşu, idrak, ifade, cömertlik ve talih gibi alanlara yayıldığı müşahede edilmektedir. Bu üç kelime içinde en geniş kullanım sahası “güşâde”ye aittir ve N. Atâyî gibi bazı şairlerin divanlarında da açık ve anlaşılır gazel demek olan “güşâde/güşâdece gazel” ibaresine tesadüf edilmesi yerleşik bir terim olduğunun kanıtıdır.

Sehî Bey’in Heşt Behişt’inde “güşâde”, şairin zihni ve gönlü için zikredilmiştir. “zihni nihâyetde güşâde”, “hoş-tab‘ zihni güşâde” (İpekten vd., 2017, s. 45, 90, 133, 135) gibi ifadeler, kelimenin burada daralmamış, rahat, ferah ve kabule açık bir iç yapıyı anlattığını göstermektedir. Sekiz defa geçen “güşâde-dil” de (İpekten vd., 2017, s. 45, 48, 64, 109, 129, 155, 158, 164) aynı çizgiyi sürdürmüştür. Fakat Sehî’de kelime bununla sınırlı değildir. Zira “eş‘ârın güşâde vü melîh” (İpekten vd., 2017, s. 117) görülmesi, şiirin de bu sıfatla değerlendirildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Burada güşâde, kapalı ve müşkil olmayan, rahat okunan ve hoş gelen şiir demektir. Daha ilk tezkirede mezkûr kelime, mizaca ve  şiire uygulanabilen bir açıklık ölçüsü olarak yerini almıştır.

Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-Şu‘arâ’sında bu kullanım daha belirgin bir yapı kazanmıştır. Misal, “güşâde-hâtır” (Kılıç, 2018, s. 591) ve “tab‘-ı güşâde” (Kılıç, 2018, s. 601) gibi ifadeler anlatılan şairlerin şahsiyet tavsifi içindir. “Hamdî’nün Yûsuf u Züleyhâ’sı sâde vü güşâde vü…” (Kılıç, 2018, s. 613) hükmü şiir için açıklık ve sadeliği doğrudan bir üslup ölçüsüne dönüştürmüştür. Yine Taşlıcalı Yahya için “…ta‘lîm-hâneyi mu‘allim-hâne bilüp kapuya çıkınca her bâbdan der-i ma‘rifet üzerine güşâde idi” (Kılıç, 2018, s. 286) denilmesi, kelimenin ilim ve marifet kapılarının açıklığı için de kullanılabildiğini göstermektedir. Şair Şûrî için zikredilen “ba‘dehû Mesnevî’ye meşgûl olup rûhâniyyet-i Monlâ ile esrâr-ı ‘ışkdan çok güşâyiş itdi” (Kılıç, 2018, s. 609) ibaresinde “güşâyiş itdi”, zahirî bir açıklıktan ziyade Mesnevî’nin ve Mevlânâ’nın rûhâniyetinin tesiriyle aşkın sırlarına vukûf kesbetmek, bu sahada keşf ve inkişaf sahibi olmak manasında kullanılmıştır. 

Kınalızâde Hasan Çelebi’nin tezkiresinde “güşâde” kelimesi 23 defa zikredilmiştir. Terim, bilhassa şahsiyet ve mizaç tavsifinde yer almaktadır. Misal, “güşâde-dil” (Sungurhan, 2017, s. 103, 679), “gâyetde güşâde-tabî‘at” (Sungurhan, 2017, s. 388), “şûh-tab‘ u güşâde-dil” (Sungurhan, 2017, s. 527) ve “şûrîde-meşreb ve güşâde-tab‘” (Sungurhan, 2017, s. 647) gibi ifadelerle gönlü açık, tabiatı rahat, sohbeti hoş ve insanlarla kolay ülfet kuran kimseler anlatılmaktadır. Bunun yanında “zihnî güşâde” (Sungurhan, 2017, s. 376) ve “tab‘ı gâyetde güşâde kayd-ı tekellüf ü tasallufdan âzâde” (Sungurhan, 2017, s. 636) sözleri, kelimenin zihnin işleyişi için de kullanıldığını, burada serbestlik, rahatlık ve sun‘î söyleyişten uzaklık bildirdiğini gösterir. Şiir ve üslûp bahislerinde ise bu kullanım daha da belirginleşir. İshâk Çelebi (Sungurhan, 2017, s. 189), Ca‘fer Çelebi  (Sungurhan, 2017, s. 261), Refîkî (Sungurhan, 2017, s. 390), Revânî (Sungurhan, 2017, s. 397), Sebzî (Sungurhan, 2017, s. 418) Sadrî (Sungurhan, 2017, s. 508), Sun‘î (Sungurhan, 2017, s. 515) ve Iyşî için sözü/nazmı “sâde vü güşâde…” (Sungurhan, 2017, s. 627) denilerek şiirin kapalı ve müşkil olmayıp rahat okunan, açık ve akıcı bir söyleyişe sahip olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca Halîlî’nin Fürkat-nâme'si için “sâde vü küşâde bir nazmdur” (Sungurhan, 2017, s. 336) ve bir başka şair için “tarz-ı eş‘ârı ‘âşıkâne vü güşâde…” (Sungurhan, 2017, s. 190) denilmesi, kelimenin doğrudan doğruya nazmın kuruluşuna dair bir vasıf olarak da kullanıldığını göstermektedir. Bunun dışında “süfresi güşâde” (Sungurhan, 2017, s. 428) ile cömertlik, “dükkânı kemâ-kân güşâde” (Sungurhan, 2017, s. 384) ile işlerin açık ve işler oluşu, “hande-rûy u güşâde-sûret” (Sungurhan, 2017, s. 764) ile de yüz açıklığı ve güler yüzlülük ifade edilmektedir. Fuzûlî için “hâtır-ı ‘âtır-ı ‘irfân-ı feyz-i muzâhir gibi güşâde…” (Sungurhan, 2017, s. 670) denilmesi ise kelimenin gönül ve irfan genişliğiyle de ilişkilendirildiğini göstermektedir. 

Gelibolulu Âlî’de “güşâde” terimi çoğunlukla şahsiyet ve hâl tasvirlerinde geçer. Şair Âhî ve Riyâzî için için “güşâde-meşreb” (İsen, 2017, s. 91, 146), Sun‘î için “güşâde-hilkat” (İsen, 2017, s. 163) ve Arîfî için “güşâde-zihn” (İsen, 2017, s. 169) denilerek gönlü geniş, tabiatı rahat ve zihni işlek kimseler anlatılmaktadır. Sultan Mehmed için kullanılan “güşâde-zamîr” (İsen, 2017, s. 106) de aynı doğrultudadır. Kandî hakkında “kapusı güşâde” (İsen, 2017, s. 193) ve Kâtibî için “rûz u şeb kapusı güşâde… sofrası âmâde” (İsen, 2017, s. 196) ifadeleriyle cömertlik ve açıklık hâli ifade edilmiştir. Şiir için ise Atâyî bahsindeki dikkat çekici “güşâdece gazel” (İsen, 2017, s. 41) ibaresi ve Gazâlî için “eş‘ârı kendü gibi güşâdedür” (İsen, 2017, s. 183) denilerek nazmın sade ve rahat anlaşılır oluşu ifade edilmiştir.

Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında bu terimler farklı bağlamlarda kullanılmıştır. Behiştî için “tab‘ı ziyâde güşâde” (Solmaz, 2018, s. 118), Fedâyî için “tabî‘at-ı şi‘riyyesi ziyâde küşâde” (Solmaz, 2018, s. 251) ve Lem‘î için “hâtır… küşâde” (Solmaz, 2018, s. 261) denilerek şairlerin tabiatı ve zihni için kullanılır. Beyânî hakkında geçen “ma‘ânî-i dil-güşâde” (Solmaz, 2018, s. 118) ifadesinde kelime, anlamın açılması ve ferahlatıcı oluşuyla alakalıdır. Gelibolulu Âlî bahsinde zikredilen “kitâb-ı küşâde” (Solmaz, 2018, s. 94) ifadesi eserin düzenli ve rahat takip edilir oluşunu kastetmektedir. 

Beyânî Tezkiresi’nde şair Hakanî için “bâbı… güşâde ve sofrası… âmâdedür” (Sungurhan, 2017, s. 52) denilerek cömertlik ve misafirperverlik ifade edilmiştir. Rızâyî için “güşâde-meşreb” (Sungurhan, 2017, s. 76), Zuhûrî, Fakîrî ve Kemâlî için “güşâde-dil” (Sungurhan, 2017, s. 114, 153, 166), Meylî ve Ârifî için “küşâde tabî‘at” (Sungurhan, 2017, s. 117, 201) gibi kullanımlarla şairlerin mizacı ve tabiatı tavsif edilmektedir. Şühûdî hakkında “güşâde musâhabet” (Sungurhan, 2017, s. 104) ifadesiyle sohbetinin açıklığı ve rahatlığı belirtilmektedir. Şiir için ise Sebzî ve Seydî hakkında “kelimâtı sâde ve ebyâtı güşâdedür” (Sungurhan, 2017, s. 88, 98) denilerek nazmın sade ve kolay anlaşılır oluşu ifade edilmiştir.

Nev‘îzâde Atâyî’nin Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik’ında “güşâyende” kelimesi daha çok açıcı ve ortaya çıkarıcı bir işlevle kullanılmaktadır. Eserin girişinde “güşâyende-i şakâ’ik-ı takdîs-i Hudâ” (Donuk, 2017, s. 255) ifadesiyle ilâhî hakikatlerin açığa çıkarılması kastedilir. Şeyhülislâm Cemâlî bahsinde geçen “güşâyende-i kufl-i gencîne-i hüner” (Donuk, 2017, s. 839) ibaresinde, ilim ve hüner hazinesinin kilidini açan kimse anlamı söz konusudur. Cinânî için “güşâyende nazm” (Donuk, 2017, s. 1082) denilerek ise şiirin açıcı, ferahlatıcı ve kolay kavranır bir söyleyişe sahip olduğu belirtilmiştir. Bu örneklerde mezkûr kelime, daha çok hakikat, ilim ve nazmın açılmasıyla ilgili bir vasıf olarak yer almaktadır.

Seyyid Mehmed Rızâ Tezkiresi’nde mezkûr kelimeler doğrudan şiir ve söyleyişle ilgili kullanımlarda karşımıza çıkmaktadır. Hâlis’in beyti için “beyt-i güşâyende” (Zavotçu, 2017, s. 104) denilerek manayı açan, açıklayıcı beyt kastedilmiştir. Malatyalı Şehrî bahsinde onun bir tarihi için dediği “târîh-i güşâde” (Zavotçu, 2017, s. 149) ifadesiyle açık ve kolay anlaşılır tarih düşürme tarzı belirtilmiştir. Kelâmî için de “tab‘-ı güşâde” (Zavotçu, 2017, s. 191) denilerek şairin rahat ve açık söyleyişe imkân veren tabiatı ifade edilmektedir.

Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim’in tezkiresinde “güşâde/güşâyiş/güşâyende” kelimeleri 28 defa ile en çok bu eserde müşahede edilmektedir. Dürrî için “çeşm-i ‘irfân ile güşâyiş bulan” (İnce, 2018, s. 182), Kâmî için “tâli‘… güşâyiş bulup” (İnce, 2018, s. 382), Fahrî’nin şiiri için “nesîm-i zekâ ile güşâyiş bulan” (İnce, 2018, s. 351) ve Bursalı Emîn için “nesîm-i ‘irfân ile güşâyiş bulan” (İnce, 2018, s. 99) ifadeleriyle irfan ve zekâya bağlı açılma hâli ifade edilmiştir. Ülfetî’de “güşâde… meşreb” (İnce, 2018, s. 116), Sırrî’de “güşâde-tabî‘at” (İnce, 2018, s. 245), Bezmî’de “güşâde-dil” (İnce, 2018, s. 142), Birrî-i Attâr’da “tab‘ı… güşâde” (İnce, 2018, s. 138), Mâdih’te “güşâde-tab‘” ve “güşâde-çeşm” (İnce, 2018, s. 396–397) gibi kullanımlarla mizaç; Dürrî-i diğer için “güşâde ta‘bîr ederdi” (İnce, 2018, s. 185), Hasîb’de “ma‘ârifde yed-i iktidârı güşâde” (İnce, 2018, s. 170) ve Mâdih için “mu‘ammeyât semtinde tab‘ı gâyet güşâde idi” (İnce, 2018, s. 397) sözleriyle ifade ve özellikle muamma çözme kabiliyeti; Vahdî’de “sâde vü güşâde eş‘âr” (İnce, 2018, s. 460) ile şiirin açık ve rahat söyleyişi; Enîs, Edîb ve Emîr’de “cânib-i güşâde-cevânib” (İnce, 2018, s. 95, 98, 120, 154), Emîn’de “güşâde-ebvâb” (İnce, 2018, s. 98) ve Fasîh Ahmed’de “güşâde-i bâb-ı gürûh-ı ahbâb” (İnce, 2018, s. 358) ile mekân ve çevre; Sadrî’de “der-i güşâde-feyz” (İnce, 2018, s. 291), Vehbî’de “güşâde-râh-ı şems-i esrâr-ı ma‘nevî” (İnce, 2018, s. 465-466) ve dîbâcede “güşâyende-i bâl-i ikbâl” (İnce, 2018, s. 73) ifadeleriyle manevî açılma ve yol göstericilik anlatılmıştır.

Râmiz’in Âdâb-ı Zurafâ’sında bu kelimeler daha çok idrak, talih ve ifade gücüyle ilgili kullanımlarda yer alır. Hayâtî için “dîde-i ümîdi güşâde” ve “dîde-i tabî‘atı… güşâde” (Erdem, 2019, s. 86) denilerek umut ve tabiat bakımından açıklık ifade edilmektedir. Hayrî hakkında “güşâde-ta‘bîr bir şâ‘ir-i mâhir” (Erdem, 2019, s. 93) sözüyle anlatımın rahatlığı anlatılmıştır. Dâniş için “bâb-ı ikbâli güşâde vü meftûh” (Erdem, 2019, s. 97) ve Kurbî için “bâb-ı murâdları güşâde” (Erdem, 2019, s. 248) ifadeleri talih ve muradın açılmasıyla alakalıdır. Râzî’de “gencîne-i râz-ı âmâli güşâde-i husûl” (Erdem, 2019, s. 103) denilerek maksadın elde edilmesi anlatılmıştır. Fezâyî, Re’fet, Rahmî, Rüşdî ve Sâbık için tekrarlanan “güşâde-tabî‘at” (Erdem, 2019, s. 118, 121, 127, 145, 239) kullanımı şairlerin mizacını gösterir. Şehdî’de “güşâyende-i perr ü bâl” (Erdem, 2019, s. 175) ile açılma ve yükselme, Es‘ad Mehmed için “güşâde vü handân” (Erdem, 2019, s. 9) ile şairin doğumu anlatılmaktadır.

Garîbî Tezkiresi’nde iki yerde geçen “güşâde” kelimesi şairlerin zihni ve tabiatı için kullanılmaktadır. Necâtî Bey hakkında “güşâde-tab‘” (Babacan, 2010, s. 83) denilerek tabiatının rahat ve tekellüften uzak olduğu ifade edilirken, Sun‘î Çelebi için “güşâde-zihn” (Babacan, 2010, s. 84) sözüyle zihnin açıklığı ve kavrayış kolaylığı belirtilmiştir.

Mustafa Safâyî’nin tezkiresinde “güşâde/güşâyiş” kelimeleri farklı kullanımlarla yer alır. Mehmed Es‘ad için “gonca-i gül-i ra‘nâ-yı vücûdları gülşen-i İstânbûl’dan güşâde olmuşdur” (Çapan, 2005, s. 85) ve Râkım için “gonca-i vücûdu gülzâr-ı Burûsa’dan güşâde olmuşdur” (Çapan, 2005, s. 262) denilerek şairlerin İstanbul ve Bursa’da dünyaya gelişi gonca mecazı ile anlatılmıştır. Bedrî hakkında “nihâd-ı pâk-nijâdı güşâde-i feyz-i ma‘ârif olmagla” (Çapan, 2005, s. 110) ifadesi, yaradılış ve kabiliyetin ma‘ârif feyziyle gelişmesini bildirmektedir. Râmî için “gonca-i tabî‘atı güşâyiş bulup” (Çapan, 2005, s. 222) sözü, şairin tabiatının Nâbî terbiyesiyle açılıp şiir ve inşâda maharet kazanmasını ifade etmektedir. Nâ’ilî-i Kadîm’de “tîşe-i hâmesinin güşâde itdigi vâdî-i suhan” (Çapan, 2005, s. 581) denilerek kalemin açtığı söz yolu anlatılmıştır. Sâkıb Mustafa’nın mektubunda geçen “güşâyiş-i gonca-i tab‘” (Çapan, 2005, s. 135) ve Şehdî için kullanılan “tahlîs ü güşâde” (Çapan, 2005, s. 330) ifadeleri de tabiatın ve işin açıklığa kavuşmasıyla alakalıdır.

Es‘ad Mehmed’in Bağçe-i Safâ-Endûz’unda şair Behcet hakkında “şi‘r ü inşâ-yı güşâde edâ” (Oğraş, 2018, s. 77) denilerek sözün rahat, açık ve zorlamasız bir ifade ile kurulması kastedilmiştir. Müvakkit-zâde Pertev için geçen “güşâyiş-i hâl” (Oğraş, 2018, s. 80) ifadesi ise maksadın gerçekleşmesine bağlı olarak hâlin ferah ve uygun bir duruma erişmesini anlatmaktadır.

Esrâr Dede’nin Tezkire-i Şu‘arâ-yı Mevleviyye’sinde “güşâyiş” kelimesi daha çok idrak ve ifade ile ilgili kullanımlarda zikredilmektedir. Derviş Şûrî için “esrâr-ı ‘aşkdan çok güşâyiş hâsıl itdi” (Genç, 2018, s. 161) denilerek Mesnevî ve tasavvufî bilgi sayesinde kavrayışın genişlemesi anlatılmıştır. Lâlî Dede hakkında ise “güşâyiş-i zebân hâsıl” ve “güşâyiş-i zebân peydâ idüp” (Genç, 2018, s. 269) ifadeleriyle söz söyleme istidadının gelişmesi ve meramını ifade edebilecek seviyeye ulaşması vurgulanmıştır.

Mehmed Tevfik’in Kâfile-i Şu‘arâ’sında Âhî Benli Hasan için “güşâyiş-yâb-ı kemâl olmadan” (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 66) denilerek şairin henüz olgunluk mertebesine erişmeden yok olmaması temennisi dile getirilmiştir. İshâk Çelebi hakkında “güşâde-tab‘ ü güşâde-rûy” (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 81) ifadesiyle tabiatının rahatlığı ve yüz açıklığı ifade edilmektedir.

Fâik Reşâd’ın Eslâf’ında İbn Kemâl için “güşâde-rûyluğu” (Aydemir ve Özer, 2019, s. 34) ifadesiyle güler yüzlü ve açık tabiatlı oluşu belirtilirken, Gelibolulu Sürûrî hakkında kullanılan “süfre-güşâde” (Aydemir ve Özer, 2019, s. 206) ibaresiyle cömertliği ve ikramda bulunmaya açık oluşu anlatılmıştır.

Tezkirelerde “güşâde/güşâyiş/güşâyende” kelimesi farklı bağlamlara yayılmış bir terim olarak kullanılmaktadır. Şairin şahsiyeti anlatılırken gönül, tabiat ve zihinle birlikte zikredilerek kapalılıktan uzak, rahat ve zorlamasız bir iç yapı ifade edilmiştir. Nazım ve nesir bahislerinde ise sözün girift olmaması, doğrudan anlaşılması ve okunuşta güçlük çıkarmaması bu kelimeyle karşılanmaktadır. İlim, irfan ve tasavvufî muhitlerle ilgili kullanımlarda kavrayışın artması, bazı hususların anlaşılır hâle gelmesi ve bu yolda ilerleme kaydedilmesi yine “güşâyiş” ile belirtilmektedir. Bunun dışında talih ve murad ile birlikte geçtiğinde işlerin yoluna girmesi, kapı, sofra ve benzeri unsurlarla kullanıldığında ise açıklık, erişilebilirlik ve ikram hâli anlatılmaktadır. Şairlerin doğumu bahislerinde gonca mecazı ile birlikte yer alması, varlığın ortaya çıkışını tasvir eden kalıplaşmış bir ifade biçimi oluşturmaktadır. Bu yönleriyle kelimenin, farklı alanlarda işlev kazanmış bir kullanım ağı içinde yer aldığı müşahede edilmektedir.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Sehî Bey’in Heşt Behişt’inde “güşâde” 14 defa (İpekten vd., 2017, s. 45, 48, 64, 90, 109, 117, 129, 133, 135, 155, 158, 164, 188); 

Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-Şu‘arâ’sında “güşâde” 4 defa (Kılıç, 2018, s. 286, 591, 601, 613), “güşâyiş” 1 defa (Kılıç, 2018, s. 609); 

Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında “güşâde” 23 defa (Sungurhan, 2017, s. 103, 189, 190, 261, 336, 376, 384, 388, 390, 397, 418, 428, 508, 515, 527, 596, 627, 636, 647, 670, 679, 713, 764);

Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ının tezkire kısmında “güşâde” 9 defa (İsen, 2017, s. 41, 91, 106, 146, 163, 169, 183, 193, 196);

Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında “güşâde” 6 defa (Solmaz, 2018, s. 94, 118, 154, 251, 261);

Beyânî Tezkiresi’nde “güşâde” 11 defa (Sungurgan, 2017, s. 52, 76, 88, 89, 104, 114, 117, 153, 162, 166, 201);

 Nev‘îzâde Atâyî’nin Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik’inde “güşâyende” 3 defa (Donuk, 2017, s. 255, 839, 1082); 

Seyyid Mehmed Rızâ Tezkiresi’nde “güşâde” 2 defa (Zavotçu, 2017, 149, 191), “güşâyende” 1 defa (Zavotçu, 2017, s. 104);

Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim’in Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında “güşâde” 23 defa (İnce, 2018, s. 95, 98, 99, 116, 118, 120, 134, 138, 142, 154, 170, 185, 235, 245, 291, 358, 396, 397, 401, 424, 460, 465, 466), “güşâyiş” 4 defa (İnce, 2018, s. 99, 182, 351, 382),  “güşâyende” 1 defa (İnce, 2018, s. 73);

Râmiz’in Âdâb-ı Zurafâ’sında “güşâde” 12 defa (Erdem, 2019, s. 9, 86, 93, 97, 103, 118, 121, 127, 145, 239, 248), “güşâyende” 1 defa (Erdem, 2019, s. 175); 

Garîbî Tezkiresi’nde “güşâde” 2 defa (Babacan, 2010, s. 83, 84);

Mustafa Safâyî Tezkiresi’nde “güşâde” 5 defa (Çapan, 2005, s. 85, 110, 262, 330, 581), “güşâyiş” 2 defa (Çapan, 2005, s. 135, 222);

Esad Mehmed’in Bağçe-i Safâ-Endûz’unda “güşâde” 1 defa (Oğraş, 2018, s. 77), “güşâyiş” 1 defa (Oğraş, 2018,  s. 80); 

Esrâr Dede Tezkiresi’nde “güşâyiş” 3 defa (Genç, 2018, s.161, 269); 

Mehmed Tevfik’in Kâfile-i Şu‘arâ’sında “güşâde” 2 defa (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 81), “güşâyiş” 1 defa (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 66); 

Fâik Reşâd’ın Eslâf’ında “güşâde” 2 defa (Aydemir ve Özer, 2019, s. 34, 206) geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

Letâfet-i tab‘ı ziyâde ve zihni nihâyetde güşâde ser-âmed ve ra‘nâ gazeliyyâtı ve müntehâ bî-bedel ebyâtı çokdur (İpekten vd., 2017, s. 45). 

Örnek 2:

Kelimâtı sâde ve ebyâtı güşâdedür… (Sungurhan, 2017, s. 88).

Örnek 3:

Egerçi eş’ârı sâde vü güşâdedür lâkin sûz-ı ‘ışkdan âzâdedür (Sungurhan, 2017, s. 261).

Örnek 4:

… beytle müzeyyel bir güşâdece gazel dahi gönderür (İsen, 2017, s. 41).

Örnek 5:

… ve şi‘r ü inşâ-yı güşâde edâsı her kes nezdinde makbûl… (Oğraş, 2018, s. 77).

Örnek 6:

Dünyâ-yı denînüñ esâsı bâbında bu beyt-i güşâyende anuñdur (Zavotçu, 2017, s. 104).




Kaynaklar

Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd. Mükemmel Osmanlı Lügati. İstanbul: Matbaa-i Âmire 1901.

Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Fâik Reşâd-Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html 

Babacan, İ. (hzl.) (2010). Tezkire-i Mecâlis-i Şu’arâ-yı Rum-Garîbî Tezkiresi. Ankara: Vizyon Yayınları.

Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: AKM Yayınları.

Donuk, S. (hzl) (2017). Nev‘îzâde Atâyî Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik, Nev‘îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli I, II. C. İstanbul: Türkiye Yazma Eser Kurumu Başkanlığı.

Erdem, S. (hzl.) (2019). Azîz-zâde Hüseyin Râmiz, Âdâb-ı Zurafâ İnceleme-Tıpkıbasım-İndeks. Ankara: AKM Yayınları. 

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html

İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html

Kayabaşı, B. (hzl) (1997). Kâf-zâde Fâ'izî'nin Zübdetü'l-Eş'âr'ı. Doktora Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html

Muallim Nâcî. Lugat-ı Nâcî. İstanbul: Asır Matbaası, 1308.

Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esʿad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Şemseddin Sâmî. Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası, 1317.

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html

https://lugatim.com/

https://osmanlicasozlukler.com/ 




Yazım Tarihi:
11/05/2026
logo-img