eş‘âr-ı tasavvuf-âmîz, nazm-ı tasavvuf-âmîz, güftâr-ı tasavvuf-âmîz, ibârât-ı tasavvuf-âmîz, kelimât-ı tasavvuf-âmîz
* Tasavvufî hususiyetler barındıran şiirler hakkında kullanılan terim.
Tasavvuf-âmîz, “İslâm’ın zâhir ve bâtın hükümleri çerçevesinde yaşanan mânevî ve derunî hayat tarzı” (Öngören, 2011, s. 119) ve vahdet, fenâ gibi manevi hâlleri elde etmeye çalışanların tuttukları yol gibi anlamlara gelen, kökünün Arapça “sûf” -yün elbise- olduğu düşünülen “tasavvuf” kelimesi ile bu kelimeye eklenen Farsça “âmîhten” mastarından karışık, karışmış, imtizaç etmiş, ihtiva eden anlamları bulunan “âmîz”in (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 411, 55; Şükün, 1944, s. 80) bir araya gelmesi ile oluşmuş “tasavvufla karışmış ve imtizaç etmiş” ve “tasavvufi mahiyetli” anlamlarına gelen bir tabirdir.
Tasavvufi muhteva ve edaya sahip şiir. Tasavvufi mahiyetli anlatım.
Tasavvuf-âmîz, tasavvufi muhtevaya sahip ve tasavvufi edası bulunan şiirin bir vasfı olarak Ahdî tarafından kullanılan bir terimdir. Başka tezkirelerde bu ifadeye rastlanmamıştır.
Ahdî terimi iki yerde tek başına, diğer yerlede eş‘âr-ı tasavvuf-âmîz, nazm-ı tasavvuf-âmîz, güftâr-ı tasavvuf-âmîz, ibârât-ı tasavvuf-âmîz, kelimât-ı tasavvuf-âmîz terkipleri içerisinde, ele aldığı şairin şiirlerinin ve şiirlerindeki tasavvufi anlatımın bir vasfı olarak kullanır (Solmaz, 2018). Şûrî’nin şiirlerinin tamamı, Günâhî’nin şiirlerinin çoğu (s. 192, 257) ve Surûrî ile Muhyî-i Konevî’nin çok sayıda şiirinin “tasavvuf-âmîz” olduğunu söyler (s. 72, Örnek 1). Semâ’î için “nazm-ı tasavvuf-âmîzi âbdâr” (Örnek 2) ve Hayretî için “güftâr-ı tasavvuf-âmîzi hûb ü mergûbdur” (Örnek 3) diyerek bunların tasavvufi şiirlerinin güzelliğini vurgular.
Kelâmî için sarfettiği “ibârât-ı tasavvuf-âmîzi bî-nazîrdür” şeklindeki ifadede “ibârât-ı tasavvuf-âmîz” terkibi ile tasavvufi ibarelerin kullanımının ve tasavvufi anlatımın kastedildiği anlaşılmaktadır (Örnek 4). Usûlî için “ebyât-ı pâki bî-nazîr ü bî-hadd ve kelimât-ı tasavvuf-âmîzi dil-pezîr ü lâ-yu‘âddur” dedikten sonra şairin tasavvufi muhteva ve kavramların yoğun bir şekilde yer aldığı bir gazelini örnek olarak verir (Örnek 5). İlgili cümlede “kelimât-ı tasavvuf-âmîz”in “dil-pezîr” ve “lâ-yu‘âd” olarak vasfedilmesi ve örnek şiirin özellikleri itibarıyla bu terkibin de şiirde tasavvufi anlatımı karşıladığı görülür. Bütün bu kullanımlar “tasavvuf-âmîz”in Ahdî tarafından bir sıfat olmanın yanında şiirdeki tasavvufi muhteva ve aktarımı karşılamaya özgü bir terim olarak tekrarlandığını göstermektedir.
Ahdî ayrıca, terimle eş anlamlı olarak “dervîşâne” kelimesini kullanır. Şiirle ilgili olarak yedi defa sarf edilen bu ifade gerek içerisinde bulunduğu cümlede karşıladığı anlam gerekse ilgili cümleden sonra verilen örnek beyit ve manzumelerin mahiyeti itibarıyla “tasavvuf-âmîz” ile aynı kapsama sahip bir terimdir.
Tasavvuf-âmîz teriminin ifade ettiği anlam başka tezkirelerde çoğu zaman “tasavvufâne”, “sûfiyâne” bazen de “mutasavvıfâne” ve “dervîşâne” terimleri ile karşılanır. Latîfî’nin “Sûfiyâne eş‘ârı ve tasavvufâne güftârı vardur” (Canım, 2018, s. 452), Hasan Çelebi’nin “Sûfîyâne eş’ârı ve fakr u fenâya müte’allik güftârı vardur” (Sungurhan, 2017a, s. 195), Beyânî’nin “Eş’ârı sûfiyâne güftârı muhakkıkânedür” (Sungurhan, 2017b, s. 183), Gelibolulu Âlî’nin “eş‘ârı sûfiyâne ve cümle-i güftârı tasavvufâne vâkı‘dur” (İsen, 2017, s. 40), Rızâ’nın “Bu iki beyt-i tasavvufâne ol pâdişâh-ı zemânenündür” (Zavotçu, 2017, s. 49), Sâlim’in “tasavvufâne nice eş’ârı vardur” (İnce, 2018, s. 448), Esrar Dede’nin “âsâr-ı tasavvufâneleri vardur” (Genç, 2018, s. 42), Râmiz’in “tasavvufâne eş‘ârı ve âşıkâne güftârı vardır” (Erdem, 1994, s. 24), Fatin’in “eş‘âr-ı kerâmet-şiârları tasavvufâne ve şeyhâne vâki olmuştur” (Çiftçi, 2017, s. 529), Âşık Çelebi’nin “Sâ’ir evliyâu’llâh de’b ü edebleri üzre şi‘rleri -ki şi‘âr-ı şâ‘irîden ‘ârîdür ve tekellüf ü tasallufdan berîdür- ekser mutasavvıfâne ve fenn-i tevhîdde mutasarrıfânedür” (Kılıç, 2018, s. 111) ve Kınalızâde Hasan Çelebi’nin “Muhakkıkâne kelâmı ve dervîşâne ebyât-ı belâgat-nizâmı vardur” (Sungurhan, 2017a, s. 198) şeklindeki anlatımları bu tarz kullanımları barındıran örneklerdendir.
Sonuç olarak tasavvuf-âmîz, şiirin tasavvufi yönünü bildirmeye yönelik olarak ve “tasavvufâne”, “sûfîyâne”, “mutasavvıfâne” ve “dervîşâne” terimleri ile aynı kapsamı ifade edecek şekilde Ahdî tarafından kullanılan bir terimdir.
Terim, Gülşen-i Şuarâ’da 8 defa kullanılmıştır. Terime diğer tezkirelerde rastlanmamıştır.
Örnek 1:
Hâtır-ı ‘âtırı envâ-ı ‘ulûma şâmil ve her birisinde geregi gibi kâmil ve hemîşe tevekkül ile dergâh-ı İlâhî-penâh ve fünûn-ı ma‘ârif ile ‘ârif-i billah kimesnedür ve zebân-ı selâsede eş‘âr-ı tasavvuf-âmîzi ve güftâr-ı nesâyih-engîzi vâfir ve sanâyi-i şi‘re kâdir kimesnedür. Bu bir nice beyt anundur. Şi‘r:
Hızr-ı hatt-ı mushaf-ı hüsnün eyâ ma‘şûk-ı Hak
Tavr-ı Tûr-ı ışkda Mûsâ’ya oldı hem sebak (Solmaz, 2018, s. 268).
Örnek 2:
Tab-ı sâfî-i sihr-nümâsı selâset-i nazm ile mevsûf ve lisân-ı pâk edâsı fetânetle ma‘rûfdur ve nazm-ı tasavvuf-âmîzi âbdâr (Solmaz, 2018, s.187).
Örnek 3:
Hakkâ budur ki eş‘âr-ı tarab-engîzi ve güftâr-ı tasavvuf-âmîzi hûb ü mergûbdur (Solmaz, 2018, s. 136).
Örnek 4:
Zîrâ ki silki nazmda dürr-i nazmı intizâm-ı tâm bulmışdur ve fenn-i muʿammâ ve şebistân-ı hayâlde nâmdâr ve bu dünyâ-yı deyr-i sâlde müverrih-i rûzgâr ve nutk-ı pâki mantık u kelâmda sâhib-takrîr ve ‘ibârât-ı tasavvuf-âmîzi bî-nazîrdür. Hâlâ ol âsitâne-i şerîfde ve zâviye-i münîfde sâhibân-ı sikke vü sûret olan dervîşler mâbeyninde sâhib-i post u kisvet bir ihtiyâr-ı tarîkat-şiʿâr kimesnedür. (Solmaz, 2018, s. 256).
Örnek 5:
Mezkûrün ebyât-ı pâki bî-nazîr ü bî-hadd ve kelimât-ı tasavvuf-âmîzi dil-pezîr ü lâ-yu‘âddur. Cümlesinden bu gazel ki tevhîd-i lemyezeldür bu evrâka sebt olundı. Gazel:
Vücûd-ı mutlakun bahrı ne mevci kim ider peydâ
Ene’l-Hak sırrını söyler eger mahfî eger peydâ
Me‘âdindür kamu eşyâ ider öz kendü zâtından
Kimisi sîm ü zer zâhir kimi seng ü meder peydâ
Bu bâgun ger hakîkatde suyı bir bâgbânı bir
Velî olmış hakâyıkdan nîce yüz bin şecer peydâ
Nazar kıl nev‘-i insâna kimi zehr ü kimi şekker
‘Aceb hikmet bir agacdan olur dürlü semer peydâ
Düzilür nice bin işler bozılur nice cünbişler
Ne kâr-ı bü’l-‘acebdür bu ki olmaz kâr ger peydâ
Nice zahmet çeker kesb-i kemâl idince bir ‘ârif
Belî çok kan yudar kân eyleyince bir güher peydâ
Bu tokuz kubbe-i şeş sü içine geldün ü gitdün
Ne geldigün kapu zâhir ne gitdügün memer peydâ
Kamu nezzârede ebkâr-ı ma‘nâ muntazırlardur
Usûlî gibi tâ kim ola bir sâhib-nazar peydâ (Solmaz, 2018, s. 102, 103).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Erdem, S. (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ’sı İnceleme-Tenkidli Metin-İndeks-Sözlük. Ankara: AKM Yayınları.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Öngören, R. (2011). Tasavvuf. İslâm Ansiklopedisi (Cilt 40, s. 119-126) içinde. İstanbul: TDV Yayınları.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html
Şemseddin Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.
Şükün, Z. (1944). Farsça-Türkçe Lûgat Gencinei Güftar Ferhengi Ziya. İstanbul: Maarif Matbaası.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html