Rûmiyâne, Rûmiyâne edâ, Rûmiyâne evzâ‘ u etvâr, Rûmiyâne eş‘âr, gazel-i Rûmiyâne, Rûmiyâne kelimât
* Sözlüklerde "Anadolulu gibi, Anadolu insanı tarzında” anlamlarına gelen ve tezkirelerde Osmanlı/Anadolu sahası şairlerinin tavrını ve şiir tarzını ifade etmek için kullanılan terim.
Rûmiyâne; “Rûm” sözcüğüne Arapça nisbet eki “+î” ile kelimeye nisbet, liyakat ve şebahet yani benzeme anlamı katan Farsça “+âne” ekinin ilave edilmesiyle oluşturulmuş, yerine göre sıfat veya zarf görevinde kullanılan bir kelimedir.
“Rûm” ismi sözlüklerde “...‘an-asl Romalılara verilip ba‘dehu Roma’nın ikiye inkisâmında Bizans cihetine münhasır kalmıştır. Asya-yı vasatî halkı el-yevm Anatolu’ya bu nâmı ıtlâk ediyorlar.” (Şemseddîn Sâmî, 2017, s. 675; Mehmed Bahaeddin, t.y., s. 360) şeklinde tanımlanmakta ve kısaca Anadolu kelimesinin karşılığı olarak kullanılmaktadır.
Arapçada “nisbet yâ”sı olarak ifade edilen “+î” harfi, sonuna geldiği kelimelere nisbet manası katmaktadır (Şahinoğlu, 1997, s. 407-408). “Rûm” kelimesinin sonuna da bu ekin gelmesiyle “Rûm cinsiyyetine mensûb ve müte‘allık, vaktiyle Rûm denilen kıt‘aya mensûb veyâ bu kıt‘a ahâlisinden olan” (Mehmed Bahaeddin, t.y., s. 360); “Aslı Rûm vilâyetinde ve Rûm lisânında olan” (Ahmed Vefîk Paşa, 1306, s. 423) anlamları ortaya çıkmaktadır.
Farsça bir son ek olan “+âne” ise eklendiği kelimelere nisbet, liyakat ve şebahet anlamı katmakta; yerine göre sıfat ve zarflar meydana getirmektedir (Enverî ve Gîvî, 1374, s. 144). Lugat-nâme-i Dih-hudâ’da “Rûmiyâne” için “Anadolular gibi. Anadolu insanının tavrıyla ve tarzıyla.” anlamı verilmiştir (https://vajehyab.com/dehkhoda).
Yukarıda verilen açıklamalar dikkate alındığında özetle “Rûm”un “Anadolu”, “Rûmî”nin “Anadolulu” ve “Rûmiyâne” kelimesinin ise “Anadolulu olanlara yakışır şekilde, Anadoluların tarzında” anlamlarına geldiği ortaya çıkmaktadır.
Tezkirelerde, Türkçe şiir söyleyen Acem veya Osmanlı sahası dışında yetişen Türk şairlerinin Anadolu sahası şairleri ile büyük benzerlik gösteren tavrını, dilini ve şiir tarzını anlatmak için kullanılan terimdir.
Rûmiyâne kavramı, tezkirelerde genel itibariyle “şi‘r” ve “eş‘âr” kelimelerinin sıfatı olarak kullanılmıştır. Bu kelime ile bir şiirin veya bir şairin şiirlerinin üslup bakımından ne tür bir mahiyet arz ettiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kınalızâde, aslen İranlı olan ve daha sonra İstanbul’a gelip yerleşen Ankâ hakkında bilgi verirken “edâ”sının Rûmiyâne ve üstâdâne olduğunu söylemek suretiyle kelimeyi şairin üslûbunu nitelemek için kullanmıştır (Örnek 1) (Sungurhan, 2017, s. 621). Kelimeyi olumlu bir manada kullanan Kınalızâde, aynı şekilde ‘Ahdî maddesinde de Acem taifesinin ekserinin Türkçe şiiri iyi yazamadıklarını ve bu dilin inceliklerine vakıf olamadıklarını belirttikten sonra onun şiirlerinin Rûmiyâne ve üstâdâne olduğunu söylemiştir (Örnek 2) (Sungurhan, 2017, s. 623). “Rûmiyâne vü üstâdâne” ibaresiyle Kınalızâde, ‘Ahdî’nin Anadolu halkının diline yakışır bir tarzda ve Türkçenin inceliklerine hâkim bir eda ile başarılı bir biçimde şiirlerini kaleme almış olduğunu söylemek istemiştir. Kınalızâde, eserinin Mollâ Ma‘sûm maddesinde de bu kelimeyi kullanmıştır. Ancak burada kelime sadece Mollâ Ma‘sûm’un şiir üslubunu nitelemek için değil tavır ve davranışlarının ne tarzda olduğunu belirtmek için de kullanılmıştır: “…evzâ’ u etvârı ve kelimât-ı eş’ârı tamâm Rûmiyâne olup...” ifadesiyle Mollâ Ma‘sûm’un Acem olduğu ancak tavır ve davranışlarının, şiirlerinin Anadolu halkını yansıttığı belirtilmiştir. Hatta o kadar ki Acem olduğunu ispat edebilmesi için şahide ihtiyaç duyduğu söylenmiştir (Örnek 3) (Sungurhan, 2017, s. 791).
Kınalızâde örneğinde olduğu gibi Riyâzî’nin ‘Ankâ maddesinde de “Acem iken Rûmiyâne eş‘ârı ve miyâne güftârı vardur.” (Örnek 4) (Açıkgöz, 2017, s. 245) denilerek şairin İranlı olmakla birlikte hem Türkçeyi başarılı bir şekilde kullandığını hem de Anadolu şairleri tarzında şiir söylediğini belirtmek için “Rûmiyâne” kelimesinden istifade edilmiştir. Bununla birlikte her üç örnekte de Rûmiyâne ile aynı bağlam içinde ‘Acem kelimesinin de kullanıldığı dikkati çekmektedir. Bu anlamda müelliflerin Rûmiyâne üzerindeki vurguyu arttırabilmek için ‘Acem kelimesini kullandığı, böylece hem şairin memleketini belirttikleri hem de arka planda bir nevi kıyaslama işine giriştikleri düşünülmektedir.
Kınalızâde’nin İstanbullu bir şair olan Meylî hakkında bilgi verirken onun Farsça şiirlerinin İran şairleri tarzında olduğunu ifade etmek üzere “Acemâne” terimini kullanması (Örnek 5) (Sungurhan, 2017, s. 818), “Rûmiyâne” teriminin de Osmanlı sahası şairlerinin tarzını belirtmek amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Seyrek-zâde Mehmet Âsım’ın Zeyl-i Zübdetü’l-Eş’âr adlı eserindeki Şehrî maddesinde verilen şiir örneklerinde geçen “Rumîyâne” kelimesinin kullanımı terimin anlam çerçevesini daha da netleştirmektedir: Şehrî, Sâ’ib-i Tebrîzî’nin “Ne ihtiyâc ki sâkî vire şarâb sana / Ki öz piyâdesini virdi âfitâb sana” (Kahramân, 1370, s. 3429) matlalı Türkçe gazeline nazire olarak yazdığı şiirde (Örnek 6) (Coşkun, 2019, s. 66; Demirel, 2017, s. 63) onun manzumesi için “gazel-i Rûmiyâne” ifadesine yer vermiştir. Bu da “Rûmiyâne” kelimesinin Osmanlı sahası şairlerinin tarzını belirtmek amacıyla kullanıldığını göstermektedir.
Tespit edilebildiği kadarıyla Rûmiyâne kelimesi Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 3, Riyâzî’nin Riyâzü’ş-Şu‘arâ’sında 1 ve Mehmed Âsım’ın Zeyl-i Zübdetü’l-Eş‘âr’ında ise 1 defa geçmektedir.
Örnek 1:
Kendü zebânında nazm-ı âbdârı ve şi’r-i Türkîye dahı tamâm mertebe miknet ü iktidârı vardur. Türkî şi’rinde edâsı Rûmiyâne vü üstâdânedür (Sungurhan, 2017, s. 621).
Örnek 2:
Egerçi ekser-i tâ’ife-i A‘câm nazm-ı Türkîde kâsır u râcil ve dakâ’ik u cefâyâ-yı zebân-ı mezbûra gayr vâsıldur. Lâkin mezbûrun eş’ârı Rûmiyâne vü üstâdâne olmagla ser-hadd-i kabûl-i ehl-i ‘irfâna dâhildür (Sungurhan, 2017, s. 623).
Örnek 3:
Ehl-i Rûm ile kesret-i ihtilât u vefret inbisâtından evzâ‘ u etvârı ve kelimât-ı eş‘ârı tamâm Rûmiyâne olup ‘Acem oldugını isbât içün şâhide muhtâcdur. Ol sebebdendür ki şâhidân-ı Rûm ile kesîrü’l-ihtilât ve’l-imtizâcdur (Sungurhan, 2017, s. 791).
Örnek 4:
Şîrâzî Monlâ Hüseyn’dür. ‘Acem iken Rûmiyâne eş‘ârı ve miyâne güftârı vardur (Açıkgöz, 2017, s. 245).
Örnek 5:
Zebân-ı Fârisîde olan eş’ârı hayli ‘Acemâne vü üstâdânedür (Sungurhan, 2017, s. 818).
Örnek 6:
Sad-âferîn gazel-i Rûmiyânene Sâ’ib
Ki virdi Şehrî du sad şevk ile cevâb (Coşkun, 2019, s. 66)
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html.
Ahmed Vefîk Paşa (1306). Lehçe-i Osmânî. C. I, İstanbul: Mahmud Beg Matbaası.
Coşkun, A. O. (hzl.) (2019). Seyrek-zâde Mehmet Âsım, Zeyl-i Zübdetü’l-Eş’âr. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247201/zeyl-i-zubdetu39l-esar-seyrek-zade-mehmed-asim.html
Demirel, Ş. (2017). Şehrî Dîvânı. . Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56340,sehri-divanipdf.pdf?0
Dih-hudâ, A. E., Lugat-nâme-i Dih-hudâ. Erişim Adresi: https://vajehyab.com/dehkhoda
Enverî, H. ve H. A. Gîvî (1374). Destûr-ı Zebân-ı Fârsî 2. 12. baskı, Tahrân: İntişârât-ı Fâtımî.
Kahramân, M. (1370). Dîvân-ı Sâ’ib-i Tebrîzî. C.VI. Tahran: İntişârât-ı İlmî ve Ferhengî.
Mehmed Bahaeddin (t.y.). Yeni Türkçe Lugat. İstanbul: Evkâf-ı İslâmiyye Matbaası.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html.
Şemseddîn Sâmî (2017). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.