MEŞHÛR (MEŞHŪR)

gazel-i meşhûr, gayr-ı meşhûr, şu’arâ-yı meşhûre


* Tezkirelerde de “bilinen”, “tanınmış” sözlük manâlarıyla çeşitli bağlamlarda kullanılan; ayrı bir terim anlam kazanmamış olmasına rağmen diğer tezkire terimleriyle beraber kullanıldığı durumlarda onların anlamına dâir pekiştirici işlevi olan kelime.



Sözlük Anlamı

“Meşhûr” kelimesinin kökü “şöhret”tir. Bu kök üzerinden sözlüklerde “şöhret kazanmış”, “şöhretli”, “şehîr” şeklinde karşılanan kelime bu kökle anlamdaş olan “ün”den “ünlü”, “ün almış”, “ün salmış” şeklinde de anlatılmıştır. Bu ünün kendisinin bilinip yayılmasıyla gerçekleştiği “ad”, “san” ve “nam” üzerinden sözlükler ona “adlı sanlı”, “nâmlı”, “nâmdâr”, “benâm” karşılıklarını da vermişlerdir. Onu tanımlarken Ahmed Vefîk Paşa “yâdlanmış” (1306, s. 1333) kelimesini, Hüseyin Remzî “şeref ve şân sahibi” (1888, s. 555) ifadesini kullanmıştır. Muallim Nâcî “Beyne’l-avâm ‘iyi’, ‘âlâ’ manâsına kullanılan ‘ma’hûd (‘menşur’)’ lafzı”nın “bundan muharref” olduğunu belirtmiştir (2021, s. 434).

Kelimenin olumlu intiba taşıyan “tanınmışlık” anlamı ön plandaysa da sözcük takdir iması olmaksızın bir “haberdar olunma” durumunu anlatmak üzere “tanınmış”, “bilinmiş” anlamlarına gelir. Bu anlamı için sözlükler çoğunlukla diğer anlamından ayırdını belirtmeden “belli”, “ma’lûm”, “ma’rûf” ve “şâyi’” sözcüklerini kullanmışlardır. Hüseyin Remzî “Beyne’n-nâs kadr ü menzileti ma’rûf ve zikr-i bi’l-hayr ile elsinede mezkûr u mevsûf olan”, “ve şeref ü şân sâhibi nâm-dâr adama ıtlâk olunur”, “ve nâs beyninde pek ma’lûm ve şâyi’ olan” (1888, s. 555-556) ifadeleriyle bu ayrımı yapar.

Tezkirelerde kendisiyle beraber ya da değiş tokuş hâlinde sıklıkla kullanılan kelimeler üzerinden “meşhûr”; “müştehîr”, “mevsûm”, “mevsûf”, “meşhûd”, “ma’lûm”, “ma’rûf””, “ayân”, “nümâyân”, “şâyi’, “müte’ârif” kelimeleriyle de tanımlanabilir.

Çoğulu “meşhûrât” olan kelimenin müennesi “meşhûre”dir. “Meşhûr kadın” anlamına geldiği gibi asıl anlamıyla sıklıkla terkiplerde tezâhür etmektedir. “Vak'a-i meşhûre”, “rivâyet-i meşhûre”, “bilâd-ı meşhûre”, “zevât-ı meşhûre”, “ulemâ-yı meşhûre”, “şu’arâ-yı meşhûre”, “şâ’ire-yi meşhûre”, “âsâr-ı meşhûre”, “manzûme-i meşhûre” tamlamaları tezkirelerdeki örneklerden birkaçıdır.




Terim Anlamı

Kelime tezkireler bünyesinde; diğer tezkire terimleri ile beraber kullanılmış, fakat kendi başına onlar gibi özel bir anlam kazanıp terimleşmemiştir. “Meşhûr”, kendisinin terimsel anlamı olmasa da, beraber kullanıldığı terimlerin anlamına yaptığı katkı açısından sıradan bir kelime de değildir. Onu tezkirelerde geçen herhangi sözcükten ayıran işlevi, beraber kullanıldığı terimlerin şâirin tanınırlığını etkileyecek derecede makbul olduğuna dikkat çekmesidir. “Bahsedilen zâtın şiirleri oldukça ‘hûb’ ve rağbet edilir olduğu için baştan ayağa meşhur…” (Örnek 1) ifadesiyle şöhretin, şâirin şiirlerinin “hûb” oluşunun bir sonucu olarak ortaya çıktığı anlatılmıştır. Bu; “hûb” şiirin, herhangi tezkire terimiyle anlatılan türden bir şiire göre şöhret kazandırıcı üstünlüğünü, dolayısıyla “meşhûr” ettiği söylenen “hûb”luk vasfının herhangi vasfa göre üstün niteliğini ortaya koyar. “Dîvânı ve ‘şîrîn-beyân’ şiiri vardır. Ama halk içinde meşhur değildir.” (Örnek 2) cümlesinde “şîrîn-beyân”lılık vasfının, “hûb” şiirler yazma vasfı gibi şöhret beklentisi yaratan bir mahâret olduğu, bu sefer “ama” bağlacıyla beklentinin gerçekleşmemesi üzerinden anlatılmıştır.

“Rum (memleketi) içinde ‘edâ-yı pâk’ ile meşhur…” (Örnek 3) ifadesinde ise “edâ-yı pâk”, Örnek 1 ve 2’deki gibi kişiyi “meşhûr” eden bir vasıf olarak bulunmaz. Buradaki “meşhûr”, şâirin şiirde öne çıkan vasfını anlatmak gibi bir hizmete sahiptir. Bu da onu şiirlik bağlamda kullanılması hasebiyle tezkirelerde zikredilen herhangi kelimeden ayırır.

Belirtmek gerekir ki “meşhûr” her zaman bu bakımlardan herhangi tezkire teriminin destekleyicisi olma konumunda değildir. Bu durumu gösteren “’tâze-gû’ olan şâirlerin meşhurlarındandır.” (Örnek 4) cümlesinde herhangi “taze-gû”luk “meşhûr”luk ilgisi olmadan, yalnızca kişinin şöhreti anlatılmıştır. Sonuç olarak “meşhûr”, her zaman şiirlik bir kasıtla bulunmaz fakat bu kasıtla kullanıldığı yerlerde terim değilken bile ayırt edici olmak bakımından özel bir kelimedir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

“Meşhûr” kelimesi tezkirelerde iki farklı ana bağlamda kullanılmaktadır. Bunlardan birinde “bilenlerce bilinen”, “mevcut vasfa dayalı”, yani “mâhiyet”e bağlı bir “tanınma”; ikincisinde “çoklarınca bilinen”, “üstün vasfa dayalı”, yani “mahâret”e bağlı bir “tanınmışlık” söz konusudur. Bunlardan ilkini “bilinen nam”, ikincisini “salınan nam” bağlamı şeklinde anmak mümkündür.

“Meşhûr”un ilk akla gelen bağlamı olan “salınan nam” bağlamında kelime “Şu’arânın meşhûr olanları” (Sungurhan, 2017a, s. 11) tamlaması veya “Babası Balat şeyhi Seyyid Nûrî Hasan Efendi meşhurdur.” (Örnek 5) gibi cümlelerde görülür. Bu bağlamda kelime tezkirelerde sıklıkla “Meşhûr Galatalı merhûm Çorbacı Mehemmed Aga” (Örnek 6) terkibindeki gibi kişi isimlerinin yanında sıfat olarak da kullanılır. Bu ifadeler, diğer unsurlar olmadan yalnız durumu (şöhretin varlığı) ortaya koyan ifadelerdir. Fakat kelime bu bağlamda, örneklerdeki gibi şöhrete işaret etmek için yalnız başına kullanılmak yerine, tezkirelerde hemen her zaman ek bilgi veren ifadelerle beraber görülmektedir. Bu bilgiler bahsi geçen şöhretin zaman, mekân ve muhit bakımından kapsamını ortaya koyar: Zamana dâir “asrun meşhûrı”, “meşhûr-ı eyyâm”, “meşhûr-ı devrân”, “meşhûr-ı zamâne”, “meşhûr-ı rûzgâr”; mekâna dâir “şehrinde”, “’Acem’de”, “şark u garbda”, “meşhûr-ı her merzbûm”, “âfâkda”, “âlemde”, “meşhûr-ı dünyâ”, “meşhûr-ı cihân”, “meşhûr-ı âfâķ”, “meşhûrü’l-âfâk”, “meşhûr-ı ʿâlemiyân”; muhite dâir “inde’ş-şu’arâ”, “yârân içre”, “akrân içre”, “aķrân u emsâl içre”, “ehâlî vü mevâlî içre”, “zurefâ vü şuʿarâ mâbeyninde/yanında”, “beyne’l-fuzalâ”, “ehl-i ‘ilm arasında”, “el içinde”, “elsine-i nâsda”, “efvâhda ve elsinede”, “meşhûr-ı cümle-i ‘âlim”, “meşhûr-ı sagîr ü kebîr”, “meşhûr-ı hâs u ʿâm”, “beyne’l-akrân”, “beyne’l-ihvân”, “beyne’l-fukarâ”, “beyne’l-enâm”, “beyne’n-nâs”, “beyne’l-Müslimîn” terkipleriyle şöhretin sınırları çizilir, ya da birer övgü ifadesi olarak sınırsızlığı ima edilir.

Ek bilgiler, bazen yukarıdaki gibi şöhret kapsamına dairken bazen de şöhret kaynağına dair olup kişiyi meşhur eden yeterlikleri anlatır. Bu durum müellif ve onun hem içinde olduğu hem de temsilcisi olduğu kültürün ideal insan modelini ortaya koyması hasebiyle de dikkate değerdir. “Meşhûr” kelimesinin beraberinde sıklıkla kullanılan “makbûl”, “mergûb”, “mu’teber”, “müsellem”, “pesendîde”, “âlî-kadr” gibi kelimelerden de anlaşılacağı üzere toplumun kişiyi şöhrete erdirmek için gerekli “kabul” ve “beğeni”leri onu (toplumu) insana bakışı üzerinden sosyal olarak da okuma fırsatı sunar. Tezkirelerin “meşhûr” kelimesi beraberinde bu bakımdan ortaya koyduğu hasletler içinde bir kavramın öne çıktığı fark edilmektedir. Bu, “Ağızlarda iyilikle meşhur…” (Örnek 7) cümlesinde doğrudan geçen “iyilik”tir. Toplumun meşhur ettiği insan tipinin “iyi insan” olduğunu gösteren bu anlamlı sonuç, şu terkiplerin dikkat çekici çoğunluğuyla ortaya çıkmaktadır: “Melek-hasâ’il”, “hüsn-i hâl”, “hüsn-i mu’âmele”, “hüsn-i hulk (4)”, “hüsn-i ahlâk”, “mekârim-i ahlâk”, “ahlâk-ı hüsne ve infâk-ı hasene”, “mahâsin”, “mahâsin ü letâ’if”, “ihsân”, “lutf u ihsân”, “lutf-ı tab’”, “letâ’if”, “hoş-tab’”, “tab’-ı ra’nâ”, “nezâket-i tab’”, “zarâfet (2)”, “hilm (2)”, “‘ilm ü hilm”, “zât-ı pâk". Bu insan tipi anlatılırken “iyilik” bağlamında sık zikredilen melekelerden biri de “fazl”dır. İlmi ve iyiliği aynı anda ilgilendiren bir diğer kelime “kemâl”dir. 

Tezkirelerde, yukarıdaki gibi sık tekrarlandığı için dikkat çeken şöhret kaynakları dışında pek çok şöhret sebebi/nesnesi konu edilmektedir. Köken/memleket gibi herhangi nitelik, muallimlik gibi meslek, hattatlık gibi yetenek, müverrihlik gibi yön veyâhut bunlar doğrultusunda ortaya çıkmış eserler (kitaplar) gibi ürünler bunlardandır. Kişinin meşhur olduğu “konu”yu ortaya koyan bu misallerden biri, şöhreti getiren ögenin “güzellik” olduğunun anlatıldığı “(Bu) taze genç(in) güzellik ile dünyaya meşhur olmasından başka…” (Örnek 8) ifadesidir.

“Salınan nam” ana bağlamında “meşhûr”, “kötü şöhret” bağlamında da kullanılmaktadır. “Hiddet ve şiddetle meşhûr Abdürrahîm Ziyâeddîn” (Örnek 9) böyle bir ifadedir. Bahsedilen ana bağlamda kelimenin son bağlamı da “Hayâl içeren ve donanımlı beyitlerinin olmasına rağmen şöhrete gelince meşhur değildir.” (Örnek 10) cümlesindeki gibi  “şöhretsizlik”tir.

“Meşhûr” kelimesi yukarıda “bilinen nam” şeklinde tanımlanan bağlamda kullanıldığında ise ortada tanınmış bir addan ziyade konmuş bir ad vardır. Bu bağlamdaki “meşhûr”un tanınmışlığa göndermesi yoktur. Burada murat bahsedilen kişi ya da şeyin tanınması durumunda söz konusu olan adının zikridir. Ekseriyetle şâirlerin olmak üzere kişilerin ad, mahlas, lakap ve unvanları gibi isim ve sıfatlarının takdîminde kelimeye bu bağlamda sıkça başvurulur. Cümle yapısı “…diyü meşhûr”, “…’likle meşhûr” gibi şekiller alarak değişmekle birlikte “Müeyyedoğlu demekle meşhur...” (Örnek 11) cümlesinde olduğu gibi kullanılır. Yalnız kişilerin değil, “Hâlâ Lugat-ı Halîmî demekle meşhur…” (Sungurhan, 2017b, s. 306) ifadesindeki gibi eser ya da “Dünyada Adıyaman ismiyle meşhûr olan…” (Çiftçi, 2017, s. 197) ifadesindeki gibi yer adları ve her türlü özel isim anılırken kullanılan “meşhûr” bu bağlamdadır.

Kelime bazen de bir adın değil bir olay ya da olgunun bilinme durumunu anlatmak için kullanılır. “Küçük Osman Paşa(nın) vezirlik, kaymakamlık görevlerine çıkmakla kendisiyle beraber danışma meclislerinde bulunduğu meşhurdur” (Örnek 12) cümlesinde meşhur olduğundan bahsedilen ögenin türü (olgu) Örnek 7’dekinden (isim) farklı olsa da kelime yine “herhangi şey”in bilinişi bağlamında, yani aynı ana bağlamdadır. Bilinenin mâhiyeti değiştiği için ise ayrıca değinmek gerekir. Çünkü “Kişi ‘şöyle’ denmekle meşhurdur.” demekle “Kişi ‘şöyle’ olmakla meşhurdur.” cümlelerinde takdim/talim bakımından bağlam farkı bulunmasına karşın, haberdar etme bakımından aynı ana bağlamdadırlar.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

 

Tezkirelerdeki en işlek kelimelerden biri olan “meşhûr”; kullanım sıklığına göre sırayla Gülzâr-ı İrfân’da 240, Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi'nde 212, Safâyî Tezkiresi'nde 191, Heşt Behişt’te 155, Gülşen-i Şu’arâ’da 140, Kafile-i Şu’arâ’da 134, Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsırâtu’n-nuzamâ’da 120, Meşâ’irü’ş-şu’arâ’da ve Mecmâ’u'l-havâs’ta 117, Sâlim Tezkiresi'nde 85, Beyânî Tezkiresi'nde 67, Eslâf’ta 64, Künhü’l-ahbâr’da 60, Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de 54, Silkü’l-le’âl-i Âl-i Osmân’da 53, Mecmâ’-ı Şu’arâ ve Tezkire-i Üdebâ’da 39, Vefeyât-ı Ayvansarâyî’de 37, Netâyicü’l-ezhâr’da 33, Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid’de 32, Hâtimetü’l-eş’âr’da 26, Rızâ Tezkiresi'nde 23, Bâğçe-i Safâ-endûz’da 19, Mecâlisü’n-nefâ’is’te 17, Riyâzü’ş-şu’arâ’da ve Şefkat Tezkiresi'nde 16, Gülbün-i Hânân’da ve Tezkire-i Silahdârzâde’de 15, İşkodra Vilâyeti Osmanlı Şâirleri’nde 12, Şeyhülislâm Ârif Hikmet Bey Tezkiresi'nde 8, Âsım’ın Zeyl-i Zübdetü’l-eş’âr’ında 6, Teşrîfâtü’ş-şu’arâ’da 4 kez olmak üzere toplam 2127 kez geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

Mezkûrun eş’ârı gâyetde hûb u mergûb oldugıçün ser-â-pâ meşhûr… (Solmaz, 2018, s. 79).

Örnek 2:

Dîvânı ve şiʿr-i şîrîn-beyânı vardur. Ammâ beyne’l-enâm gayr-ı meşhurdur (Canım, 2018, s. 560).

Örnek 3:

Rûm içre edâ-yı pâk ile meşhûr… (Solmaz, 2018, s. 191).

Örnek 4:

Tâze-gû olan şu‘arânun meşhûrındandur (Zavotçu, 2017, s. 177).

Örnek 5:             

Pederi Balat şeyhi Seyyid Nûrî Hasan Efendi meşhûrdur (Ekinci, 2017, s. 37).

Örnek 6:

Meşhûr Galatavî merhûm Çorbâcı Mehemmed Aga (Kılıç, 2017, s. 31).

Örnek 7:             

Eyülükle efvâhda meşhûr… (Solmaz, 2018, s. 187).

Örnek 8:

Tâze-cevân hüsn ile meşhûr-ı cihân oldugından gayrı… (Sungurhan, 2017b, s. 678).

Örnek 9:             

Hiddet ü şiddetle meşhûr `Abdü’r-Rahîm Ziyâ’eddîn (Oğraş, 2018, s. 38).

Örnek 10:

Egerçi ebyâtı muhayyel ü maʿmûrdur lâkin şöhretde gayr-ı meşhûrdur (Canım, 2018, s. 158).

Örnek 11: 

Mü’eyyedoglı dimekle meşhûrdur (İpekten vd., 2017, s. 37). 

Örnek 12: 

Küçük Osman Paşa vezîrlik, ka’im-makâmlık mansıblarına irtikâ ile kendisiyle berâber meşveret meclislerinde bulundıgı meşhûrdur (Gültekin, 2019, s. 117).




Kaynaklar

Ahmed Vefik Paşa (1306). Lehçe-i Osmânî II. Dersaâdet: Mahmud Bey Matbaası.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi:  https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html

Ekinci, R. (hzl.)(2017). Vefeyât-ı Ayvansarâyî. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194287/vefeyat-i-ayvansarayi.html

Gültekin, İ. (hzl.) (2019). Gülbün-i Hânân. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/66937,gulbun-i-hananpdf.pdf?0&_tag1=2376698AFA1918268BC4FB83442C14DC197B0526&crefer=2EFB99C4E036665B4022B621198861DF8AE9B2EBB6D1610AE6F4C6F02BD0FA20

Hüseyin Remzi (2018). Lügat-i Remzî II. hzl. Ali Birinci. İstanbul: YEKB Yayınları.

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., Karabey, T. (hzl.) (2017). Heşt Bihişt Sehî Beg. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

Kılıç, E. (hzl.) (2017). Netâyicü’l-ezhâr Ubeydî. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191373/ubeydi-netayicul-ezhar.html 

Muallim Nâcî (2021). Lügat-i Nâci. hzl. Ahmet Kartal. Ankara: TDK Yayınları.

Oğraş, R. (hzl.) (2018). Bâğçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html    

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Beyânî Tezkiresi Tezkiretü’ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-şu’arâ. Ankara: T.C.  Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html




Yazım Tarihi:
15/11/2024
logo-img