NÂMEVZÛN (NĀ-MEVZŪN)

şu‘arâ-yı nâ-mevzûn, âsâr-ı nâ-mevzûn, tab‘-ı nâ-mevzûn


* Sözlüklerde “vezinsiz, ahenksiz” anlamında olup tezkirelerde “muvazene sahibi olmayan (kişi)”, “niteliksiz (eser)” anlamlarında kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Nâ-mevzûn kelimesi, Farsça “nâ+” ön eki ve Arapça “mevzûn” kelimesinin bir araya getirilmesi ile oluşturulan bir sıfattır. Nefy ve selb edatı olan “nâ+”, olumsuz bir anlam ifade eder ve sıfatların başına gelerek yeni bir sıfat meydana getirir (Şemseddin Sâmî, 2017, s. 1447; Muallîm Nâcî, 2009, s. 526). Bu ek, Türkçedeki “+sIz” olumsuzluk ekinin veya “değil, olmayan” gibi kelimelerin verdiği anlamı karşılamaktadır (İbrahim Cûdî Efendi, 2006, s. 405). “Mevzûn” kelimesi ise sözlüklerde “vezn ile tartılmış, vezinli, vezinlenmiş, tartılan şey” (Muallîm Nâcî, 2009, s. 420; Mehmed Salâhî, 1322, s. 392) anlamları ile yer almaktadır. Daha çok boyun düzgünlüğünü, güzelliğini ve aruz ilminde vezne muvafıklığı (Mehmed Salâhî, 1322, s. 392) ifade etmek için kullanılan kelime, nefy bildiren “nâ+” eki ile bir araya gelince “vezinsiz, ölçüsüz, ahenksiz, mevzun olmayan” (Şemseddîn Sâmî, 2017, s. 1454; Muallîm Nâcî, 2009, s. 535; Redhouse, 2016, s. 372; Devellioğlu, 2010, s. 805) şeklinde bir anlam ortaya çıkmaktadır.




Terim Anlamı

Muvazene sahibi olmayan, dengesiz kişileri, yerinde ve ölçüp tartmadan söylenen sözleri, niteliksiz eserleri ifade etmede kullanılan terim.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Nâ-mevzûn kelimesinin tezkirelerdeki kullanımı, kelimenin Türkçedeki mecazlı kullanımıyla örtüşmektedir. Nâ-mevzûn, ölçüsüz anlamına gelmektedir. Ölçüsüz kelimesi ise Türkçede “tutum ve davranışları uyumsuz, dengeli olmayan; muvazenesiz” (TDK Güncel Türkçe  Sözlük) anlamlarında kullanılmaktadır. Bu anlamlarla doğru orantılı olarak tezkirelerde de acayip davranışları olan, dengesiz tavırlar sergileyen ve uyumsuzluk gösteren kişileri nitelemek için bu kelime kullanılmaktadır. Kelimenin en çarpıcı örnekleri Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında görülmektedir. Ahdî, eserinin “Şemsî-i Dîvâne” maddesinde adı geçen şahsı anlatırken üç defa nâ-mevzûn kelimesinden istifade etmiştir. Ahdî’nin ifadelerine göre devrinin çok konuşan, patavatsız, dengesiz şairleri arasında yer alan Şemsî, nâ-mevzûn bir yaratılışa sahiptir: “Pür-gûylukla nâ-mevzânlukda şûhî-i sâni kuzât zümresinden ve bu devrün şu‘arâ-yı nâ-mevzûn ve nüdemâ-yı nâ-meymûn[ın]dandur. Vilâyet-i Karaman’da kasaba-i Eregli’ye karîb Zanîne nâm karyedendür. Şahs-ı garîb-sûret ve merd-i ‘acîb-hey’et tab‘-ı nâ-mevzûnla meşhûr-ı zenân-ı zamân...” (Örnek 1) (Solmaz, 2018, s. 194). Bununla birlikte Ahdî, aynı madde içerisinde söz konusu şahsın bir şiirinin makta beyti için de nâ-mevzûn kelimesini kullanarak şiirinin hem anlamsız ve saçma hem de aruz bakımından vezinsiz olduğunu ifade etmiştir: “Bu makta‘-ı nâ-mevzûn dahi gazellerinden nümûnedür” (Örnek 2) (Solmaz, 2018, s. 195). Mevzûn kelimesinin şiirlerde yerinde ve ölçülüp tartılarak söylenmiş sözler için sıfat olarak kullanıldığı (Örnek 3) (Mum, 2004, s. 827) dikkate alındığında “nâ-mevzûn”un vezin bakımından problemli olmanın yanı sıra içerik ve bağlam yönüyle uygunsuzluğu içerdiği de söylenebilmektedir.

Nâ-mevzûn kelimesi, tezkirelerde sözlük anlamına muvafık bir biçimde şiirin aruz bakımından vezne uygun olmayışını belirtmek için de kullanılmıştır. Kelime, Alî Emîrî’nin Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid’inin Câmî maddesinde “Eşʻârının nâ-mevzûn olduğunu iddiʻâ edenleri taktîʻe daʻvet eder” (Örnek 4) (Kadıoğlu, 2018, s. 171) şeklindeki bir cümle içerisinde yer almıştır. Aynı cümlenin devamında yine nâ-mevzûn kelimesi kullanılarak eserlerin/şiirlerin vezin bakımından yetersizliği ifade edilmiştir: “Âsâr-ı nâ-mevzûnunu besteleyerek mecâlis ve mehâfilde okur” (Örnek 5) (Kadıoğlu, 2018, s. 171). Son olarak kelime, Gelibolu Alî’nin Künhü’l-Ahbâr’ının tezkire kısmında şiirlerin okunması hususunda vezne uyulmadığını belirtmek için kullanılmıştır: “Ba‘z-ı ebyâtını nâ-mevzûn okıyup halt-ı kelâm şeklin göstermekle mezbûrı söze getürdüm” (Örnek 6) (İsen, 2017, s. 124).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Tespit edildiği kadarıyla nâ-mevzûn kelimesi Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 1, Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında 4, Gelibolu Alî’nin Künhü’l-Ahbâr’ının tezkire kısmında 1, Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma‘ü’l-Havâs’ında 1, Silâhdâr-zâde Mehmed Emîn’in Tezkire-i Silâhdâr-zâde’sinde 1, Şefkat’in Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî’sinde 2, Mehmed Esad Efendi’nin Bâğçe-i Safâ-endûz’unda 1, Alî Emîrî’nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’inde 2 defa kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1:

Pür-gûylukla nâ-mevzânlukda şûhî-i sâni kuzât zümresinden ve bu devrün şu‘arâ-yı nâ-mevzûn ve nüdemâ-yı nâ-meymûn[ın]dandur. Vilâyet-i Karaman’da kasaba-i Eregli’ye karîb Zanîne nâm karyedendür. Şahs-ı garîb-sûret ve merd-i ‘acîb-hey’et tab‘-ı nâ-mevzûnla meşhûr-ı zenân-ı zamân ve edâ-yı nâ-merbût-ı dûnla mezkûr zebân-ı ‘âlî-suhenân-ı cihân Urlı Şemsü’d-din dimekle ma‘rûf ve güftâr-ı gün-â-gûn ile meze-i rûzgâr diyü mevsûf esnâ-yı musâhabetde garîbe etvâr ve evzâg-ı nâ-hemvârdan hatt olınur (Solmaz, 2018, s. 195).

Örnek 2:

Bu makta‘-ı nâ-mevzûn dahi gazellerinden nümûnedür. Beyt: 

Şems degme bir üstâd tab‘una şâgird olmazken

Mürşid-i ‘ışka şâgird oldı üstâd gördügün gönlüm (Solmaz, 2018, s. 195).

Örnek 3:

Mizler güftâra çün âgâz ede mîzân ile

Mîzbânın da sözü mevzûn gerek mîzân ile (Mum, 2004, s. 827).

Örnek 4:

Eşʻârının nâ-mevzûn olduğunu iddiʻâ edenleri taktîʻe daʻvet eder ve kelimât-ı nâ-hemvârını mutlaka “efâʻîl” “tefâʻîl”e mutâbık getirirdi. Eşʻârını esâtize-i üdebâya tashîh ettirmekten çekinmezdi (Kadıoğlu, 2018, s. 171).

Örnek 5:

Âsâr-ı nâ-mevzûnunu besteleyerek mecâlis ve mehâfilde okur ve hüsn-i sadâsı çâr u nâ-çâr herkesi dinledirdi. Bestelediği eşʻârı içinde;

ʻAşkınla havâlandım bî-lâne miyim bilmem

Derdinle harâb oldum vîrâne miyim bilmem

matlaʻını hâ’iz olan gazeli gibi baʻzı dinlenmesi kâbil olacak sözler de bulunurdu (Kadıoğlu, 2018, s. 171).

Örnek 6:

Ba‘z-ı ebyâtını nâ-mevzûn okıyup halt-ı kelâm şeklin göstermekle mezbûrı söze getürdüm (İsen, 2017, s. 124).




Kaynaklar

Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.

İbrahim Cûdî Efendi (2006). Lügat-i Cûdî. İsmail Parlatır vd. (hzl.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html 

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html

Mehmed Salâhî (1322). Kâmûs-ı Osmânî, C. IVİstanbul: Mahmud Bey Matbaası.

Muallîm Nâcî (2009). Lügat-i Nâcî. Ahmet Kartal (hzl.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Mum, C. (2004). Halepli Edîb Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin-Cinaslar Sözlüğü). Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Redhouse, J. W. (2016). Müntahabât-ı Lügât-i Osmâniyye. R. Toparlı, B. Eyövge Yılmaz, Y. Yılmaz (hzl.). Ankara: TDK Yayınları.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu'arâsı (İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html

Şemseddîn Sâmî (2017). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

TDK Güncel Türkçe Sözlük. Erişim adresi: https://sozluk.gov.tr




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
16/10/2025
logo-img