* Arapça behcet (güzellik, sevinç) ve Farsça -âmîz (veren, dolu) ekinden oluşan behcet-âmîz, biyografik eserlerde nadiren "güzellik ve neşe veren" anlamında kullanılan bir övgü sıfatıdır.
Kelime Arapça kökenli “behcet” kelimesine Farsça “-âmîz” ekinin gelmesi ile türetilmiştir. Behcet-âmîz tabiri, sözlüklerde tanımlanmamıştır.
Behcet/behçet kelimesi, Türkçede güzellik ve sevinç anlamlarına gelir. Aynı zamanda parlak görünen bir cilt ya da güler yüzlülük için de kullanılır (Ayverdi, 2011; Redhouse, 2011; Şemseddin Sami, 2012).
Behcet-âmîz kelimesi, bir edebî terim olarak kaynaklarda tanımlanmamıştır. İncelenen kaynaklarda "içinde güzellik ve neşe barındıran" veya " güzellik ve neşe veren" anlamında bir sıfat olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.
Behcet-âmîz kavramı, biyografik kaynaklarda iki kez geçmektedir. Her iki örnekte de "içinde güzellik ve neşe barındıran" veya " güzellik ve neşe veren" anlamında bir sıfat olarak kullanılmıştır.
Rıza Tezkiresi'nde bir edebî terim olarak bir şiirin estetik kalitesini övmek için kullanılır. Tezkirede Şerîf Mehmed Çelebi Efendi'nin şiirleri şu kalıp ifade ile sunulur "Bu ebyât-ı behcet-âmiz ol zât-ı ‘azîzüñdür" [Bu güzellik ve neşe dolu beyitler o değerli şahsa aittir]. Terim, şairin şiirlerinden örnek verilirken kalıp bir ifade içinde kullanıldığı için şiirlere “behcet” veren unsurun ne olduğu ve şiirlerin niçin bu şekilde tanımlandığı açık değildir. Bu ifadeden önce şairin edebî kişiliği tanımlanırken “mekkâre-i kilk-i dil-peziri her mazmûn-ı bî-naziri ne sûrete dilerse koymaga ve erganûn-ı nagamât-ı güriz-gâh-ı tab‘-ı fesâhat- tedbiri her sâzı ma‘âniye uydurmaga kâdir idi” [Gönül çelen kaleminin mahareti, eşi benzeri olmayan her konuyu dilediği kalıba dökmeye; fesahatle işleyen yaratılışının bir musiki aleti gibi olan dehası ise her anlamı istediği ahenge uydurmaya muktedirdi.] (Zavotçu, 2017, s. 147).
Mecdî’nin Hadâ'iku'ş-şakâ'ik eserinde ise edebî bağlamdan bağımsız olarak Şemsüddîn Fenârî’ye sorulan “Selâtîn-i felek-temkîn ile vâki olan mu’âmelâtuñ elezzi ve ol makûle huzûz u lezzâtuñ e’azzı nedür?” sorusuna “sen bu kâr-ı behcet-âmîzi istilâm eyledüñ, ben dahi saña takrîr ideyin.” [sen bu neşe dolu konuyu sordun, ben de sana anlatayım] diyerek verdiği cevapta geçmektedir (Alpaydın ve Odunkıran, 2022, s. 560).
Behcet-âmîz tabiri, biyografik kaynaklarda iki kez geçmektedir. Zehr-i Mâr-zâde Seyyid Mehmed Rızâ’nın Tezkire'sinde Sabrî maddesinde 1 ve Mecdî’nin Hadâ'iku'ş-şakâ'ik eserinde Şemsüddîn Fenârî maddesinde 1 kez geçmektedir.
Örnek 1:
Zümre-i kuzât-ı sencîde-sıfâtdan tercemesi sebt olınan‘İlmî-i Nâzük’üñ ferzend-i fazîlet-mendi Şerîf Mehmed Çelebi Efendi’dür. Hakkâ ki ‘âlim ü fâzıl ve her fennüñ neticesine vâsıl şâ‘ir-i nâm-dâr ve münşî-i rûzgâr olup mekkâre-i kilk-i dil-peziri her mazmûn-ı bî-naziri ne sûrete dilerse koymaga ve erganûn-ı nagamât-ı güriz-gâh-ı tab‘-ı fesâhat- tedbiri her sâzı ma‘âniye uydurmaga kâdir idi. Bu ebyât-ı behcet-âmiz ol zât-ı ‘azîzüñdür (Zavotçu, 2017, s. 147)
Örnek 2:
Mü’ellif-i Şakâ’ik’uñ hâli Mevlânâ Abdurrahmân bin Seyyid Yûsuf bin Hüseyn Hüseynî hikâyet eyledi ki on yıl mikdârı ders okuyup müddet-i medîd hıdmetinde oldum. Ekser-i evkâtda anı sâmit ü sâkit buldum. Degme bir dâiyeyle kufl-ı dehânını miftâh-ı sühan-ı dil-güşâyla açmaz-idi. Lâkin selâtîn-i izâmla sebkat eyleyen musâhabet tezekkür olınsa hikâyât-ı acîbe vü letâ’if-i garîbe nakl idüp aña müteallık çok çok söylemekden kaçmaz-idi. Esnâ-yı hıdmetinde bir gün mevlânâ-yı mûmâ ileyhden su’âl eyledüm ki “Selâtîn-i felek-temkîn ile vâki olan muâmelâtuñ elezzi ve ol makûle huzûz u lezzâtuñ eazzı nedür?” diyüp tafsîl-i hâl iltimâs eyledüm. Fâzıl-ı müşârün ileyh cevâb virüp “Bu emr-i garîb ü sırr-ı acîbdür. Bunı benden şimdiye degin ferd-i âferîde su’âl eylemedi. Ammâ çünki sen bu kâr-ı behcet-âmîzi istilâm eyledüñ, ben dahi saña takrîr ideyin.” diyü şöyle hikâyet eyledi (Alpaydın ve Odunkıran, 2022, s. 560).
Alpaydın B. ve Odunkıran, F. (hzl.)(2022). Mecdî’nin Şakâ’ik Tercümesi, Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Ayverdi, Z. İ. (2011). Kubbealtı Lugatı. Kubbealtı.
Hayyim, S. (1962). New Persian-English dictionary. Library Association; Library Association. https://dsal.uchicago.edu/dictionaries/hayyim/
Lane, E. W. (1863, 93). Arabic-English lexicon. Williams and Norgate. http://arabiclexicon.hawramani.com/william-edward-lane-arabic-english-lexicon/
Redhouse, J. W. (2011). Turkish and English lexicon. Çağrı.
Salmoné, H. A. (1889). An advanced learner’s arabic-english dictionary. Librairie du Liban. https://arabiclexicon.hawramani.com/habib-anthony-salmone-an-advanced-learners-arabic-english-dictionary/
Şemseddin Sami. (2012). Kâmûs-ı Türkî (R. Gündoğdu, N. Adıgüzel, & E. F. Önal, Ed.). İdeal Kültür.
Vajehyab. (2023). [Çevrimiçi sözlük]. https://vajehyab.com/
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html