KASÎDE (ḲAṢĪDE)

kasîde-i bîbedel, kasîde-i bîhemtâ, kasîde-i çespân, kasîde-i dil-güşâ, kaside-i dil-keş, kasîde-i maânî-şi'âr, kasîde-i musanna', kasîde-i pür-me'âl, kasîde-i sûznâk, kasîde-i zîbâ


* Sözlüklerde; ilk beyti kendi içinde, ondan sonraki beyitlerinin ikinci mısraları matla beyti ile kafiyeli, daha çok övgü konusunda yazılan, çoğu 15 beyit ve üzeri demekle birlikte en az 7, 12, 15, 30 beyit gibi zemin belirlenen tek kafiyeli bir nazım şeklinin adı; tezkirelerde biçim kastının yanında tür olarak medhiye anlamında da kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Kasîde, Arapça isim olup "kasada" kökünden gelir. Uzun şiirdir (Ahterî, 2009, s. 477). Vaaz, hikmet, kahramanlık, medh, zemm ve bir şey hakkında söyleme amaçlı yazılır. İlk beyti kendi içinde, sonraki beyitlerinin ilk mısraları serbest, ikinci mısraları ilk beyitle kafiyeli, tek kafiyeli bir nazım şeklinin adıdır (Amîd, 1371, s. 941; Dihhudâ). Bir kafiye üzerine ve ekseriya medh-i ekâbir hakkında söylenir (Ş. Sâmî, 1992, s. 1073; Devellioğlu, 2000, s. 493; Parlatır, 2017, s. 855; Kanar, 2016, s. 1075; Muallim Nâcî, 1978, s. 594; Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd, 2009, s. 201; Alp-Alp, 1958, C. 3, s. 801; Parlatır vd., 1998, C. 2, s. 1230; Muallim Nâcî, TY, s. 88; Doğan, 1996, s. 614; İbrahim Cûdî Efendi, 2006, s. 251). Başlıca Araplarda mu’tâddır. Farslarda en iyi kaside söyleyen Enverî, bizde Nefî’dir (Ş. Sâmî, 1992, s. 1073). “Divan edebiyatı manzumesi; nazım ifade şekli, düzenli, muntazam; manzum parça” (el-Maânî), çekâme, çâme, şiir, medîh, medîha; sürûd, terâne (Vajehyab). Uzunca kıt'a-i medhiye (Ahmet Vefîk Paşa), "gazel gibi fakat uzun olan şiir" (Redhouse, 2009, s. 208). Divan edebiyatında en çok kullanılan nazım şekillerinden biridir (Karaalioğlu, 1983, s. 401-402). Yedi veya on beyitten oluşan Arap edebiyatında bir şiir türüdür (Parlatır, 2017, s. 855).

Kasidenin beyit sayısı konusunda sözlükler arasında farklılıklar gözlenir. Âmid (1371, s. 941), 16 beyitten daha fazla olduğunu söyler. Dihhudâ da aynı görüştedir (Dihhudâ). Bazı sözlükler en düşük beyit sayısını 15 olarak belirler (Ş. Sâmî, 1992, s. 1073; Devellioğlu, 2000, s. 493; Ali Seydî; Parlatır, 2017, s. 855; Kanar, 2016, s. 1075; Muallim Nâcî, 1978, s. 594; Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd, 2009, s. 201; Alp-Alp, 1958, C. 3, s. 801; Parlatır vd., 1998, C. 2, s. 1230; Muallim Nâcî, TY, s. 88; Doğan, 1996, s. 614; İbrahim Cûdî Efendi, 2006, s. 251). Redhouse (2001, s. 1458), yedi veya on iki beyitten fazla olduğunu ve beş yüz beyte kadar uzayabildiğini belirtirken Muallim Nâcî, (TY, s. 88) beyit sayısını en az 31 en çok 99 gösterir ve ikisi ortası bir miktarı seçmenin uygunluğunu vurgular. Kestelli (2011), “25 beyti tecavüz eden eski bir şekl-i nazımdır” derken Karaalioğlu (1983, s. 401-402) çoğu uzun kalıplarla, 30 ve daha fazla beyit olarak yazılır; Muallim Nâcî (1978, s. 594), “50 beyti hâvî kaside” der.

Kaside yazımı ve söylenişi ile ilgili de sözlüklerde birçok terim kullanılmıştır: Kasîde-gû, kasîde-gûyî, kasîde-perdâz, kasîde-perdâzân, kasîde-perdâzî, kasîde-serâ, kasîde-serâyân (Ali Seydî; Muallim Nâcî, 1978, s. 594; Ş. Sâmî, 1992, s. 1073; Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd, 2009, s. 201; Devellioğlu, 2000, s. 493; Parlatır, 2017, s. 855; Kanar, 2016, s. 1075; Alp-Alp, C. 3, s. 801), kasîde-i tevdîiyye (Kanar, 2016, s. 1075), kasideci, kasidehan (Parlatır vd., 1998, C. 2, s. 1230) gibi. 




Terim Anlamı

Edebiyat terimi olarak kasidenin iki cephesi vardır: Tezkirelerin ayrıntıya girmediği ama sözlüklerin ifade ettiği biçim ve hem sözlüklerde hem de tezkirelerde dile getirilen medhiye türüdür. Biçim olarak kaside; ilk beyti kendi içinde, sonraki beyitlerin ilk mısraları serbest, ikinci mısraları ilk beyitle kafiyeli, baştan sona aruzun aynı kalıbıyla kaleme alınan ve belirli bir maksatla yazılan şiir biçimidir. Bu nazım şekliyle tevhid, münacaat, naat, medhiye, hicviye, mersiye vs. türlerinde şiirler yazılmıştır (Aydemir, 2002, s. 133-157). 

Kasidenin biçim olarak yaygın kabul gören tanımı bu olmakla birlikte biçim özellikleri açısından gazel nazım şeklinden ayrı olmadığı görülür. Arap edebiyatından aldığımız kaside ve gazelin başlangıçta ayrı bir biçim olmadığı, gazelin kasidenin içerisinde bir bölümden ibaret kaldığı dikkate alındığında temel biçimin kaside olduğu söylenebilir. Zamanla gazelin müstakil bir form ve içerik olarak geliştiği, divanlarda sayısal olarak kasideyi gölgede bıraktığı hususu dikkate alındığında ise gazel üzerinden yapılan bir tanımlama yanlış olmaz. Türk edebiyatında kasidesiz divan olduğu halde gazelsiz divan muteber değildir. O zaman "Kaside, gazel kafiyesinde, belirli bölümleri içeren şiirdir." (Kurnaz-Çeltik, 2010, s. 144), yahut içerik olarak nesib/teşbib, maksud, tegazzül, fahriye, dua gibi bölümler içeren kaside/gazel biçiminde yazılan şiir şeklinde tanımlanabilir. 

Biçim olarak kasideler, nesib bölümünde işlenen konuya, redifine veya kafiyesine göre isimlendirilir. Beyit sayısında bir sınırlama yoktur. Aruzun hemen her kalıbıyla yazılır. Kasidenin beş ana bölümü vardır: nesîb/teşbîb, maksûd, tegazzül, fahriye ve dua. Her kasidede bütün bölümlerin bulunma zorunluluğu yoktur. Kaside olabilmesi için biri maksûd olmak üzere en az iki bölümünün bulunması gerekir. Girizgâh bir bölümün adı olmayıp, bölümler arası geçişi sağlayan beyit ya da beyitlerdir.

Beyit sayıları çoğunlukla 20 beyitle 70-80 beyit arasında değişir, bazen 20 beyitten az bazen 150 beyte kadar ulaşmış, hatta bunu da aşan örneklerine rastlanır. Çok uzun, konusunun önemine ve şairin kuvvet ve kudretine göre yazılmış kaside örnekleri vardır. Bunlara inşâî kasâid denilir (Aydemir, 2002, s. 137). Kasîdenin beyit sayısı konusunda kesin bir sınır çizmek doğru değildir. Ortalama bir kaside 30-45 beyit arasındadır. Beyit sayıları türe göre de değişim gösterir. Tevhid ve münacaat türünün beyit sayısı ortalaması 15 beytin altındadır. Na't, medhiye ve mersiye türlerinde ise beyit sayıları 30-45 arasındadır (Aydemir, 2002, s. 142). Bazı kaynaklarda beyit sayısının azlığı dikkate alınarak kaside-beççe teriminin de kullanıldığı görülür. Salacıoğlu Mustafa’nın 18 beyitlik 11. kasidesinin başlığı “Vezîr Hasîb Seyyid Mustafa Paşa Hazretlerine Takdîm Buyurdukları Kasîde-Beççedir”dir (Kurnaz vd. 2006, s. 80-81) gibi.

Kasidelerin türle ilişkisine bakıldığında; bu kabil şiirlerin daha çok medhiye ile öne çıktığı görülür. Tek bir nazım şekli ismini ifade ettiğini söyleyemediğimiz gibi belirli bir tür ismini ifade ettiğini söylemek de mümkün görünmemektedir. Kimi tezkire, divan ve mesnevilerde, farklı nazım şekilleri kullanılmış olmasına rağmen medhiye türünü ifade eden, kasidenin bölümlerini taşıyan, hatta "kaside" başlığını taşıyan manzumelerle karşılaşırız. Bu şiirler divanlarda kasideler içerisine değerlendirilmiştir. Ahmet Paşa'nın kasideler içerisinde yer alan ve padişah medhini içeren 38. kasidesi terci-bend nazım şekliyle yazılmıştır ve bir kasidede yer alan bölümleri ihtiva etmektedir (Tarlan, 1992, s. 106-110). Necatî Bey, katırı için yazdığı "Mersiye-i Ester"i mesnevi (Tarlan 1997, s. 97-98), Vezir Mustafa Paşa için yazdığı medhiyesini terkib-bend (Tarlan 1997, s. 107-110) nazım şekliyle yazmıştır. Manzumelerde klasik kasidede bulunan bölümler de vardır. Sehî Bey'in Refîkî için söylediği şu cümlesinde nazım şekli olarak tercî-bend belirtilmiş ancak kasîde tür anlamıyla kullanılmıştır: “Ve şikâyet-i rûzgârda bir tercî'-bend kasîdesi var" (Sehî Beg, 2017, s. 143) gibi. 

Kasîde bir musikî terimi olarak da kullanılır. Yılmaz Öztuna, Arap edebiyatında kasidelerin yazıldıktan sonra bir muganni veya muganniyeye verilerek memduh huzurunda musiki ile okutulduğunu söyler (Öztuna, 1969, s. I/331; Kurnaz-Çeltik, 2010, s. 163). Türk edebiyatındaki kasidelerin bu şekilde okunmadığının altını çizen Öztuna, Türk musikisinde kâr, beste, semâî, şarkı, marş biçimindeki güftelerin medhiye şeklinde icra edildiğini, buna da kaside ismi verildiğini belirtir (Öztuna, 1969, s. I/331; Kurnaz-Çeltik, 2010, s. 163).




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkirelerde kasidenin biçimine dair bilgi verilmemiştir. Övgü ve sanat gösterisi olarak değerlendirilmesi noktasında ittifak vardır. Ancak bu, biçimin göz ardı edildiği anlamına gelmez. Biçim bir olgu olarak alınmıştır. Şairliğin bir gereği olarak kasidelerin yazıldığı; yazılan kasidelerin gerek estetik gerekse etki bağlamında ne kadar güçlü olduğu belirtilmiştir. Kullanılan niteleme sıfatlarıyla kasidenin söyleyiş özellikleri ortaya konmuştur. Bu çerçevede kaside, tezkirelerde şairlerin maharetlerini gösterdikleri; gazel, mesnevi gibi ifade araçlarından birisidir. 

Devletşâh, Minuçihrî için: “Hakikaten bu kaside onun şâirlik tabiatının metinliğine ve söz üstadı olduğuna âdil bir şahiddir” der (Devletşâh, 19a’dan Akt: Çetindağ, 2012, s. 855). Nevâî, Mevlanâ Ehlî için “Nazımlardın her sınıf şi’rde mehâretlıg kişidür. Be-tahsîs kasîde üslûbıda niçe katla Şîrâzdın rengîn kasîdeler aytıp yiberip irdi”, (Nevâî s. 69’dan aktaran Çetindağ, 2012, s. 812-13) der. Beyânî, Fazlî-i Sânî maddesinde “Mü’ellefât-ı adîde musanna' kasîdeleri vardur” (2018, s. 149); Âlî, Hümâmî için “Merhûm ol asrdaki üstâdân-ı Acem revîşine taklîd ile bir musanna' kasîde dahi nazm itmişdür” (2017, s. 46); Latîfi, Niyâzi-i Bursevî maddesinde “Mezbûruñ elif kâfiyesinde mukaffâ ve musannaʿ bir kasîdesi vardur” (2018, s. 540); Ahdî, Pirî Paşanın Sultan Selim’e kasidesi için “Sultân Selîm Hân mezkûruñ medhinde paşa-yı müşârünileyh bir kasîde-i pür-me’âl nazm kılmış" (2018, s. 51); Hasan Çelebi Seydî maddesinde “Sultân Bâyezîd'e Moton fethinde Arabî bir kasîde-i belîga virmişdür” (2017, s. 456); Riyâzî, Ahmed Paşa için “Ol dahı cûş-ı nişân-ı kînine âteş-feşân olmag içün huzûr-ı Hudâvendigâra “kerem” redif bir kasîde-i âbdâr diyüp cenâb-ı saltanata ısdâr itmiş idi” (2017, s. 44); Râmiz Rif’at maddesinde “Sultan Mustafâ Hân-ı sâlis hazretleriniñ evreng-i taht-ı Osmânîye cülûsları esnâsında pâkîze-kasâyid ve târîhler 'arz itmeleriyle” (1994, s. 136); Ali Emîrî Hâletî için “Vâlid-i mâcidleri hakkında keşîde-i rişte-i belâgat eyledikleri bir kasîde-i belîgalarından numûne sûretiyle bir mikdâr tahrîr olunur" (2018, s. 220) der gibi.

Bazı tezkirelerde ve değerlendirmelerde kasidenin içeriği veya sunum amacını ifade eden terimler kullanılmıştır. Bu kapsamda geçen "kasîde-gûne" ifadesi medh anlamındadır. Ali Emîrî, Emîrî maddesinde “Kasîde-gûne mektûb (2018, s. 78); Fatîn, Şeyhülislam Osman Saib maddesinde “Kasîde-gûne Na‘t-ı Şerîf” (2017, s. 219); Mehmet Tevfik, Sâkıb maddesinde “Kasîde-gûne bir gazeli” (sevgilinin güzellik unsurları medhedilmiş) (2017, s. 141) derler. İçinde tarih barındıran kasideler için de "târih-gûne" terimi kullanılmıştır. Mehmet Tevfik, Câzim maddesinde “Târîh-gûne pek güzel kasîdeleri vardır” 2017, s. 152) der. 

Tezkirelerde geçen kaside yazılma vesileleri olarak karşılaştığımız birtakım tanımlamalar da vardır: Cülûsiye, târihiye, teşekküriye, sûriyye, şeceriye, tebrîkiye, duâiye gibi. Riyazî, Cafer Çelebi için “Âkıbet gamz-ı düşmen-i bî-amanla küşte-i şemşîr-i gazab-ı sultânî olup kasîde-i cülûsiyyesinüñ matla‘-ı tatayyur-nişânı ki zikr olınur" (2017, s. 100-1019); Esad Mehmed, Osmanzâde Tâib için “Moskov fethine söylediği kasîde-i târihiyyesinden" (2018, s. 84-85); Faik Reşâd Cevrî için “Şeyh Gâlib merhûma ihdâ buyurmuşdur ki Şeyh dahı -baʿzı ebyâtı âtîde münderic- kasîde-i teşekküriyyeyi tanzîm ü takdîm etmişdir" (2019, s. 80-81); Âşık Çelebi, Hâtemî maddesinde “Kasîde-i sûriyyede bu beyti dahi ra'nâdur" (2018, s. 632); Ali Emîrî, Râgıb maddesinde "Dersaʻâdete teveccüh ve esnâ-yı tarîkda rûhâniyyet-i Hazret-i Peygâmberî’den istimdâd ile naʻt-ı cenâb-ı nebevîde bir kasîde-i şeceriyye-i ʻArabiyye inşâd eyledi" (2018, s. 438); Hasîm maddesinde ise “İbrâhîm Paşa bâ-rütbe-i vezâret rikâb-ı hümâyûn kâ’im-makâmı oldukta verdiği kasîde-i tebrîkiyyede şu şitâyişler nihâyetindeki acıklı sözler münderiç bulunmuş idi" (2018, s. 208-209); kendisi için “Mebâdî-i mes’ele-i zâ’ilede tahrîr eylediğim doksan beytli bir kasîde-i duʻâiyye Diyârbekir gazetesiyle neşr olunarak mazhar-ı takdîr-i ʻumûmî oldu” (2018, s. 100) der.

Tezkirelerde nadir geçen terimlerden biri, leff ü neşr, taksim, tensikü’s-sıfat, tefrik gibi sanatlardan da yararlanarak dört unsurun şiir boyunca karşılıklı sıralanmasıyla ortaya çıkan (Kutlar, 2009, s. 92) çâr-ender-çâr kasidelerdir. Âlî, Hâtemî maddesinde “Ve merkûm Hâtemînüñ çâr-ender-çâr kasîdesini arz-ı şehzâde-i bâ-vakâr cenâbına virüp hüsn-i terbiyyet kıldı” (2017, s. 240); Kınalızâde Hasan Çelebi Ulvî için "Ve biri kasîde-i çâr-ender-çârdur ki kasîde Hâce Selmâna cevâbdur" (2017, s. 577) derler.

Tezkirelerde kasidenin diline göre isimlendirmeler de vardır. Birden fazla dille yazılan şiirlere mülemma’ denir. Hasan Çelebi, Ali Çelebi için “Risâle-i kalemiyye ve bu kasîde-i mülemmayı dimiş idüm” (2017, s. 587); Ahdî, “Niteki râkım-ı hurûf-ı tezkirenüñ babası Mevlânâ Şemsî pâdişâh-ı mezkûruñ vasfında üç zebân ile mülemmaʿ bir kasîde-i musannaʿ sebt kılmışdur…" (2027, s. 43); Ali Emîrî, Râgıb maddesinde "Ahmed Râşid Efendiyü’l-Kalʻavî hakkındaki kasîde-i ʻArabiyye ve Mûsul fuzalâsından Kâsım Ahmedî Efendi hakkındaki kasîde-i Türkiyyelerini bu senede inşâd buyurmuşlardır” (2018, s. 438) der. 

Tezkirelerde kimi kasidelerin kafiye veya redifine göre isimlendirildiği görülür. Esrâr Dede, Derviş Niyâzî için “Bir kasîde-i elfiyyesi vardur” (2018, s. 293); Fâik Reşâd, Hızır Beg için “Akâʾid-i İslâm’a müteʿallık ʿArab Bir Kasîde-i Nûniyye ibdaʿ etmişdir ki şâʿir-i meşhûr Hayâlî tarafından metniniñ letâfeti nesebinde güzel şerh edilmişdir” (2019, s. 41); Ebussuud için “Beyt-i ʿâşıkânesiyle masdar olan Kasîde-i Mîmiyye’sidir” (2019, s. 43) der. 

Tezkirelerde kasîdenin sıfatı olarak çok sayıda terim kullanılmıştır. Bunlar, kasidenin özelliğini belirleyen niteleme sıfatlarıdır. Tespit edebildiğimiz 50 kadar sıfat şöyledir: Kasîde-i musanna’, kasîde-i pür-melâl, kasîde-i âbdâr, kasîde-i hâs, kasîde-i nazîde, kasîde-i nâdîde, kasîde-i pâkize, kasîde-i müstetâb, kasîde-i bî-bedel, kasîde-i belîğâ, kasîde-i belâgat-ünvân, kasîde-i belâgat-simât, kasîde-i belâgat-şiâr, kasîde-i garrâ, kasîde-i bedîha, kasîde-i bâlâ, kasîde-i letâfet, kasîde-i pür-fesâhat, kasîde-i zîbâ, kasîde-i ma'ânî, kasîde-i ra’nâ, kasîde-i muhayyel, kasîde-i dil-nişîn, kasîde-i bî-misâl, kasîde-i bî-hemtâ, kasîde-i muhteri’, kasîde-i pesendîde, kasîde-i i’câz, kasîde-i çâr-ender-çâr, kasîde-i matbua, kasîde-i murassa’, kasîde-i rikkat-engîz, kasîde-i güzîde, kasîde-i bî-nazîr, kasîde-i nâzikâne, kasîde-i yahşî, kasîde-i rengîn, kasîde-i pür-intizâm, kasîde-i nasihat-âmiz, kasîde-i şikeste-beste, kasîde-i bî-nokta, kasîde-i meşhûre, masnû’, muhkem, üstüvâr, mergûb, yahşî, mergûb, latîf kaside gibi. 

Kaside, tezkirelerde şairiyle birlikte, onu yazan anlamlarında da farklı terimlerle geçer: Kasîde-perdâz, kasîde-gû, kasîde-hân gibi. Sâdıkî, Hayretî için “Hûb kasîde-gûydur” (Kuşoğlu, 2012, s. 329); Âlî, Ahmed Paşa için “Evvelâ Türkî dilde evsâf-ı kasîde-gûyân-ı râsih-kelâm semtini ol bulmışdur” (2017, s. 49); Riyâzî, Kadrî Çelebi maddesinde “Kasîde-gûy olup ol vâdîde hezâr çâpük-süvâr-ı ‘arsa-i belâgatden gûy-ı müsâbakat kapmış idi” (2017, s. 271); Safayî, Râzî için “Asrın şu'arâ-yı hoş-güftârından eş'ârı ma'mûr kasîde-gûlukla meşhûr idi” (2005, s. 217); Fatin de İbrahim Hakkı Bey için “Evâil-i hâlinde bir vakt gazel-gûluk meydânında âzmâyîş-i tabîat eylemiş ise de muahharen kasîde-perdâzlık tarafını iltizâm iderek kendiye mahsûs olan vâdîye pûyân ve ol sûretle câ-be-câ silsile-i medh u hicâyı cünbândır” (2017, s. 100); Faik Reşâd, Neşâtî için “Râgıb gibi bülegâ-yı tegazzül, kasîde-perdâzlık, durûb-ı emsâl, naʿt-gûluk, şathiyyât, hikemiyât vâdîlerinde nasıl bir tarz-ı hâssa sâlik ve ser-efrâz olmuşlar ise ʿale’l-ʿâde gazel söylemekde dahi iki şâʿir-i hâʾiz kasabü’ssebak imtiyâz olmuşdur ki biri Vecdî, dîgeri Neşâtî üstâddır” (2019, s. 134) der. Kasîde-hân, kaside okuyan demektir. Ali Şîr Nevâî, Baba Şûrîde için “Kasîde-hânlıkka ma'rûf ve meşhûrdur. Ve tab’ıda köp çâşnî bolur" (Nevâî 118’den Akt. Çetindağ, 2012, s. 694) der.

Kasidenin uzunluğu dikkate alınarak tezkirelerde ömürle ilişkilendirildiği görülür. Âşık Çelebi, Gelibolulu Âlî, Kınzalızâde Hasan Çelebi, Esrar Dede ve Çaylak Tevfîk'de gördüğümüz bu tanımlamalara en çok rağbet eden Âşık Çelebi'dir. Âşık Çelebi, Edâî-i Zaîm maddesinde kafiye, girizgâh, makta, divan, şâir evrâk gibi birbirini çağrıştıran kelimelerden de yararlanarak şairin ölümünü haber verir. "Çünki ol merkûmuñ kâfiye-i direngi teng geldügi eclden kasîde-i hayâtı girizgâhdan geçüp makta'a vâsıl oldı ve yanında olan şâ'irlerüñ ahvâlleri efkâr-ı şâ'ir gibi efgâr ve erbâb-ı dîvânı evrâk-ı müsevvede gibi perîşân-ı rûzgâr oldı” (2018, s. 131); Âlî, Âhî için “Ol rütbe-i sâfilede kasîde-i ömri mukatta' bulup nâ-murâdlığla dünyâdan gitmiş” (2017, s. 93); Hasan Çelebi, Ahmed Paşa için “Ba'dehû kasîde-i ömri makta' u intihâya irüp memâtı mihnet-i hayâtından kendüye muhlis ü mencâ idüp sene isnâ ve tis'ami’ede civâr-ı mülk-i müte'âle intikâl ü irtihâl eyledi” (2017, s. 173); Esrar Dede Şeyh Gâlib için “Mustafâ Reşîd Efendî nâm ârif-i mâl-â-kelâm ve şâ'ir-i be-nâmuñ kasîde-i hayâtlarınuñ matla'ı ve neşîde-i zâtlarınuñ makta'ıdur” (2018, s. 219); Tevfik, Levhî Hüseyin Efendi için “Temmetü'l-hurûf târîhinde kasîde-i 'ömrü tamâm ve Deveciler makberesinde medfûn-ı hâk-i siyâh-fâm kılındı” (1989, s. 307-308) derler.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Devletşâh, Ali Şîr Nevâî, Sehî, Latîfî, Kınalızâde Hasan Çelebi, Âşık Çelebi, Gelibolulu Âlî, Ahdî, Sâdıkî, Safâyî, Riyâzî, Râmiz, Sâlim, Güftî, Esrâr Dede, Seyyid Rızâ, Garîbî, Şefkat, Mehmed Sirâceddin, Mehmet Tevfîk, Fatîn Dâvud, Fâik Reşâd, Esad Mehmed Efendi, Enderunlu Mehmet Âkif, Beyânî, Ali Emîrî, Tezkire-i Âmid ve İşkodralı Şairler olmak üzere 27 tezkirede kaside terimi müteaddit defalar kullanılmıştır. Örneğin Ahdî Tezkiresi'nde kaside terimi biri genel, 26 farklı şairde 34 kez, Safâyî’de 19 ayrı şairde 27 kez, Âşık Çelebi’de 4 şairde 19 kez, Beyânî’de 25 şairde 49 kez, Âkif Tezkiresi'nde 3 şairde 8 kez, Ali Emîrî’nin Tezkire-i Âmid’inde 100’den fazla kez geçmiştir. 




Örnekler

Örnek 1:

Öz zamannıng bî-nazîri irdi. Her nev’ şi’rga kim meyl körgüzdi, anga me'ânî-i garîbe köp yüzlendi. Be-tahsîs kasâyidde, belki ihtirâ'lar hem kıldı ve köpi yahşı vâki’ boluptur. Ve mesnevîleri hem, mesel tecnîsât, zü'l-bahreyn ve zü’l-kâfiyeteyn. Ve Hüsn ü 'Işk ve Nâsır u Mansûr ve Behrâm u Gül-endâm bar. Ammâ gazeliyyât ve kasâyid dîvânı meşhürrak ve yahşırak vâki' boluptur (Eraslan, 2001, C. I, s. 11). 

Örnek 2:

Ve ol ‘Acemden geldügi mahalde kendü günâhı mukâbelesinde pâdişâhı medh idüp bir kasîde dimiş idi. Ve bu beyt ol didügi kasîdedendür. Günâhı ‘afv olmak ümmîdine dimişdür ki zikr olınur. Beyt:

Ne kul ola ki anuñ olmaya cürm ü günehi 

Ne hatâ ola ki ‘afv itmeye sultân-ı kerem (Sehî, 2017, s. 119-120).

Örnek 3:

Kasîde-i îd

Selh oldı mâh u rûze vü gösterdi tâb îd

Arz eyledi cihâna temâm âfitâb îd

 

Hınk-ı sipihre devlet ile olmaga süvâr

Mâh-ı nevi idindi murassa’ rikâb-ı îd (Âşık Çelebi, 2018, s. 416-417).

Örnek 4:

Niteki zamân ı evâilde bir gemici dilberine dil virüp fülk-i tenin deryâ-yı ʿışka salup müstagrak-ı bahr-ı mevc-i hırmân olup ol hevâyla gemiciler ıstılahâtın cemʿ idüp bir kasîde-i âbdâr mânend-i dürr-i şehvâr gavvâs-sıfât bahr-ı ʿamîkden kenâra çeküp der-gûş-ı erbâb-ı hüner ve meşhûr-ı bahr ü berr olmışdur (Ahdî, 2018, s. 107).

Örnek 5:

Şâ'ir-i mezbûr vezîr-i a'zâm Râmî Mehmed Paşa'ya bir kasîde-i garrâ verdikde pesendîde-i âsafî olup yüz altun câ'ize göndermekle bu ebyât ile vusûlünü i'lâm eder.

Nazm

Bahâne eyleyüp ma'mûrî-i ebyât u eş’ârı 

Dil-i vîrânım etdiñ lutf ile âbâd sultânum 

 

Yüz ihsân ile yüz sikke-i zer eylediñ ihsân 

İki yüzden sevindi Sâbit-i nâ-şâd sultânum (Mustafa Safâyî Efendi, 2005, s. 182).

Örnek 6:

Mîr Haydar-ı Kâşî: Egerçi özi bir neme pest ve hakîr-cüsse vâkiʿ bolupdur ve illâ istiʿdâd ile ʿâlî-şân kişidür. Muʿammâ ve târîh fennide imtiyâzı bar. Dirler kim bir kasîde Hân Ahmed Pâdşâh ismiga aytupdur kim her mısraʿıdın bir muʿammâ ve bir târîh istihrâc kılupdur (Kuşoğlu, 2012, s. 228).

Örnek 7:

Esâs-ı bünyân-ı ma’rifeti kavâ’id-i Arabiyye kavâyimi ile muhkem ve pây-best-i erkân-ı fazîleti metîn ü müstahkem oldukdan mâ’adâ üslûb-ı kasîdede peyrev-i üstâdân-ı mütekaddimîn ve dûrbîn-i Selmân u Zahîrü’ddîn ola. Evvelâ Türkî dilde evsâf-ı kasîde-gûyân-ı râsih-kelâm semtini ol bulmışdur. Ve kân-ı gevher-nisâr-ı tab’-ı pâki ve ummân-ı dürr-i lutf u ihsân olan zihn-i derrâkı la’l u gevher-redîf kasîdelerinde gün gibi nümâyân olmışdur (Gelibolulu Âlî, 2017, s. 49).

Örnek 8:

Şâ’ir-i mezbûr vezîr-i a’zam ve halîl-i celîl-i sultân-ı ‘âlem olan İbrâhîm Paşa ve sadr-ı ekrem Mevlânâ-yı a’zam Kadrî Efendinüñ cenâb-ı vâlâ-kadrine kasîde-i garrâ virüp anlaruñ hüsn ü terbiyet ve vesâtet-i ‘inâyetleriyle hâkân-ı mesfûra dahı kasîde virdükde niçe cevâ’iz ü ‘atiyyâtına mazhar ve çemenzâr-ı dil ü cânı Fırat-ı salât u ihsânı ile muhazzar olmış idi. Gül redîf bu kasîde-i latîf ü şerîfi ol hâkân-ı vâcibü’t-teşrîfe virdükde gül gibi baş üzre yir idüp bûy-ı dil-cûsı hüsn-i kabûl-i ‘âlemgîr olmışdur” (Kınalızade Hasan Çelebi, 2017, s. 671).

Örnek 9:

Nesr: Lisân-ı Türkîde şuʿarâ-i Rûmdan kasîde-i masnûʿa-i Selmâna bundan matbûʿ u masnûʿ nazîre dimiş kimse yokdur. Meger Mevlânâ Lâmiʿî kitâb-ı Hüsn ü Dilinde ol kasîde-i masnûʿayı elfiyye ki kasîde-i merkûmeyi tetebbuʿ idüp Türkî terkîb ile cevâb tahrîr itmişlerdür ve zebân-ı Fürsde vâkiʿ olan kasâyide nazîre idüp dimişlerdür (Latîfî, 2018, s. 584).

Örnek 10:

Mahdûm-ı müşârün ileyh hazretleri kasîde-perdâzîde ve tegazzülde bî-nazîr ve semt-i mu’ammâda ve lugazda tabî’at-ı pâkleri âlem-gîrdir (Sâlim, 2018, s. 87).

Örnek 11:

Piyâle Paşa, tonanmadan dönişde bu kasîde-i nazîdeyi Hazret-i Sultân Süleymân’a ‘arz idüp makbûl-i tab‘-ı düşvâr-pesendleri düşüp İstanbul’da Şeref Medresesin ihsân ile kadrin ser-bülend itmişler idi” (Riyâzî, 2017, s. 63); Kasîde-gûy olup ol vâdîde hezâr çâpük-süvâr-ı ‘arsa-i belâgatden gûy-ı müsâbakat kapmış idi (Riyâzî, 2017, s. 271).

Örnek 12:

Mebâdî-i mes’ele-i zâ’ilede tahrîr eyledigim doksan beytli bir kasîde-i duʻâiyye Diyârbekir gazetesiyle neşr olunarak mazhar-ı takdîr-i ʻumûmî oldu (Ali Emîrî Efendi, 2019, s. 100); Paşa, Âmid şehriniñ pek meşhûr olan Çadırcılar esnâfını celb ederek gâyet vâsiʻ ve dil-güşâ bir çadır iʻmâlini emr etmiş ve 1131/1719 senesinde çadırıñ hitâm bulmasına Hâmî Efendi “râ’iyye” bir kasîde-i garrâ-yı nâ-dîde-edâ inşâd eylemiştir (Ali Emîrî Efendi, 2019, s. 235). 

Örnek 13:

Şehzâde Sultân Mustafâ sünnet oldukda bu kasîde-i pür-fesâhatı meşhûr u makbûl-ı cumhûrdur. Şi’r: 

Subh-dem alup ‘Utârid destine zerrîn kalem 

Safha-i sîm-âb kevn-i târuma çekdi rakam 

 

Atlas-ı gerdûnı kat kat eyleyüp yıgdı Zuhal

Hâk-pây-ı ferş-i şâha itmege ferş-i kadem 

 

Dikdi bir zerrîn kabak meydân-ı gerdûna nişân 

Tîr atar yir yir şehâb idüp kemân-ı çarhı ham (Kınalızâde Hasan Çelebi, 2017, s. 678).

Örnek 14:

Musannaʿ u muhayyel sihr ü iʿcâza karîb garîb kasîdeler dimüşdür (Latîfi, 2018, s. 188).

Örnek 15:

Cümleden mecmû’a-i mekârim ü me’âlîye dîbâce olup sultân-ı ‘ulemâ ve mu’allim sultân olan Hâce Efendi Hazretlerine didükleri kasîde-i muhteri’alarıdur. El-hakk bu kasîde-i bî-misâle nazîr olmak emr-i muhâl ve bu tarz-ı nagzda bundan özge kelâm u makâl dinmek mahz-ı hayâl idügi ma’lûm u meczûb-ı ehl-i kemâldür (Kınalızâde Hasan Çelebi, 2017, s. 786-87).

Örnek 16:

Dâmâd İbrahim Paşa’ya keşf-perde-i hayâl-i tab'-ı pür-kemâl ile rengîn gazel ü kasâyid 'arz idüp… (Râmiz, 1994, s. 169).

Örnek 17:

Ol takrîble bu kasîde-i pür-intizâmı diyüp her mısrâ’ında zikr-i âteş ü âbı iltizâm itmişdür. Bu eş’âr ol kasîde-i nâmdârdandur. Şi’r: 

Dil yanup âteş-i ‘ışkunla dökerdi gözüm âb 

İmtizâc eylemedin âteş ü bâd âb u türâb 

 

Câna âteş bıragur teşne-dile âb sunar 

Reng-i âteşde ‘aceb âb degül mi mey-i tâb (Kınalızâde Hasan Çelebi, 2017, s. 577).

Örnek 18:

Ve bu bir kaç beyt-i nasîhat-âmîz kasîdelerindendür ki şu‘arâ-yı ‘asr nazîreler dimişdür: 

Nazm 

Halka gibi kimsenüñ kapusına urma kulag 

Bakma hem-sâyeñ sarâyından yaña revzen gibi 

 

Âsiyâ-veş bî-temîz olma ögitme bulduguñ 

Hurde-bîn olup dakîkuñ gözle pervîzen gibi (Riyâzî Muhammed Efendi, 2017, s. 270).

Örnek 19:

Ve masnû’ kasîde aytıpdur (Nevâî 34’ten Akt. Çetindağ, 2012, s. 775).

Örnek 20:

Kasîdeleri bî-bedel musanna’ ü muhayyeldür. Sultân Süleymân Hân Elkâs ile Acem seferin itdükde bu kasîdeyi sunmışdur. 

Çekelüm gün gibi ak sancâk ile şarka çeri

Kara topraga karalum kıralum surh-seri (Beyânî, 2018, s. 237-38).




Kaynaklar

Ahmet Vefîk Paşa. Lehçe-i Osmânî. https://www.osmanlicasozlukler.com/lehceiosmani/tafsil-455378-s31.html#google_vignette

Ahterî Mustafâ Efendi. (2009). Ahterî-i Kebîr. (hzl. Ahmet Kırkkılıç, Yusuf Sancak). Ankara: TDK Yayınları.

Ali Emîrî Efendi. (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. (hzl. İdris Kadıoğlu). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html  

Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd. (2009). Mükemmel Osmanlı Lügati. (hzl. Necat Birinci, Kazım Yetiş, Fatih Andı, Erol Ülgen, Nuri Sağlam, Ali Şükrü Çorok). İstanbul: TDK Yayınları.

Ali Seydî. Resimli Kâmûs-ı Osmânî. Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/resimlikamus/tafsil-533023-p79.html

Alî Şîr Nevâyî. (2000). Mecâlisü'n-nefâyis. (hzl. Kemal Eraslan). Farsça Çeviri Naci Tokmak. Ankara: TDK Yayınları.

Al-Ma'ânî, Erişim adresi: https://www.almaany.com/tr/dict/ar-tr/ 

Alp, A. R., Alp S. (1958). Büyük Osmanlı Lügati. İstanbul: TÜRK-AR.

Amîd, Hasan. (1371). Ferheng-i Amîd. Tahran: Müessese-i İntişârât-ı Emîr-i Kebîr.

Aydemir, Y. (2002). Türk Edebiyatında Kaside. Bilig. S. 22, s. 133-168.

Bağdatlı Ahdî. (2018). Gülşen-i Şuʿarâ. (hzl. Süleyman Solmaz). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Çetindağ, Y.. (2012). Ali Şîr Nevâî’nin Batı Türkçesi Divân Edebiyatına Tesiri (XVI. Yüzyıl Sonuna Kadar). Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi.

Devellioğlu, F. (2000). Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Eski ve Yeni Harflerle. Ankara: Aydın Kitabevi.

Devletşâh-ı Semerkandî. (1994). Tezkire-i Devletşâhî. (hzl. Necati Lugal). İstanbul.

Dihhudâ, A. E. Erişim adresi: https://vajehyab.com/dehkhoda/%DA%86%DA%A9%D8%A7%D9%85%D9%87

Doğan, D. M. (1996). Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: İz Yayıncılık.

Enderunlu Mehmed Âkif. (2001). Mir’ât-ı Şi’r. (hzl. Mehmet Kılcı). Yüksek Lisans Tezi. Çukurova Üniversitesi. 

Esad Mehmed Efendi. (2018). Bağçe-i Safâ-endûz. (hzl. Rıza Oğraş). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html   

Esrâr Dede. (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. (hzl. İlhan Genç). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html 

Es-Seyyid Pîr Mehmed bin Çelebi. (2018). Meşâ’irü’ş-şu’arâ. (hzl. Filiz Kılıç). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html  

Fâik Reşâd. (2019). Eslâf. (hzl. Emrah Aydemir-Fatih Özer). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html  

Fatîn Dâvud. (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). (hzl. Ömer Çiftçi). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html 

Garîbî. (2010). Tezkire-i Mecâlis-i Şu’arâ-yı Rȗm Garîbî Tezkiresi. (hzl. İsrafil Babacan). Ankara: Vizyon Yayınevi.

Gelibolulu Âlî. (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. (hzl. Mustafa İsen). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html 

Giritli Salacıoğlu Mustafa Celvetî. (2000). Dîvân. (hzl. Cemal Kurnaz, Mustafa Tatcı, Yaşar Aydemir). Ankara: Akçağ Yayınları.

Güftî. (2019). Teşrîfâtü’ş-Şu‘arâ. (hzl. Kâşif Yılmaz). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html 

İbrahim Cûdî Efendi. (2006). Lugat-ı Cûdî. (hzl. İsmail Parlatır, Belgin Tezcan Aksu, Nicolai Tufar). Ankara: TDK Yayınları.

İsmail Belîğ. (1985). Nuhbetü’l-âsâr Li-Zeyl-i Zübdetü’l-Eş’âr. (hzl. Abdulkerim Abdulkadiroğlu). Ankara: Gazi Ün. Yayınları. 

Kanar, M. (2016). Büyük Farsça Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.

Karaalioğlu, S. K. (1983). Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü. İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitabevleri.

Karateke, H. T. (1995). İşkodra Şairleri ve Ali Emîrî’nin Diğer Eserleri. İstanbul: Enderun Kitabevi. 

Kestelli, R. N. (2011). Resimli Türkçe Kamus. (hzl. Recep Toparlı, Belgin Tezcan Aksu, Canan Selvi Kanoğlu, Seyfullah Türkmen). Ankara: TDK Yayınları.

Kınalızâde Hasan Çelebi. (2017). Tezkiretü’ ş-şu’arâ. (hzl. Aysun Sungurhan). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Kurnaz, C., Çeltik, H. (2010). Divan Şiiri Şekil Bilgisi. İstanbul: H Yayınları.

Kuşoğlu, O. (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr'ın Mecma‘ü’l-Havâs Adlı Eseri (İnceleme - Metin-Dizin). Doktora Tezi. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.

Kutlar, F. S. (20009). Klasik Türk Edebiyatında Çâr-Ender-Çâr ve Kara Fazlî’nin Kasîdesi. Türkbilig. S. 17, s. 92-115.

Latîfî. (2018). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. (hzl. Rıdvan Canım). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Mehmed Sirâceddîn. (2018). Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ. (hzl. Mehmet Arslan). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-208568/mehmed-siraceddin-mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba.html 

Mehmet Tevfîk. (2017). Kâfile-i Şu’arâ. (hzl. Fatma Sabiha Kutlar Oğuz, Hanife Koncu, Müjgan Çakır). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html  

Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi. (2018). Tezkiretü’ş-şuarâ. (hzl. Adnan İnce). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

Muallim Nâcî. (1978). Lügat-ı Nâcî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Muallim Nâcî. (TY). Istılâhât-ı Edebiyye Edebiyat Terimleri. (hzl. Alemdar Yalçın-Abdülkadir Hayber). Ankara: Akabe Yayınları.

Mustafa Cârullahzâde. (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). (hzl. Aysun Sungurhan). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Mustafa Safâyî Efendi. (2005). Safâyî Tezkiresi (Nuhbetü'l-Âsâr min Fevâ'idi'l-Eş’âr). (hzl. Pervin Çapan). AKM Yay.

Öztuna, Y. (1969). Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi I. İstanbul: MEB Yayınları.

Parlatır, İ. (2017). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.

Parlatır, İ, vd. (1998). Türkçe Sözlük. 1-2. Ankara: TDK Yayınları.

Râmiz. (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zürefâsı, İnceleme-Tennkidli Metin-İndeks-Sözlük. (hzl. Sadık Erdem). AKM Yayınları. 

Redhouse, S. J. W. (2001). A Turkish and English Lexicon: Shewing in English the Significations of the Turkish Terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Redhousu, J. W. (2009). Sözlük. (Hzl. Abdülkadir Hayber). Ankara: TDK Yayınları.

Riyâzî Muhammed Efendi. (2017). Riyâzü’ş-Şu'arâ (Tezkiretü’ş-Şu'arâ). (hzl. Namık Açıkgöz). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html 

Sehî Beg. (2017). Heşt Bihişt. (hzl. Haluk İpekten vd.). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

Şefkat-i Bagdâdî. (2017). Şefkat Tezkiresi (Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî). (hzl. Filiz Kılıç). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194367/sefkat-tezkiresi-tezkire-i-suara-yi-sefkat-i-bagdadi.html

Şemseddin Sâmî. (1992). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Tarlan, A. N. (1992). Ahmet Paşa Divanı, Ankara: Akçağ Yayınları.

Tarlan, A. N. (1997). Necati Beg Divanı. İstanbul: MEB. Yayınları.

Zehr-i Mâr-zâde Seyyid Mehmed Rızâ. (2017). Rızâ Tezkiresi. (hzl. Gencay Zavotcu). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html 




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
30/09/2025
logo-img