BÎİSTİTÂA/KALÎLÜLMÂYE (BĪ-İSTİṬĀʿA / ḲALĪLÜ'L-MĀYE)


* Tezkirelerde, iyi şiir yazma kudreti olmayan; iyi şiir yazma cevheri bulunmayan, edebî sermayesi az olan şairler için kullanılan terimler.



Sözlük Anlamı

Arapça bir isim olan “istitâ‘a(t)” sözlüklerde, “güç yetme, gücü yetme; takat, kudret, iktidar” (Çağbayır, 2007, s. 2/2820; Şemsettin Sâmî, 1999, s. 100; Lügat-i Nâcî, t.y., s. 60) anlamlarıyla yer almaktadır. “Bî-istitâ‘a” ise Farsça olumsuzluk anlamı veren “bi-” ön ek ile birleşerek “güçsüz, kudretsiz” anlamına gelmektedir.

“Kalîl”, “çok olmayan, az; kesir karşıtı” anlamına gelen Arapça bir sıfat; “Mâye” ise “maya, öz, asıl, cevher, yaratılış, seciye, karakter; bir iş yapmak veya bir işe başlamak için gerekli olan şey, mal, servet” (Ayverdi, 2016, s. 610, 779) anlamlarına gelen Farsça bir isimdir. Arapça bir kelime olan kalîl” ve Farsça bir isim olan olan “mâye” kelimesinden oluşan “Kalîlü’l-mâye” de “bir işi yapmak için gerekli cevheri az olan (kimse)” (Kaplan, 2021, s. 64) anlamına gelen Arapça bir tamlamadır. 




Terim Anlamı

Bî-istitâ‘a, iyi şiir yazma kudreti olmayan; kalîlü’l-mâye ise iyi şiir yazma mayası, cevheri, yaradılışı bulunmayan şairler için kullanılan eleştiri terimleridir. Bu iki terim, şiir bilgi ve birikimi bakımından edebî, ilmî sermayesi az olan, şairlik yeteneği bulunmayan (kalîlü’l-mâye) ve iyi şiir yazma, yeni mazmun, hayaller bulma, şiir malzemesini estetik bir şekilde ifade etme gücü, kudreti yetersiz olan (bî-istitâ‘a) şairleri nitelemek için kullanılmıştır. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Bî-istitâ‘a terimi, tek başına herhangi bir tezkirede yer almamaktadır. Terim sadece Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sının “Likâyî” maddesinde “kalîlü’l-mâye” terimiyle birlikte “kalîlü’l-mâye ve bî-istitâ‘a” şeklinde kullanılmıştır. İyi şiir yazma yeteneğine sahip olmayan, şairlik yaratılışı bulunmayan şairler, bu iki terimle ifade edilmiştir. Latîfî, kendi zamanında da böyle haddini aşan, kendi ölçüsünü bilmeyen, şiir yazma yeteneği az ve yeteneksiz şairlerin haddi hesabının olmadığını, bunların her biri kusurlarla dolu, değersiz, eksik birkaç gazel söylemekle; eski büyük şairlerin “sihr ve i‘câz” sınırındaki sağlam ve apaçık birer şaheser olan kasidelerine ve risalelerine nazireler yazmaya kastederek kendileri serçe kuşuyken Anka kuşunun lokmasına göz diktiklerini, beş beyti bir araya getirip düzgün gazel yazamayanların, kendi acizliklerini ve kusurlarını itiraf etmek yerine kitaptan dem vurduklarını, daha harf yazmaya güçleri yetmeyenlerin külliyat meydana getirmekten söz ettiklerini dile getirir (Canım, 2018, s.475). Tezkirede “bî-istitâ‘a ve kalîlü’l-mâye” tabirleri, şairlere yönelik eleştiri terimleri olarak kullanılmıştır. “Kalîlü’l-mâye” ile bu şairlerin, şiir yazma cevherinden yoksun, şiiri besleyen edebî ve ilmî donanımı yetersiz, hayal gücü ve estetik birikimlerinin eksik olması; sanat sermayesi ve yeteneklerinin eksikliği; “bî-istitâ‘a”’yla ise bu sermayeyi estetik değere dönüştürecek yaratıcı kudret ve yeterliliğe sahip olmamaları vurgulanmaktadır (Örnek 1).

Latîfî Tezkiresi’nin Ferrûhî maddesinde ise kalîlü’l-mâye terimi “...hem nakd-i fünûn u ma‘ârifden kalîlü’l-mâye ve mevâdd u ma‘lûmâtdan kem-bidâ‘adur.” (Canım, 2018, s. 408) şeklinde kullanılmıştır. Latîfî eleştiri terimi olarak kullandığı bu terimle, Ferrûhî’nin şiirleri halk arasında okunmakla birlikte şiir ilmi, marifeti, bilgisi açısından yetersiz ve eksik olduğunu ifade etmektedir. Devamında da bu eksikliği sebebiyle şairin mesneviden nasibinin olmadığı dile getirilerek “kalîlü’l-mâye” teriminin anlamı vurgulanmıştır (Örnek 2). 

Bî-istitâ‘a terimi, sadece Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında geçmekle birlikte tezkirenin mukaddime bölümü ile “Celîlî-i Bursevî, Harîrî-i Bursevî, Sücûdî” (Canım, 2018, s. 55, 174, 189, 264) maddelerinde; Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sının mukaddime kısmındaki “Vasf-ı Şerîf-i Hazret-i Hâce Efendi” başlıklı bölümü ile “Hüseynî” (Sungurhan, 2017, s. 111, 298) maddesinde “istitâ‘a” kelimesi, olumsuzluk katan “bî-” ön eki yerine daha çok “istitâ‘at yok, istitâ‘atı yokdur, istitâ‘atı yogidi, istitâ‘atı olmayup, istitâ‘atı olmamagın” şeklinde “yok, yokdur, yogidi, olma-” gibi Türkçe ifadelerle kullanılmıştır. Yapısal olarak farklı olan bu tabirlerde bağlam anlam “bî-istitâ‘a” terimiyle aynıdır. Her iki tezkirenin şair biyografilerinde bu tabirlerle, tıpkı bî-istitâ‘a teriminde olduğu gibi şairlerin şiir yazma yeteneklerinin az, kudretlerinin yetersiz olduğu dile getirilmiştir. Latîfî ve Kınalızâde Hasan Çelebi tezkirelerinin mukaddime bölümlerinde geçen “istitâ‘atı yokdur ve istitâ‘at yok” ifadeleri ise şair biyografilerindeki gibi bir eleştiri ifadesi olarak değil; müellifin kendi yeterliliğine (nesir yeteneğine) dair bir tevazu ifadesi olarak kullanılmıştır (Canım, 2018, s.55; Sungurhan, 2017, s. 111). Kınalızâde Tezkiresi’nin Ahmet Paşa maddesinde ise diğer kullanımlardan farklı olarak “bî-istitâ‘a ve kalîlü’l-mâye” terimlerine benzer şekilde “mâye” kelimesi yerine aynı anlama gelen “bezâ‘a”, “bî-” yerine de “‘adîm” kelimelerinin kullanıldığı “kalîlü’l-bezâ‘a ve ‘adîmü’l-istitâ‘a” (Sungurhan, 2007, s. 174) ifadesi yer almaktadır. Hasan Çelebi, bu ifadeyle de aynı şekilde kendi yetersizliğini ifade ederek Ahmet Paşa’yı yüceltmiş ve tevazu göstermiştir. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Her iki terim sadece Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında kullanılmıştır. Tezkirede bî-istitâ‘a terimi 1; kalîlü’l-mâye terimi ise 2 defa geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1: 

Gâlibâ zamânemüzde bu gûne haddinden tecâvüz ider ve mikdârın bilmez kalîlü’l-mâye ve bî-istitâ‘a bî-hadd ü lâ-yu‘addür ki her biri pür-kem ü kâsit ve kec ü râsid birkaç gazel dimekle ekâbir-i selefüñ serhadd-i sihr ü i‘câzda vâki‘ olan muglak u metîn ve masdûka-i sihr-i mübîn kasâyid ü resâyiline nezâyir ve ecvibe kasdın ider ve kendüler misâl-i ‘usfûr iken ‘ankâ lokmasına arzu iderler.  

            Mısra‘: Kilîmine göre hoşdur kişi pâsın dırâz itmek

Nesr: ‘Acebdür ki beş beyt bir gazele sûret virmeyenler ‘acz ü kusûrlarını ikrâr u i‘tirâf itmeyüp kitâbdan dem ururlar ve harfiyyâta kâdir olmayanlar külliyâtdan dem ururlar. 

            Mısra‘: Ma‘rifetdür râsti bilmek kişi mikdârını (Canım, 2018, s.475).

Örnek 2: 

Ammâ şi‘ri âmiyâne ve ‘âm-gîr oldugı ecilden âyende ve revendeye hoş-âyende gelüp esnâ-yı ‘avâmü’n-nâsda şöhret-i tâmı ve iftihâr-ı mâlâ-kelâmı vardur. Ekseriyyâ eş‘ârın kâse-bâzlar ve resen-bâzlar okurlar ve hem nakd-i fünûn u ma‘ârifden kalîlü’l-mâye ve mevâdd u ma‘lûmâtdan kem-bidâ‘adur. Bu ‘illetden nazm-ı Mesnevîden bî-behredür. Ammâ şi‘r-i ‘âm-gîr ile pür-şöhredür (Canım, 2018, s. 408).




Kaynaklar

Ayverdi, İ. (2016). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları. 

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çağbayır, Y. (2007). Ötüken Türkçe Sözlük (Cilt 1, 2). İstanbul: Ötüken Yayınları. 

Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü-Latîfî Tezkiresi Örneği-. İstanbul: DBY  Yayınları. 

Lügat-i Nâcî. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/lugatinaci/sozluk.html

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html

Şemseddin Sâmî (1999). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları. 




Yazım Tarihi:
14/10/2026
logo-img