BÎİLM (BĪ-ʿİLM)

bî-ma'rifet, bî-'irfân, ilmsiz


* İlim kelimesine olumsuzluk ön eki olan "bî-" getirilmesi ile oluşturulan "bilimsiz, ilimsiz" anlamında kullanılan ve nazarî bilgilerden yoksun şiirleri tanımlayan terim.



Sözlük Anlamı

Kelime Farsça kökenli “bî-” ön eki ve Arapça kökenli “ilm” kelimesinden oluşmaktadır. “Bî-” ön eki olumsuzluk ekidir (Dehhüdâ, 1337). “İlm” kelimesi, “Bunu biliyordu; ya da bununla tanışmıştı” anlamındaki “عَلِمَــهُ” “alime” kökünden türemiştir ve Arapça’da, Türkçe ile yakın şekilde “bilinen, tanınan, gözlemlenen, öğrenilen, fark edilen” anlamlarında kullanılır (Lane, 1863; Salmoné, 1889). 

İlim kelimesi, “fenn”, “ma'rifet”, “dâniş” veya “vukûf” kelimeleri ile (Ahmet Vefik Paşa, 1876) her türlü bilgi türünü kapsayan bir kelime olarak kullanılabilmektedir. Bununla birlikte, kelimenin “okumağla tahsîl olunan ma'lûmât; nazariyyât” (Şemseddin Sami, 2012), “okumak ve tahsil ile öğrenilen şeyler” (Kestelli, 2011) anlamı öne çıkmaktadır. Ayrıca genel kullanıma bakıldığında kelimenin daha çok “müspet” bilgileri kapsadığı söylenebilir (Toven, 2015). “bî-” Farsça olumsuzluk ön eki ile kelimeyi “ilimsiz/bilimsiz” ve “nazarî/kitabî bilgiden yoksun” olarak tanımlamak mümkündür.




Terim Anlamı

“Bî-ilm” kelimesi, terim olarak herhangi bir kaynakta tanımlandığı tespit edilememiştir. Tezkirelerdeki bağlama bakıldığında özellikle “sözlük, vezin, belâgat, kafiye” gibi şiire müteallik bilgilerden ya da şiir bilgisini destekleyici “Arapça, Farsça, irap” bilgilerden yoksun şiirleri tanımladığı görülür. Bununla beraber, terim “hadis, tefsir ve hilye” gibi dinî bilgileri, hendese gibi akli bilimleri ya da hikmeti kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Terim, “bî-‘ilm” şeklinde yalnızca Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (Canım, 2018)eserinde kullanılmaktadır. Latîfî, Fânî maddesinde şairin, şiir konusunda talebeleri olduğu ve verdiği derslerin hatırladıklarından sekiz tanesini sıralar. Bu nasihatlerden ilki şairin bilmesi gereken bilgi alanlarıdır. Bu bilgilerden yoksun şairler “bî-‘ilm ü ‘irfan” olarak tanımlanarak “kara kaşdan kara gözden” söyleyen “türkî çağıran şüstayîlere” (saz şairlerine) benzetilir. Bilinmesi gereken ilim alanlarının edebî alanlar olması dikkat çekicidir. Bu ilimler arasında “’ilm-i bedî’, beyân, kavâfî (kafiye), aruz, Farsça, Arapça, geniş kelime hazinesi, taktî’-i evzân (şiiri vezne uygun bölümleme), tetebbu’-ı devâvîn-i şu’arâ-yı selef (önceki şairlerin divanlarını inceleme) sayılabilir (Canım, 2018, ss. 395-396).

Ayrıca şairler için kullanılan diğer sıfatlar, terimin anlam alanını aydınlatabilir. Lâtifî, Kırım sarayına tabi bir şair olan Tâlibî’yi tanıtırken “ümmi” (eğitimsiz), “âmmî” (avam), “kelime ve iʿrâbdan ve evzân u buḥûrdan vuḳûf u şuʿûrı olma[yan]” (kelime bilgisi, irap, aruz vezni ve bahirleri konusunda bilgisi olmayan”, “eşʿârınuñ saḥîḥ maḥallerine müteʿârıż olup muʿâraża itseler ʿadem-i maʿrifetinden sâʿilüñ suʾâline cevâb virüp muʿterizüñ iʿtirâżın defʿ ide[meyen]” şiirinin kusursuz yerlerine bile itiraz gelse bilgisi olmadığından itiraza verip itiraz edeni uzaklaştıramayan” olarak nitelenir ve “cühel” (cahiller) ve “kâ’il” (nakilciler) sınıfında değerlendirilir. Tâlibî hakkında bu bilgiler verildikten sonra ilimsiz şiir olmayacağı belirtilerek onun gibi “bi-‘ilm ü ma’rifet şi’r” söyleyen Enverî’ye gelen eleştiriyi örnek verir (Canım, 2018, ss. 349-350).

Terimin Türkçe çevirisi olarak düşünülebilecek “ilmsiz” tabiri, Fâik Reşad tarafından Eslâf adlı eserinde kullanılmaktadır. Fâik Reşad, Fuzûlî’nin Türkçe Divan Mukaddimesi’ne atıfla, “’ilmsiz şi’r esâsı yok dîvâr olur” sözünü alıntılar (Aydemir ve Özer, 2019, s. 27).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

“Bî-‘ilm” terimi Lâtifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (Canım, 2018) eserinde üç, Fâik Reşad’ın Eslâf eserinde ise tamamı Fuzûlî’nin Türkçe Divan Mukaddimesi’den alıntılarak iki kez geçmektedir (Aydemir ve Özer, 2019).




Örnekler

Örnek 1:

Kefe vilâyetinden Tatar Ḫân mâdiḥlerinden bir ümmî ve ʿâmî kimesnedür. Ammâ ṭabîʿat-ı şiʿriyyesi ve selâḳat-ı naẓmiyyesi ġâyetde ḫûb ve elfâẓ u edâsı ṣaḥîḥ u merġûbdur.Lâkin kelime ve iʿrâbdan ve evzân u buḥûrdan vuḳûf u şuʿûrı olmaduġı bâʾisden eşʿârınuñ saḥîḥ maḥallerine müteʿârıż olup muʿâraża itseler ʿadem-i maʿrifetinden sâʿilüñ suʾâline cevâb virüp muʿterizüñ iʿtirâżın defʿ idemezdi ve elfâẓ u maʿnâ yerinde ve ḥaḳḳ-ı edâ maḥallinde iken ḥaṣr olup cevâb viremezdi. Bu cümle cühelüñ belâsıdur ne ḳâʾilüñ ḫaṭâsıdur. Niteki şuʿarâ-yı ʿAcem dimişlerdür: “İlimsiz şiir, çıplak beline kemer takan kişiye benzer.”i

Bu beyti yazup nâzükler Enverî dükkânında bıraḳmışlardı zîrâ ol daḫî bî-ʿilm ü maʿrifet şiʿr dirdi (Canım, 2018, ss. 349-350).

Örnek 2:

Nesr: Şol şâʿir ki bî-ʿilm ü ʿirfân ola bî-ʿilm ü ʿirfân şiʿr diyenler şol türkî çaġıran şüåtâyîler gibidür. Ḳara ḳaşdan kara gözden söylerler ve ʿilm-i ʿarûz bilmek lâzımdur tâ ki şiʿrüñ mevzûnın ve nâ-mevzûnın bile ve nice baḥr vardur ki ṭabîʿat anı temyîz idemez ve ṣıḥḥat ü saḳâmetîn bilmez. Ammâ bir nice baḥr vardur ḫalḳ arasında istiʿmâle gelür baḥr-ı hezec ve remel gibi. Anlaruñ istiʿmâline ʿarûż lâzım degüldür. Bunlar ecnebi ve iltifatla ḥâṣıl olur ve vaḳt olur ki tabîʿat-ı şiʿriyye bir ḥammâlde bulunur ammâ taṣarruf-ı îcâd degme şanda olmaz. Niteki güher deġme kânda bulınmaz. Ve biri daḫî budur ki şiʿre heves iden kimesne evvelâ şiʿr-şinâs ola ve şiʿrüñ ṣanâyiʿ u bedâyiʿin bile. Dimişlerdür ki evvel suḫandânlıḳ soñra suḫanverânlıḳ zîrâ suḫan-fehm olmayan suḫanver olmaḳ baʿîddür. Lâbüd şiʿr-sinâslıḳ şâʿirlige pâye ve tetebbuʿ-ı mâde ve mevâd şâʿire bidâʿat u sermâyedür. Şâʿir-i bî-maʿrifet bidâʿatsuz ḫˇâceye beñzer. İttifâḳ-ı suḫanverân oldur ki degme bir şâʿirden şiʿr-şinâs evlâ ve efdaldür. Ve şâʿir-i sâde-gûy-ı bî-mezeden suḫan fehm ü ḫoş-ṭabʿ olanlar aḥsen ü ecmeldür (Canım, 2018, ss. 395-396).




Kaynaklar

Ahmet Vefik Paşa. (1876). Lehçe-i Osmânî. İstanbul: Matbaa-i ’Âmire.

Dehhüdâ, A. E. (1337). Lugatnâme-i Dehhudâ. Tahran Üniversitesi Edebiyat Fakültesi.

Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd -Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html  

Kestelli, R. N. (2011). Resimli Türkçe kamus (R. Toparlı, B. Tezcan Aksu, C. S. Kanoğlu, & S. Türkmen, Ed.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Lane, E. W. (1863, 93). Arabic-English lexicon. Williams and Norgate. http://arabiclexicon.hawramani.com/william-edward-lane-arabic-english-lexicon/ 

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Salmoné, H. A. (1889). An advanced learner’s arabic-english dictionary. Librairie du Liban. https://arabiclexicon.hawramani.com/habib-anthony-salmone-an-advanced-learners-arabic-english-dictionary/ 

Şemseddin Sami. (2012). Kâmûs-ı Türkî (R. Gündoğdu, N. Adıgüzel, & E. F. Önal, Ed.). İstanbul: İdeal Kültür.

Toven, M. B. (2015). Yeni Türkçe Lügat (A. Hayber, Ed.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.




Yazım Tarihi:
04/02/2025
logo-img