fasihü’l-beyân, bedî’ü’l-beyân, belâgat-ı beyân
* Arapçadaki “cemîl ve beyân” kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan “cemîlü’l-beyân” tamlaması; “açık sözün güzeli, sözü güzel ve etkili bir biçimde ifade eden, söz ustası, beyânı güzel olan” anlamlarındadır.
Kamus-ı Türkî, “cemîl” kavramını “güzel yani iyilikle yad etme” (Kamus-ı Türki, s. 482) olarak tanımlarken Lehçe-i Osmanî, “cemâl sahibi, iyi vasıflara sahip” kişi olarak açıklamaktadır (Lehçe-i Osmanî, C. II, s. 1057). Lugat-ı Remzi’de de benzer bir tanım verilir: “Güzel ve hûb ve dilber olan” kişi (Lugat-ı Remzi, C. I, s. 395). Kavram diğer sözlüklerde çoğunlukla “güzel, diyât ve maneviyat da kullanılır. Sabr-ı cemîl, rûy-ı cemîl. Bazen yalnız hoşa gitmek için yaranma, yaranmak için yapma gibi bir mânada kullanılır” şeklinde tanımlanmıştır (Lugat-ı Naci, s. 325; Lugat-ı Cudi, s. 387; Kamus-ı Osmanî C. III, s. 212). Yeni Türkçe Lugat “cemîl” ifadesini “güzel, hûb, ve dilber; iyilikle yâd etme. Mektep imtihanlarında mükâfata müstahak olmayanların en ileride bulunanlarına mükâfat madununda olarak verilen verkâ” biçiminde tanımlayarak diğer sözlüklerdeki eksik manaları da tamamlamıştır (Yeni Türkçe Lugat, s. 258). “Beyân” kavramı ise hemen hemen bütün sözlüklerde “anlatma, açık söyleme, ifade” şeklinde tanımlanmıştır.
Tezkireler bağlamında cemîlü’l-beyân’ı, “beyânı güzel olan, ifadesi/anlatımı güzel olan kimse, sözü açık, anlaşılır ve etkili bir biçimde ifade eden söz ustası, hatip, söz söylemede mahir şair” olarak tanımlamak mümkündür. Cemîlü’l-beyân, “bir eserin veya şairin dilinin güzelliğini ifade eden olumlu mânalı bir terimdir.”
Tezkirelerde cemîlü'l-beyân tamlaması, genellikle şairin sanatını ve ifade kudretini övmek amacıyla kullanılmıştır. Tamlama, anlamı pekiştirmek için hemen her geçtiği yerde celîlü'ş-şân ile birlikte kullanılmıştır. Tezkireci bir şair için cemîlü'l-beyân ifadesini kullanmışsa, bu, şairin sanat bakımından yeterli/başarılı bulunduğu anlamına gelir.
Latîfî, Ali Çelebi’nin Kelile ve Dimne tercümesi olan Hümâyûn-nâme’sinin güzelliğini ve başarısını çeşitli ifadelerle övdükten sonra Elhâsıl bir inşâ-i celîlü’ş-şân ve cemîlü’l-beyândur ki aksâm-ı inşâda kısm-ı sihr-efsûn ve Münşeʾât-ı Vassâfdan vasfı efzûndur (Canım, 2018, s. 379; Kaplan, 2021, s. 75) diyerek onun beyanındaki güzelliği bir kez daha vurgulamıştır. Muhlisî, Safâyî Tezkiresi’nde tatlı diliyle takdir gören yüksek dereceli bir şairdir: Hakkâ ki ol ‘âlim-i ‘âlî-mikdâr ve fâzıl-ı fazîlet-iştihâr şâ‘ir-i celîlü’ş-şân ve cemîlü’l-beyân meşâhir-i şu‘arâdan ‘asrun yegânesi ve dehrün ferzânesi... (Altuner, 1989, s. 784). Aynı övgüler Medhî için de geçerlidir: Bu birkaç beyt-i ra’nâ ol şâ’ir-i celîlü’ş-şân ve cemîlü’l-beyânun zâde-i tab’-ı bî-hemtâları olan eş‘ârındandur (Altuner, 1989, s. 810).
Cemîlü’l-beyân ifadesi Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (Latifî) ve Nuhbetü’l-âsâr min Fevâ’idi’l-eş’âr (Safâyî) dışındaki tezkirelerde geçmez. Ancak yakın bir ifade olarak belîğu’l-beyân ve fasihü’l-beyân tamlamaları kullanılır. Sonuç olarak, cemîlü'l-beyân tamlaması sınırlı sayıda tezkirede yer almasına ve neredeyse istisnasız celîlü'ş-şân ile birlikte kullanılmasına rağmen, şairin ifade gücünü ve üslup inceliğini en üst düzeyde onaylayan bir övgü kalıbı olarak öne çıkmakta; bu tamlamanın kullanılmadığı diğer tezkirelerde ise aynı işlevi belîğu'l-beyân ve fasihü'l-beyân gibi yakın anlamlı ifadelerin üstlendiği görülmektedir.
Cemîlü’l-beyân” ifadesi Latifî'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ adlı eserinde edebî bağlamıyla 1, Safâyî’nin Nuhbetü’l-âsâr min Fevâ’idi’l-eş’âr adlı eserinde ise 2 kez kullanılmış olup diğer tezkirelerde bu hâliyle kullanılmamıştır.
Örnek 1:
Elhâsıl bir inşâ-i celîlü’ş-şân ve cemîlü’l-beyândur ki aksâm-ı inşâda kısm-ı sihr-efsûn ve Münşeʾât-ı Vassâfdan vasfı efzûndur (Canım, 2018, s. 379).
Örnek 2:
Hakkâ ki ol ‘âlim-i ‘âlî-mikdâr ve fâzıl-ı fazîlet-iştihâr şâ‘ir-i celîlü’ş-şân ve cemîlü’l-beyân meşâhir-i şu‘arâdan ‘asrun yegânesi ve dehrün ferzânesi sehâ-güster ve fukarâ-perver mu‘azzez ve muvakkar bir şa‘ir-i şîrîn-makâl ve memdûh-ı erbâb-ı fazl u kemâldir (Altuner, 1989, s. 784).
Örnek 3:
‘Asrun şu‘arâ-yı şîrîn beyânından bir vücûd-ı memdûhdur. Bu birkaç beyt-i ra’nâ ol şâ’ir-i celîlü’ş-şân ve cemîlü’l-beyânun zâde-i tab’-ı bî-hemtâları olan eş‘ârındandur (Altuner, 1989, s. 810).
Altuner, N. (1989). Safayî ve Tezkiresi İnceleme-Tenkitli Metin-İndeks (Yayımlanmamış Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
Canım, R. (hzl.) (2018). Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ-Latîfî (İnceleme-metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Cûdî, İ. (2006). Lügat-ı Cûdî. (B. T. İsmail Parlatır, hzl.) Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Doktor Hüseyin Remzi (2018). Lügat-i Remzî. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü -Latîfî TezkiresiÖrneği-. İstanbul: DBY Yayınları.
Mehmed Salâhî (2023). Kâmûs-ı Osmânî. (hzl. Kudret Ayşe Yılmaz). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Muallim Nâcî (2009). Lügat-i Nâcî. (haz. Ahmet Kartal). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Paşa, A. V. (1889). Lehce-i Osmânî. İstanbul.
Sâmî, Ş. (1978). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Toven, M. B. (1927). Yeni Türkçe Lügat. 2. Baskı. İstanbul.
İnternet Kaynakları:
https://lehcediz.com/ (Erişim tarihi: 29.07.2026)
https://www.osmanlicasozlukler.com/ Erişim tarihi: 29.07.2026)