ehl-i nazm, nazm u nesr, erbâb-ı nazm, nazma kâdir, silk-i nazm, fenn-i nazm, şâh-ı nazm, iklîm-i nazm, ilm-i nazm, âbdâr nazm eylemek, nazmdan ferâgat etmek, letâfet-i nazm, hüsn-i nazm, kâ’ide-i nazm, rişte-i nazm-ı mû-şikâf, nazm-ı dilârâ, âsâr-ı nazmiyye, nâzım-ı nazm-ı pür-intizâm, nazm-ı dürer-bâr, nazmuhu, nazm li-muharririhi, nazm-ı dil-pezîr, nazm-ı meşhûr, aksâm-ı nazm, cevâhir-i nazm, mübârek nazm, gülşen-i nazm, sâde nazm, nazm-ı pâk, sihr-i nazm, kumâş-ı nazm, zülâl-i nazm-ı âbdâr, nazm-ı bî-misâl, nazm-ı âşıkâne, nazm-ı rindâne, nazm-ı mevzûn, nazm-ı bî-emsal, nazm-ı eş‘âr-ı fesâhat-şi‘âr, nazm-ı dil-nişânî, âb-rîz-i nazm-ı revân, nazm-ı şekerbâr, âvâze-i nazm-ı belâgat-minvâl, tûmâr-ı nazm-ı dilsitân, nazm-ı nâzük-beyân, nazm-ı Türkî, kâlâ-yı nazm-ı girân-mâye, nazm-ı bü’l-aceb, nazm-ı tâbdâr, lutf-ı nazm, nazm-ı bülend, fâris-i mızmâr-ı nazm, nazm-ı garîb, nazma iktidârı mukarrer olmak, nazma koymak, nazm getirmek, nazm eylemek, nazm olunmak, nazma meyl eylemek, nazma tenezzül etmek, nazma himmet etmemek, nazm ile halt-ı kelâm etmek
* Sözlüklerde, "tertip", "nizam", "sıra", "düzene koyma" gibi anlamları olan, tezkirelerde ise şairin çeşitli nazım şekilleriyle kaleme aldığı manzumesi veya manzum eseri anlamında kullanılan terim.
Kelime Arapça isimdir. Sözlüklerde, “dizmek” anlamına geldiği belirtilerek, mecazen nesrin mukabili olan vezinli, kafiyeli söz, şiir anlamında kullanldığı söylenir. Kâmûs-ı Türkî'de, “Sıra, tertip. Mevzûn ve mukaffâ kelâm, nesir mukâbili” (Şemseddin Sâmi, 2006, s.1464); Lügat-i Remzî'de, “Dizmek manasına ve manzum manasına gelir ki dizilmiş nesne demektir. Ve Ülker dedikleri top yıldızlara ıtlâk olunur ve bir kâide mutâbık nesneler tertîb etmek ve cem etmek ve şiir tertîb etmek ve vezn üzre tertîb olunmuş kelâm-ı şiire denilir” (Birinci, 2018, s. 864); Kâmûs-ı Osmânî'de “Dizmek manasınadır. Mecâzen manzum, yani mevzûn söz makamında kullanılır. (Nesr) mukâbili" (Birinci, 2019, s.584); Lügat-i Nâci'de, “Dizmek. Mecâzen kelâm-ı mevzûn makamında kullanılır. (Nesr) mukâbili" (Muallim Nâci, 1318, s.773) anlamları verilir. Diğer sözlüklerde de buna yakın anlamlar verilerek (Steingass, 1998, s.1410: ), terim olarak “uyaklı vezinli söz, nesir karşıtı, halk şairlerinin mesnevi tarzındaki manzumeler" anlamında kullanıldığı belirtilir (Parlatır, 2006, s. 1271).
Şairin çeşitli nazım şekilleriyle kaleme aldığı ve edebî kimliğinin ürünü olan manzumesi veya manzum eseri.
Nazm kelimesinin tezkirelerde şu şekilde kullanıldığı görülür:
1) Tezkire yazarları, şairlerin nazmını değerlendirirken şiirinin sade, anlaşılır, akıcı ve emsalsiz olması, herkes tarafından beğenilmesi üzerinde durarak; nazm-ı dil-ârâ, nazm-ı latîf, nazm-ı pâk, nazm-ı bî-hayâlât, nazm-ı meşhûr, nazm-ı bî-nazîr, nazm-ı muʿciz-nizâm vb. ifadelerle şiirler ve şairler methedilir: “nazmı selîs ve edâsı nefîs” (İpekten vd., 2017, s. 53), “Nazmınuñ halâveti ve eş’ârınuñ belâgati âşikâr” (İsen, 1994, s. 247), “Nazmı âşıkâne vü sâde” (Sungurhan, 2017b, s. 190), “miyân-ı şu’arâda ilm-i nazmuñ kılı kırk yarar müdekkıkı” (Kılıç, 2018, s. 149), “vâdî-i nazmda su gibi revân” (Solmaz, 2018, s. 248).
Kimi şairler de manadan yoksun ve kötü şiirler yazdığı, nazmuñ kötü, nazm-ı kalîlü’l-ma’nâ, nazma kâdir olmamak, nazmı bî-ma’nâ, fenn-i nazmuñ ʿırzını bozmak, istimâ’-ı nazmından usanmak vb. ifadelerle; kimisi de şiir yazarken başka şairden çaldığı/gasbetttiği, yalanı şiar edindiği gibi sözlerle tenkit edilir: “Mücerred bir sâde nazma kânı’ edâsı bî-nemek bir şâ’ir imiş. Hattâ ol asruñ şu’arâsından biri dimişdür. Beyt: ‘Aşkıyâ tâli’ine aşk olsun/Gerçi nazmuñ köti sitâreñ iyi” (İsen, 1994, s. 140). “Zamânumuzda bunuñ gibi yadigârlar ve turfa-i rûzgârlar çok olur. Her biri fenn-i nazmuñ ʿırzın ve erbâb-ı şiʿrüñ beytin bozup” (Canım, 2018, s. 546), “Mezkûr mîr nazmda kizb müstahsendür diyü nazmda yalanı şi’âr belki nesrde bile kizbi şi’âr idinmişdi” (Kılıç, 2018, s. 268), “Şi’rde çendân kudreti ve nazmda ol kadar istitâ’atı olmamagın zemânesinde olan şu’arânuñ eş’ârını gasb iderdi” (Sungurhan, 2017a, s. 298).
2) Tezkirelerde “nazm” kelimesiyle şairin çeşitli nazım şekilleriyle (gazel, kaside, mesnevi vb.) kaleme aldığı şiirler veya müstakil manzum eseri ifade edilir. Bu itibarla kelimenin “şiir” yerine kullanıldığı görülür. Konusu dinî-tasavvufî şiirlerin/eserin (Âşık Çelebi, Gelibolulu Âlî, Ahdî , Safâyî ve Sâlim'de) “nazm-ı mübârek”, “nazm-ı ma’nevî”, “nazm-ı kerîm”, “nazm-ı celîl”, “nazm-ı vâridâtı bâbâyâne” olarak tavsif edilerek methedildiği görülür: “Ebyâtı dervîşâne nazm-ı vâridâtı bâbâyâne” (İsen, 1994, s. 123),“Ve dahi nazm-ı kerîmden du’âya müte’allik âyât u ehâdîs ve münâsib hikâyât yigirmi cüz mikdârı mecâlis cem ü tahrîr edip” (Çapan, 2005,s. 71), “nazm-ı tasavvuf-âmîzî âbdâr” (Solmaz, 2018, s. 187).
Bununla beraber tezkirelerde (Âşık Çelebi, Latifî ve Ahdî’de) “aksâm-ı nazm, “nazmuñ envâ’ı”, “fenn-i nazm, “tarz-ı nazm”, “esnâf-ı nazm” gibi ibarelerin yer aldığı kısımlarda şairin mahir olduğu nazım şekilleri örneklendirilerek şiirlerinden övgüyle bahsedilir: “nazmuñ envâ’-ı fünûnında ya’nî gazeliyyât ve kasâ’id ve mukatta’ât ve mu’ammâ ve lügaz ve hezlde mütefennindür” (Kılıç, 2018, s. 317), “Fenn-i nazmuñ kâmillerinden ve şuʿarânuñ fâzıllarındandur” (Canım, 2018, s. 276), “Esnâf-ı nazmda mâhir ve arûz u kâfiye bilmede şâ’ir-i sâhir” (Solmaz, 2018, s. 260).
3) Tezkirelerde şiir örnekleri verilmeden önce (bilhassa Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Riyâzü’ş-Şu’arâ, Âdâb-ı Zurafâ); “nazm”, “nazm li-kâtibihi”, “nazm li-muharririhi”, “nazm li-mü’ellifihi”, “nazmuhu”, “min nazmihi”, “nazm-ı û”,“nazm li-gayrihi” şeklinde bazı ifadelere yer verildiği, kimi zaman da şairin veya eserinin adıyla birlikte (nazm-ı kitâb-ı Ferhâd-nâme, nazm-ı Gubârî, nazm-ı Sânî, nazm-ı Hamîdî vb.) “nazm” kelimesinin kullanıldığı görülür. Bu da “nazm” kelimesinin tezkirelerde büyük oranda yer almasına sebep olmuştur.
4) Nazm kelimesi benzetmelerde daha çok kullanılır. “Vadi, inci, cevher, iplik, elbise, kumaş, çarşı, ülke, taht, padişah, vezir, asker, at, mektep, sihir, süs, deniz, gök, gül bahçesi, para, meyve, tekke, yanak, allık, ses, takım yıldızı (pervîn), meydan” ve bunun gibi çok çeşitli benzetmelerle kelimenin konu edildiği görülür: “kişver-i nazmda hüner-güster ve dilâver-i bahr ü berr olup” (Solmaz, 2018, s. 82), “ve cevâhir-i nazmı reşk-i dürr-i sîmîn vâkıʿolmışdur” (Solmaz, 2018, s. 306),“kumâş-ı nazmının târ u pûd-ı nesc-i belâgati makbûl olup” (İnce, 2018, s. 262), “gevher-i ma’ânîyi rişte-i nazm-ı mû-şikâfına dizüp ilmişdür” (Kılıç, 2018, s. 387),“sihr-i nazmına her şâ’ir-i sihr-âferîn tahsîn ü âferîn itmişdür” (Açıkgöz, 2017, s. 311), “arsa-i nazm-ı Fârisî’nüñ fâris-i hüner-mendi” (Açıkgöz, 2017, s. 60),“Tabʿ-ı suhan-ârâsı gülgûne-i nazm-ı rengîn ile meşşâta-i ʿarûs-ı hüsn-i makâl” (Canım, 2018, s.496), “ʿarsa-i nazmuñ çâbük-suvârları arasında meydânı almış” (Canım, 2018, s. 219), “Metâ’-ı nazmuñ vâkıf u habîri” (Kılıç, 2018, s. 180), “tekye-i nazmuñ ihtiyârıdur” (Kılıç, 2018, s.338), “sipihr-i nazmuñ mihr-i lâmiʿi” (Canım, 2018, s. 289), “bahr-i nazmuñ dürr-i yetîmi” (Canım, 2018, s. 567), “serîr-i nazmuñ hâkân-rütbet Husrevi” (Canım, 2018, s. 242), “semere-i nazmdan behremend” (Solmaz, 2018, s. 274), “nazm libâsı kiye durur” (Eraslan, 2000, s. 76), “sûk-ı nazmda germ olmaga pür-şevk iderler” (Kılıç, 2018, s. 317),“ruhsâr-ı şâhid-i nazmı hatt u hâl-i tekellüfden sâdedür” (Açıkgöz, 2017, s. 139), “nakd-i râyicü’l-vakt-i nazmı dahı nâm u nişân-ı i‘tibâr” (Açıkgöz, 2017, s. 191), “Semend-i nazm-ı dil-güşâsı esb-i tâzî gibi çâpük” (Zavotçu, 2017, s. 105), “Âvâze-i nazmı ra’d-vâr” (Solmaz, 2018, s. 173).
5) Tezkirelerde nazm ve nesrin birlikte kullanıldığı, kimi zaman da tezkire sahiplerince nazım ve nesir karşılaştırması yapıldığı görülür. Bu karşılaştırmayı yapan Âşık Çelebi, nesrin nazımdan üstün olduğunu, bu üstünlüğün sebebini de âyet ve hadislerin nesir olarak nazil olmasına dayandırır: “Âyât-ı beyyinât u ehâdis-i nebeviyyât ki nesr ile vâriddür, nesrüñ nazmdan fazlına müzekkî vü mühezzib şâhiddür. Hakkâ ki nesr bir deryâ-yı jerfdür ki keştî-i hâme her rûzgâr ile anda vâsıl-ı sâhil olur” (Kılıç, 2018, s. 36).
6) Nazım, şeyhlik makamında olan bazı şairler tarafından hakikatleri söylemek, insanları dini konularda eğitmek ve onlara yol göstermek amacıyla, şöhret sahibi olma ve övünme maksadı gütmeden bir araç olarak kullanılır. Bu husus, Latifî’de şu şekilde ifade edilir: “bu tâyifenüñ nazm u eş’ârı iftihâr u iştihâr içün degüldür belki irşâd-ı tâlibân-ı râh-ı dîn ve beyân-ı sebîl-i sâlikîn içündür” (Canım, 2018, s. 71).
7) Nazm sözlüklerde nesrin karşıtı olarak ifade edilse de, nazm ve nesrin birbirini tamamlayan iki unsur olduğu, bilhassa tezkirelerde şair biyografileri ele alınırken nazım-nesir birlikteliği ile şairin tanıtılması, biyografik bilgi (nesir) ile söz konusu şairin şiirinden (nazm) örnekler verilerek açıklanması, nazım-nesir uyumunun en güzel tezahürü olarak ifade edilebilir. Bu itibarla hem nazım hem de nesir sahasında mahir olan şairler (Esrar Dede, Safâyî, Sâlim, Latifî ve Riyâzî’de), bu bağlam doğrultusunda incelenerek methedilir: “Nazm u nesre kâdir bir zât-ı kâbil-i hitâbdur” (İnce, 2018, s. 259), “nazm u nesirde dil-keş-i âsâr olup” (Genç, 2018, s. 84), “hâsılı nazm u nesri makbûl-i cumhûr bir şâ’ir-i ma’mûrdur” (Çapan, 2005, s. 253), “nazm u nesrde her vechle kudreti ve îrâd u îcâdda tamâm liyâkati vardur” (Canım, 2018, s. 479).
Edebiyatımızda nazım-nesir birlikteliği ile kaleme alınan tezkirelerin yanı sıra sadece manzum olarak kaleme alınmış tezkireden de bahsetmek gerekir. Manzum tek tezkire örneği olarak bilinen bu eser, 17. yüzyıl tezkire yazarı Güftî (ö. 1677) tarafından yazılan Teşrîfâtü'ş-Şu'arâ adlı eserdir. 2270 beyitten oluşan bu eserde toplam yüz altı şairin biyografisi manzum olarak ele alınmıştır (Yılmaz, 2019, s. 3).
Nazım ve nesrin çeşitli benzetmelerle (Latifî ve Âşık Çelebi’de; sevgili, akarsu vb.) kullanıldığı görülür:“şâhid-i hat-âverde gibi şâhid-i nazm u nesrüñ sakalı bitmişdür” (Canım, 2018, s. 57), “menba’-ı cûy-ı nazm u nesr olan gülistân olmagla meşhûr” (Kılıç, 2018, s. 388), “dest-i vezâret-i nazm u nesrüñ Mîr Ali Şîr’i” (Kılıç, 2018, s. 618).
8) Konusu, dili, türü, cilt sayısı gibi çeşitli hususlar belirtilerek (Gelibolulu Âlî, Âşık Çelebi, Riyâzî ve Safâyî'de) hem manzum hem de mensur olarak kaleme alınan eserlerden bahsedildiği görülür: “nazm u nesr bir risalecik tertîb itmişdür” (Açıkgöz, 2017, s. 176), “üç cild mikdârı nazm u nesr ile Şehrengiz tahrîr etmişdir” (Çapan, 2005, s. 107), “Sefer-i Sigetvârı nazm u nesr cem’ idüp” (Kılıç, 2018, s. 442), “Fârisî ve Türkî nazm u inşâda yirmi dört ‘aded kitâbı vardur” (Açıkgöz, 2017, s. 282), “Süleymân-nâmeyi nazm u nesr üzere üç yüz altmış cild kitâb itmiş” (İsen, 1994, s. 160).
9) Şiir söylemek, kimi şairler tarafından başlı başına sanat yapma, hüner gösterme eylemi değil, zihin egzersizi gibi görülür. Âşık Çelebi, kadı ve müderris olan Husrev Bey’in zihnini kuvvetlendirmek, hafızasını geliştirmek için bazen şiir yazdığını, onun bulunduğu konuma göre bunun daha önemsiz bir eylem gibi (nazma tenezzül etmek) görüldüğünü ifade eder: “bunca ilm ü amel ve uluvv-ı kadr ü sümüvv-i mahal ile gâhî teşhîz-i hâtır ve teşhîs-i havâtır içün nazma tenezzül iderler imiş” (Kılıç, 2018, s. 643).
10) “Nazm” ile birlikte sadece “nesr” değil; süslü, secili nesir olarak bilinen “inşâ” kelimesiyle de (Safayî, Latifî ve Âşık Çelebi’de) kelimenin kullanıldığı; kimi şairler methedilirken, kimisi de tenkit edilir: “ve lisân-ı Fârisîde mâhir ve nazm u inşâda kâdir” (Çapan, 2005, s.157), “nazm u inşâsı ve eşʿâr-ı dil-güşâsı reng ü çâşnîde” (Canım, 2018, s.140), “şu’arâ vü bülegânuñ nazm u nesrde Belîgî ve Fasîhîdür” (Kılıç, 2018, s. 344), “lâkin nazm u inşâsında reng ü rûh yokdur” (Canım, 2018, s. 459), “nazm u inşâ cerîdesin derîde” (Canım, 2018, s. 577).
Latifî, nazım ve inşaya/nesre dair Türkçe divan, risale, makale gibi pek çok eseri etraflıca, büyük bir titizlik ve dikkatle araştırarak tezkiresini yazdığını belirtir: “ve zebân-ı Türkîde nazm u inşaya müte’allık ne kadar dîvân u risâle ve makâle varsa hezâr cidd ü ikdâm ve cehd-i ihtimâm ile tetebbu’ u tefahhus kıldum” (Canım, 2018, s. 69).
11) Nazm kelimesinin eş anlamlı kelimelerle kullanıldığı örneklere rastlamak mümkündür. Kelime aynı zamanda “şiir” anlamında kullanıldığı için “şi’r”, “eş’âr” kelimeleriyle birlikte tezkirelerde (Âşık Çelebi, Latifî, Safâyî ve Beyânî’de) yer alır: “Nazm u şi’r hakkında buyurdukları kelimât-ı tayyibedür” (Kılıç, 2018, s. 47), “ashâb-ı nazm u eşʿârdan Kalkandelen nâm diyârdandur” (Canım, 2018, s. 144).
Bununla birlikte Şemseddin Sâmî, “nazm” ile “şiir” arasında fark olduğunu, nazmın genel anlamda vezinli, kafiyeli sözler için söylendiğini; şiirin ise vezin ve kafiyeden ziyade şairin duygu, düşünce ve heyecan verici hayallerinin yer aldığı manzûmeler olduğunu söyler. Bu ifadeyle şiir ile nazmın farklı kavramlar olduğunu vurgulayarak şiiri nazmdan daha üstün gördüğü anlaşılmaktadır: ”Nazm” ile “şiir” arasında fark vardır: Nazm, mevzûn ve mukaffâ sözdür, hattâ sarf u nahve dair mübâhis gibi fikr-i şâirâneden büsbütün bîgâne mevâd dahi mevzûn ve mukaffâ olunca nazm denilir. Hâlbuki şiirde vezn ve kafiyeden ziyâde efkâr-ı şâirâne ve hayâlât-ı müheyyiceye itibâr olunur” (Şemseddin Sâmi, 2006, s. 1464).
12) Şiir sohbetlerinin yapıldığı meclislerden (Güftî ve Âşık Çelebi’de; meclis-i nazm, bezm-i nazm) bahsedildiği görülür: “Meclis-i nazma kim çerâg yakar / Sîne-i âfitâbe dâg yakar” (Yılmaz, 2019, s. 120), “bezm-i nazmda vasf-ı zât-ı âlîşân ile dür-feşân olup” (Kılıç, 2018, s. 77).
13) “Nazm” kelimesinin sonuna nispet eki (-î) getirilerek (nazmî) kelimenin “nazımla ilgili” anlamında müennes şekliyle de (nazmiyye) kullanıldığı görülür. Bununla birlikte kelimenin sonuna Arapça çoğul eki (-ât) getirilerek kullanıldığı örneklere de rastlamak mümkündür: “Lâkin selîka-i nazmiyye ve tabî’at-ı şi’riyyesi gâlib” (Sungurhan, 2017a, s. 367), “kemâl-i letafetinden vâridât-ı nazmiyyeye mâyil idi” (Canım, 2018, s. 83), “kimseden Fârisiyyât u nazmiyyât okumayup” (Genç, 2018, s. 220), “Ve bu kıtʿa dahi anuñ mukattaʿâtından ve cümle-i nazmiyyâtındandur” (Canım, 2018, s. 510).
14) Eser ve nazım şekilleri isimlerinden sonra “nazm” kelimesinin kullanıldığı görülür. Ayrıca konusu vaaz, nasihat, tarih, fütühat, dini-tasavvufî kıssalar gibi çok çeşitli konular ile telif ve tercüme eserlerin nazmedildiği belirtilir: “Hattâ Tevârîh-i Âl-i Osmânı Fârisî nazm itmişdür” (İsen, 1994, s. 138),“Mevâ’ız u nasâyihe müte’allık bir kitâb nazm itmişdür” (Sungurhan, 2017a, s. 399), “Merhûm Sultân Selîmüñ fütûhâtını nazm itmişdür” (Sungurhan, 2017a, s. 473), “Şeyh Attâr’ıñ Pend’ine Türkî nazm ile terceme” (İnce, 2018, s.269), “Nazm u nesr ile te’lîfât-ı rindânesi çok” (Canım, 2018, s. 274).
15) Yazılmakta olan eserin yarıda bırakılması/tamamlanmaması durumu (Âşık Çelebi ve Gelibolulu Âlî’de), “nazmdan ferâgat etmek” şeklinde ifade edilir. Âhî’nin (Benli Hasan), Hüsrev ü Şirin mesnevisini Nakşibendi şeyhlerinden Mahmud Efendi’nin peygamberin şefaatine kefil olma sözüyle eseri yazmaktan vazgeçtiği rivayet edilmiştir: “cenâb-ı Muhammedîden nakd-i şefâ’at câ’izesine ben zâmin didükde Âhî-i merhûm nazmdan ferâgat idüp ol defter nâkıs u ebter kalur” (Kılıç, 2018, s. 167), “Âhî ol nazmı encâma irgürmedin ferâgat eyledi (İsen, 1994, s. 173).
16) Bazı şairlerin şiir söylerken veya eserde nazım ehli olmayan kişilere yer vermesi (Âşık Çelebi'de) yönüyle eleştirildiği görülür: “ve esnâ-yı nazmda Hayâlî ile mu’âraza belki mübâgazasın izhâr semtine gitmişdür” (Kılıç, 2018, s. 288).
Gelibolulu Alî, Âşık Çelebi’nin tezkiresini kaleme alırken “ehl-i nazm” olmayan bazı kimseleri de tezkiresine dâhil ettiğini belirterek onu eleştirir: “Hemân aybı ehl-i nazm olmayan zurefâdan ba’zı kimesneleri münâsebetle kitâbına idhâlidür” (İsen, 1994, s. 313).
Tezkirelerde “nazm” kelimesinin en fazla Künhü’l-Ahbâr’da (544 defa) kullanıldığı görülür. Bununla beraber kelime; Mecâlisü’n-Nefâ’is’te 72, Sehî Bey’de 129, Âşık Çelebi’de 484, Kınalızâde Hasan Çelebi’de 272, Latîfî’de 361, Riyâzü’ş-Şu’arâ’da 410, Gülşen-i Şuarâ’da 355, Beyânî’de 89, Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de 116, Safâyî’de 333, Sâlim’de 50, Bağçe-i Safâ-Endûz’da 75, Nuhbetü’l-Âsâr’da 21, Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid’de 80, Teşrîfâtu’ş-Şu’arâ’da 145, Rızâ Tezkiresi’nde 10, Fatîn Tezkiresi’nde 153, Kâfile-i Şu’arâ’da 190 defa kullanılır.
Örnek 1:
..kendü hâlinde eş’ârı ile mu’tâd hoş-tab’ eş’ârında haylî letâfet ve nazmında çok halâvet var. Yûsuf u Zelîhâ hikâyesin ve Leylî vü Mecnûn kıssasın nazm itmişdür. Nazmı hemvâr ve esâsı üstüvâr gâyet zîbâ itmişdür. Ehl-i zevk olanlar Yûsuf u Zelîhâ nazmın idenlerde bundan yeg nazm itmiş yokdur dirler (İpekten vd., 2017, s. 65).
Örnek 2:
..ve nazm-ı belâgat-nizâmı kemâ-yenbagî halâvetde idi. Hattâ Tevârîh-i Âl-i Osmânı Fârisî nazm itmişdür. Şeh-nâme-i kadîm bahrini ihtiyâr idüp Mevlânâ Firdevsî-i Tûsîye öykündügiçün muammer olmayup nazmı dört bin beyte vardukda nazm-ı eyyâm-ı hayâtı makta’-ı kelâmla faysal bulmışdur (İsen, 1994, s. 138).
Örnek 3:
Ammâ selîkası şi’r üzre olmagın elbette cemî’ evkâtda nazm-ı eş’ârdan güzîri yokdur ve eglencelerde yanında nazmdan dil-pezîri yokdur. Kürsîde Hüseyn-i Vâ’iz’dür. Nazmda Asma’î ve Câhız’dur. Şi’rüñ her kısmında mâhir ve nazmuñ envâ’ına kâdirdür (Kılıç, 2018, s. 498).
Örnek 4:
İttifâk-ı sikât budur ki Kıssa-i Yûsufı andan eltaf u ahsen ve mergûb u müstahsen kimesne nazm itmemişdür. Bir nazm-ı bî-nazîr ve mümteniʿu’n-nazîrdür ki her beyti beyt-i maʿmûr gibi menbaʿ-ı metîndür ve nazm-ı sihr-intizâm-ı muʿciz-karîni sihr-i mübîndür. Elhâsıl her şâʿir ki selâkat-ı tabʿına iʿtimâd idüp aña nazîre ve cevâb kasdın ide cehlin izhâr eyler. Dekâyık-ı nazma şuʿûr u vukûfı olmamak ve bu nazm-ı muʿciz-nizâmuñ mertebesin derk itmemekden nâşî olur (Canım, 2018, s. 199).
Örnek 5:
Hakkâ ki ulûm-ı Arabiyyeniñ merd-i meydânı ve arsa-i nazm u inşânıñ fâris-i devrânı deyü asrıñ şâ’ir-i bedî’ü’l-beyânı olmagla bu nazm-ı şekerbâr ol şâ’ir-i nâmdâr ve ol tûtî-i hoş-güftârıñ netâyic-i tab’-ı pür-iktidârı olan güftâr-ı âbdârındandır (Çapan, 2005, s. 85).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Birinci, A. (hzl.)(2018). (Doktor Hüseyin Remzî) Lügat-i Remzî (İnceleme-Tıpkıbasım). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Birinci, A. (hzl.)(2019). (Mehmed Salâhi) Kâmûs-ı Osmânî (İnceleme-Tıpkıbasım). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çapan, P. (hzl.) (2005). Tezkire-i Safâyî. Ankara: AYK Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.
Eraslan, K. (hzl.) (2000). Mecâlisü'n-Nefâyis. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Erdem, S. (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ’sı İnceleme-Tenkidli Metin-İndeks-Sözlük. Ankara: AYK Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
İsen, M. (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AYK Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Muallim Nâci. (1318). Lügat-i Nâci. İstanbul: Asır Matbaa Kütüphane ve Mücellithanesi.
Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esʿad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html
Öztürk, F. (hzl.) (2018). Silâhdâr-zâde Mehmed Emîn Tezkire-i Silâhdâr-zâde. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-209345/tezkire-i-silahdar-zade.html
Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Steingass, F. (1998). Kapsamlı bir Farsça-İngilizce Sözlük . Lübnan: Librairie du Liban Publishers.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html
Şemseddin Sâmi, (2006). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Tolasa, H. (2002). Sehî, Latîfi ve Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. Ankara: Akçağ Yayınları.
Yılmaz, K. (hzl.) (2019). Güftî Teşrîfâtü'ş-Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html