zenâne, zenâne-reng, tâbir-i zenân
* Farsça kadın anlamına gelen zen kelimesinden türetilmiş, "işveli, duygulu, kadına has eda ve tarz" anlamlarında kullanılan terim.
Farsça kadın anlamına gelen zen kelimesine layıklık, yakışırlık, uygunluk belirten -âne eki getirilerek türetilmiş bir sıfattır. Sözlükler kadına mahsus, kadınla ilgili, kadın işi, kadına yaraşır yolda, kadınca, kadın harcı tanımlarını yapmaktadır (Ahmet Vefik, 1306, s. 1149; Necdet ve Bedrettin, 1928, s. 398; Remzi, 2018, s.626; Devellioğlu, 2006, s. 1178; Şemseddin Sami, 2004, s. 687; Toven, 2004, s. 825).
Duygulu, işvekâr, kadına has söyleyiş ve edaya sahip üslup.
İfade ilk olarak Anadolu sahasının ilk tezkiresi Heşt Behişt'te geçer. Sehi Bey, Baldır-zâde sanıyla tanınan, müderris ve kadılık gibi görevlerde bulunan Sâkî mahlaslı bir şair için zenâne-reng tabirini kullanır. Egerçi zenâne-reng lâkin yek-dest ü hem-rengdür. El-hâsıl elfâzı letâfetten ’âlî degüldür. Nazmı şîvedâr ve sözleri ‘işvekârdur. Bu cihetden gazeliyyâtı şîrin ve edâsı rengîndür (İpekten vd., 2017, s. 107) diyerek şairin üslubunu “zenâne-reng" ancak ahenkli ve renkli olarak nitelendirir. Devamında “sözleri letâfetten uzak değildir. Nazmı edalı, sözleri nazlıdır. Bu bakımdan gazelleri şirin, edası renklidir” (İsen, 1998, s. 158) değerlendirmesinde bulunur. Sehi Bey’in zenâne-reng ifadesini edalı, şivedâr, işvekâr gibi kadına has sıfatlarla birlikte kullanması, ardından şairden lirizmi yüksek bir şiir örneği aktarması, şairin üslubunu duygulu ve coşkulu olarak değerlendirdiğinin göstergesidir. Bu da terim anlamıyla paraleldir.
Latifi'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında Mihrî Hatun için ”şiirinin edası kadıncadır" değerlendirmesinde bulunması terim anlamına uygundur (Canım, 2018, s. 496). İfade aynı eserde “kadınca, kadına özgü” anlamlarında Siyâhî mahlaslı bir şairden alınan bir beyitte (s. 285) yer alır. Belgratlı Vâlihî'den bahsederken Latîfî, va'zı zenânedir ifadesine yer verir. Latîfî'ye göre takti ve vezin bilgisi olmayan şair, mana bakımından da yetersizdir ve şiirde hünerli değildir. Ancak Latîfî'nin va'zı zenânedir sözü onun şairliğine yönelik bir değerlendirme değil, ses tonunun inceliğine yönelik bir ifadedir (s. 547). Aynı eserde Latîfî, Hâtifî'nin hayatına dair bir anekdot verirken zenâne-kıyâfet ifadesini kullanır (s. 554). Bu ifade kılık değiştirme, kadın kıyafetine bürünme anlamlarında kullanılmıştır ve terim anlamıyla ilişkili değildir.
Rızâ Tezkiresi'nde Râ'î mahlaslı bir şairden nakledilen bir kıt'ada (Zavotçu, 2017, s. 118) yer almıştır.
Râmiz'in Âdâb-ı Zurafâ'sında ifade, Fâ'iza Molla Kadın'ı anlatırken ta'bîr-i zenân şeklinde kullanılmıştır. Âsârlarından ruhsat-yâfte-i iktidar oldıġımız vâlidleri vefâtına olan târîhleri silk-i keşîde-i sutûr ve edâ-yı ta'bîr-i zenânda ‘adem-i kudretimiz olmakla tafsîl-i hâlleri bu rütbede maksûr kılındı diyen Râmiz, şairenin babasının ölümüne düştüğü tarihi, kadınca üslupla ifade etmek konusunda kudreti olmadığı için şairenin hayatına dair tafsilatının bununla sınırlı kaldığını söyler ve tarih kıtasını vermez (Erdem, 2019, s. 237). Burada Râmiz'in tâbir-i zenân ifadesini şaire için değil, kendisi için terim anlamına uygun olarak kullandığı anlaşılmaktadır.
Genel olarak tezkirelere bakıldığında zenâne sözcüğünün hem şair hem de şaireler için kullanıldığı anlaşılır. Üslubun kadına has yahut kadını hatırlatır şekilde duygulu ve coşkulu olmasını ifade eder. Kadın şair sayısının erkeklere nisbetle çok az olmasının bir sonucu olarak tezkirecinin ölçütünün erkek şairin söylemi üzerinden şekillendiği anlaşılmaktadır. Zenâne olarak nitelendirilen üslubun ardından tezkirecinin “amma”diyerek telafi eder bir tavırla işvekâr, şîvekâr, edalı, merdâne, rengin, şîrîn gibi sıfatları sıralaması üslupta merdâneliğin zenânelikten önce geldiğini düşündürmektedir. Kadın şair olmak gibi, kadınsı bir söyleyiş ve tarz da kabul edilebilirdir (Kutlar Oğuz, 2024, s. 737). Dolayısıyla zenâne terimi de olumsuz değildir ancak kabul edilebilirdir.
Terim sırasıyla Sehi Bey tezkiresinde 1; Latîfî tezkiresinde 4, Rızâ tezkiresinde 1; Râmiz tezkiresinde 1 yerde geçmiştir.
Örnek 1:
Eğerçi işve-i eş'ârı zenâne ve şîve-i güftârı mü'ennesânedür ammâ cihet-i sûz u güdâzda âşıkâne ve beyân-ı şevk ü niyâzda merdânedür ve muhannesânedür (Canım, 2018, s. 496).
Örnek 2:
Nice harcanmasun ki darbhânesi işlerdi ve ardundan gelüri var idi ve hasm ile muhâsamada mukdim ü çerî idi. Eğerçi vaz'ı zenânedür ammâ bir yüzden düşmen eridür. Hamle-i hîzânla nicelerün nefsin depelemiş ve nâr-ı gays u gazâbını teskîn ü ıtfâ itmege mâ-i merdândan derûnına su sepelemişdür (Canım, 2018, s. 547).
Örnek 3:
Bu mukaddime minvâlince ittifak ‘acâyiz-i rûzgârdan bir ’acûze-i sehhâre ve delle-i mekkâre buna rast gelür ve bunı ol zenâne-kıyâfet ve tavîl-kamet ile gördükde bin cânile ta'alluk u ta'aşşuk idüp… (Canım, 2018, s. 554).
Örnek 4:
Âsarlarından ruhsat-yâfte-i iktidâr oldığımız vâlidleri vefâtına olan târihleri silk-i keşîde-i sutûr ve edâ-yı ta'bîr-i zenânda 'adem-i kudretimiz olmagla tafsîl-i hâlleri bu rütbede maksûr kılındı (Erdem, 2019, s. 237).
Örnek 5:
Ulûmı tertîb üzre görmiş kâmil zü-fünûn fâzıl egerçi zenâne-reng lâkin yek-dest ü hem-rengdür. El-hâsıl elfâzı letâfetten ’âlî degüldür. Nazmı şîvedâr ve sözleri 'işvekârdur. Bu cihetden gazeliyyâtı şîrin ve edâsı rengîndür (İpekten vd., 2017, s. 107).
Ahmed Vefîk (1306). Lehce-i Osmânî. İstanbul: Mahmûd Beg Matbaası.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî tezkiretü’ş-şu’arâ ve tabsıratü’n-nuzamâ (tenkitli metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu, F. (2006). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Erdem, S. (2019). Râmiz ve Âdâb-ı Zurafâ inceleme- tıpkıbasım-indeks. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları
Hüseyin Remzi (2018). Lügat-i Remzi. C. 2, hzl. A. Birinci. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
İsen, M. (1998). Sehî Bey Tezkiresi Heşt Behişt. Ankara: Akçağ Yayınları.
Kaplan, F. (2021). Klasik Türk edebiyatı eleştiri terimleri sözlüğü: Latîfî tezkiresi örneği. Ukrayna: Dün Bugün Yarın.
Kutlar Oğuz, F. S. (2024). Tezkireciler ve şair kadınlar: Şair tezkirelerinde cinsiyetçi söylem. PROF. DR. M. FARUK TOPRAK’A ARMAĞAN, Prof. Dr. M. Faruk Toprak özel sayısı, Turkish studies - Language and Literature, 19 (Ö1): 715-740.
Necdet, R.; Bedreddin, H. (1928). Yeni, resimli Türkçe kâmûs, İstanbul: Ahmed Kâmil Matbaası.
Şemseddîn Sâmî (2004). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Toven, M. B. (2004). Yeni Türkçe lügat. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html