TUMTURÂK (ṬUMṬURĀḲ)

tumrurâk-ı elfâz


* Sözlüklerde “gösteriş, debdebe, ihtişam” gibi anlamları olan ve tezkirelerde “kulağa hoş gelen, ses tonu yüksek, söylenişi parlak, parıltılı” sözler/şiirler için kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Kubbealtı Lügati, Farsça ses taklidi bir kelime olarak ifade edilen tumturak kelimesine “gösteriş, debdebe; şiir veya nesirde kulağa hoş gelen, ses tonu yüksek olan tesirli kelimelere yer verme, anlamından çok söylenişi parlak olan kelimeleri seçip kullanma karşılıklarını verir (Ayverdi). Afîfî “görkem, azamet, ihtişam, gösteriş” (1391, s. 1735); Devellioğlu “gösteri debdebe; söylenişi parlak görünen (ibare)” (2012, s. 1297); Kanar, “tumturak, görkem, gösteriş (2016, s. 940), Redhouse “gösteri, ihtişam, görkem” (1245), Steingass, “ihtişam, büyük katılım; huşu, korku (1998, s. 819); Tulum ise “gösteri, göz alıcılık, görkem, debdebe; ses açısından kulağa hoş gelen, parıltılı (söz); Arapçanın dilin üst damağa yaklaşmasıyla çıkan ünsüz seslerinin özelliği” (2023, s. 439) karşılıklarını verir. 




Terim Anlamı

Kulağa hoş gelen, ses değeri yüksek, gösterişli, parlak” sözler ya da şiirler.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Bu terime ilk olarak Devletşâh’ta, “Hakanî’de ise güzel kelime ve tumturaklı sözler (tumturâk-ı lafz) diğerlerinden daha çok görülür.” şeklinde rastlanır (Çetindağ, 2002, s. 126-127). Burada terimin anlamını yansıtan bir ifade bulunmasa da bağlam içinde gösterişli, dikkat çekici sözler anlamı çıkarılabilir.

Latîfî, Hayâlî’den bahsederken kelimeyi “tumturâk-ı elfâz u hayâl” terkibi içinde isim olarak kullanır (Canım, 2018, s. 220) (Örnek 1). Lafız ve hayal için ortak bir sıfat olarak kullanılan tumturak teriminin anlamı belirgin olmasa da devamındaki “tezyîn-i ibârât u makâl” ibaresinden hareketle terimin etkili ve parlak kelime ve hayallere dayalı sanatkarane söyleyişi ifade etmek için kullanıldığı söylenebilir.

Âşık Çelebi, Yetîm’den bahsederken “Merhûm tumturâk-ı elfâza ve acîb ta’bîrlere ve garîb edâlara şîfte idi (Kılıç, 2018, s. 279) diyerek terimi gösterişli sözler için kullanır. Figânî’nin şiirleri “tumturâk-ı elfâzla müzeyyen”dir (s.523). Burada da terim gösterişli, parlak anlamında kullanılmıştır. İzârî’den bahsederken terimi ses yönü güçlü olmakla beraber anlam yönü zayıf sözleri ifade etmek için kullanmıştır (s. 459)(Örnek 2).

Hasan Çelebi, terimi dört yerde “tumturâk-ı elfâz” terkibi içinde kullanır. İzârî bahsinde tumturâk-ı elfâz ibaresinden sonra ki bağlacıyla tumturak terimini açıklar mahiyette “fehvâ vü ma’nâdan müberrâ” ifadesini kullanır (Sungurhan, 2017a, s. 551). Burada terim, biçim/ses yönü öne çıkan anlam boyutu zayıf sözleri ifade etmek için kullanılmıştır (Örnek 3). Çelebi, Ulvî’den bahsederken de onun “tumturâk-ı elfâz”a yani kelimelerin ses boyutuna aşırı önem verip asıl maksat olan anlamı ihmal ettiğini belirtir (s. 76). Makâlî (s. 305) ve Nişânî-i Sânî’den (s. 364) bahsederken “tumturâk-ı elfâz ile mukayyed sözler”in ses yönüyle ihtişamlı fakat anlam yönüyle zayıf olduğunu ifade eder. Çelebi, terimi dört yerde de lafız-mana uyumu bağlamında,  ses bakımından gösterişli anlam yönüden zayıf sözleri ifade için kullanmıştır.

Beyânî, Makâlî-i Dîger bahsinde şairin kelâmının tumturâk-ı elfâzla kayıtlı, beliğ ibarelerle  güçlendirilmiş olduğunu belirtir (Sungurhan,  2017b, s. 193-194). Burada anlamla ilgili herhangi bir olumsuzluk ifade edilmediği için terimin gösterişli, parlak söyleyişi ifade etmek için kullanıldığı söylenebilir. Fakat Nişânî-i Dîger’den bahsederken “inşâsı tumturak-ı elfâzdur, âmiyânedür, üstâdâne degüldür” diyerek inşasının görkemli kelimelerle kurulmuş olsa da bayağı olduğunu söyler (s. 209)(Örnek 4).

Gelibolulu Ali, Şeyhî’den bahsederken “tumturâk-ı edâ vâdîsinde lisânı ebkem idi” der (İsen, 2017, s. 36). Müellif, Şeyhî’nin üslubunu gösterişsiz bulur, ilerleyen satırlarda anlam yönünden de nazmını zayıf gösterir. Ahmed Paşa için de “tumturâk-ı elfâz-ı şâir-pesende sarf-ı kudret ü tüvân eylememişdür” (s. 49) diyerek şairin gösterişli bir üsluba sahip olmadığı yönünde eleştiride bulunur. Ulvî’den bahsederken örnek olarak verdiği şiirin edasının ve tumturâk-ı elfâzının beğenildiğini söyler (s. 60)(Örnek 5). Müellif burada da diğer kullanımlarda da terimi parlak, gösterişli sözleri ifade etmek için olumlu anlamda kullanmıştır.

Riyâzî, Figânî’den bahsederken kasidede tumturâk-ı elfâz semtini ilk olarak o açmıştır, der (Açıkgöz, 2017, s. 260). Burada şairin kasidelerindeki parlak ve dikkat çekici söyleyiş yönüne işaret edilmiştir. Veysî’nin şiirlerinin söyleyiş yönüyle pek çok şairi şaşırttığını “debdebe-i tumturâk-‘ibârât-ı tannâne” terkibiyle ifade etmeye çalışır (s. 339).

Sâlim, Kâmî-i Dîger’in şiirlerini pür-tumturâk olmama yönüyle eleştirir. Kâmî’nin şiirleri gösterişli/parlak değildir fakat eskilerin üslubu üzere tatlılık ve selasetle yoğrulduğu için beğenilmektedir (İnce, 2018, s. 382)(Örnek 6).

Tezkirelerde terimin genel anlamda ses yönü güçlü, gösterişli ve parlak sözleri ifade etmek için kullanıldığı görülür. Bunun yanında terim, lafız-mana ilişkisi çerçevesinde lafız  yönü güçlü fakat anlam/hayal yönü zayıf sözleri ifade etmek için de kullanılmıştır. Özellikle Hasan Çelebi terimi bu çerçevede anlamlandırmış ve dört yerde de bu şekilde kullanmıştır.

Divanlarda fazla yer almayan kelime ihtişam, görkem gibi sözlük anlamlarının yanında gazellerin makta ve kasidelerin fahriye beyitlerinde parlak, gösterişli, ses getiren sözler anlamıyla kullanılmıştır. Mesîhî bir gazelinin makta beytinde Şeh-i iklîm-i nazm oldun Mesîhî/Cihânı tutdı sözün tumturâkı (Mengi, 2020, s. 283) diyerek sözünün gücüne, etkisine vurgu yapmıştır. Nef’î, Sultan Murad için yazdığı kasidenin fahriye bölümünde “Sözde nazîr olmaz bana ger olsa âlem bir yana/Pür-tumturâk u hoş-edâ ne Hâfızım ne Muhteşem” (Akkuş, 2018, s. 72) diyerek sözünün debdebeli oluşuna vurgu yaparak meydan okumuştur.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime terim anlamıyla Devletşâh’ta 1, Latîfî Tezkire’sinde 1, Meşâirü’ş-şu’arâ’da 3, Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 4,  Beyânî Tezkiresi’nde 2, Künhü’l-ahbâr’da 3, Riyâzu’ş-şu’arâ’da 2, Sâlim Tezkiresi’nde 1 yerde kullanılmıştır. 




Örnekler

Örnek 1:
Sanâyi‘-i şi‘riyyeden ve bedâyi‘-i nazmiyyeden tumturâk-ı elfâz u hayâl ve tezyîn-i ibârât u makâl sûy u semtin ihtiyâr u intihâb itmişdür (Canım, 2018, s. 220).

Örnek 2: 
İzârî: Monlâ Lutfî, Monlâ İzârî’nün şöhreti zâtına gâlibdür ve halkun merhûma fazl ile i’tikâdları kâzib olmakdan tab’îr idüp Monlâ İzârî hınk-ı hıtâbî yanî lafzı pür-tumturâk ve kendü bî-ma’nâdur dimek kasd ider imiş (Kılıç, 2018, s.459).

Örnek 3: 
İzârî: Rivâyet olınur ki (Hazret)-i Mevlânâ Lutfî Mevlânâ-yı mezbûrun subh-ı iştihârı kâzib ü nâmı zât-ı sütûde-sıfâtına gâlibdür. Tumturâk-ı elfâz makûlesindendür ki fehvâ vü ma’nâdan mu’arrâ vü müberrâdur dimekden ‘ibâret idüp (Hazret)-i Mevlânâdan çeng-i hatâyî lafzı ile kinâyet iderdi (Sungurhan, 2017a, s. 551).

Örnek 4:
Nişânî-i Dîger: Beyne’l-enâm inşâ ile şöhret-i tâmmı vardur. Lâkin inşâsı tumturak-ı elfâzdur âmiyânedür üstâdâne degüldür. Bu eş’âr anundur (Sungurhan, 2017b, s. 209).

Örnek 5: 
Ulvî: Burusevîdir. Husûsâ sâde-gûyân-ı selefün tarz-ı gazelde peyrevîdir. Sâ’ir eş’ârına göre bu ebyâtı güzîdedür. Hattâ edâsı ve tumturâk-ı elfâzı pesendîdedür. Nazm:

Ey sefer azmin iden yâr-ı Hudâ yârun ola
Himmet-i ehl-i nazar kâfile-sâlarun ola

Yol uran kişi harâmî gözün önünde senün
Cân-ı uşşâk gibi zâr u giriftârun ola   (İsen, 2017, s. 60).

Örnek 6: 
Egerçi eş‘ârı öyle pür-tumturâk u bî-misâl ve şu‘arâ-yı zamâneniñ güftârı gibi libâs-ı âteşîn ve ma’nî-i âbdâr ile öyle ‘âlü’l-’âl ve mûy-ı Deylem gibi hayâl-ender-hayâl degildir fe-ammâ yine vâdî-i kudemâ üzre nemekîn ve selâsetle tarh olunmuş yek-edâ-yı şîrîndir (İnce, 2018, s. 382). 




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html

Afîfî, R. (1391). Ferheng-nâme-i Şi’rî. C. II. Tahran.

Akkuş, M. (2018). Nef’î Dîvânı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/57741,nefi-divanipdf.pdf?0.

Ayverdi, İ. Kubbealtı Lügati.  Erişim adresi: https://lugatim.com/

Canım, R. (hzl.)(2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Çetindağ, Yusuf (2002). Eleştiri Terimleri Açısından Herat Mektebi Tezkirelerinin Anadolu Tezkirelerine Tesiri. Bilig. S.22. 139-132.

Devellioğlu, F. (2012). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. 29. Baskı. Ankara: Aydın Kitabevi.

Dihhuda, A. E. (1998). Lugat-nâme. C. VII. Tahran: Müessese-i İntişarat ve Çap-ı Danişgâh-i Tahran.

İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html

Kanar, M. (2016). Büyük Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Mengi, M. (hzl.)(2020). Mesîhî Dîvânı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/74203,mesihi-divanipdf.pdf?0 

Redhouse, J. W. (1987). Turkish and English Lexicon. Beyrut: Librairie du Liban. 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
18/06/2025
logo-img