BEZLEGÛ/BEZLEGÛY/BEZLEBÂZ (BEẔLE-GŪ/BEẔLE-GŪY/BEẔLE-BĀZ)

Şâ'ir-i bezle-gûy, nedîm-i bezle-gûy, mugannî-i bezle-gû


* Sözlüklerde "şaka, mizah, latife, nükte, hoşa giden nazik söz" anlamlarına gelen "bezle" ile sonuna geldiği kelimelere "söyleyen" anlamı katan "gûy/gû" kelimesinin birleşmesiyle "latifeci, şakacı, hoşsohbet ve nüktedan" anlamlarını kazanan; tezkirelerde ise "mizahî nitelikli, ahenkli, nükteli, eğlendirici ve gönle hoş gelen sözü yerinde ve zamanında söyleyen, hoşsohbet" anlamlarında kullanılan bir terim.



Sözlük Anlamı

“Bezle-gûy” Farsça bileşik bir sıfattır.  Farsça isim olan ve sözlüklerde “şaka, latife, hoş ve nazik söz , nükte, mizah, tuhaf söz, alay, takılma, ahenk ve âgâze ile şiir okumak" (Ayverdi, 2010, s.143; Mehmet Salahî, 1313, s. 116; Redhouse, 2001, s. 349; Kestellioğlu, 2011, s. 47; Ebuzziya Tevfik Bey, (1306/1889), s. 242; Ali Seydi, 1914, s. 180; Hindoğlu, 1838, s. 111; Vajehyab). anlamlarına gelen “bezle” ile yine Farsça “guften (söylemek)” fiilinden türetilen ve eklendiği kelimeleri bileşik sıfat yapıp onlara “söyleyen” anlamı katan “gû/gûy” (Kubbealtı Lugatı.) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Kelime bu bileşik yapılı hâliyle sözlüklerde “şakacı, latifeci, hoşsohbet, zarif, nüktedan, akıllı, neşeli, zeki” (Ayverdi, 2010, s. 143; Ali Seydi, 1914, s. 196; Kestellioğlu, 2011, s. 47; Redhouse, 2001, s. 349; Vajehyab) anlamlarında kullanılmıştır.




Terim Anlamı

Niteleyici bir söz olarak tezkirelerde geçen "bezle-gûy", memduhun mizacının vasıflarından biri olarak onun eğlenceli, şakacı, nüktedan, hoşsohbet, yerinde ve zamanında konuşan biri olduğunu belirtmek için kullanılmıştır. Şairin mizacının şiirine aksetmesiyle ortaya çıkan terim manasında ise bezle-gûy; eğlenceli, esprili, ahenkli, nükteli, şaka, alay ve takılma içerikli şiir yazan, söyleyen anlamlarında kullanılmıştır. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Bezle-gûy ifadesi tezkirelerde iki farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak tezkireci kelimeyi vasfettiği kişinin mizacından bahsederken kullanır. Bu kullanımda vasfedilen kişinin şiirleri ve şairliği arasında bir ilgi kurulmadığı için kelime sadece bir mizaç özelliğini belirtmek için kullanılmıştır. İkinci olarak ise tezkireci kelimeyi vasfettiği şairin bir mizaç özelliği olarak verir ve bu mizacının şiirlerine de aksettiğini belirtir.  Bazen de bunu hiç söylemeden şairin nükte, şaka, mizah, alay veya takılma içerikli şiirlerinden örnekler sunar. Bu kullanımlar kelimenin terimsel manada kullanımını örneklemektedir. 

Tolasa, tezkirelerde şairlere atfen kullanılan “latîfe-cûy” ve “bezle-gûy” ifadelerinin şairin latifeye kabil olabilme hâlini gösterdiğini ve bu durumun şairin mizacıyla sanatının iç içe geçtiği durumlar olarak göze çarptığını söyler (1983, s. 138). “Şairin mizacıyla sanatının iç içe geçtiği” durumları tezkirelerde bezle-gûy vasfıyla nitelenen şairlerin çoğunda görmekteyiz. Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-şu‘arâ'da Me’âlî'den bahsederken önce onun mizacıyla ilgili vasıfları “Merhûm-ı merkûm keyyis ü küsec, sözi şîrîn ü yüzi güleç, nârîn-heykel ü nahîf-mizâc, zarîf-tab‘ u mizâc-imtizâc, berrâş u ‘ayyâş, kallâş u evbâş, latîfe-cûy u bezle-gûy” ifadeleriyle sıralar. Bu ifadelerden hemen sonra onun şiir vadisinde şaka ve mizah yapmaya meyilli olduğunu “esnâf-ı eş‘ârda letâ’ife kâbil ve hezle mâ’il” ifadesiyle belirtir (Örnek 1).  Me'âlî, Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında da “şûh-tab‘ u bezle-gûy" ifadeleriyle, yani "neşeli ve şakacı” olarak nitelenir (Örnek 2). Ayrıca Latîfî, bu nitelemeden sonra Me’âlî'nin kendi kendisiyle şakalaşabilen biri olduğunu bazı örnek beyitler üzerinden dile getirir. Akabinde verdiği bazı beyitlerin “nüktedân Selim Han” tarafından beğenildiğini söyler (Canım, 2018, s.476-478). Verilen bu örnek beyitler üzerinden daha önce Me'âlî tanıtılırken ona atfedilen “bezle-gûy” vasfının Latîfî tarafından "nükteli, şaka, alay ve takılma içerikli şiir yazan, söyleyen" anlamlarında kullanıldığı söylenebilir. 

Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-şu‘arâ'sında Nişânî Bey'in şiirlerini şaka içerikli ve ritimli olmaları yönüyle metheder. Şarkıcı ve çalgıcıların onun şiirleriyle şakalaştıklarını ve şarkı söylediklerini belirtir (Örnek 3). Burada tezkirecinin “bezle-gû” ifadesine kelimenin ilk manası olan “şakacı"nın yanında "kulağa ve gönle hoş gelen, ritimli, ahenkli sözler söyleyen” anlamını da eklediği görülmektedir. 

Fatin Tezkiresi'nde Hâşimî'den bahsedilirken onun “tatlı sözlü şakacı" (şâ‘ir-i bezle-gûy-ı şîrîn-güftâr) bir şair olduğu söylenip şiirlerinden örnekler sunulur (Örnek 4). Verilen şiirlere bakıldığında şiirlerin zarif, nükteli, hikmetli ve mizahî nitelikli olduğu söylenebilir.

Esad Mehmed Efendi, Bâğçe-i Safâ-endûz'da Hıfzî adlı bir şairi takdim ederken önce onun birkaç beytini verir, devamında ise şairden “bezle-gû nîk-hû şâ ‘ir-i mâhir îcâd-ı ma‘nâya kâdir (şakacı, iyi huylu, maharetli, yeni manalar ortaya koymada muktedir)” biri olarak bahseder (Örnek 5). Ömrün azlığla ilgili yazılan bu beyitlerde latife, mizah ve nükte dikkat çekicidir. Burada tezkirecinin "bezle-gû" ifadesini “nükteli ve mizah içerikli şiirler yazan" anlamıyla kullandığı görülmektedir. 

Riyâzî, tezkiresinde Gazâlî adlı bir şairden bahsederken onun “nedîm-şîve ve bezle-gûy (hoşsohbet ve şakacı)" olduğunu, Sultan Bâyezid’in oğlu Sultan Korkut’un eğlence meclisine katılıp onun arkadaşı olma şerefini kazandığını belirtir (Örnek 6). Bunlar söylendikten sonra şiirlerinin “bezle-gûne” olduğu ifade edilir (Açıkgöz, 2017, s. 248).  “Bezle-gûne” tabiriyle beraber “bezl-gûne, hezl-gûne, bezle-güzâr ve bezle-senc” ifadeleri de diğer tezkirelerde bu tarz şiirlere işaret eden tabirler olarak dikkat çekmektedir.

Tezkirelerde şairin vasıflarını sayılırken "bezle-gûy" ifadesinin genellikle "harf-zen (geveze), hezl-cûy (şakacı), şuh-tab' (neşeli, serbest yaratılışlı), latîfe-cûy (latife yapan, şakacı), hande-rûy (güler yüzlü), küşâde-tab' (açık sözlü, mizacı ferahlatıcı), leffâf (çok konuşan), küşâde-rû (güler yüzlü) , nedîm-şîve (dost tavırlı), şirin-güftâr (tatlı sözlü) ve handân-rû (güler yüzlü) ifadeleriyle beraber bir terkip veya bağlama grubu içerisinde karşımıza çıkmasıdır.

Divan şiirinde “bezle-gûy” ifadesi hoşsohbet, şakacı, ritimli ve ahenkli sözler söyleyen, nüktedan, eğlendiren, naz ve işve yapan anlamlarıyla kullanılmıştır. Necâti, “Olamaz tab'-ı Necâtî gibi bülbül bezle-gûy / Fi'l-mesel hıfz itse ebyât-ı gülistânı dürüst” diyerek gül bahçesiyle ilgili tüm beyitleri ezberlese dahi bülbülün kendisi gibi “bezle-gûy” (hoş sesli, ahenkli) olamayacağını söylemektedir. Mezâkî de “Olsam Mezâkî gibi n'ola böyle hoş-edâ / Bir bezle-gû nedîm-i mahal-hânumânım senün” sözleriyle sevgiliye bir "bezle-gûy" (şakacı, eğlendirici, hoşsohbet bir dost) olma isteğini dile getirmektedir. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

“Bezle-gûy” ifadesi ilk defa Latîfî'nin Tezkiretü'ş-şuarâ ve Tabsıratü'n-nüzemâ adlı eserinde kullanılmıştır. Kelime Latîfî'de 6, Âşık Çelebi'nin Meşâ’irü’ş-şu‘arâ'sında  11, Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi'nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ'sında 3, Riyâzî'nin Riyâzü’ş-Şuarâ'sında 2, Esad Mehmed Efendi'nin Bâğçe-i Safâ-endûz'unda 1, Fatin Tezkiresi'nde 1, Mehmed Fahreddin Bursavî'nin Gülzâr-ı İrfân'ında 1, Mehmed Tevfik'in Kâfile-i Şu‘arâ'sında 2, Nûrî Osmân Hanyevî'nin Tezkire-i Şuarâ-yı Cezîre-i Girid'inde 2 kez kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1:

Merhûm-ı merkûm keyyis ü küsec, sözi şîrîn ü yüzi güleç, nârîn-heykel ü nahîf-mizâc, zarîf-tab‘ u mizâc-imtizâc, berrâş u ‘ayyâş, kallâş u evbâş, latîfe-cûy u bezle-gûy, esnâf-ı eş‘ârda letâ’ife kâbil ve hezle mâ’il, hande-rû vü küşâde-şemâ’il (Kılıç, 2018, s. 322).

Örnek 2: 

Şûh-tab‘ u bezle-gûy ve heykel ü hey’etde u‘cûbe-şekl ü turfa-rûy-ı turfası bî-mûy idi (Canım, 2018, s. 476).

Örnek 3: 

Her bezmün mutrib ü mugannîsi anun bezli vasfı ile bezle-gûlık idüp şi‘riyle terennüm ederdi (Kılıç, 2018, s. 373).

Örnek 4:

Bu eş‘âr ol şâ‘ir-i bezle-gûy-ı şîrîn-güftâruñdur:

Şi‘r

Müdâvî Âb-ı Hayvân olmış enfâsı dem-i ‘Îsî

Bölük kâtibleri şimdi iderler mürdeler ihyâ

Cihâna ‘ilm-i kefde gösterürdüm ben Yed-i Beyzâ

Eger il eline bakar diyü ta‘n itmese a‘dâ

Ve lehu

Geçerken câm-ı mey sundum gelüp nûş itdi ol âfet

Gelince böyle gelse kişinüñ ayagına devlet

Ve lehu

‘Âkil iseñ rızk içün gerdûn-ı dûna egme ser

Âsiyâb-âsâ yüri var ekmegüñ taşdan çıkar

Ve lehu

Baña pâ-bûsı yeter sînesini ister eller

Kâmil ayakda kalur nâkıs olan sadra geçer   (Açıkgöz, 2017, s. 341).

Örnek 5:

Ne renciş-i üstâdına sûz-ı pederim var

Kalbimde Baba Tağı kadar bin kederim var

 

Sarf etmedeyim yok yere gencîne-i ‘ömrü

‘Âlemde benim hîç gelirim yok giderim var

 

Eş‘ârumı hep kâğıd-ı yelpâzeye yazdum

Yârâna benim bâd-ı hevâ çok eserim var

beytleri işrâbınca muktesid-i bülaga-i kalîle-i ma‘işet ve kayd-ı dağdağa-i tarîkdan âzâde-ser nisbet bezle-gû nîk-hû şâ ‘ir-i mâhir îcâd-ı ma‘nâya kâdir sinni seksen pence ürdükde bin iki yüz yigürmi iki sâli ‘azm-i ‘âlem-i me‘âd eden mevlidinde kâ’in Eski Câmi‘ hatîbi Hâfız Mehmed Efendi merhûmdur (Oğraş, 2018, s. 115-116).

Örnek 6: 

Mülâzım olup kenârda ba‘zı medârisde hidmet-güzâr-ı dirâset iken nedîm-şîve ve bezle-gûy olmagla Magnisa’da mesned-nişîn-i emâret iken Sultân Bâyezîd-i Velî ferzendi Sultân Korkud’uñ dâhil-i bezm-i ‘işreti ve muhriz-i şeref-i münâdemeti olmış idi (Açıkgöz, 2017, s. 248).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html

Ali Seydi, (1914). Resimli Kamus-ı Osmanî. C. 1. Matbaa-i Kütübhane-i Cihan.

Ayverdi, İ. (2010). Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Seçil Ofset.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Ebüzziya Mehmed Tevfik, (1306/1889). Lugat-ı Ebuzziya. C.1. İstanbul: Matbaa-i Ebûzziyâ.

Hindoğlu, A. (1838). Hazine-i Lûgat. Viyana: Antonie Noble de Schmit Matbaası.

Kestellioğlu, R. N. (2011). Resimli Türkçe Kamus. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Kubbealtı Lugatı.  https://www.lugatim.com/s/G%C3%9B%E2%80%93%E2%80%93G%C3%9BY (Erişim Tarihi: 17.07.2025).

Mehmet Salâhî. (1313). Kamus-ı Osmanî. C. 2.  İstanbul: Mahmûd Bey Matbaası.

Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esʿad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html 

Redhouse, Sir James W. (2001). Turkish and English Lexicon. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Tolasa, H. (1983). Sehî Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yy.da Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.

Vajehyab. https://vajehyab.com/?q=%D8%A8%D8%B0%D9%84%DB%95 (Erişim Tarihi: 17.07.2025).




Yazım Tarihi:
17/11/2025
logo-img