bî-meslûb
* “Olumsuzlaştırılmamış, menfi görülmeyen, ayıplanmayan” anlamlarını taşıyan ve tezkirelerde daha çok “devrinde hatalı bulunmayan, kınanmayan, kabul gören” söz, şiir ve yazı tarzları için kullanılan terim.
“Meslûb” kelimesi Arapça “kapmak, çekmek” (el-Karahisârî, 1271, s. 291); “Bir şeyi birinden zorla almak” (Sarı, 1982, 769); “Zorla ele geçirmek, gasb etmek) (Parlatır-Haridy, 2014, s. 213); “Mahv, izale” (Mursy, 1983, s. 445); “Soymak, çeküp almak, kapup almak ve nefy ü inkâr itmek” (Remzî, 1305, s. 401); “Zorla almak, hükmü altına almak, soymak, kabuğunu çıkarmak” (Topaloğlu-Karaman, 1991, s. 189) anlamlarına gelen “selb” fiilinin ism-i mef’ûlüdür.
“Selb” fiiline dair Kâmûs-ı Türkî’de rastladığımız şu açıklamalar ve örnekler, “bî-meslûb” teriminin anlamını daha iyi oturtmak açısından önem arz eder: “1. Kapma, zorla alma: Mâlini elinden selb itdi. 2. Ref’ itme: Vaktiyle tüccâr gemileriniñ râhatı selb idilmiş idi. 3. Nefy, inkâr, bir hadesiñ ‘adem-i vukû’ı, isbât-ı mukâbili: Edât-ı selb. Selbî: Nefy ü inkâra mensûb ve müte’allık, kazıyye-i selbiyye” (Sâmî, 1317, s. 732).
Ferit Devellioğlu ise bu fiil şöyle izah eder: “1. Kapma, zorla alma. 2. Kaldırma, giderme, iptal ve izale. 3. Menfileştirme, olumsuzlaştırma. 4. İnkar etme. 5. Bir felsefe terimi olarak, negation (olumsuzluk). Selben: Kaldırarak, gidererek, inkar yoluyla. Selbî: Menfîlikle, olumsuzlukla ilgili” (1996, s. 932).
“Meslûb” kelimesi ise sözlüklerde; “Selbolunmuş, alınmış, giderilmiş” (Devellioğlu, 1996, s. 627); “Soyulmuş, alınmış, mefkûd, izâle olunmuş. Meslûbü’r-râha: Râhatı yok, râhatı münselib olmuş” (Sâmî, 1317, s. 1345); “Ele geçirilmiş. Meslûbü’l-insâf: Adalet duygusunu yitirmiş olan. Meslûbü’l-hayât: Yaşamdan yoksun, öldürülmüş” (Redhouse, 2001, s. 1857) anlamlarında kullanılan bir isim olarak karşımıza çıkar.
Türkçe karşılığı (-sız/-siz/-suz/-süz) olan Farsça olumsuzluk edatı “-bî” (Şükûn, 1996, s. 388) ile birleşen ve “bî-meslûb” hâline gelen kelimeye; “meslûb olmayan, olumsuzlaştırılmamış, menfileştirilmemiş, çalınmamış, zorla alınmamış, giderilmemiş, inkar edilmemiş, kınanmayan, yadırganmayan ve kabul gören” manalarını verebiliriz.
Kabul gören söylem, kınanmayan ve ayıplanmayan şiir yazma yöntemi, inkar edilmeyen söz söyleme tarzı, yöntemi.
Latîfî, tezkiresinde bu terimi 15. yüzyılın kaside üstadı olarak bilinen Ahmet Paşa’yı tanıtırken kullanır. Şairin ağır terkiplerle dolu olan kasidelerinin ve diğer şiirlerinin eski İran şairlerinden tercüme olduğunu ifade eder ve tercümenin o dönemde kınanan, ayıplanan bir yöntem olmadığını bilakis lafızdan manayı göstermede edanın hakkını verdiği takdirde rağbet edilen, geçerli bir teknik olduğunu belirtir (Canım, 2018, s. 112-113; Kaplan, 2021, s. 70).
“Bî-meslûb” teriminin sadece Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da 1 defa kullanıldığı tespit edilmiştir.
Örnek 1:
Ve zebân-ı Fürsde vâkiʿ olan kütüb ü devâvîne tetebbuʿ-ı müstevfâsı ve tefahhus-ı müsteskâsı olup cemîʿ-i manzûmât-ı Fürsi mütetebbiʿ ve fevâyid-i ʿavâyid ü sanâyiʿ-i bedâyiʿden mütemettiʿ u müteneffiʿ olmagın (…) ol libâs-ı ʿibârât-ı Fârisî birle mülebbes olan şâhid-i maʿnâya siyâb-ı tahrîr-i Rûmîden libâs-ı elmâs idüp şiʿâr-ı cedîd ve disâr-ı mezîd geyürüp her bir maʿnâ-yı ʿaşk-sâzı bir hûb Türk-i tannâz ve mahbûb-ı ʿişve-sâz göstermişdür. Libâs-ı sâbıkdan ahsen ve kisvet-i evvelden bihter zîb ü bahâ virmişdür. Egerçi tarîk-ı terceme fuzalâ-yı selefden baʿżılar katında maʿkûl u makbûldür ammâ bülegâ-yı halefden baʿżılar yanında bu cihetden matʿûn u medhûldür. Bu ecilden icmâʿ u ittifâk-ı nükte-ârâ ve nükte-dânâ budur ki eger merhûm-ı mezbûr mütercimlik töhmetiyle müttehim olmayaydı ve didügi kasâyid ü eşʿârı tetebbuʿ ile dimeyeydi şuʿarâ-yı vilâyet-i Rûm içre cümleden ser-âmed ü müsellem ve cemîʿsinden eşʿar u eslem olmak mukarrer idi. (…) El-hakk u insâf budur ki ol zamânda tarîk-ı terceme medhûk ü maʿyûb degül idi belki merʿî vü mergûb idi ve elfâzdan maʿnâyı nümâyişde hak edâsın virse bî-meslûb idi (Canım, 2018, s. 112-113).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu, F. (1996). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü -Latîfî Tezkiresi Örneği-. İstanbul: DBY Yayınları.
el-Karahisârî, M. M. A. (1271). Ahterî-i Kebîr. İstanbul: Matbaa-i Âmire.
Mursy, S.A. (1983). Türkçe-Arapça Büyük Lûgat (Safsafy Sözlüğü). İstanbul: Çağrı Yayınları.
Parlatır, İ.-Haridy, M. (2014). Arapça-Türkçe Türkçe-Arapça Sözlük. Ankara: Yargı Yayınevi.
Redhouse, S.J.W. (2001). Turkish and English Lexicon. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Remzî, H. (1305). Lûgat-ı Remzî. İstanbul: Hüseyin Remzî Matbaası.
Sâmî, Ş. (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası.
Sarı, M. (1982). el-Mevârid. İstanbul: İpek Yayınları.
Şükûn, Z. (1996). Farsça-Türkçe Lûgat Gencîne-i Güftâr Ferheng-i Ziyâ. İstanbul: MEB Yayınları.
Topaloğlu, B. ve Karaman, H. (1991). Arapça-Türkçe Yeni Kâmûs. İstanbul: Nesil Yayınları.