gazel-i rânâ, târîh-i ra’nâ, gazeliyât-ı ra'nâ, ra'na gazeliyyât, beyt-i ra'nâ, kaside-i ra'nâ, kıt'a-i ra'nâ, tab'-ı ra'nâ, tarih-i ra'nâ, makta-i ra'nâ, ra'nâ matla, ra'nâ eş'ar
* Sözlüklerde "güzel", "latif", "parlak", "revnaklı" ve "hoş görünen" gibi anlamları olan, tezkirelerde "güzel", "hoş", "latif" anlamlarında beyit, gazel, kaside, tarih gibi şiirleri nitelemek için kullanılan terim.
Sözlüklerde, Arapça bir sıfat olan ra'nâ kelimesinin “ahmak, düşünmeden ağzına geleni söyleyen kadın” (Şemseddin Sami 1318, s. 666), “ahmak, çolpa, sünepe kadın" (Muallim Naci, 1308, s. 439), “ahmak, sünepe kadın” (Devellioğlu, 2008, s. 877) manasına gelen “er'an” kökünden türediği belirtilmektedir. Kelime, daha sonra anlam iyileşmesiyle sözlüklerde “güzel, tatlı, cilveli, takdire şayan, enfes mükemmel” (Redhouse, 1987: 979), “güzel, latif, revnaklı, pek iyi, pek âlâ” (Şemseddin Sami 1318, s. 666), “güzel, latif, hoş, nümayişli” (Muallim Naci, 1308, s. 439), "güzel, latif, parlak ” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, cilt 1, s. 495) anlamları kazanmıştır.
Şemseddin Sâmî, kelimeye “güzel, latif, revnaklı, pek iyi, pek âlâ” anlamlarını verdikten sonra kelimeyi “dilber-i ra'nâ, gül-i ra'nâ ve serv-i ra'nâ" (Şemseddin Sami 1318, s. 666) tamlamaları ile örneklendirmiştir. Muallim Nâci ise kelimeyi, “güzel, latif, hoş, nümayişli” (Muallim Naci, 1308, s. 439) şeklinde anlamlandırmış ve “mahbube-yi ra'nâ, serv-i ra'nâ” tamlamalarını örnek olarak vermiştir.
Matla, makta, beyit, gazel, kaside, tarih, kıt'a gibi nazım şekillerinin yanı sıra şairlerin şairlik yeteneği için “güzel”, “hoş”, “latif” ve “mükemmel” manalarında niteleme amaçlı kullanılan terim.
Ra'nâ sözcüğünü Herat sahası tezkirecilerinden Ali Şir Nevâî'nin parlak, güzel ve hoş anlamında üç defa sıfat olarak kullandığı görülmektedir. Yusuf Çetindağ, Eleştiri Terimleri Açısından Herat Mektebi Tezkirelerinin Anadolu Tezkirelerine Tesiri isimli çalışmasında ra'na sözcüğünün bir eleştiri terimi olarak ilk defa Âşık Çelebi tarafından kullanıldığını belirtmektedir(Çetindağ, 2002, s. 191). Ancak kelimenin Anadolu sahası tezkirecilerinden Sehi Bey tarafından sıfat olarak kullanıldığı görülmektedir. Sehi Bey bu ra'nâ sözcüğünü 24 yerde kullanmaktadır. Kelime, Sehi Bey tarafından ebyât, eş'âr, gazel, nazm, güftar, matla, kitabet, latife gibi nazım şekilleri ve şiirle ilgili terimler için sıfat olarak kullanmıştır.
Kelimenin, Latîfî Tezkiresi’nde kullanılmadığı görülürken Âşık Çelebi'nin ise tezkiresinde yedi defa kullandığı görülmektedir. Âşık Çelebi hayatı hakkında bilgi verdiği şairlerin manzumelerinden örnek verirken; “beyitleri ra'nâ, ebyât-ı ra'nâ kaside-i ra'nâ ve ra'nâ” sözcüğü güzel, latif, göze hoş görünen manalarında kullanmıştır. Figânî maddesinde kelimenin bu anlamda kullanıldığı açıkça görülmektedir. “Sultân Mustafâ dügünine bu kasidesi ra'nâ ve makbuldur.” (Kılıç, 2018, s. 526).
Kınalızâde Hasan Çelebi ra'nâ sözcüğünü otuz dört yerde sıfat olarak kullanmıştır. Hasan Çelebi kelimeyi iki defa nazım şekilleri için “…..ol esnâda bu târîh-i ra’nâyı dimişdür”, otuz iki defa hayatı hakkında bilgi verdiği şairlerin fiziki özelliklerini anlatırken kullanmıştır. Kınalı-zâde Hasan Çelebi'nin Hâlisî (d. ? - ö. ?) maddesinde ”ve kâmet-i serv-i ra’nâsı…" (Sungurhan, 2017, s. 324) diyerek kelimeyi şairin fiziki özelliklerini anlatmak için kullandığı görülmektedir (Örnek 1).
Ra'na kelimesinin altmış dokuz defa ile en çok Rızâ Tezkiresi'nde geçtiği görülmektedir. Kelimeyi on beş defa şairin mizacını ve yaratılışını anlatırken “tab'-ı ra'nâ” şeklinde kullanan Rızâ, elli dört defa ise şairlerin eserlerinden örnek verirken, onları “beyt-i ra'nâ, kaside-i ra'nâ, gazel-i ra'nâ, kıta-i ra'nâ, makta-ı ra'nâ, eş'âr-ı ra'nâ” şeklinde nitelendirmiştir (Örnek 2).
Ra'nâ kelimesini sık kullanan bir diğer tezkireci ise Sâlim'dir. Sâlim tezkiresinde kelimeyi toplamda 52 defa kullanmıştır. Kelime 27 defa şairi hakkında bilgi verilirken yaşadığı yerin güzelliğini anlatmak için “deryâçe-i ra'nâ” (İnce, 2018, s. 358) şeklinde kullanılırken 25 defa şairlerin manzumelerinden örnek verilirken nazım şekilleri için niteleme sıfatı olarak kullanılmıştır (Örnek 3).
Kelimeyi sık kullanan bir diğer tezkireci ise Safâyî'dir. Safâyî'nin kaleme almış olduğu eserinde ra'nâ kelimesini 47 defa kullandığı görülmektedir. Kelimenin genel olarak örnek verilecek şiirler için “beyt-i ra'nâ, ruba'i-i ra'nâ, nazm-ı ra'nâ, tarih-i ra'nâ” şeklinde niteleme sıfatı olarak kullandığı görülmektedir. Bunun dışında Safâyî, Es'ad (d. ? - ö. ?) maddesinde, “Gonca-i gül-i ra'nâ-yı vücüdları gülşen-i İstinbul'dan güşade olmuşdur.” (s. 85) şeklinde şairin fiziki özelliğini anlatırken de kelimeyi kullanmıştır. Yine Rehâyî (d. ? - ö. ?) maddesinde de şairin yaratılışı için ra'nâ kelimesini kullandığı görülmektedir (Örnek 4).
Ahdî, Şemsî-i Dîvâne (d. ? - ö. ?) maddesinde, şairin kaleme almış olduğu bir tarihi ra'nâ olarak nitelendirir (Solmaz, 2018, s. 196) ve manzumenin beytini nakleder (Örnek 5).
Ra'na kelimesinin tezkirelerdeki kullanımına bakıldığı zaman genel olarak örneklenecek şiiri nitelemek için tercih edildiği görülmektedir.
Ra'na sözcüğü tezkirelerden önce divan şairleri tarafından kullanılmıştır. Divan şairleri kelimeyi “gül-i ra'nâ, serv-i ra'nâ, kadd-i ra'na" vb. terkipli şekilde sevgilinin güzelliğini anlatmak için kullanmışlardır. Anadolu sahasında ilk lâ-dinî şiirler yazan Hoca Dehânî Divânı'nda bir defa "gül-i ra'nâ" şeklinde geçmektedir (Ersoy-Ay, 2017, s.67). Dehânî'den sonra Ahmedî de kelimeyi Divânı'nda kelimeyi gül-i ra'nâ şeklinde 1 defa kullanmıştır (Akdoğan, s. 241). Divan şiirinin kurucu şairleri arasında yer alan Necâtî Bey ise kelimeyi sevgilinin güzelliğini anlatmak için dilber-i ra'nâ şeklinde kullanmıştır (Yılmaz, 2019, s. 75). Daha sonraki yüzyıllarda yaşamış olan şairlerin ise manzumelerinde bu kelimeye oldukça sık yer verdikleri görülmektedir.
Tezkirelerde bir niteleme sıfatı olarak kullanılan “ra'nâ” kelimesinin nitelediği kelimelere “güzel”, "mükemmel", “hoş” ve “takdire şayan” anlamlar katttığı görülmektedir.
Yapılan taramalar sonucundan kelimenin Herat bölgesi tezkirecilerinden Ali Şir Nevâî 3 defa, Anadolu sahasında ise Sehî 24, Âşık Çelebi 7, Kınalızade 34, Safâyî 47, Rızâ 69, Mirza-zâde Mehmed Salim 52, Mehmed Siraceddin 7, Güftî 2, Şefkat 4, Ahdî 1, Ali Emirî 3, Âlî ise 1 defa kullanmıştır.
Örnek 1:
Bi’z-zarûî ‘ışk âteşin eş‘âr-ı âbdâr bir mikdâr teskîn itmek içün anlardan sâdır olan vâridât-ı ilâhî ki eş‘âr-ı garrâ ve ebyât-ı ra‘nâdur yazup dîvân itmişlerdür (İpekten, ipekten-Kut, vd, 2017, s. 20).
Örnek 2:
Sultân Selîm Hân-ı sânî Hazretleri’nüñ tehniyet-i cülûs-ı sa‘âdet-me‘nûslarına eyitdükleri kasîde-i bî-hem-tâlarından bu birkaç beyt-i ra‘nâ bu mahalle tahrîr olındı:
Şi‘r
Bi-hamd-illah şeref buldı yine mülk-i Süleymânî
Cülûs itdi sa‘âdet tahtına İskender-i sânî
Togup gün gibi zerrîn tâc ile burc-ı sa‘âdetden
Yetişdi şarkdan garba ziyâ-yı ‘adl ü ihsânı
Beşâretler zemîne âsümânuñ gözleri aydın
Cihânı şöyle nûrânî idüpdür rûy-ı rahşânı (Zavotçu, 2017, s. 66).
Örnek 3:
Bu birkaç beyt-i ra'nâ ol şâ'ir-i nezâketkârıñ biñ yüz yigirmi ikide vâkı olan Moskov fethine eyledikleri târîh-i ra'nâyı müştemil kasîde-i bî-nazîrlerindendir ki bu mecelle-i celîle-i zurafâya sebt ü tahrîr ve zîver-i sahîfe-i imlâ vü tastîr kılındı (İnce, 2018, s. 147).
Örnek 4:
Bu eş'ârı dilgüşa zâde-i tab'ı ra'nâsı olan âsârındandır.
Nazm
Bir yârdır gonca ki agyâr içindedir
Kûyunda gör bu râzı ki gülzâr içindedir (Çapan, 2005, s. 238).
Örnek 5:
……târîh-i mezedâr-ı zîbâ diyüp müşârünileyh paşaları ol târîh-i ra’nâda zikr itmişdür tahrîr ü tastîr olundı. Şiʿr :
Bi lisânî ʿArabî ķâle Şemsî târîh
Mustafâ Paşa râhe ebeden fecâe Sinân (Solmaz, 2018, s. 196).
Kaynaklar
Akdoğan, Yaşar (yty). Ahmedî - Dîvân. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78357/ahmedi-divani.html [Erişim tarihi: 11.12.2024]
Canım, R. (hzl.) (2000). Latîfî Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: AKM Yayınları.
Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-âsâr min Fevâ’idi’l-eş’âr) İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Çetindağ, Y. (2002b). Eleştiri terimleri açısından Herat mektebi tezkirelerinin Anadolu tezkirelerine tesiri. Bilig, 22, 109-132.
Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.
Ersoy, Ersen ve Ümran Ay (2017). Hoca Dehhânî Dîvânı. Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.
Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English lexicon: Shewing in English the significations of the Turkish terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html.
Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.
Yılmaz, O. (hzl.) (2019). Necâtî Bey Dîvânı. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html