kalem-i müşgîn, kilk-i müşgîn, eş'âr-ı müşgîn, rişte-i müşgîn, müşgîn-hitâm, müşgîn-rakam, müşgîn-erkâm, müşgîn-sütûr, müşgîn-sevâd, müşgîn-kelimât, müşgîn-nikâb
* Sözlük anlamı "misk kokulu", "güzel kokulu", "siyah" ve "koyu renkli" olan, bilhassa "kalem" ve türevi kelimelerle birlikte, şiir ve nesir üslubu için; "hitâm" ve türevi sözcüklerle birlikte, eserler için bir övgü niteliğinde kullanılan, “güzel kokular saçan”, “başarılı" ve "akıcı” gibi anlamlarla terimleşen kelime.
"Müşk" kelimesinin kökeni, Sanskritçe "testis, haya" manasındaki "muśka"dır (Nişanyan, 2018, s. 568). Kelime "müşk" olarak bugünkü manasıyla Farsçaya, Farsçadan ise "misk" şekliyle Arapçaya geçmiştir. Misk kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de, Mutaffifîn suresinin 26. ayetinde, “hitâmuhu misk” şeklinde geçmektedir. Bu ifade sözcüğün Türkçede de “hitâm” kelimesiyle çokça birlikte kullanılmasına sebebiyet vermiştir. Osmanlı dönemi sözlüklerinden Ferheng-i Şu'ûrî'de (Yılmaz, 2019, s. 3430) "Ma'rûf. 'Arabîde misk derler. Vilâyet-i Çîn, diyâr-ı Hatâ ve memleket-i Hoten'de hâsıl olur nâf-ı âhûdur. Hâlis olup magşûş olmayanın imtihânı, istişmâm ya'nî kokladıkta burundan kan gelir."; Lügat-i Remzî'de (Hüseyin Remzî, 1305, s. 532) "Tıyb-ı ma'rûfdur. Türkçede dahi misk derler. Cem'i misek gelir. Güzel kokulu bir nesnedir. Kalbe takviyet ve sevdâvî olanlara şecâ'ati mûris ve hafakâna ve em'âda olan riyâh-ı galîzeye nâfi' ve semûma müfîd ve cimâ'a mukavvî imiş. Bu kelime müşk-i Fârisî mu'arrebidir. 'Arablar ana meşmûme ıtlâk ederler. Ve ıstılâh-ı tıbbiyyeden olup memeli ve geviş getirici hayvânlardan misk keçisinin erkeginden âlet-i tenâsüliyyesi önünde bulunan kîsenin hâvî oldugu râyihalı bir mâddeye ıtlâk olunur. Mâdde-i mezkûre hayvânın hîn-i hayâtında yumuşak olup mürûr-ı vakt ile katılaşır ve rengi siyâhî esmer ve kurumuş kan levnine müşâbih ve kendine mahsûs sehlü'l-intişâr râyihası vardır. Ta'mı acı cüz'îce yakıcı olup sıcak suda erir. Mâdde-i mezkûre tıbda tebdîl-i mahall ile a'zâ-yı mühimmeden birine nakl eden nakrîsde ve hummâ-yı 'afeniyye denilen şedîd bir nev' hummâda ve hezeyânlı zâtürri'e gibi sinir 'avârızıyla müterâfık ba'zı emrâzda ve Rusya'da dahi kuş palazı ma'nâsına su'âl-i kelbî de ve teşennüc-i hulkûm denilen bir bogazın bir nev' sinir 'illetinde ve sar'a 'illetinde ve rîh-i rahm ve ihtilâcât-ı etfâl denilen sinir hastalıklarında ve nişâdûr rûhu ile karışdırarak etlerin çürümesinden 'ibâret olan kangren nâm marazda isti'mâl olunur."; Kâmûs-ı Türkî'de (Şemseddîn Sâmî, 1317, s. 1343) "müşk'den mu'arreb, bir cins ceylânın göbeginden çıkan güzel kokulu bir mâdde ki en meşhûr 'ıtriyyâtdandır"; Lügat-i Ni'metu'llâh'ta (İnce, 2015, s. 469) "'Arabca miskdür, Çîn vilâyetinün geyiklerinün göbegidür eydürler ki ol geyikler za'ferân otlarlar, müşgîn lafzında ve bunun emsâlinde ve nezâyirinde harf-i yâ nisbet içündür ve nûn te'kîd içündür."; Kâmûs-ı Osmânî'de (Mehmed Salâhî, 1322, s. 495) "misk denilen güzel kokulu şey ki diyâr-ı Çîn ve Hoten'de yetişen âhûların nâfıdır. Müsk bunun mu'arrebidir. Kesr-i mîm ile de lügatdir. Hattâ muhâverâtda ekseriyâ kesr-i mîm ile misk denilir."; Lügat-i Nâcî'de (Kartal, 2021, s. 451) "maruf güzel kokulu şey"; Mükemmel Osmanlı Lügati'nde (Birinci vd., 2018, s. 283) "müşk muarrebi, bir nevi ceylândan alınan maruf güzel kokulu madde"; Resimli Türkçe Kâmûs'ta (Kestelli, 2011, s. 312) "maruf güzel kokulu şey"; Müntahabât-ı Lugât-i Osmâniyye'de (Toparlı vd., 2016, s. 283) "meşhur bir nevi güzel, kokulu nesne" ve Farsça-İngilizce sözlüklerden A Comprehensive Persian-English Dictionary'de (Steingass, 2005, s. 1247) "siyahlık" şeklinde tarif edilmiştir.
"Müşgîn", ise "müşk" kelimesine Farsça "-li/-li" manasında sıfat yapan "-în" ekinin gelmesiyle meydana gelmiş bir kelimedir. Burhân-ı Katı'da (Öztürk ve Örs, 2022, s. 534) "yâ-yı nisbet ve nun-i te'kid ile muşk-âlûd nesneye denir. Mecazen siyah manasına istimal olunur."; Lügat-i Remzî'de (Hüseyin Remzî, 1305, s. 553) "müşk gibi güzel kokulu ve mu'attar olan ve rengi siyâh olan şey"; Kâmûs-ı Türkî'de (Şemseddîn Sâmî, 1317, s. 1353) "miskli, misk kokulu, misk renginde"; Kâmûs-ı Osmânî'de (Mehmed Salâhî, 1322, s. 496) "miskden, miskli, misk kokulu, siyâh renkli, kapkara şey"; Lügat-i Nâcî'de (Kartal, 2021, s. 516) "miskli, misk kokulu, ıtr-nâk"; Yeni Türkçe Lügat'te (Toven, t.y., s. 687) "misk kokulu, ıtırnâk"; Resimli Türkçe Kâmûs'ta (Kestelli, 2011, s. 343) "misk kokulu"; Mükemmel Osmanlı Lügati'nde (Birinci vd., 2018, s. 353) "müşklü, misk kokulu, ıtır-nâk"; Müntahabât-ı Lugât-i Osmâniyye'de (Toparlı vd., 2016, s. 345) "güzel kokulu, muattar olan ve rengi siyah olan"; Resimli Kâmûs-ı Osmânî'de (Ali Seydî, 1330, s. 1017) "müşk kokulu 'ıtır-nâk"; Lügat-i Cûdî'de (İbrâhîm Cûdî, 1914, s. 926) "miskli, misk kokulu, 'ıtır-nâk"; Turkish and English Lexicon'da (Redhouse, 2011, s. 1856, 1870) "miskli, siyah, koyu renkli" ve Farsça-İngilizce sözlüklerden A Comprehensive Persian-English Dictionary'de (Steingass, 2005, s. 1248) "miskli, siyah, koyu, dalgalı" şeklinde tarif edilmiştir.
Kelime, “kalem” ve türevi kelimelerle birlikte üslup bağlamında ve “hitâm” ve türevi kelimelerle birlikte eserler bağlamında; “güzel kokular saçan”, “başarılı" ve "akıcı” gibi anlamlarla terimleşmiştir.
Kelime, içerdiği “siyah” ve “misk kokulu” manalarına paralel olarak şairin veya muharririn "kalem"ini övmek için kullanılmış ve bu yönüyle bir edebî terim olmuştur. Burada “kalem” kelimesinin somut anlamı zikredilmekle birlikte mecazen şairin kaleminin güçlü olduğu da işaret edilmektedir. Nitekim şairin “kalem"i ne kadar “misk” kokulu ve “siyah” ise o kadar başarılıdır. İbare, bunun yanı sıra Kur'ân-ı Kerîm'de geçen "hitâmuhu misk" ifadesinin etkisiyle, “sonunda misk kokusu gelen eser” bağlamında kullanılarak bir eserin başarılı bir metin olduğunu gösterir bir terim hâline gelmiştir.
Latîfî, tezkiresinin sebeb-i telif kısmında "her bir satr müselsel misk-âgîn ü miskîn" ibaresiyle, eserin üslubunu tavsif edip övmek maksadıyla kelimeyi edebî terim hüviyetinde kullanmıştır (Canım, 2018, s. 53).
Âşık Çelebi, kelimeyi "hıtâm", "hatm", "kalem" ve "söz" ibareleriyle birlikte terimsel bağlamda zikretmiştir. Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'nin bir risalesi için "nâme-i miskîn-hıtâme" (Kılıç, 2018, s. 425); Bursalı Rahmî'nin “kalem”ini övmek için "ser-i zülfinden kıl kalem eylese dimâg-ı âlem müşkîn olurdı." (Kılıç, 2018, s. 588); Seyfî Çelebi'nin eserlerini övmek için "ve fasl-ı hitâm idüp yine hatm-ı miskîn urmışdur." (Kılıç, 2018, s. 442) ve Me'âlî maddesinde bir alıntı için "bu miskîn bu dil-küşâ sözler" (Kılıç, 2018, s. 329) ifadelerini kullanmıştır.
Ahdî, ibareyi "kalem", "kilk", “ebyât” ve "risale" gibi kavramlarla terkibe sokarak kullanmıştır. Zâyi'î ve Makâlî övgüsünde "kalem-i müşgîn" (Solmaz, 2018, s. 207, 276); Ebu'l-fazl Efendi, Sârfî ve Hükmî övgüsünde "kalem-i müşkîn-sevâd" (Solmaz, 2018, s. 57, 141, 204); Kâmî övgüsünde "kalem-i müşkîn-rakam" (Solmaz, 2018, s. 68); Hâtemî övgüsünde "kilk-i müşgîn-rakam" (Solmaz, 2018, s. 147); Rızâyî övgüsünde "ebyât-ı rengîn-i mânend-i sünbül-i müşkîn-i feyz-resân" (Solmaz, 2018, s. 76), Gelibolulu Âlî övgüsünde "ebyât-ı müşgîn-erkâm" (Solmaz, 2018, s. 93); Hükmî Beg'in hattatlığı övgüsünde "müşgîn-erkâm" (Solmaz, 2018, s. 143) ve Murâdî-i Bağdâdî'nin bir eseri övgüsünde "risâle-i müşgîn-sevâd" (Solmaz, 2018, s. 281) ibarelerini kullanmıştır.
Kınalızâde Hasan Çelebi, kelimeyi en çok kullanan tezkirecidir. İbareyi ekseriyetle "kalem" ve çoğulu "aklâm" kelimelerini tavsifen, "rakam" ve çoğulu "erkâm" sözcükleriyle birlikte zikretmiş; ayrıca "revâyih", "hitâb", "hurûf" ve "sütûr" kelimeleriyle terkibe sokarak da kullanmıştır. Hoca Sa'deddîn Efendi, Âhî, Kefevî Hüseyin, Halîmî, Sa'dî, Su'ûdî, Muhşî Sinân Efendi, Ebussu'ûd Efendi, Sâdık, Kınalızâde Âlî Efendi, Fazlî, Feyzî, Kâtibî, Muhyî Çelebi, Mesîhî, Mu'înî ve Meylî övgüsünde “aklâm-ı müşgîn-erkâm” (Sungurhan, 2017, s. 120, 216, 297, 309, 339, 432, 433, 437, 450, 493, 582, 586, 589, 665, 689, 704, 764, 779, 796, 819); Ref'î, Mahvî, Meylî ve Nâmî övgüsünde "kalem-i müşgîn-rakam" (Sungurhan, 2017, s. 391, 761, 825, 830); Kâmî ve Bostânzâde Mehmed Efendi övgüsünde "revâyih-i müşgîn-fevâyih" (Sungurhan, 2017, s. 710, s. 749); Yûsuf-ı Sîneçâk övgüsünde "hitâb-ı müşgîn-nikâb" (Sungurhan, 2017, s. 939), Hoca Sa'deddîn Efendi övgüsünde "hurûf-ı müşgîn-zurûf" (Sungurhan, 2017, s. 119) ve Alâeddîn Ali Çelebi övgüsünde "sütûr-ı mişgîn-nikâb" (Sungurhan, 2017, s. 613) ifadeleriyle "müşgîn" kelimesini bir edebî terim hüviyetinde zikretmiştir.
Riyâzî, sözcüğü genellikle şiirin kuvvetini överken "nazım" kelimesinin "dizmek" manasıyla paralel olarak "rişte" ifadesiyle birlikte ele almıştır. Bâkî, Hocazâde Abdülazîz Efendi ve Şeyhülislam Mehmed Efendi övgüsünde "rişte-i müşgîn-sütûr" (Açıkgöz, 2017, s. 82, 229, 290) tabirini kullanmıştır. Bunun yanı sıra kelimeyi bir kez "risale" ibaresiyle kullanan Riyâzî, Kemâl Paşazâde'nin bir eserini "risâle-i müşgîn-nikâb" (Açıkgöz, 2017, s. 48) şeklinde methetmiştir.
Rızâ, kelimeyi "güftâr" ibaresini tavsifen, "nâzük" kelimesiyle birlikte, Tâlib övgüsünde "nâzük ve müşgîn güftâr" (Zavotçu, 2017, s. 158) şeklinde kullanmıştır.
Râmiz, kelimeyi her kullanışında "hitâme" kelimesiyle birlikte "müşgîn-hitâme" olarak zikretmiştir. İbareyi; Enîs Receb Dede ve Tevfîk övgüsünde "hâme-i müşgîn-hitâme" (Erdem, 1994, s. 3, 53); Şehdî övgüsünde "âsâr-ı nây-hâme-i müşgîn-hitâme" (Erdem, 1994, s. 175) ve "Vekâlet-nâme" olarak tavsif ettiği, Osmanzâde Tâ'ib'in bir kasidesi övgüsünde "Vekâlet-nâme-i müşgîn-hitâme" (Erdem, 1994, s. 51) şeklinde kullanmıştır.
Safâyî, kelimeyi "rakam" ve "erkâm" kelimeleriyle zikretmiştir. Zârî övgüsünde "resâ'il-i müşgîn-erkâm"; Sırrî ve Nazmî övgüsünde "kalem-i müşgîn-rakâm" (Çapan, 2005, s. 265, 599) ve İsmetî övgüsünde "müşgîn-kelimât" (Çapan, 2005, s. 379) ifadelerini kullanmıştır.
Sâlim, eserinin mukaddimesinde tezkiresini överken "âsâr-ı müşgîn-tarh-ı sütûde-edâ-yı ashâb-ı ma'rifet ü makâl" (İnce, 2018, s. 62) ifadesini ve Ebû Saidzâde Feyzullâh Efendi'nin kütüphanesinin genişliğini ve kitaplarına düştüğü haşiyeleri methederken "kilk-i müşgîn-fâm" (İnce, 2018, s. 370) ibaresini kullanmıştır.
Fatîn, ibareyi Mustafa Reşîd Paşa övgüsünde "hâme-i müşkîn-allâme" (Çiftçi, 2017, s. 185) terkibiyle kullanmış olup Paşa'nın "kalem"ini kullanmadaki ilmine vurgu yapmış ve kelimeyi diğer tezkirecilerde olduğu gibi yazının siyahlığını da bağlama dâhil ederek bir edebî övgü mahiyetinde ele almıştır.
İbare, kullanım sıklığına göre sırasıyla; Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında 29 kez; Gülşen-i Şu'arâ'da 11 kez; Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'da 4 kez; Riyâzü'ş-Şu'arâ'da 4 kez; Âdâb-ı Zurafâ'da 4 kez; Safâyî Tezkiresi'nde 4 kez; Sâlim Tezkiresi'nde 2 kez; Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ'da 1 kez; Rızâ Tezkiresi'nde 1 kez; Hâtimetü'l-Eş'âr'da 1 kez olmak üzere tezkirelerde terim manasıyla toplam 61 kez geçmektedir.
Örnek 1:
Hâlâ kuzât-ı kasabâtun be-nâmından ve kerem ü mürüvvet ile tâ’ife-i mezbûrenün şöhre-i eyyâmından Muhyî dâris-i kemâl ü ma’ârif ve müctenî-i simâr-ı eşcâr-ı letâ’if Mesîhâ-sıfat sühan-mürdelerini ihyâ itmekle lü’lü-i aklâm-ı müşgîn-erkâmından çeşme-sâr-ı âb-ı hayâtı icrâ itmişdür (Sungurhan, 2017, s. 764).
Örnek 2:
Ehliyyetde ehâlî içre akrânı nâdir ve fuzalâ-yı 'asr arasında fazl ile şâ'ir ve üslûb-ı inşâsı bî-nazîr olmagın pâdişâh-ı sa'âdet-encâm nâmına Kimyâ-yı Sa'âdet’i nesr ü nazm ile Türkî’ye terceme kılmışdur. Fi'l-hakîka mezbûr kitâb kalem-i müşkîn-rakamdan dil-pezîr olmışdur (Solmaz, 2018, s. 68).
Örnek 3:
Şimdiye degin mecelle-i ihtifâda cilbâb-ı hicâbla inzivâda iken kedd-i yemîn-i hâme ve 'arak-ı cebîn-i nâme ile mülk-i yemîn nikâha getürmişdür ve fasl-ı hitâm idüp yine hatm-ı miskîn urmışdur (Kılıç, 2018, s. 442).
Örnek 4:
… bir şâ'ir-i mâhir-i belâgat u beyândır ki eser-i hâme-i hoş-gû reftârı olan eş'âr-ı dil-şikârı reşk-endâz-ı revân-ı ‘Atâyî vü Veysî ve hatt u inşâ-yı letâfet-ârâları hıyre-zen-i çeşm-i Nergisî el-hakk âteş-pâre-tabî’at ve sühan-ı rengîn ile bir Hüsrev-i iklîm-i fesâhatdir ki kendü Vekâlet-nâme-i müşgîn-hitâmelerinde buyurdukları beyt … (Erdem, 1994, s. 51).
Örnek 5:
Her fende bir kitâbı ve her mahalle bir risâle-i müşgîn-nikâbı olup üç yüze karîb kütüb ü resâ'ili vardur. (Çapan, 2005, s. 48).
Örnek 6:
Habbezâ nâzım-ı mu'ciz-beyân ki âb-rîz-i nazm-ı revânı nâm u nişân-ı ragbet ü i'tibâr ile meskûk, rûşenâyî elfâz-ı tâb-dârından perî-sıfatân-ı me'ânî nâ-mastûr ve netâyic-i lücce-i tab'-ı gevher-bârı olan le'âlî-i âb-dâr rişte-i müşgîn-sütûra çekilmekle şâyeste-i nühûr-ı hûrdur (Açıkgöz, 2017, s. 82).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Ali Seydî (1330). Resimli Kâmûs-ı Osmânî. C. 3. İstanbul: Matbaa ve Kütübhâne-i Cihân
Birinci, N. vd. (hzl.) (2018). Ali Nazîmâ, Faik Reşad - Mükemmel Osmanlı Lügati. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü'l-Eş'âr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Erdem, S. (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ'sı İnceleme-Tenkidli Metin-İndeks-Sözlük. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Hüseyin Remzî (1305). Lügat-i Remzî. C. 2. İstanbul: Hüseyin Remzî Matbaası.
İbrâhîm Cûdî (1914). Lügat-i Cûdî. Trabzon: Kitâbhâne-i Hamdî.
İnce, A. (hzl.) (2015). Ni'metu'llâh Ahmed - Lügat-i Ni'metu'llâh. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi - Tezkiretü'ş-Şu'arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
Kartal, A. (hzl.) (2021). Muallim Nâcî - Lügat-i Nâcî. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Kestelli, R. N. (2011). Resimli Türkçe Kamus. (hzl. Recep Toparlı vd.). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi - Meşâ'irü'ş-Şu'arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf?0
Mehmed Salâhî (1322). Kâmûs-ı Osmânî. C. 4. İstanbul: Mahmûd Bey Matbaası.
Nişanyan, S. (2018). Nişanyan Sözlük Çağdaş Türkçenin Etimolojisi. İstanbul: Liber Plus Yayınları.
Öztürk, M. ve Örs, D. (2022). Mütercim Âsım Efendi - Burhân-ı Katı. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Redhouse, J. W. (2011). Turkish and English Lexicon. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddîn Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.
Steingass, F. (2005). A Comprehensive Persian-English Dictionary. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Toparlı vd. (hzl.) (2016). James W. Redhouse - Müntahabât-ı Lügât-i Osmâniyye. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Toven, M. B. (t.y.). Yeni Türkçe Lügat. İstanbul: Evkâf-ı İslâmiyye Matbaası.
Yılmaz, O. (hzl.) (2019). Şu'ûrî Hasan Efendi - Lisânu'l-Acem Ferheng-i Şu'ûrî. C. 4. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html