fehm-i şûh, şâʽir-i şûh-edâ, şûh, şûh u selîs, şûh u şîrîn, şûhî-i efkâr u güftâr, şûh-rak, şûh-zebân
* Tek başına kullanıldığında vasıflandırdığı kimsenin neşeli ve kimi yerlerde ağırbaşlı olmayışı gibi sözlük anlamlarını taşıyor olmasıyla birlikte daha çok terkip oluşturduğu kelimelerle tezkireci tarafından hakkında bilgi verilen şairin karakterinin neşeli oluşundan hareketle üslubunun etkileyicilik vasfı kazandığını ifade etmek ve bu anlam üzerinden şairi ve şiirini övmeye yardımcı kelime.
“Şûh” kelimesi Farsça bir sıfattır. Sözlüklerde bu kelime “1.utanmaz, küstah, arsız. 2.sevinçli, neşeli. 3.sevgili, güzel. 4.neşeli sevgili. 5.hırsız. 6.hayâsız kadın” (Kanar, 2010, s. 972) anlamlarına gelmektedir. Muallim Nâcî kelimeye “harekâtında serbest, nazlı, şiveli, şen, oynak. Gözlere vasf olur” (Kartal, 2009, s.640) anlamları vermektedir. Yusuf el-Halîmî, şûh kelimesini “matbû veya hurrem olan kimseye derler ki Türkîce ısıcak kanlu derler” (Uzun, 2013, s.261) şeklinde tanımlamıştır. Şûh kelimesi hem kadınlar için hem de erkekler için kullanılabilen bir kelimedir. Nitekim Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü’nde kelimeye “1.neşeli ve davranışları serbest olan. 2.(Kadın için) neşeli; cilveli; biraz açık saçık; oynak. 3. (Nesne veya durum için) neşeyi veya işveyi gösteren. 4.is. Neşeli, cilveli kadın” (Çağbayır, 2017, s.1548) anlamları verilmiştir. 17. Yüzyıl Türkçesi Söz Varlığı’nda “şûh” ve “şoh” şeklinde açıklanan bu kelime “cefâkar, sitemkâr, câfi, câyir, cevr ü cefâ idici, dil-âzâr; utanmaz, yüzsız, densiz, arsız, bî-hayâ, bî-hicâb, bî-ser ü sâmân, çeşm-dirîde” (Tulum, 2011, s.1667) anlamlarındadır. Benzer bir okunuşu olan ancak Arapça şehha (ha ile) kökünden gelen “şûh” ise “cimri/ eli sıkı/ pinti olmak veya cimrilik, pintilik yapmak” (Mutçalı, 1995, s.432) anlamındadır. Şûh kelimesi Türk edebiyatında ağırlıklı olarak Farsçadaki işveli, neşeli ve arsız anlamlarınla kullanılmıştır.
“Şûh”, tezkirelerde müstakil olarak kullanıldığında Farsça anlamıyla “neşeli, neşe saçan” anlamına gelmektedir. Bu tarz tek başına kullanımların sayısı az sayıdadır. Arapça “cimri, pinti” anlamına gelen “şûh” kullanımına ise tezkirelerde tesadüf edilmemiştir. Kelime daha çok şairin karakterini ifade edecek kelimelerle terkip oluşturarak kullanılmıştır. Bu bağlamda çeşm-i şûh, sipihr-i şûh, şûh u şâtır, şûh u şengül, şûh-çeşm, şûh-etvâr, şûh-harîf, şûh-hâtır, şûh-kevkeb, şûh-ı cefâ-pîşe, şûh-ı çârdeh-sâle, şûh-ı çerâğ-efrûz, şûh-ı dil-firîb, şûh-ı işve-muʻtâd, şûh-ı sânî, şûh-ı şehr-ârâ, şûh-ı şehr-âşûb, şûh-ı zarîf, şûh-meşreb, şûh-mizâc, şûh-şâtır, şûh-tabʽ, şûh-tabîʽat, tabʽ-ı şûh kullanımları kelimenin sözlük anlamına hizmet etmektedir.
“Şûh” kelimesi, farklı kelimelerle birlikte oluşturduğu terkiplerle terim anlamı kazandığı yerlerde genel olarak şairin neşeli biri oluşunun etkisi ve bu etki altında sözünün ya da şiirinin etkileyici ve selîs bir üslup barındırıyor oluşu anlamına işaret etmektedir.
Tek başına “şûh”, tezkirelerde terim olarak kullanıldığında şairin zihninin ve şiirinin neşelilikle bağlantılı olarak etkileyici oluşunu vurgulamaktadır. Terkiplerde ise, fehm kelimesiyle “fehm-i şûh”, şairin neşeli anlayışının etkileyiciliğini; şair kelimesiyle “şâʽir-i şûh-edâ”, şairin şiirdeki neşeli üslubunun etkileyiciliğini; selîs kelimesiyle “şûh u selîs”, şairin şiirlerinin neşeli ve akıcı üslubunu; şîrîn kelimesiyle “şûh u şîrîn”, şairin şiirlerinin neşeli ve tatlı bir üslupta olduğunu; efkâr kelimesiyle “şûhî-i efkâr”, şairin düşünce yapısının neşeli ve zarif fikirler üzere olduğunu; -rak ekiyle “şûh-rak”, şairin nazımda ya da nesirde âdeta dans eden, neşeli ve oynak bir üslubunu ve zebân kelimesiyle “şûh-zebân”, şairin neşeli ve zarif bir dilinin ve konuşmasının olduğunu ifade etmektedir ki tüm bu şûh kullanımları şairin ve hem dolaylı hem de doğrudan doğruya şiirinin okurda bıraktığı etkiyi ortaya koyan terim anlamlarına katkı sağlamaktadır.
Şûh kelimesi tezkirelerdeki biyografi metinlerinde 125 yerde geçmektedir. Bu kullanımların 52’si aynı anlama gelen “şûh-tabʽ” (38 kez) ve “tabʽ-ı şûh” (14 kez) şeklindedir. Bunlara ek olarak 5 kez “şûh-kevkeb”, 4 kez “şûh-mizâc”, 4 kez “şûh-tabîʽat” ve birer kez kullanılan “şûh-etvâr” ve “şûh-meşreb” de hesaba katıldığında şûh kelimesinin ağırlıklı olarak şairin ruh yapısıyla ilgili özelliğini, huy ve tabiatını neşeli ve güleç yüzlü şeklinde betimlemeye yardım ettiği görülmektedir. Bu bağlamdaki ilk kullanım Heşt-Bihişt’te yer almaktadır. Sehi Bey, Gelibolu kadısı Mevlânâ Meâlî hakkında verdiği bilgide onun yazısının latif, kendisinin zarif, nüktedan, bilgili, faziletli, anlayışlı bir kimse olduğunu söyleyerek Mollazâde’ler arasında bu denli nazik ve neşeli bir kimsenin olmadığını dile getirir. Şûh kelimesi burada Mevlânâ Meâlî’nin nüktedanlığı ve lâtifelerini öne çıkartan bir kelime olarak neşeli bir karaktere sahip oluşunu betimlemektedir (İpekten vd., 2017, s. 110). Benzer şekilde şûh kelimesini başka bir kelimeyle terkibe almadan Sâdıkî-i Kitâbdâr (6 kez) kullanmıştır. Örneğin Mîr Ebû’l-Bekâ hakkında verdiği bilgilerde “iyi tavırlı, edepli ve şuh karakterli bir Seyyidzâdedir” (Kuşoğlu, 2012, s.586) ifadelerine yer verir. “Şûh” kelimesini en çok kullananlardan biri olan Ahdî’nin 21 kez kullandığı şûh kelimesinin 15’inin “şûh-tabʽ” ve 4’ünün “tabʽ-ı şûh” şeklinde olması da dikkat çekicidir. Ancak bu kullanımlar kelimenin sözlük anlamında olup şairin karakterini niteler. Mesela Edirneli Hâtemî Beg’den bahsederken onun sohbetinin güzel ve neşeli olduğunu belirtirken “şûh-tabʽ” ifadesine yer verir (Solmaz, 2018, s.146). Tezkirelerdeki diğer kullanımlar da bu kabildendir. Ancak zikredilen bu “şûh” kullanımları terim özelliği kazanmamakta olup sadece sözlük anlamıyla şairin neşeli karakterini tasvir etmeye yardım etmektedir.
Şûh kelimesinin terim anlamı kazandığı ya da bir terim anlamına hizmet ettiği kullanımlardan biri olarak Ahdî, Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’da “fehm-i şûh” terkibiyle hakkında bilgi verdiği Divan-ı Hümayun kâtiplerinden İstanbullu Gınâyî’nin neşeli idrakinin etkileyiciliğine vurgu yapmaktadır (Örnek 1).
Seyyid Mehmed Rızâ, yeni yetenekli şairler arasında saygın ve fasih konuşan, bilgi sahibi kişilerin seçkinlerinden olan, yaratıcı ve benzersiz bir şair olarak gösterdiği Tıflî Ahmed Çelebi hakkında bilgi verirken onun inci tanesi gibi değerli şiirlerinin akıcı ve etkileyici oluşunu “eş‘âr-ı dürer-bârı şûh u selîs” terkibiyle vurgulamaktadır (Örnek 2). “Şûh u selîs” ifâdesini tezkiresinde 5 kez kullanan Seyyid Mehmed Rızâ “şûh” ve “selîs” ifadeleriyle şairin şiirlerinin etkileyici oluşunu öne çıkarmaktadır.
Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim’in Tezkiretü’ş-şuarâ’sında ise “şûh” kelimesi “zebân” kelimesiyle birlikte kullanılmıştır. Melâmî-meşrep ve dünya nimetlerine kayıtsız biri olarak bahsettiği Saatçizâde Hakîm’in lisanıyla cesur ve neşeli konuşmasının etkisine vurgu yapılmıştır (Örnek 3).
Faik Reşâd, Eslâf’da Edhem Pertev Paşa’dan bahsederken onun hem şair hem de nesir yazarı olduğunu, eski tarzı kendine özgü bir hâle getirerek dönemine göre zevkle okunabilecek bir üsluba dönüştürdüğünü söyler. Yazılarında, düşüncelerinde ve sözlerinde neşeli bir etkileyicilik kudreti olduğunu ifade ederken “şûhî-i efkâr u güftâr” ifadesini kullanmaktadır (Örnek 4).
Ali Emîrî, Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’inde Ülfetî mahlaslı şairden övgüyle bahsederken bazı tabakalarda yer alan kişilerin birçok eserinin hâlâ mevcut olup tezkirelerde durumları ayrıntılı şekilde yazılmış olduğunu; fakat en ince şiirleri içeren dîvânların yok olup gitmiş ve şairinin ismiyle birlikte bir beyti bile hiçbir tezkirede yer bulamadığından yakınır. Bunda belagat ve zarafetiyle, halk arasında kendini gösterebilen bazı beyitler olsa bile, birçok bilgisiz kişinin “Lâedrî” adı altında belagat ve edebiyat üslubunu anlayamayarak, şair isimlerinin gizli kalmasına neden olduğuna vurgu yapar. İşte bu talihsizlik içindeki isimlerden birinin de Ülfetî olduğunu söyler. Burada Ülfetî için kullandığı ifade “şâʻir-i şûh-edâ” olup Ülfetî’nin şiirdeki neşeli üslubunun etkileyiciliğine vurgu yapmaktadır (Örnek 5).
Sonuç olarak tezkirelerdeki biyografi kısımlarında şûh kelimesi hem sözlük anlamıyla şairin neşeli karakterini ifade etmekte hem de terim anlamıyla şairden neşet eden söz varlığının etkileyiciliğini nitelemektedir. Bundan başka hem tezkirelerdeki örnek şiir metinlerinde hem de dîvânlarda şûh kelimesi dîvân şairlerinin sıklıkla kullandıkları kelimelerden biridir. Şiir metinlerinde geçen şûh kelimesi tezkire metinlerinden ayrı olarak bir kadının karakterini ifade etmek için kullanılmaktadır ve çoğunlukla nazlı ve işveli anlamı öne çıkmaktadır. “Hat-ı ruhsâruna teşbîh idüp ey şûh senün / Bâğda gonca biraz rîşine güldi çemenün” (Bâkî Dîvânı, G248/1)(Küçük, 2011).
“Şûh” kelimesini tezkirelerde Sehî Bey 2 yerde kullanılmıştır. Tezkirelerdeki “şûh” kelimesinin kullanımının çoğunluğu 16. yüzyıl tezkirelerindedir (85 kez). Bu açıdan bakıldığında Âşık Çelebi 31 kez, Ahdî 21 kez ve Latîfî 18 kez şûh kelimesini kullanan tezkire yazarları olarak öne çıkmaktadır. Kelime sonraki yüzyıllarda tezkire yazarlarının kullanımı açısından yüzyıl yüzyıl düşüş göstermiş olup 20. yüzyıl tezkirelerinde sadece 6 kez kullanılmıştır.
Tezkirelerde toplam 125 yerde geçen “şûh” kelimesi terim anlamıyla Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-şuarâ’sında 2; Ahdı̂’nin Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sında 1; Sâdıkî-i Kitâbdâr'ın Mecma‘ü’l-Havâs’ında 1; Seyyid Mehmed Rızâ’nın Rızâ Tezkiresi’nde 6; Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim’in Tezkiretü’ş-şuarâ’sında 1; Faik Reşâd’ın Eslâf’ında 1 ve Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’inde 1 olmak üzere toplam 13 yerde terim anlamıyla kullanılmıştır. Bu kullanımların çoğunluğunu “şûh u selîs” (5 kez) oluşturmaktadır.
Örnek 1:
İstanbullı dîvân-ı hümâyûn kâtiblerindendür. Sûret-i maʿnâda kelimât-ı pâk ile meclis-ârâ ve hüsn-i edâ ile bî-hemtâ rûz u şeb mah-rû dil-berlerle sohbetine sâlik ve fehm-i şûhı letâyif-i rengîne mâlikdür (Solmaz, 2018, s. 239)
Örnek 2:
İstanbulî Ahmed Çelebi’dür. Tâze-gû olan şu‘arâ-yı zü’l-i‘tibârun fusahâsından ve erbâb-ı ma‘ârifün bülegâsından sâhib-ihtirâ‘ şâ‘ir ve emsâli nâdir olup eş‘âr-ı dürer-bârı şûh u selîs ve kasâ’id-i ma‘ânî-şi‘ârı kulûb-ı erbâb-ı ‘irfâna enîs ü celîsdür (Zavotçu, 2017, s. 153-154).
Örnek 3:
Sâʽatçi-zâde ʽunvânıyla şehîr bir şahs-ı âteşîn-taʽbîr olup melâmî-meşreb rind-i bî-kaydü bî-matleb cere’l-lisân bir şûh-zebân olup kesret-i seyâhatle ol dehri şu rütbede geşt ü güzâr eylemişdir ki Rûm u ʽAcem’de püşt ü pâ ve Anatolu ve ʽArabistân’da görmediği bir câ kalmamışdır (İnce, 2018, s. 176).
Örnek 4:
Müşârun ileyh hem şâ‘ir hem münşî idi. Üdebâmızdan bir zâtın didigi gibi “eger istemiş olsaydı bu zamânda da bakbûl olabilecek sûretde şeyler yazabilirdi.” Müşârun ileyh tarz-ı kudemâyı kendine mahsûs dinilecek yaʿni zamânına göre seve seve okunabilecek üslûba tahvîl eylemiş ve ekser-i muharrerâtında şûhî-i efkâr u güftârda olan iktidârını göstermişdir (Aydemir vd., 2019, s. 151).
Örnek 5:
Belâgat ve nezâheti kuvvetiyle velev ki enzâr-ı ʻâmmeye kendini irâ’eye muvaffak olan baʻzı ebyât olsa bile nâ-kadr-dânân taraflarından ism-i nâzım-ı belâgat-şiʻârının “Lâedrî” perdelerinde nihân ve güm-nâm edildiği görülür. İşte şu sû-i tâliʻde bizim şâʻir-i şûh-edâ Ülfetî-i bî-nevâ da dâhildir (Kadıoğlu, 2018, s. 55).
Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd -Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çağbayır, Y. (2017). Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Ötüken Yayınları.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi Tezkiretü'ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kanar, M. (2010). Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Kartal, A. (hzl.) (2009). Lügât-ı Nâcî / Muallim Nâcî. Ankara: Türk Dil Kurumu.
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâʽirü'ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Kuşoğlu, O.M., (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr'ın Mecma‘ü’l-Havâs Adlı Eseri (Doktora Tezi). Marmara Üniversitesi, İstanbul.
Küçük, S. (hzl.) (2011). Bâkî Dîvânı Tenkitli Basım. Ankara: Türk Dil Kurumu.
Mutçalı, S. (1995). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Dağarcık Yayınları.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Uzun, A. (hzl.) (2013). Lügat-i Halîmî Lutfullah b. Ebu Yusuf el-Halîmî. Ankara: Türk Dil Kurumu.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html