merd-i çâbük-süvâr, hüsrev-i çâbük-süvâr, çâbük-süvâr-ı düldül-i ma’ârif, mekremet-i çâbük-süvâr
* Sözlüklerde “ata iyi binen, iyi binici, hızlı süren” gibi anlamları olan; tezkirelerde genellikle “nazım alanının çevik ve kudretli şairleri” için kullanılan terim.
Farsça kelimelerden müteşekkil bir bileşik sıfattır. “Çâbük” kelimesi, Farsçada oluşturduğu bileşik kelimeler içinde, önüne geldiği kelimelere “sürat, çeviklik ve hızlılık” gibi anlamlar katarak Farsça terkip usulüne uygun sıfat tamlamaları meydana getirir. “Süvâr” ise Arapça kökenli bir isim olup “atlı, ata binmiş kişi” anlamına gelen bir kelimedir.
Başlıca tanımlar şunlardır: Cemşid ve Salihpur: Usta süvarinin durumu, at biniciliğinde çabuk olan binincinin durumu (1370, s. 376). Devellioğlu: İyi at süren, ata iyi binen (2010, s. 183). Kanar: Usta binici (2019, s. 775) Kubbealtı Lügati: Ata iyi binen (Ayverdi). Lexicon Arabic-Persian-English: A horse-breaker, jockey, rough rider. A horse-dealer. A flogger. (1852, s. 448) Lügat-ı Remzî: Cânbâz, cündî, at cambazı (1305, s. 270). Olgun ve Drahşan: İyi bininci (1984, s. 114). Parlatır:Ata iyi binen, iyi binici (2006, s. 269) Redhouse: Hızlı süren (1987, s. 698).Steingass:A horse- broker, jockey, rough rider; a horse-dealer; a flogger ( 1992, s. 383).
“Çâbük-süvâr” terkibi, fiziksel çevikliği ifade etmenin yanında özellikle belagat, hitabet ve inşa sahasında kişinin hızlı, güçlü ve etkileyici oluşunu ifade eden mecazi bir sıfat olarak kullanılmaktadır. Tezkirelerde ve biyografik anlatılarda bu terkip şairlerin zihnî çevikliklerine, dildeki akıcılıklarına ve söz söylemedeki sürat ve ustalıklarına vurgu yapmak amacıyla tercih edilir. Bunun yanı sıra “çâbük-süvâr” terkibi, liderlik vasfının vurgulanmasında, askerî kudretin övgüsünde ve ilim, fazilet ile marifetteki yetkinliğin yanı sıra bu alanlardaki süratli ve etkileyici ilerleyişin ifadesinde de kullanılmaktadır.
Klasik Türk edebiyatı tezkire literatüründe kullanılan terkip ve sıfatların, sadece zahiri ve yüzeysel bir tanımlama aracı olarak kullanılmadığı bilinen bir gerçektir. Tezkire müellifleri nezdinde bu tür nitelemeler şairlerin estetik kudretini, söz söylemedeki becerisini ya da ruhi-düşünsel edasını tasvir ve temsil etmek üzere seçilmiş anlam yüklü ifadelerdir. Bu manada bu ve benzeri söyleyiş biçimlerinin bir tasvir aracı olmanın yanında şairlerin sanatsal ve zihinsel düzeylerini izhar eden anlatı unsurları olduğu görülmektedir. Bu bağlamda “çâpük-süvâr” terkibi anlam zenginliği, kullanım işlevselliği ve estetik ima sahasının genişliği bakımından dikkat çekicidir.
“Çâbük-süvâr” terkibinin tezkirelerde kazandığı bağlamsal anlamlar belirli temalar etrafında yoğunlaşmakta olup, bu anlamların öne çıkan başlıklar hâlinde şu şekilde tasnifi mümkündür:
Şiirde fesahat ve belagatiyle ön plana çıkan şairler, tezkirelerde bazen bu sıfatla nitelendirilir. Bu nitelendirmede temel odak, şairin edebi sanatlardaki becerisi, nüktedanlığı, anlam inceliklerinde sergilediği zihinsel çevikliktir. Söz konusu terkip, usta bir at binicisinin çevikliğinde şiir vadisinin anlam dehlizlerinde ustalıkla yol alan şairleri methedici bir mecaz olarak kullanılır.
Kınalızâde Hasan Çelebi’nin (öl. 1604) Tezkiretü’ş-Şuarâ’sında terkibin bu bağlamda kullanımı şu şekildedir: “Sa’dî Çelebi dahı meydân-ı belâgatun merd-i çâbük-süvârı ve tevsen-i fesâhat u berâ’atle emsâl ü akrânınun sâbık-ı mizmârı degüldür…” (Sungurhan, 2017, s. 430). Kınalızâde söz konusu terkibi, Sa’dî Çelebi’nin (öl. ?) edebi kudretini övmek için kullanmıştır. Bu beyanda Saʿdî Çelebi’nin belagat meydanının çevik süvarisi olmakla birlikte fesahat ve inşada akranlarının önde gelenlerinden biri olarak övüldüğü görülmektedir. Kınalızâde “meydan-ı belâgat” ifadesiyle inşa sahasını bir tür zihinsel muharebe meydanı olarak kurgulamış “merd-i çâbük-süvâr” nitelemesiyle Saʿdî Çelebi’nin bu alandaki ustalık ve ifade çevikliğine vurgu yapmıştır.
Tezkire müellifleri, “çâbük-süvâr” terkibini sadece ferdi vasıfları yüceltmek için kullanmamıştır. Aynı zamanda şiir ve irfan meclislerinin dinamiklerine ışık tutacak niteliklerde de kullandıkları görülmektedir. Kınalızâde’de geçen aşağıdaki örnekte, söz meydanında yarışacak şairlerle birlikte onlara değer biçecek irfan sahiplerinin niteliklerini izhar için kullanılmıştır. Beyânda, Mevlânâ Gubârî’ye (ö. 1566) ait bir anekdot aracılığıyla aktarılan nazire geleneğine dair çağrılarda, “çâbük-süvâr” gibi nitelemelere rastlanmaktadır. “Mevlânâ Gubârî bu şi’r-i belâgat-şi’ârı diyüp kim nazîre dirse üç vireyin diyü mizmâr-ı belâgatda çâbük-süvâr-ı meydân-ı ‘irfân olanlara at saldukda ve şeşder-i fesâhat nerrâdân-ı ma’ârif olan yârâna dâv atdukda…(Sungurhan, 2017, s. 433)”. Bu ifadede Mevlânâ Gubârî, nazire yazmaya çağırdığı şairleri irfan meydanının “çâbük-süvâr”ları olarak yüceltmektedir. Bu meydan edebi becerinin, belagat ve fesahatin yarıştığı bir sahadır. Tezkirelerdeki bağlam anlamı çerçevesinde bu örnek, “çâbük-süvâr” terkibinin şairlerin vasıflarından biri olarak kullanılmasıyla birlikte edebi bir meclis dili/ jargonu olarak kullanıldığının göstergesidir.
“Çâbük-süvâr” terkibi, zarafet ve anlam estetiğinde çevik ve maharet sahibi şairleri tasvir ve yüceltme için de kullanılmıştır. Vardarî Şeyhzâde Mehmed Efendi’yi (öl. 1645) için verilen Rızâ Tezkiresi’ndeki örnekte bu nitelemenin, belâgat ve melâhat gibi iki anahtar kavramla ilişkilendirilme biçimi gözler önüne serilmektedir: “Hakkâ ki ʿarsa-i belâgatde çâpük-süvâr-ı semend-i melâhat olup bu zamân-ı huceste-likâ fuzalâsından ve bu evân-ı bî-hem-tâ şuʿarâsındandur.” (Zavotçu, 2017, s. 193). Burada müellif Mehmed Efendi’yi belâgat meydanında melâhat semendine binmiş biri olarak tasvir etmekle onun şiir söylemedeki gücüyle birlikte anlatımdaki estetik yeteneğine vurgu yapmaktadır. “Çâbük-süvâr” terkibinin örnekteki şekliyle kullanımının, şiirin zarafet, letafet ve incelikle iç içe olduğu düşüncesini aktarmak amacıyla tercih edildiği görülür.
Tezkire müellifleri, “çâbük-süvâr” terkibini aynı zamanda şairlerin “entelektüel üstünlüklerini, ilim, irfan ve edebiyat alnında hızla yol almalarını” tasvir için metafor olarak kullanmışlardır. Şairler bu nitelendirmeyle edebî ve ilmî alanlardaki fikir mücadelelerinde üstün yetenekli ve hızla ürün veren biri olarak ifade edilir. Bazı metinlerde şair, düşünce aleminin ve marifet vadisinin usta binicisi olarak mecazi anlatılarla verilir. Şairlik kudretlerinin beyanı ile sınırlı kalmayan bu benzetmeler, ilim ve marifetin taşlı yollarında da at koşturan, derin bilgi sahibi, zeki ve çevik şahsiyetleri nitelemek için de kullanılır. Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Rûhî (öl. 1522) için yer verdiği şu bölüm bu çok boyutlu anlam çeşitliliğine örnek olarak verilebilir: “Der-i medîne-i ‘ilm ü kemâl ve çâbük-süvâr-ı düldül-i ma’ârif ü efdâl şeyhü’l-islâm…” (Sungurhan, 2017, s. 399). Bu tasvirde “ilim ve kemâl şehrinin kapısı” olarak takdim edilen şair, aynı zamanda “marifet atının çevik süvarisi” olarak betimlenmiştir. Kınalızâde burada şairin şiirsel yetkinliğinden daha çok fikri ve ilmi derinliğine dikkat çekmekte onun bu yöndeki çevikliğini ön plana çıkarmaktadır.
Benzer şekilde Âşık Çelebi, Kara Bâlîzâde’yi (öl. ?) yüceltirken onun ilim ve şiir alanındaki müzakerelerde ne denli yetkin olduğunu “çâbük-süvâr-ı ma‘ârik” tamlamasıyla ortaya koyar: “Kara Bâlîzâde ekser-i ahvâlde buna müşârik ve ol dahı bu meydânda çâpük-süvâr-ı maʿârikdür (Kılıç, 2018, s. 432)”. Kara Bâlîzâde çoğu zaman bu işe ortak olurdu; o da bu alanda (ilim ve edebiyat sahasında) mücadelelerin çevik süvarisidir, şeklinde günümüz Türkçesine aktarabilecek metinde özellikle “ma‘ârik”, yani savaş meydanları/ alanları anlamındaki kelime dikkat çekicidir. Bu ifade yalnızca güzel şiirler yazmadaki ustalığı değil entelektüel mücadelelerdeki kabiliyeti de öne çıkarmaktadır. Tezkire müellifi bu nitelemeyle Kara Bâlîzâde’yi edebi tartışmaların ve fikri rekabetlerin çevik ve kudretli bir süvarisi olarak tasvir eder.
Tezkirelerde “çâbük-süvâr” terkibi, şairlerin ilimdeki kudret ve edebi alandaki otoritesini temsil eden kullanımlarla karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-Şuarâ’sında yer alan şu ifade, bu anlam dizgesinin çeşitliliğini ortaya koyar: “Erâ’ik-i melâʿib yirine meʿârik-i ketâ’ib ve mızmâr-ı belâgatde envâʿ-ı metâʿib-i kümeyt-i hâme ve tûmâr-ı nâme-i berâʿat-ı hitâme ile çâpük-süvârlıklar ve sipehsâlârlıklar iderdi.” (Kılıç, 2018, s. 510) ifadeleriyle şairin edebi alandaki otoritesi tasvir edilmektedir. Âşık Çelebi şairi, eğlence alanlarından (melâʿib) ziyade söz ordularının cenge tutuştuğu savaş meydanlarını (meʿârik-i ketâ’ib) tercih etmekle yüceltmektedir. Ancak şair aynı zamanda bu meydanda “çâbük-süvârlıklar ve sipehsâlarlıklar” da göstermektedir. Buradaki “çâbük-süvâr” olmak ifadesi sadece yazıdaki çevikliğin değil; ilmi, fikri ve edebi mücadelelerde adeta komutan edasıyla öne çıkan güçlü bir figürün izharıdır.
Klasik tezkire metinlerinde “çâbük-süvâr” terkibi, gerçek anlamına uygun biçimde özellikle devlet adamı şairlerin edebi tasvirlerini betimlemek için mecaz olarak kullanılmıştır. Tezkirelerde müellifleri bu ifade vasıtasıyla söz konusu şairleri hem kalem hem de kılıç ehli olmakla ön plana çıkarır; bu sayede onların siyasi, askeri ve yönetsel kabiliyetleri bu metaforla yüceltir. Bu bağlamda, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şuarâ adlı eserinde Şehzâde Sultan Mehmed’e (öl. 1481) dair yer verdiği nitelemenin, siyasi-idari erk bağlamındaki kullanımını örnekler: “Evvel-i şehr-yârlarun biri dahı ol şehzâde-i me’âlî-şi’âr, zât-ı mekârim-pîşe vü disâr, çâbük-süvâr-ı meydân-ı şehr-yârî, yegâne-i mezâmir-i merdî vü kâmkârı riyâz-ı celâlet ü eyâletün serv-i nevhîz ü nev-demîdesi...” (Sungurhan, 2017, s. 158). “Çâbük-süvâr-ı meydân-ı şehr-yârî” ifadesi terkibin sadece şairler için değil; faziletli, kabiliyetli ve çok yönlü devlet adamları için de kullanıldığını göstermektedir. Müellif, Şehzade Mehmed’in yönetim ve siyaset sanatında çevik ve atılgan biri olduğunu vurgulamak için bu terkibe yer vermiştir.
Devlet erkânının celâdet, askeri cesaret ve pratik ataklık maharetini vurgulamak için “çâbük-süvâr” ifadesinin kullanıldığı örnekler de bulunmaktadır. Ali Emîrî’nin (öl. 1924) Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid adlı eserinde şu ifade, bu terkibin hem söz hem de kılıç ehli için farklı anlam katmanlarıyla nasıl kullanıldığını gösterir: “Celâdetle ılgârda nâmdâr ve ʻale’l-gafle eşkıyâyı basmakta çâbük-süvâr idi.” (Kadıoğlu, 2018, s. 29). Burada “çâbük-süvâr” yüksek hareket kabiliyetleri ve hızlı karar verme refleksleriyle temayüz eden devlet adamlarının tasvirinde yüceltme unsuru olarak yer alır.
Tezkirelerde bu terkip terim anlamıyla, Sehi Bey’de 1; Latîfî’de 3, Ahdî’de 1, Ali Emîrî’de 1, Âşık Çelebi 3, Esrar Dede’de 1, Güftî’de 1, Kınalızade’de 7, Mucîb’de 1, Mehmed Tevfik Efendi’de 1, Rıza’da 2, Salîm’de 3 defa kullanılmaktadır.
Örnek 1:
Ahmed Paşa, eşkıyâ-yı Ekrâd’ın te’dîbi ve gerden-keşânın tenkîli gibi ahvâlde pederinin yed-i yemîn-i satveti idi. Celâdetle ılgârda nâmdâr ve ʻale’l-gafle eşkıyâyı basmakta çâbük-süvâr idi (Kadıoğlu, 2018, s. 29).
Örnek 2:
Egerçi Kara Bâlîzâde ekser-i ahvâlde buna müşârik ve ol dahı bu meydânda çâpük-süvâr-ı maʿârikdür ammâ bu eʿâlî-karîn ü ahâlî-nişîn ve hem-dem-i ʿulemâ vü eşrâf idi (Kılıç, 2018, s. 432).
Örnek 3:
Hakkâ ki ‘arşa-i ma‘rifetde çâpük-süvâr-ı semend-i melâhat olup hûb eş‘ârı ve mergûb güftârı vardur. Bu iki beyt-i ra‘nâ tab‘-ı dil-güşâlarıdur (Zavotçu, 2017, s. 96).
Örnek 4:
Ol çâpük-süvâr-ı ‘arsageh-i ‘irfân ve ol yek-tâ-reviş i vâdî-i suhan-perverân Ruhâviyyü’l-asl bir bülbül-i bî-pâdâş-ı hoş-nagme-i bâlâ-makâm bir zarîf-i nâzik-reftâr-ı sütûde-hırâmdır ki… (İnce, 2018, s. 125).
Ayverdi, İ. Kubbealtı Lügati. Erişim adresi: https://lugatim.com
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Cemşid ve Salihpur. (1370). Ferheng-i Came. Tebriz.
Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Hüseyin Remzî. (1305). Lügat-ı Remzî. İstanbul: Hüseyin Remzî Matbaası.
Johson, F. (1806). Lexicon Arabic-Persian-English. London: M. Wats.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kanar, M. (1998). Büyük Sözlük Türkçe Farsça. İstanbul: Birim Yayınları.
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Olgun, İ. ve Drahşan, C. (1984). Farsça-Türkçe Sözlük. Ankara: Elhan Kitabevi.
Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.
Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English lexicon: Shewing in English the significations of the Turkish terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Steingass, İ. (1992). Persian-English Dictionary. Beyrut: Typopress.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Solmaz, S. (hzl.) (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâsı: İnceleme, metin. Ankara: AKM Yayınları.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html