* Sözlüklerde “güzelliğe ait hususlar, güzellikle ilgili hususlar; bir şeyin iyilikleri, faidesi; güzel işler, hayırlar” anlamları olan, tezkirelerde ise sevgilinin güzellik unsurlarını konu eden şiirler için kullanılan terim.
“Hüsniyyât” Arapça sıfattır. “Güzellik”, “güzel, iyi” anlamına gelen “hüsn”ün (nispet eki -î getirilerek) sıfatı olan “hüsnî”nin çoğuludur. Kelime klasik sözlüklerde yer almaz. Ahmed Vefîk Paşa (ö. 1891), “lugat-i müvellede” olduğunu belirterek “bir şeyin iyilikleri faidesi” anlamını (1306 [1899], II, 1086); Redhouse (ö. 1892) ise “hüsneyât”a “gelecekteki mutluluk, Allaha kavuşma, zafer, şehitlik vs. gibi iyi şeyler;” ve “hüsniyat”a “güzellikler ve iyi özellikler; süsler; iyi etkiler” olarak iki okunuş ve anlamını (1996, 785); Şemseddîn Sâmî (ö. 1904), “güzelliğe mensȗb ve müteallik” anlamını verdiği “hüsnî”nin çoğulu olarak “güzel işler, hayırlar ve umȗr-ı hayriyye” anlamını (1317 [1899], I, 549); Hüseyin Remzî (ö. 1936), “nesnenün faideli olan keyfiyatı” anlamını (2018, I, 441); Devellioğlu (ö. 1985), “güzel olan hususlar”, anlamını verir (1982, 468).
Tolasa’nın “güzeller, güzellikler hakkında yazılmış, insanda hoş etkiler bırakan şiirler şeklinde” (1983, 348) tanımladığı “hüsniyyât” hakkındaki tezkire yazarlarından önce şimdilik tespit edilebilen en erken kayıt Eğridirli Hacı Kemâl’in (ö. 1514’ten sonra) Câmi’ü’n-Nezâ’ir adlı nazire mecmuasında yer alır. Hacı Kemâl, 1512’de derlemesini tamamladığı mecmuasının önsözünde, muvaşşah, müfettah, mülemmâ, mu‘ammâ, ilâhiyyât, hüsniyyât ve hezliyyât olmak üzere gazel şiirlerini yedi başlık altında sınıflar (Ertek Morkoç, 2003, XLVIII-XLIX). Bu sınıflama “hüsniyyât”ın gazel türlerinden veya işlenen konulardan birini tanımlamak için kullanıldığını gösterir. Aynı şekilde Tatavlalı Mahremî’nin (ö. 1535) Dîvân’ının günümüze ulaşan tek nüshasında da gazel şiirleri Gazeliyât-ı İlâhî ve [Gazeliyât-ı] Hüsniyyât olmak üzere iki ayrı başlık altında sıralanır (Aynur, 2025, 190-93). Merdȗmî (ö. 1563), Tuhfetü’l-İslâm adlı konusu kırk hadis ve ayet çevirisi olan manzum eserini yazma nedenini anlatırken güzellere/güzelliklere (hüsniyyât) dair çok şiiri olduğunu, Tanrı’yla ilgili bir şey yazmamış olmasını vurgular (Sevgi, 1991, 104).
Sehî’nin (ö. 1548-49), Sâgarî (ö. 1523-24) için “Tabî‘atı hezle mayil iken hüsniyyâtı dahi bî-misldür.” ve Mevlânâ Yakînî için “güzel hüsniyyâtı var” açıklamalarında “hüsniyyât”ı her iki şairin hangi tür veya konuda şiir yazdığını belirtmek amacıyla kullanır (Sehî Beg 2017, 125, 148, dipnot 9). Latîfî (ö. 1582), şairlerin hangi şiir türlerinde başarılı olduğunu belirtmek amacıyla yaptığı değerlendirmelerde “hüsniyyât”ı gazel biçiminde “güzele ve güzelliklere dair yazılmış şiirler” ve “gazel şiiri” anlamında kullanır. Mevlânâ Celâdeddîn’in (ö. 1273) şiirleri için “Her cümle füyȗz u ilhâmât-ı vâridât otuz bin beyt mesneviyyâtı ve toksan bin beyt ilâhiyyât u hüsniyyâtı vardur” şeklinde yaptığı değerlendirme (Latîfî, 2000, 113), “hüsniyyât” adlandırmasının Mevlânâ’nın işlediği konular ve şiir türlerinden mülhem olabileceğini akla getirmektedir. Latîfî, dört şairin de şiirlerini değerlendirirken aynı anlamda sırasıyla “hüsniyyât”ı kullanır: Sa‘âti’nin şiirleri için “…ve şi‘rle dahi çendân şöhreti ve hüsniyyâtınun dahi hüsn ü letâfeti yokdur.”; Sâgarî’nin şiirleri için “Ekseriyyâ meyl-i tab‘ı hicve ve hezle olmagın hezelliyâtı vâfir ve hüsniyâtı nâdir vâki‘ olmışdur.” Vâiz Firâkî’nin şiirleri için (Örnek 1) ve Nesîmî’nin (ö. 1404-05?) şiirleri için “Hüsniyyâtında çendân reng ü meze yokdur.” (2000, 291, 292, 423, 527). Âşık Çelebi (ö. 1572), İlâhî’nin (ö. 1571-72) mahlas değişikliğinden bahsederken aynı şekilde şiirlerinin konusu/türü anlamında bir kere “hüsniyyât”ı kullanır (Örnek 2). Kınalızâde Hasan Çelebi (ö. 1604), Çagşırcı Şeyhî’den (Örnek 3) ve Mehmed Rızâ (ö. 1672), Bahâyî’den (ö. 1660) örnek verdikleri beyitler için “hüsniyyâtındandur” tanımını verirler (Zavotçu 2009, 66). Safâyî(ö. 1725), “hüsniyyât”tan bir kere Sükȗnî’nin (ö. 1690) şiirlerinin konusu ve türü için söz eder: “Ba‘dehu hezl ü mizâhdan fârig ve hüsniyyât tarafına ragbet edip…” (2005, 282). Mîrzâde Sâlim (ö. 1743), Hüseyin Cân’ın (ö. 1695-6) “hüsniyyât semtinde çok âzmâyişi” (2005, 290) ve Rahmî’nin (ö. 1715) “hüsniyyâta âzmâyiş-i tab‘ı” (Örnek 4) olmadığını belirtirek her iki şairin “hüsniyyât” şiirleri yazmada başarısız olduklarına belirtir. Râmiz (ö. 1787-88), üç şairin şiirlerinin konuları/türü için “hüsniyyât”ı kullanır. Şânî’nin (ö. 1766-67) eserleri için “âsârlarından hezelliyât ve hüsniyyât iki kıt‘a dîvânları vardır… Bu eş‘âr-ı letâyif-şi‘âr hüsniyyâtında olan güftârlarındandır ki tahrîr olundı.” ve Kenzî’nin (ö. 1738-39) örnek verdiği beyitler için “Bu ebyât hüsniyyâtında olan zâde-i tab‘-ı pür-nükâtıdır.” değerlendirme yapar (Erdem 1994, 171-72, 259). Râmiz’in Haşmet (ö. 1768) için “şân-ı şâ‘iriyyet olan hüsniyyâtları” (Örnek 5) ifadesinde başarılı şair olmayı kabul edilmenin ölçüsünün “hüsniyyât” yani “güzel ve güzelliğin işlendiği gazel yazma” anlamının on sekizinci yüzyılda da dolaşımda olduğunu gösterir.
Sehî: 2; Latîfî: 5; Âşık Çelebi: 1; Kınalızâde: 1; Râmiz: 3; Rızâ: 1; Safâyî: 1; Sâlim: 2.
Örnek 1:
…eş‘âr u kasâyidden dîvân-ı hüsniyyâtı ve manzȗmât u mensȗrâtdan nice pâre te’lîfâtı… (Latîfî, 2000, 423).
Örnek 2:
Bir zemân Selmân’ı mahlas idindi. Âkıbet bu mahlasda kesret-i şürekâdan incinüp Şeyh İlâhî-i merhȗm ile hem-şehrî ve hem-mahalle oldugı cihetden İlâhî mahlas oldı. Selmân mahlasında şerîkden kaçduñ bunda dahı ol mahzȗr bâkîdür, dinilse Şeyh İlâhî’nüñ hüsniyyâta müteallik şiri yokdur dimek ana mahlas oldı. Matla:
Göñlini saña ezel virmiş durur ey cevri çok
Anuñ içün gayrı dil-ber sevmege hîç göñli yok (Âşık Çelebi, 2010, I, 354).
Örnek 3:
Ve hüsniyyâtda bu matla‘-ı garrâ ana isnâd olınur.
Şi‘r: Hicrüñ düninüñ uzunlıgından vasluñ seheri umulmaz oldı
Nergislerinüñ firâkıyla kirpikli gözüm yumulmaz oldı (Kınalızâde Hasan Çelebi 2017, 437-38).
Örnek 4:
Mütercem-i mezkȗruñ hüsniyyâta âzmâyiş-i tab‘ı nâdir olmagla ol semtde âsârı kem-yâb ve taraf-ı hezliyâtda güftârı bî-hesâbdır. Bu güftâr hüsniyyâtda olan âsârındandır.
Ebyât
Ne şeb ki müjde-resân çeşme peyk-i hâb gelir
Sarây-ı kalbe o şâh-ı felek-me’âb gelir
Vefâ eserleri yok Rahmiyâ o mehveşde
Selâm-ı sâde dahı gelse pür-‘itâb gelir (Mîrzâde Sâlim, 2005, 342-43).
Örnek 5:
İnsâf olunsa âteş-pâre-tabî‘at ve şi‘r ü inşâda yek-tâ-süvâr-ı pehnâ-yı mahâret bir şâ‘ir-i mâhir-i zî-vakâr u Haşmet olup lâkin hicviyyât u hezelliyâtı şehr-yâb olmagla Haşmet ü şân-ı şâ‘iriyyet olan hüsniyyâtları kem-yâb-ı i‘tibâr olmak mertebesin iktibâs itmişdi (Erdem, 1994, 79).
Ahmed Vefik Paşa. (1306 [1899]). Lehce-i Osmânî. c. 2. İstanbul: Mahmud Bey Matbaası.
Âşık Çelebi. (2010). Meşâirü’ş-Şuarâ: İnceleme-Metin. hzl. Filiz Kılıç. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü.
Aynur, H. (2025). “In the Quest for a Lyrical Persona: Love in Tatavlalı Maḥremī’s Ġazels.” Challenging Conventions: Love, Lovers, and Beloved in Early Modern Ottoman Poetry (1453-1600). Edited by Christiane Czygan, Hatice Aynur. Berlin: De Gruyter.
Devellioğlu, F. (1982). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat. 5.bs. Ankara: Aydın Kitabevi.
Erdem, S. (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâsı. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu.
Ertek Morkoç, Y. (2003). “Eğridirli Hacı Kemal’in Câmiü’n-Nezâir’i: Metin ve Mecmua Geleneği Üzerine Bir İnceleme.” Doktora Tezi. Ege Üniversitesi.
Hüseyin Remzî. (2018). Lugat-i Remzî. hzl. Ali Birinci. c. 1. Ankara: TTK.
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
İsen M, (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM, 1994.
Latîfî. (2000). Tezkiretü'ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ: İnceleme-Metin. hzl. Rıdvan Canım. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı.
Mustafa Safâyî Efendi. (2005). Tezkire-i Safâyî: Nuhbetü’l-âsâr min Fevâ’idi’l-Eş‘âr, İnceleme–Metin–İndeks. hzl. Pervin Çapan. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi.
Redhouse, James W. Redhouse. (1996). A Turkish and English Lexicon: Shewing in English the Significations of the Turkish Terms. Beirut: Librairie Du Liban [1890’ın tıpkıbasımı].
Sâlim Efendi. (2005). Tezkiretü’ş-Şu’arâ. hzl. Adnan İnce. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi.
Sevgi, A. (1991). “Merdümî ve Tuhfetü’l-İslâm’ı.” S. Ü. Fen-Ede. Fak. Edebiyat Dergisi, 6: 101-107.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Tolasa, H. (1983). Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerinde 16. Y.y.’da Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. Ege Üniversitesi.