SÛZNÂK [1] (SŪZ-NĀK)

beyt-i sûznâk, ebyât-ı sûznâk, edâ-yı sûznâk, eş'âr-ı sûznâk, gazel-i sûznâk, şi'r-i sûznâk


* Sözlüklerde "yakan", "yakıcı", "dokunaklı" gibi anlamları olan, tezkirelerde "acı ve ıstırap veren, okuyucuyu duygulandıran" şiirlerin değerlendirmesinde kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Kelime Farsça bir birleşik sıfattır.  Sözlüklerde kelime için verilen anlamlar; “yanan, alev alev, acı çeken, kederli, ızdırap çeken” (Redhouse, 1987: 979); “yakıcı, ateşli, hüzünlü” (Steingass, 1998, s. 708); “yakan, dokunaklı, hüzünlü” (Şemseddin Sami 1318, s. 666); “yanıcı, ateşli, hararetli olan” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, cilt 1, s. 691);  “yakıcı, dokunaklı” (Muallim Naci, 1308, s. 486); “yakan, yakıcı, dokunaklı” (Devellioğlu, 2008, s. 966); “yakan, yakıcı, etkili, müessir, hüzn-engiz” (Parlatır, 2014, s. 1537) şeklindedir. 

Kelimeye verilen anlamlara bakıldığı zaman tüm sözlüklerde "yakan, yakıcı ve dokunaklı" gibi birbirine yakın anlamlarının verildiği görülmektedir. Tezkirelerde de kelime genellikle mecaz anlamda acı ve ıstırap veren, ayrılık konularını işleyen şiirlerin değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.




Terim Anlamı

Sûz-nâk; hüzün ve acının tesirli, okuyucuda o hissi uyandıracak şekilde, dokunaklı olarak ifade edildiği manzumeler için kullanılan terim.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Yusuf Çetindağ;  “Şiir Eleştirisi Açısından Devletşâh Tezkiresi” isimli çalışmasında bu tabirin ilk olarak Devletşâh tarafından 4 defa ardından Ali Şir Nevâî tarafından 7 defa kullanıldığını, Anadolu sahasında ise ilk olarak Sehî Bey tarafından “yakıcı, ateşli” manalarında şiir değerlendirmesinde kullanıldığını söyler (Çetindağ, 2002, s. 194).  Araştırmacı kelimenin  Hüseyin Baykara'nın acı, ıztırap ve ayrılık konularını işleyen şiirlerinin değerlendirilmesinde  Ali Şir Nevâî tarafından kullanıldığını şu örneklerle açıklar: 

Bu matla’ sûznâk vâkı’ boluptur: 

Tâze boldı bâg u könglümde firâk âzârıdur /Cilve kıldı gül nitey bagrımda hicrân hârıdur” 

“Bu matla’da asru sûznâk edâ kılıpdur.”, “Bu matla’nı hem âteşîn ve rengîn hayâl kılıpdur.”, “Beytü'l-Hazen köygenining edâsı aceb otluk matla’ tüşüptür.” (Çetindağ, 2003, s. 95)

Anadolu sahasında tabiri ilk olarak kullanan Sehî Bey'dir. Sehî Bey de Devletşâh ve Ali Şir Nevâî gibi tabiri “acı veren, hüzünlü” manalarında sıfat olarak şiirlerin değerlendirilmesinde kullanmıştır. Müellif, Şemî' maddesinde şairin şiirlerini değerlendirirken  "etkileyici, şiirlerinin gösterişten uzak, sözlerinin temiz ve içinde öğütler bulunan eğlenceli" (ipekten-Kut vd., 2017, s. 141) ifadelerini kullandığı görülmektedir. 

Latîfî'nin de şiir değerlendirilmesinde sûznâk tabirini kullandığı görülür. Müellif, Sûzî (d. 1455/1465 - ö.h. 931/m. 1524) maddesinde şair ve şiirleri için, "saf ve temiz bir üsluba sahip olup ateşin etkisiyle yakıcı bir güzelliğe bürünmüştü. O, Rum şairlerinin övülenlerinden ve şiirleri kabul görenlerdendi" (Canım, 2018, s. 280) şeklinde  şairin şiirlerinin ıztırap verici ve etkileyici olduğu şeklinde değerlendirmede bulunmuştur. Latîfî,  Mevlânâ Şem’î’nin (d. ?- ö. ?) şiiri için yaptığı değerlendirmede de sûznâk tabirini kullanır (Örnek 1).

Fahri Kaplan, Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü - Latîfî Tezkiresi Örneği- isimli çalışmasında sûznâk terimi için; “şiirde yakıcılığı, ızdırap duygusunun etkili ve yakıcı bir şekilde ifade edilişini belirten sûznâk olma özelliğine şiirin niteliğini ve etkileyiciliğini arttıran bir unsur, şiirde aranan bir keyfiyet olarak […] önem atfedildiği” şeklinde bir değerlendirmede bulunmaktadır (Kaplan, 2021, s. 385). 

Âşık Çelebi'nin, Sun'î-i Sânî (d. ? - ö. ?)maddesinde şairin şiirleri hakkında değerlendirmede bulunurken; şairin bütün gazellerinin hayallerle dolu içtenlikle söylenmiş, duygu yüklü etkileyici şiirler olduğunu belirtir  (Kılıç, 2018, s. 565). Âşık Çelebi, Enverî (d. ? - ö. 1547) maddesinde de şairin şiirlerini değerlendirilirken sûznâk tabirini kullanır (Örnek 2). 

Kınalızâde Hasan Çelebi, Şem'î  (d. ?/? - ö. 1529/1530) maddesinde şairin şiirleri için değerlendirmede bulunurken aşk konulu etkileyici şiirlerinin her dizesinin aşk ateşini anlatan bir dil olduğunu ifade eder (Sungurhan, 2017, s. 478).  Müellif, FevrÎ (d. ? - ö. 1571) maddesinde şairin şiirleri hakkında  duygu yüklü ve etkileyici olduğunu söylerken sûznâk tabirini kullanır ve şiirlerinden örnek verir (Örnek 3).

Anadolu sahasında “sûznâk” tabirini 27 defayla en çok kullanan tezkireci  Ahdî'dir. Ahdî'nin genellikle şairlerin şiirlerinin duygu yüklü ve etkileyici olduğunu söyledikten sonra bu şiirlerden örnek verirken bu tabiri kullandığı görülmektedir.   Hayâlî Bey (d. 1497/1499? - ö. 1557) maddesinde; şairin, özlü ve temiz sözlerle dolu  yakıcı, duygu yüklü ve etkileyici şiirlerinden örnekler verir (Örnek 4).

Terim az da olsa divanlarda da geçmektedir. Sûznâk kelimesi tezkirecilerden önce 14. yüzyılın önemli şairi Ahmedî tarafından kullanılmıştır. Şair gazelinin bir beyitinde şüphesiz ud ağacının ateşte yakıldığını ve bu yüzden sözlerinin  güzel ve yakıcı olduğunu ifade eder (Akdoğan, s.461). Şeyhülislam Yahya da kaleme almış olduğu bir gazelinde ayrılık ateşiyle yanan gönlü olmasa sözlerinin bu derece yakıcı/etkileyici olmayacağını söyler (Kavruk, 2001, s. 345). Klasik Türk edebiyatın son büyük şairi olarak kabul gören Şeyh Galib de bir manzumesinde, sevgi ateşiyle hemen yanması halinde sözlerinin gökyüzünde yakıcı bir hal alacağını dile getirir (Okçu, s. 266). 16. yüzyıl şairlerinden olan Bursalı Rahmî'nin de bir gazelinde  kendi şiiri için sûznâk tabirini kullandığı görülmektedir (Örnek 5).

Sûznâk teriminin kullanıldığı son örnek Leyla Hanım  Divanı olarak tespit edilmiştir. Mehmet Arslan'ın ifadesine göre  Leyla Hanım babasının ölümünden sonra kaleme almış olduğu gazele "gazel-i sûznâk" başlığını atmıştır (Arslan, 2018, s. 2). 

Tezkirelerde bir niteleme sıfatı olarak kullanılan “sûznâk” ifadesi şiirlerdeki duygusal yoğunluğu ve aşkın acı veren etkisini anlatmak için kullanılır. Tezkireciler genellikle bu kelimeyi duygusal yoğunluğa sahip, okurun gönlüne hitap eden şiirleri örneklerken kullanmaktadır. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime, Herat bölgesi tezkirelerinden Devletşâh Tezkiresi’nde 4, Mecâlisü’n-Nefâis’te 7; Anadolu sahası tezkirelerinde ise Sehî’de 4, Latîfî’de 4, Âşık Çelebi’de 6, Kınalızâde’de 11, Beyânî’de 5, Ahdî’de 27, Âlî’de 1, Safâyî'de 4, Riyâzî'de 1, Esrar Dede'de 2,  Mehmed Sâlim'de 1, Mehmed Esâd'da 1, İsmail Belig'de 1, Faik Reşâd'da 2 defa kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1:

Elfâz u edâsı dahî gāyetde rûşen ü pâk ve güftâr-ı âteş-te’sîri nihâyetde sûz-nâk ü derdmendânedür (Canım, 2018, s. 304).

Örnek 2:

Ve merhûm-ı merkûm sene sitte ve erba’ìn ve tis’ami’ede sûr-ı pür-sürûr eyledükde  hınnâ gicesi âteş-bâzlık idüp kendü eş’ârın okırken ol eş’ârda bu beyti sûz-nâk vâkı’ olmışdur (Kılıç, 2018, s. 164).

Örnek 3:

Fevvâre-i derûnından nümâyân olan ebyât-ı sûznâk ve kelimât-ı şerer-nişânınun ba’zı bu cerîde-i ‘irfân ve mecelle-i bülegâ-yı zemâna tahrîr ü tastîr olındı. 

Şi’r :

Kâmetün serv degül mi gele togru söyle 

Gül degül mi ruhun ey gonçe-i gül-bû söyle 

Dişüni dürr-i girân-mâyeye benzer dirler 

Öyle midür gele ey dişleri lü’lü söyle …….. (Sungurhan, 2017, s. 682).

Örnek 4: 

Cümle-i eşʿâr-ı sûznâkinden ve güftâr-ı pâkinden bir gazel-i pür-mesel ve baʿzı ebyât sebt oldı. 

Ruh-ı gerdunda her subh ey şafak kim cilve-gersin sen 

Bana kan agladur hayl-i melek-hûn-ı cigersin sen 

ʿAceb mahbûbsın ey şemʿ kim fehm olmadı şânun 

Virirken cânı pervânen hem aglar hem gülersin sen 

İrüp ol serv kadde görmedünse kâbe kavseyni 

Var ey Cibrîl-i ʿaklum dahi yabanda uçarsın sen ….. (Solmaz, 2018, s. 144).

Örnek 5: 

Neyün bagrın delüp mutrıb terâne kıl ki Rahmî'nün 

Bu şi'r-i sûznâki ehl-i derdüŋ hasb-ı hâlidür (Erdoğan, 2017, s. 184).




Kaynaklar

Kaynaklar

Akdoğan, Y. (hzl.). Ahmedî - Dîvân. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78357/ahmedi-divani.html 

Arslan, M. (hzl.) (2018). Leyla Hanım Divanı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: http://ekitap.ktb.gov.tr/TR-215361/leyla-hanim-divani.html 

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Çetindağ, Y. (2002). Şiir eleştirisi açısından Devletşâh Tezkiresi. Akademik Araştırmalar Dergisi. 14, 187-200.

Çetindağ, Y. (2003). Mecâlisü'n-Nefâis'te şiir ve şair eleştirisi. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi. 9, 79-114.

Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.

Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.

Erdoğan, M. (hzl.) (2018). Bursalı Rahmî Divanı. Ankara:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195643/bursali-rahmi-divani.html 

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

Kaplan, F (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü -Latîfî Tezkiresi Örnegi-. İstanbul: DünBügün Yayınları.

Kavruk, H. (hzl.) (2001). Şeyhülislâm Yahyâ Divânı. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.

Okçu, N (hzl.). Şeyh Galib Divanı. Ankara:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78404/seyh-galib-divani.html 

Parlatır, İ (2014). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınları.

Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English lexicon: Shewing in English the significations of the Turkish terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu'arâsı: İnceleme, metin. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Steingass, F. (1998) Persian-English Dictionary, Beyrut: Librairie du Liban

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html

Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul. 




Yazım Tarihi:
02/09/2025
logo-img